Kanlı Savaş

Albay Khançeri dağlı halkların thamateleri, liderleri ile görüşmesi için Kafkasya’ya gönderilmişti.

General Filipson’ un anılarında bu ziyaret şu şekilde anlatılır :

– Gelincik’e vardığımızın ikinci günü beş kişilik dağlı elçi heyetinin sayın Velyaminov ile görüşmek üzere kaleye geldiklerini haber aldık. Elçiler Şapsığları ve Natuhayları temsil ettiklerini söylediler. Generale ‘Bizi de topraklarımızı da Rusya’ya verdiğini Türk Sultan’ı duyurmuştur, hiçbir hakkı olmasa da. Bizler özgürüz, özgürlüğümüz için savaşacağız, Ruslar Kuban’dan çekilinceye kadar savaşacağız, topraklarımızı işgal etmedikçe Ruslarla dost kalacağız…’ dediler. Velyaminov temsilcilere kısa cevap verdi ‘Biz Çarımızın emirlerini uyguluyoruz, savaşta her şeylerini kaybederlerse bu Çerkeslerin suçu olur…’

Rus subaylarının çoğuna göre ne pahasına olursa olsun, savaş sonuna kadar götürülmeliydi. Çerkeslerle anlaşarak ticaret yaparak ilişkilerin sürdürülmesi adaletini destekleyenler de vardı.

1859-yılında general Filipson ile Abzehler anlaştılar, savaşı durdurdular. Abzehler teslim oldular: liderleri Muhammet Emin Ruslara teslim oldu. Abzehlerin anlaşma şartları ülkelerini, dinlerini, geleneklerini korudukları sürece savaşa girmeyecekleri şeklindeydi.

Abzehlerin savaştan çekildiği haberine Petersburg sevinmişti ya da sevinmiş gibi yazdı:

– Her zaman olduğu üzere Zass, emir verip kestirdiği ölülerin kafalarını yanına alarak Proçno Okopa (mevzilere) dönmüştür. Bir yıl sonra Stavrapol’de rastladım. Kendisi öndeki kızaktaydı, arkasında birkaç kızak onu takip ediyordu. ‘Bayım nereye böyle? Kızaklarla ne götürüyorsun?’- diye sordum. ‘ Velyaminov’un yanına gidiyorum’ dedi. General, kızaklardakini gösterdi. Kalbim bir tuhaf oldu. Kızağın içerisine baktığımda elli kadar kafatası vardı.’

Bütün bunları yazmamın sebebi dağlı halkları kanlı savaşa sürükleyen zalim subayda merhamet olmadığını gösteren nice örneklerin bulunduğudur. Bunların yüzünden dağlı halklar savaşın sonuna kadar silahlarını bırakamadılar. Bunun Çerkeslere ne getirdiğini hepimiz biliyoruz. Savaştan arta kalanları kıyıya sürdüler, vatanlarını bırakmak zorunda kaldılar.

Çerkeslerin vatanlarından çıkartılmaları fikrini ilk olarak Kafkasya karargahı başkanlığındaki Dimitri Mülyitin savunmuştu. 1857 yılında şöyle yazmıştı: ‘Onlar (Çerkesler) Don bölgesine gönderilmeli çünkü Stavropol valilik bölgesinde boş arazi yoktur. Onları oralarda Kazakların arkasına yerleştirip onların topraklarına da Kazakları yerleştirirsek amacımıza daha çok yaklaşırız. Ama bu düşüncemizi göçürülme aşamasına kadar dağlılardan gizlemeliyiz’’

1860 yılında Çerkeslerin kaderini çizen karar alındı. Buna ilişkin Mülyitin şöyle yazmıştı: ‘Pşıze-Kuban ötesinde (Çerkesya) savaşın stratejisine yönelik general Filipson ile Graf Yevdokimov fikir birliği sağlayamadı. Filipson’a göre Batı Kafkasya’da yaşayan halklarla Doğu Kafkasya’nın oluşması II. Aleksandr’ın 1861 yılı sonbaharında Kafkasya’ya gidişine rastlar.

O yıl 16 Eylül’de Çar’la Abzeh, Ubıh ve Şapsığların görüşmesi Mülyitin’in anılarında ‘Rus İmparatorunun önünde asil Berzec ailesinden birisi duruyordu’, şeklinde, M.İ.Venükov’un anılarında ise bu olay : ‘ Birçok kişinin bilmediği bir işten söz etmeden edemeyeceğim’ -şeklinde geçer.

