|
|
|
|

|
|
Türkiye'de Çerkes Köyleri |
|
|
|
DÜZCE OVASINDA KURULAN İLK ÇERKES
KÖYÜ;
İSTİLLİ (YEDİGEY-KANOKO HABLE)
|
|

Nejat ÖZSOY (Gut’e)
[Nart Dergisi 39. Sayı]
Çerkesler Çarlık Rusya'sının uyguladığı yayılmacı politikaların
bir sonucu olan savaşlarda yenilgiye uğrayarak, 1864'lü yıllar
öncesi ve sonrasında anavatanları Kafkasya'dan zorla koparılıp
Osmanlı topraklarına sürgün edildiler. Söz konusu yıllar ve
1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonucunda Düzce'de 20 bine yakın
Çerkes iskan edilmiştir. Düzce’ye yerleşen Çerkes kabileleri
nüfus çoğunluğuna göre şunlardır;
Şapsığlar-Abzehler, Abazalar, Ubıhlar,
Kemirguylar (Köprübaşıömerefendi köyü-Haçemziy), Besniler ve
Kabardeyler (Sarıdere köyü-Aşabey). Ayrıca Hatukuay, Jane ve
Bijeduğ kabilelerinden çok az sayıda haneler de yerleşmiştir.
DÜZCE’DEKİ TEK KABARDEY KÖYÜ
Vital Cuinet'in 1891-1894´de Paris´de dört
cilt halinde yayımlanan "La Turquie d´Asie" adlı eserinin Bursa
ve Kastamonu'yu anlatan cildinde, Düzce'ye bağlı 133 köy
gözükmekte ve genel nüfus 34.691 olarak verilmektedir. Elimizde
sağlıklı veriler olmamasına rağmen 1898 yılı Kastamonu Vilayeti
Salnamesi ve iskân yıllarından bugünlere ulaşan sözlü
anlatımları da göz önünde bulundurduğumuzda o yıllarda Düzce
Ovası’nda Çerkesler tarafından 80 civarında yerleşim birimi
kurulduğunu söyleyebiliyoruz. Bu yerleşim birimlerinden bir
kısmı bataklık ve sağlıksız alanlar üzerinde kurulduğundan
buralara yerleşenler kısa sürede hastalıklardan kırılmış ve
neticesinde haneler çevre köylere ve şehir merkezine
dağılmışlardır. 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesi’ndeki köyler
ve elimizdeki verileri değerlendirdiğimizde ise Çerkesler
Düzce’deki 77 köyün kurucusu oldular. Bu köyler içinde 4
tanesinin kuruluşu ile ilgili elimizde net bilgiler olmamakla
birlikte toplumumuzda yaygın olarak Çerkeslerin kurduğu köyler
olarak bilinir. Ayrıca Çerkesler iskan yıllarında ovada mevcut 4
köye de yerleşerek yerli halk ve diğer muhacirlerle birlikte
yaşadılar. 1898 Yılı Salnamesi’ne göre Düzce Ovası’nda toplam
146 köy bulunmaktaydı. Çerkesler tarafından kurulan bu 77 köyün
20 kadarı Abaza köyleridir. Güneydeki dağ eteklerinde Abzeh,
Şapsığ-Ubıh, Ubıh-Abaza köyleri kurulmuştur. Dağ eteğinde
kurulmuş olan Eçuen Hable köyü (Hatiphacıibrahim) sıtma
hastalığı ve harbe gidenlerin geri dönmemesi sebebiyle 1930’lu
yıllarda 6-7 haneye düşerek Aydınpınar köyüne (Şaguc hable)
katılmıştır. Ovada kurulan tek Kabardey köyü olan Sarıdere
köyünde de benzer sebeplerle hiç Kabardey kalmamıştır. Düzce
ovasının birçok yerinde Çerkes hanelerin oluşturduğu ve
kayıtlara geçmeden dağılan yerleşim ünitelerinin olduğu
bilinmektedir. Bunlardan en bilineni bugünkü Çocuk Esirgeme
Kurumu’nun arkasında Karaca Deresi kıyısında yerleşimi olan
Şeveş'uhable idi.
1864-1876 yılları arasında Düzce'de iskan
edilen Çerkeslerin özellikle şehrin merkezine göre güneyde kalan
düz arazilere, ova düzlüklerine ve güneydeki yükseltilerin
birleştiği alanlara daha yoğun olarak yerleştikleri biliniyor.
