|
Sinop ili
Türkeli ilçesi Tavaca Köyü
PASTORAL BİR ŞİİR TAVACA
Yaz-kış
yemyeşil, çam ve köknar ağaçlarından oluşan sık ormanlar
arasında uzanan zümrüt gibi bir vadi... Vadinin içinde ve
yamaçlarında öbek öbek noktacıklara benzeyen evler... Doyumsuz
yeşilliklerin içinde çok çok yirmi hanelik köyler, İsviçre
Alpleri'ni çağrıştıran kartpostal görüntüleri sunuyor. Vadinin
en tepesinden göz kırpan Tavaca ise Sinop'un Türkeli ilçesine
bağlı ormaniçi Gökçealan köyünün bir mahallesi. Burada Kuzey
Kafkasya'dan göç eden Çerkesler yaşıyor. Yaklaşık yirmi haneden
oluşan köyde kış aylarında yalnızca iki-üç aile kalıyor. Yazın
sıcak günlerinde ise serinlemek için köy yoluna düşenlerin
sayısı artıyor; gelen misafirlerle evler dolup taşıyor, yatacak
yer bulmak bile sorun oluyor. Bilenler bilir, Karadeniz'de evler
yüksek tepelerin, yeşil yamaçların üstüne kuş gibi kondurulur.
Burada da düzleştirilen araziye kurulu, bahçeli, etrafları tahta
çitlerle çevrili ahşap evler tipik Karadenizli. Zemin katta
hayvanların barındığı ve yakılacak odun depolanan 'hayataltı'
var. Onun üstündeki girişte altı basamaklı merdivenle çıkılan 'hayatönü'
bulunuyor.
Balkon
gibi de kullanılabilen ahşap sütunlu bu bölüme, yaz günlerinde
bir masa atıp serin serin yemek yemenin keyfi bir başka. 'Hayatönü',
etrafı dört ya da altı odayla çevrili geniş, dikdörtgen bir
salona, 'hayat'a açılıyor. İçinde nice 'hayatlar' yaşanan bu
pastoral evlerin çatıları ise yassı taşlarla örtülü. Evlerin bir
başka özelliği de dış cephelerindeki ahşap oyma tekniği ile
yapılmış kabartma yazı ve şekiller. Duvarlarda 'Allah',
'Bismillah' gibi dini duyarlılığı yansıtan kelimelerin yanı
sıra, evin yapılış tarihini ve sahibinin aile adını da görmek
mümkün. Şekillerse, Çerkes geleneklerinde kutsal kabul edilen
bir çeşit tüfekten ve ev sahibinin serveti ağırlığınca süslenmiş
kama gibi savaş aletlerinden oluşuyor. Kuzey Kafkasya'dan gelip
buraya ilk yerleşen aile büyüklerinin sarıklı ve kalpaklı mezar
taşlarında ise Arap alfabesi ile yazılmış, ailenin kökenini
tanımlayan Osmanlıca yazılar var. Köyde herkes birbiriyle yakın
akraba. Hal böyle olunca sohbet, muhabbet ve yardımlaşma hiç
eksik olmuyor. İmece usulü hazırlanan akşam yemeklerinden sonra
yaşlılar evlerden birinde toplanıyor.
Meyveler
yeniliyor, demli çaylar içiliyor ve sohbetler bitmek bilmiyor.
Gençler de hiç geri kalır mı, onlar da geç saatlere kadar
eğleniyor. Kız-erkek bir araya gelince danslar ediliyor, oyunlar
oynanıyor. Çerkeslerin kendi aralarındaki bu sıcak ilişki köye
gelen konukları da hemen sarıp sarmalıyor. Konuklarına da
içlerinden biri gibi doğal, samimi ve sıcak davranıyorlar.
Geleneklerine çok bağlı Çerkeslerin kültürlerini kolayca
algılayan, kendilerini evlerindeki gibi rahat hisseden konuklar
da ortama uyum sağlamakta güçlük çekmiyor. Köylüler arasındaki
yardımlaşma ve işbirliği kentlilere bir ibret dersi verir
gibi... Çerkesler yalnızca kendi evlerinin değil, çevrenin de
güzelleşmesi için büyük çaba harcıyor. Elinden iş gelen herkes
çam ormanları içindeki köy parkının bakımını zevkle yapıyor.
Parkta zincir ve ip kullanılmadan, tamamen ahşaptan yapılma bir
salıncak ile köy halkının yemek yiyip, çay içtiği ahşap masalar
bulunuyor. Özellikle yaz aylarında herkes burada toplanıyor,
park ocağında demlenen çay eşliğinde uzun sohbetler yapılıyor.
Çerkesler tam anlamıyla çay tiryakisi.
Ayrıca,
çam ağaçlarından topladıkları yaş kozalakları da kaynatarak,
kırmızı renkte ve farklı lezzete sahip bir çay elde ediyorlar.
Bu çay mideye ve sindirim bozukluklarına iyi geliyor. Çerkesler
gelenekleri ve doğaları gereği cömert ve sıcakkanlı insanlar.
Büyük bir bolluk içinde geçen ve hep birlikte neşe içinde
yenilen yemekler bunun bir göstergesi. Kendine has bir
mutfakları var. Az ama kuvvetli öğünler yemeyi adet edinmişler.
Bu nedenle yemekleri daha çok et ve süt ürünlerinden oluşuyor.
Kendilerine özgü üçgen şeklinde, yağda kızartılmış, içi peynirli
ya da cevizli, 'haluj' adı verilen bir börekleri var. Haluj,
ekmek gibi sofraya konularak yoğurt, kaymak, tereyağı ve balla
birlikte yeniyor. Akraba ve eş dosta ziyaret sırasında haluj
hediye olarak götürülüyor. Ayrıca mısırunu, ceviz, tereyağı ve
kişniş gibi malzemelerle hazırlanan, özel bir çömlek olan
'çöven'de, odun ateşi üstünde ağır ağır pişirilen 'şıpsi'
dedikleri sıcak sos da pek iştah açıcı. Haşlanmış tavuk etleri
bu sosa yatırılıp çok lezzetli bir yemek elde ediliyor.
Bunu
'pasta' dedikleri, yine çövende, mısırunuyla hazırlanan bir tür
yumuşak ekmekle yiyorlar. Dünyadaki bütün kültürlerin
benzeştiği, doğayla iç içe bir yaşamın özleminin çekildiği
çağımızda, gelenekleri ve doğal güzellikleriyle özgünlüğünü
kaybetmemiş bir yaşam tarzı görmek mutluluk veriyor.
* Aylin Dinçel, fotoğrafçı.
SKYLIFE
Dergisi
Kaynak:
http://www.thy.com/tr-TR/skylife/archive/tr/2002_12/konu12.htm#1
|