İmparator Kafkasya’ya gittiğinde dağlıların liderleri ile görüşmeyi istemişti. Bana göre o zamanlar dağlı halklara yönelik açık seçik bir kanun henüz yoktu. ‘Dağlıların yaşadıkları yerlerden kovulmaları gerekir mi ya da oralar onlara bırakılmalı mıydı kaleleri geçmeyecek gibi? (II. Aleksandır devri tarihi 1871)‘

Öyle görünüyor ki onun hükümeti döneminde dağlıların topraklarından sürülmesi düşüncesi yoktu. Yine bu ‘tarihte’ yazılara rastlıyoruz: ‘Dağlıların topraklarından sürülmesi çok insanın kaybolmasına, aynı zamanda Çerkeslerin yok olmasına yol açacağını ilettiğini… Dağlı halkların liderleri ile imparator konuştuğunda geleneklerine: inançlarına ve mülklerine dokunmayacaklarını, sadece kaleleri inşa ettikleri topraklar dışında bir kayıplarının olmayacağını, bunlara karşılık dağlıların kendilerine itaat etmeleri ve esirleri iade etmeleri gerektiğini ifade etti. İkinci gün dağlıların cevabını imparatora getirdiler. Cevapta, ‘Rus ordusunun Pşıze-Kuban ve Labe nehirlerinin ötesine çekilmeleri dağlı halkaların liderlerinin şartı’ vardı.

Çerkes liderlerinin imparator ile görüşmesinden sonra Graf Yevdokimov telaşlandı. Dağlılar silahlarını bırakıp Ruslarla birleşirlerse topraklarında kalacaklarından kortu. Generalin başka amacı vardı. Bir tek Çerkesin bile topraklarında bırakılmaması gerekiyordu, onun için savaşıyordu. Yevdokimov yine bir kötülük düşündü. Subaylarından birini Albay Abderrahman’ı gece dağlıların yanına gönderdi. ‘Diretir zorlarsanız imparatorun sizler için yapmayacağı yoktur, şeklinde Yevdekimov’un sözlerini dağlıların liderlerine iletti . İmparator ile pazarlık yapın orduyu Pşıze ile Labe nehirleri ötesine çekmesini, kıyı boyunda inşa ettiği kaleleri kaldırmasını istemelerini’ söyledi. Yevdekimov’un önerisi Çerkesleri şaşırttı. İşte o zaman işleri zorlaştı. General de amacına ulaştı.

Çerkesler o zaman seçimlerini yapmak durumunda kalmışlardı ya Rusya ile yavaş yavaş yakınlaşacaklar ya da savaşa baş koyacaklardı. Başka yol kalmamıştı. Yok oluşlarını hazırlayan ikincisini seçtiler.

Başlattığımız bu yazıda genoside dönüldüğünde vatanlarından kovulan Çerkeslere sürgün yollarında yapılan insafsızlıklara, çektikleri acıları benzetilecek örnek bulunamaz. Bunu haketmediler. Çerkesler, kanlarının dökülmesi, yurtlarının boşaltılması için bir suç işlemediler.

Bu kötü şanssızlığa engel olunamaz mıydı? Elbette cevap vermek kolay değil. Rus-Kafkas savaşlarını başlatan, sürdüren, uygulayan Rus ordusu subaylarının seçtiği yol, en kötü ve acımasız yoldu görüşündeyim. Bu yoldu Çerkesleri mahveden.

‘Olan oldu, artık bir şey yapılamaz’ diyenleri dürüst bulmuyorum. Eğer bu olayı doğru kabul ediyorsanız onun başında olanları sorgulamayı da doğru bulmuyorsunuz demektir. Tarih her şeyi düzeltir, ona geri dönmeye gerek yok diyorsanız, peki kim suçlu? Bir daha yineliyorum : tartışmasız, Çerkeslere genosid uygulandı bu kapatılamaz.Devlet bu konuda kendini suçlamalıdır.

( 2007. yılında San-Petersburg’da Rusça yayınlanan ‘Zvezda’ dergisinin 12. sayısından alınmıştır.)

‘Adıge Makh’, ‘Adıge Psalhe’, ‘Şerces Heku’ gazeteleri bir arada periyodik aylık gazetede 21 Mayıs 2010’da yayınlandı.

En İyi Oyun Blog