1877-1878 yılları ve sonrasında iskan edilen Çerkesler de
özellikle şehir merkezine çok yakın alanlarda ve şehri bir daire
şeklinde genişleyerek kuşatacak şekilde kuzey, güney ve doğu
istikametlerinde yerleşmişlerdir. Düzce'ye genel olarak tamamına
yakını 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonrası gelen Abazalar
ovadaki düz arazilerden ziyade ova ile yükseltilerin birleştiği
alanlarla, yüksek ve ormanlık kesimlerde iskan edilmişlerdir
(Dağ eteklerine–Dağlık yerlere yerleşime ancak ova arazileri
dolduktan sonra izin verilmiştir).
Düzce şehir merkezindeki Çerkes yerleşimi ise
özellikle Cedidiye mahallesinde yoğunlaşmıştır. Düzce ovasında
Çerkeslerin yerleştiği alanlar yerel olarak şöyle ifade edilir:
Düzce şehir merkezinin güneyinde kalan ve ova düzlüğünden
güneydeki dağ yükseltilerinin yamacına kadar uzayan alandaki
Çerkes köylerinin oluşturduğu kısma “Mezç’ağ”. Mezç’ağ’ın
kuzeyinde kalan ve şehir merkezinin doğu, batı ve kuzeyindeki
ova düzlüğünde bulunan köylerin oluşturduğu kısma “Kucur”
denilir.
Bugün Düzce’deki Çerkes köylerinin büyük
çoğunluğu ne yazık ki Çerkes Köyü olma hüviyetini kaybetmiştir.
Çerkesler sürgün sonrası yaklaşık yüzyıl kadar, diğer
kültürlerle iletişimin az olduğu dışa kapalı köy yaşantılarında
geleneklerini, kimliklerini koruyabildiler. Köyden köye mızıka
sesleri yankılandı, kızlı erkekli kafileler halinde köyden köye
düğünlere gittiler. Fakat 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün
dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızlı bir sosyal ve ekonomik
değişim ve nüfus hareketinin başlamasıyla birlikte Çerkes
köyleri de çözüldü ve kentlere yöneldi.
1999 yılı aralık ayında yapılan yasal
düzenleme ile Düzce “il” statüsüne kavuşmuştur. Öncesinde Bolu
iline bağlı olan Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova,
Yığılca ilçeleri ve yasal düzenleme ile ilçe yapılan Kaynaşlı
ilçesi Düzce'ye bağlanmıştır. Bugün Düzce İline bağlı, merkez
ilçe ile birlikte 8 ilçe, 11 belediye (3 tanesi merkez ilçeye
bağlı belde belediyesi) ve 302 köy vardır. Düzce ovası Kuzey
Anadolu fay kuşağındaki yer hareketlerinin etkisiyle oluşmuş
genç bir çöküntü havzasıdır. Kabaca kare biçimli olup doğu-batı
boyutu
23 km, kuzey-güney boyutu ise
20 km kadardır. Düzce ovası ve etrafını çeviren yükseltilerde
220 köy bulunmaktadır. Bu köylerin 117 tanesi merkeze bağlı
köylerdir.
İSTİLLİ KÖYÜ (YADİGEY)
Düzce’de
iskan edilen Çerkeslerin ovada kurmuş olduğu ilk köy İstilli
Köyüdür. Düzce şehir merkezinin batısında
7 km. uzaklıkta bulunan İstilli
Köyü’nün (Yedigey, Kanokohable) ilk sakinlerinin bugünkü Adıgey
Cumhuriyeti'nin başkenti Maykop'un yaklaşık 160 km kuzeydoğusundaki Armavir şehrine
25 km. mesafede ve Kuban nehri kıyısında bulunan Konokovo
yerleşim biriminde yaşadıkları, 1854'lü yıllardaki Rus işgali
nedeniyle verdikleri kayıplar ve uygulanan baskı politikaları
neticesinde köyleri Kanokohable'de barınamaz hale geldikleri ve
sonuçta bir kısmı civar köylere giderken bir kısmının da zorunlu
olarak Osmanlı topraklarına göç ettikleri bilinmektedir.
KÖYDE HİÇ ÇERKES KALMADI
İstilli Köyünden olan ve bugün Ankara’da yaşayan Netabje Cankat
Devrim’in Köyü’ne ilişkin derlediği bilgileri sizinle paylaşmak
istiyorum;
“Köy 1854 yılında Kafkasya’da bugünkü Armavir şehri civarında,
Kuban nehrinin sol kıyısında, Kanokoey (Kanoko Hablee) isimli
köyden gelen Besni Adigeleri tarafından kurulmuştur. Kanokoey
bugünde “KANOKOVA” adıyla mevcuttur, ancak hiç Çerkes yoktur.
1850’lerde işgale uğrayınca bir Kazak (Kozak) istasyonu kurulmuş
ve Kanoko Stanitsa adı verilmiştir. Orada barınamaz duruma
gelmeleri neticesinde köy halkından sağ kalanların bir kısmı
Osmanlı ülkesine hicret etmiş, bir kısmı da daha güçlü olmak
endişesi ile önce civardaki Şhaşefij köyü ile birleşmiş ve 17
sene sonra tekrar ayrılarak yine civarda Kanoko Bekmirze’nin
adından dolayı Bekmirzey denilen köyü kurmuşlardır. Eski köyleri
Kanokoey bugün tamamen Kazak nüfustan oluşmaktadır. Besnilerin
trajedisi ve küçük çap tada olsa Osmanlıya gelişleri, yer
tahsisi vs. konularında Türkiye Arşivlerinde 300 den fazla
yazışma ve belge olduğunu Sn. Tarık Cemal Kutlu’dan (Bildirdiği
gibi sürgün ve göçle ilgili bazı belgeleri yayınlamıştı.)
duydum.
1854 yılında Besni kabilesi reisi Pşı Kanoko Adilgeri (Rus
belgelerindeki adı ile Kinyaz Kanoko Adilgeri) reisliğinde 30-40
Çerkes silahşör süvari Düzce’ye gelip Osmanlı tarafından
kendilerine gösterilen Düzce Ovası’nda Kafkasya’daki köyleri
Kanokoe’ye benzer konumda gördükleri İstilli adlı Rum köyü
kalıntısı civarını tespit ettiler. O tarihlerde Düzce Ovası
ormanlar, çalılıklar ve bataklıklarla kaplı bir sıtma yatağı
idi. O sebeple biraz yüksekçe bir yer gerekiyordu. Köy yeri
Melen Çayı’nın sağ kıyısında, sudan yüksekçe bir ağaçlık-tepe
düzlük şeklinde olup, Bağdat yolunun (Eski Roma askeri yolu)
kenarında idi. Bugünkü Muhacir Taşköprü Köyü’nün karşısında,
Melen’in karşı kıyısındadır. Bilhare (40 sene sonra) Melen
Çayı’nın taşkınları köy yerleşim yerini tehdit etmeye başlayınca
daha içeri kısımlara, (mezarlıkların bulunduğu kısma) Bağdat
Yolu köy ortasından geçecek şekilde yolun iki tarafına
yerleştiler. Düzce bölgesinde ilk tespit edilen Çerkes Köyü
burasıdır. Bugün hala kalıntısı duran Eski Melen Köprüsü’nün
(Düzce’den hareketle) sol tarafında, bugünkü Mamure Köyü
yakınlarında Melen Çayı’nın kıyısında bulunan çok büyük bir
ağaca o zaman Kanoko’ların aile damgası ateşte kızdırılıp
vurularak işaretlenmiştir. Aynı şekilde bugünkü Paşakonağı Köyü
yakınlarındaki türbe civarında büyük bir ağaca, yine bugünkü
Köprübaşı Ömer Efendi Köyünün (Haçemziy) bulunduğu yerde Melen
Çayı’nın sağ kıyısındaki büyük bir ağaca aynı damga vurularak
ortaya çıkan üçgen şeklindeki arazi köy arazisi olarak tespit
edilerek “Yedigey” adı verilmiştir. Besnilerin köy için
kullandıkları isim budur. Bu işlemi yapan, Kafkasya’dan gelmiş
kafile içinde sadece Pşı Kanoko Adilgeri, Pşı Anezoko Rıza Bey,
Paşa Bekmirze ve dedemin dedesi Netabje Şevloh’un isimlerini
biliyorum.
KONAKA YEDİG’İN KÖYÜ
Kafkasya’daki
çıkış yerimiz olan Kanokoey Köyü’nün de Besniler arasındaki adı
Yedigey’dir. Bu köyün ne zaman kurulduğu bizce bilinmiyor. Ancak
köy kurucusu olması gereken Kanoko Yedig’in köyü manasına gelen
Yedigey adıyla anılıyor. (Böylece Besni Pşı’larının içinde
Kanoko’lardan Yedik isminde bir kişinin tarihte var olduğu
sonucuna ulaşmış oluyoruz.)
Çorum’un bugünkü adıyla Sazdeğirmen Köyü’nün gerçek adı da
Yedigey’dir. Bu köy halkı yaklaşık 1880-1884’lerde gelmiş
olabilirler (Hüseyin Ercan Bey’den alındı). Bu durum gösteriyor
ki, Düzce’deki Yedigey halkı ile Çorum Yedigey halkı
Kafkasya’daki Yedigey-Kanokoey-Kanoko Hable’den gelmiştir.
Düzce’deki Yedigey’in yeri ve hudutlarının tespitinden sonra
kafile Kastamonu’ya gitmek üzere resmi işlemler için olsa gerek,
o zaman Mutasarrıflık olan Bolu’ya gitmiştir (Halk arasında,
Padişah tarafından Kanoko Adilgeri’ye Kastamonu Sancak
Beyliği’nin verildiği söylentisi vardır. Gerçek ise Osmanlı
Arşivinde belgesi bulunması gerekir) Yine bize ulaşan bilgilere
göre bölgede bulunanların güçlü bir elde güçlü bir halk olarak
toplanmasını istemeyen zamanın Bolu Mutasarrıflığı Kanoko
Adilgeri’yi kaldığı handa zehirletmiştir. Onun ölümü üzerine
kafile ikiye ayrılmış ve Pşı Anezoko Rıza Bey (Kendisi aslen
Kabardeydir) maiyetiyle Düzce Ovasında yine eski bir Rum köyü
kalıntısı üzerinde köyünü kurmuştur. Köy Uğursuyu isimli akarsu
civarındadır. Bu köye onun soyadından dolayı Anejokoey (Bugünkü
Develibesni Köyü) adı verilmiştir. Kafkasya’daki Anejokoey
Köyünden çıkan bazı Besni aileleri Çorum’da da eski köylerinin
adıyla Anejokoey diye yeni bir köy kurmuşlardır (Yeni adı
Kırkdilim).
Kafkasya’daki köylerinin adının yeni yerleşim yerlerinde
kurdukları köylere de verilmesi olayı daima görülmüştür. İşte
Düzce’de kurulan yeni Anejokoey (Develibesni) ile Çorum’da
kurulan yeni Anejokoey (Kırkdilim) Köyü halklarının orijini
Kafkasya’daki Anejokoey Köyü’dür. (Besleney mıntıkasında,
bugünkü adıyla Uspenski Rayonu’nda ve yine bugünkü idari tabirle
Karaçeyevo-Çerkesya diye adlandırılan bölgede).
Bilindiği gibi Besnilerde tek bir Pşı ailesi vardır (Kanokolar).
Kendilerine sonradan Kabardey, Kemırguy ve Abaza Pşı’lerınden
kimseler de katılmış bulunuyordu. Besnilerden sonra ovaya gelen
Şapsığ, Abzeh, Ubıh ve Abazalar Anejokoey’e Besnihable,
Yedigey’e Kanokohable derler.
Kanoko Adilgeri’nin ölümü üzerine vasiyeti gereği Netabje Şevloh
Kafkasya’ya dönüp esasen akraba olan Kanoko ve Netabje
sülalelerinden bir grubu Düzce’ye, tespit ettikleri köy yerine
getirmiştir. Kanoko Adilgeri’nin oğullarından Kanoko Saadgeri bu
kafilede gelmiş, diğer oğulları Kanoko Bekmırze ve Kanoko Ayteç
Kafkasya’da kalmışlardır. Köye Kanoko ve Netabjelerle birlikte
gelen başka Besni ailelerde vardır. Bunlardan bildiklerimiz;
YEL’EÇIE’ler, DOHEC’ler, SIMHA’lar (Bu aile Abazalarda da
vardır) PETRES’ler, BERZEG’ler (Bu aile aslen Ubıh’tur)
ÇEKAL’ler gibi. Ancak köy hiçbir zaman, Çerkes ailesi olarak
25-30 haneyi geçememiştir. Sıtma ve diğer salgın hastalıklar,
iklim değişikliği, katıldıkları 6 büyük savaş çok kimseyi yok
etmiştir. Bu sebeplerle zaman içinde köye yerleşen diğer Çerkes
kabilelerinden bazı ailelerinde bir kısmı yok olmuştur. Köye
yerleşip ayrılan ailelerde vardır, Şıbzoho’lar, Deguf’lar,
Abat’lar gibi. Ayrıca köye yerleşen Rumeli muhacirleri ve
Karadeniz’li ailelerde olmuştur.
Yedigey Balkan Savaşına 48 asker göndermiş bunlardan sadece köy
çobanı (Deli Mehmet-Çerkes değildir.) sağ olarak dönebilmiştir.
Balkan savaşında çocuk olanlar ise ancak İstiklal Savaşı
sırasında eli silah tutabilecek duruma gelmişler onlarda meşhur
Düzce olayları sırasında Düzce’ye gelen Ethem Beyin Kuvva-yı
Seyyaresine katılarak Yunanla savaşa gitmişlerdir. Sayıları 24
olan bu gönüllülerde gidince köyde erkek olarak, o zamanki kanun
gereği köyde bırakılan Köyün Hocası Hatip İbrahim den başka
kimse kalmamıştır. Onunda gözleri Trahom hastalığı etkisi ile
günışığında görememektedir. Köyden İstiklal savaşına
katılanların isimleri maalesef Düzce Askerlik Şubesinde yoktur.
Yalnız Balkan Savaşında ölenlerin nüfus kayıtlarına şehit olarak
işlenmiştir. İsim olarak benim tek bildiğim Balkan Şehidi Köy
Hocası Hatip İbrahim’in ağabeyi Netabje Osman’dır. Kuvva-yı
Seyyareye katılarak savaşa giden 24 kişiden benim bildiğim;
Yel’eçıe Davut-sağ döndü, Simha Aslan- Yunanistan’da 15 yıl
kadar yaşadıktan sonra sağ döndü, Netabje İsmail-Kütahya civarı
Simav-Gediz savaşlarında şehit oldu. Berzeg Osman-gelişmiş
vücutlu ancak yaşça küçüktü (15-16 yaşlarında) sağ olarak döndü.
İSTİLLİ’DE YAŞAYAN SÜLALELER
YEDİGEY
(Kanoko Hablee) İstilli Köyünde yaşamış olduklarını bilebildiğim
sülaleler şunlardır;
Kanoko (Tükenmiştir), Berzeg, Sımha, Netabje (Netabjelerin
Yedigey deki koluna Osmanlı kayıtlarında Bekmerz Bey oğulları
denirdi.), Kezak Sehoşuka (Aile Bolu-Elmalık köyünden gelip
Yedigey’e yerleşmişti.), Yel’eçıe, Yenemıko (Köye sonradan
yerleştiler.), Donec, Petres, Çekal (Yedigey’e Ankara Bala dan
gelmiş bir Besni ailesidir.), Şıbzoho (Tahminen 1905-10
senelerinde şimdiki adıyla Karaçay-Çerkesya’dan gelip Yedigey’e
yerleşmişler, köyde fazla kalmayıp Nüfrene yerleşmişlerdir.),
Mamşi (1918-20’li yıllarda Kafkasya’dan gelmişlerdir.),
Afemığoet, Abat (Köye sonradan yerleşip ayrılarak Yayakbaşı
köyüne gitmişlerdir) ve Deguf.
Göç-Sürgün sırasında birbirlerini kaybetmiş olan ailelerin bir
kısmı Samsun-Havza, Amasya, Kayseri-Uzunyayla ve Ankara-Bâla
gibi yerlere yerleşmişlerdir…..”
Sözün uçup gittiği ve yazının ise hep bir kaynak olarak
hizmetimizde olduğunu düşünecek olursak yukarıdaki çalışmanın
önemi daha iyi anlaşılır.
Bir Düzceli olarak ovada kurulan ilk Çerkes Köyü olan İstilli’yi
ziyaret etmek bugüne kadar nasip olmamıştı. Köyün ilk
sakinlerinin çeşitli nedenlerle köyden ayrılmaları ve köyün
hızla Çerkes Köyü olma hüviyetini kaybetmiş olması nedeniyle
bizi buralara çekebilecek zehes, düğün, akraba ziyareti gibi
vesilelerde ortadan kalktığından yolumuz buralara hiç düşmedi.
İstilli denince aklıma ilk olarak Düzce Kuzey Kafkas Kültür
Derneğini 1965’li yılların şartlarında pek çok sıkıntıya göğüs
görerek açan rahmetle andığımız Netabje Rıza Devrim gelir.
İLK KEZ ZİYARET EDİYORUM
Ekim ayının sıcak bir hafta sonu bu çalışmaya
bir şeyler daha katabilmek için yolumuz İstilli Köyüne düştü,
şehir merkezine olan mesafesi 7 km olmasına rağmen yolunu bulmak için ufakta olsa
çabaladığımızı söyleyebilirim. Melen Çayı kıyısında uzayan
asfalt yolun sonundaki kısa rampayı aştığımızda köye girmiştik.
Oldukça dar bir şekilde kıvrılarak uzayan yol, klasik Çerkes
Köylerinde görülen ve hanelerin avlu darabalarından yola bayağı
bir pay bırakan düzeninden oldukça uzaktı. Tam bunları
aklımızdan geçirirken yolun bir anda genişleyip alabildiğine
yeşil çimenin uzandığı şirin mi şirin bir köy meydanına ulaştık.
İşte o klasik görüntüyü yakalamıştık. Evlerin önündeki geniş
çimlerde oynayan çocuklar sonbaharın bu sıcak gününü
değerlendiriyordu. Köy meydanının tam ortasındaki köy konağının
bahçesine girdiğimizde gözümüze makamında önündeki evrakları
işleyen Köy Muhtarı Abdullah Ateş ilişti. Muhtarı selamlayarak
kendisine misafir olduk. Köyün tarihi ile ilgili bir çalışma
yaptığımızı duyan Muhtar oldukça heyecanlandı ve her konuda
yardıma hazır olduğunu söyledi. Bugün nüfusu Karadenizli
ağırlıklı olan köyde Bulgaristan Muhacirleri de bulunuyor.
Muhtarın verdiği bilgiye göre Köyün 123 hanesi ve tahmini olarak
800’e yakın nüfusu var. Köydeki Çerkes hane sayısı ise 5.
Abdullah Beye köyün tarihi ile ilgili bilgisini sorduk ve şu
cevabı aldık. “Benim köyün kuruluşu ve tarihi ile ilgili
bilgilerim sınırlı, 85 yaşın üzerindeki yaşlılardan dinlediğim
kadarıyla 135-140 yıl önce köyümüz etraftaki manav (Yerli Halk)
köylerinin tarım arazisiymiş. 1860’larda Rus istilasından kaçmak
zorunda kalan Çerkes kökenli vatandaşlar buraya yerleşmişler.
Sonrasında 93 harbi diye bilinen 1878’lerdeki Osmanlı-Rus
harbinden sonra Bulgaristan Muhacirleri gelmiş. Bizimkilerde
Birinci Dünya savaşı yıllarında yani 1914’lü yıllarda o zamanın
savaş şartlarında Karadeniz’den göç ederek İstilli’ye
ulaşmışlar. Sonraki yıllarda da Karadeniz’den göç devam etmiş ve
şimdi bugünlere geldik.”
İstilli Köyünün bugün merkezi bir konumu var ve mevcut
İlköğretim Okuluna çevre köylerden öğrenciler taşımalı eğitimle
getiriliyor. Köyü fotoğraflamak için çıktığımız su kulesi de
çevredeki 7 köyün içme suyunu sağlıyor. Günün sonunda köyün
bugünkü durumunu daha etraflı irdeleyecek zamanımız olmadığından
Muhtardan izin isteyerek İstilli den ayrıldık. Köyün geçmişten
bugüne nüfusu ile ilgili elimizdeki veriler şu şekildedir, 1898
Kastamonu Vilayeti Salnamesinde hane sayısı 44, nüfusu 220 ve
Resmi Nüfus sayımlarına göre 1960 (493), 1965 (535), 1970 (376),
1985 (480), 1990 (516), 1997 (502), 2000 (604)’dir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
-ÖZSOY, Nejat., “ÇERKESLERİN DÜZCE'DE İSKANI”, Ajans Kafkas,
İstanbul,2003,
http://www.kafkas.org.tr/ajans/2003/aralik/04.12.2003_duzce,
(04.12.2003)

|
|
|
| |
|
|
| |
| |
| |
| |
| |
|
|
.. |
|
... |