Türkiye'de Çerkes Köyleri

 

DÜZCE OVASINDA KURULAN İLK ÇERKES KÖYÜ;
İSTİLLİ (YEDİGEY-KANOKO HABLE)

 

 

 

Nejat ÖZSOY (Gut’e)
[Nart Dergisi 39. Sayı]

 

Çerkesler Çarlık Rusya'sının uyguladığı yayılmacı politikaların bir sonucu olan savaşlarda yenilgiye uğrayarak, 1864'lü yıllar öncesi ve sonrasında anavatanları Kafkasya'dan zorla koparılıp Osmanlı topraklarına sürgün edildiler. Söz konusu yıllar ve 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonucunda Düzce'de 20 bine yakın Çerkes iskan edilmiştir. Düzce’ye yerleşen Çerkes kabileleri nüfus çoğunluğuna göre şunlardır;
 

Şapsığlar-Abzehler, Abazalar, Ubıhlar, Kemirguylar (Köprübaşıömerefendi köyü-Haçemziy), Besniler ve Kabardeyler (Sarıdere köyü-Aşabey). Ayrıca Hatukuay, Jane ve Bijeduğ kabilelerinden çok az sayıda haneler de yerleşmiştir.

 

DÜZCE’DEKİ TEK KABARDEY KÖYÜ

 

Vital Cuinet'in 1891-1894´de Paris´de dört cilt halinde yayımlanan "La Turquie d´Asie" adlı eserinin Bursa ve Kastamonu'yu anlatan cildinde, Düzce'ye bağlı 133 köy gözükmekte ve genel nüfus 34.691 olarak verilmektedir. Elimizde sağlıklı veriler olmamasına rağmen 1898 yılı Kastamonu Vilayeti Salnamesi ve iskân yıllarından bugünlere ulaşan sözlü anlatımları da göz önünde bulundurduğumuzda o yıllarda Düzce Ovası’nda Çerkesler tarafından 80 civarında yerleşim birimi kurulduğunu söyleyebiliyoruz. Bu yerleşim birimlerinden bir kısmı bataklık ve sağlıksız alanlar üzerinde kurulduğundan buralara yerleşenler kısa sürede hastalıklardan kırılmış ve neticesinde haneler çevre köylere ve şehir merkezine dağılmışlardır. 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesi’ndeki köyler ve elimizdeki verileri değerlendirdiğimizde ise Çerkesler Düzce’deki 77 köyün kurucusu oldular. Bu köyler içinde 4 tanesinin kuruluşu ile ilgili elimizde net bilgiler olmamakla birlikte toplumumuzda yaygın olarak Çerkeslerin kurduğu köyler olarak bilinir. Ayrıca Çerkesler iskan yıllarında ovada mevcut 4 köye de yerleşerek yerli halk ve diğer muhacirlerle birlikte yaşadılar. 1898 Yılı Salnamesi’ne göre Düzce Ovası’nda toplam 146 köy bulunmaktaydı. Çerkesler tarafından kurulan bu 77 köyün 20 kadarı Abaza köyleridir. Güneydeki dağ eteklerinde Abzeh, Şapsığ-Ubıh, Ubıh-Abaza köyleri kurulmuştur. Dağ eteğinde kurulmuş olan Eçuen Hable köyü (Hatiphacıibrahim) sıtma hastalığı ve harbe gidenlerin geri dönmemesi sebebiyle 1930’lu yıllarda 6-7 haneye düşerek Aydınpınar köyüne (Şaguc hable) katılmıştır. Ovada kurulan tek Kabardey köyü olan Sarıdere köyünde de benzer sebeplerle hiç Kabardey kalmamıştır. Düzce ovasının birçok yerinde Çerkes hanelerin oluşturduğu ve kayıtlara geçmeden dağılan yerleşim ünitelerinin olduğu bilinmektedir. Bunlardan en bilineni bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu’nun arkasında Karaca Deresi kıyısında yerleşimi olan Şeveş'uhable idi.

 

1864-1876 yılları arasında Düzce'de iskan edilen Çerkeslerin özellikle şehrin merkezine göre güneyde kalan düz arazilere, ova düzlüklerine ve güneydeki yükseltilerin birleştiği alanlara daha yoğun olarak yerleştikleri biliniyor. 1877-1878 yılları ve sonrasında iskan edilen Çerkesler de özellikle şehir merkezine çok yakın alanlarda ve şehri bir daire şeklinde genişleyerek kuşatacak şekilde kuzey, güney ve doğu istikametlerinde yerleşmişlerdir. Düzce'ye genel olarak tamamına yakını 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonrası gelen Abazalar ovadaki düz arazilerden ziyade ova ile yükseltilerin birleştiği alanlarla, yüksek ve ormanlık kesimlerde iskan edilmişlerdir (Dağ eteklerine–Dağlık yerlere yerleşime ancak ova arazileri dolduktan sonra izin verilmiştir).

 

Düzce şehir merkezindeki Çerkes yerleşimi ise özellikle Cedidiye mahallesinde yoğunlaşmıştır. Düzce ovasında Çerkeslerin yerleştiği alanlar yerel olarak şöyle ifade edilir: Düzce şehir merkezinin güneyinde kalan ve ova düzlüğünden güneydeki dağ yükseltilerinin yamacına kadar uzayan alandaki Çerkes köylerinin oluşturduğu kısma “Mezç’ağ”. Mezç’ağ’ın kuzeyinde kalan ve şehir merkezinin doğu, batı ve kuzeyindeki ova düzlüğünde bulunan köylerin oluşturduğu kısma “Kucur” denilir.

 

Bugün Düzce’deki Çerkes köylerinin büyük çoğunluğu ne yazık ki Çerkes Köyü olma hüviyetini kaybetmiştir. Çerkesler sürgün sonrası yaklaşık yüzyıl kadar, diğer kültürlerle iletişimin az olduğu dışa kapalı köy yaşantılarında geleneklerini, kimliklerini koruyabildiler. Köyden köye mızıka sesleri yankılandı, kızlı erkekli kafileler halinde köyden köye düğünlere gittiler. Fakat 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızlı bir sosyal ve ekonomik değişim ve nüfus hareketinin başlamasıyla birlikte Çerkes köyleri de çözüldü ve kentlere yöneldi.

 

1999 yılı aralık ayında yapılan yasal düzenleme ile Düzce “il” statüsüne kavuşmuştur. Öncesinde Bolu iline bağlı olan Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Yığılca ilçeleri ve yasal düzenleme ile ilçe yapılan Kaynaşlı ilçesi Düzce'ye bağlanmıştır. Bugün Düzce İline bağlı, merkez ilçe ile birlikte 8 ilçe, 11 belediye (3 tanesi merkez ilçeye bağlı belde belediyesi) ve 302 köy vardır. Düzce ovası Kuzey Anadolu fay kuşağındaki yer hareketlerinin etkisiyle oluşmuş genç bir çöküntü havzasıdır. Kabaca kare biçimli olup doğu-batı boyutu 23 km, kuzey-güney boyutu ise 20 km kadardır. Düzce ovası ve etrafını çeviren yükseltilerde 220 köy bulunmaktadır. Bu köylerin 117 tanesi merkeze bağlı köylerdir.

 

İSTİLLİ KÖYÜ (YADİGEY)

Düzce’de iskan edilen Çerkeslerin ovada kurmuş olduğu ilk köy İstilli Köyüdür. Düzce şehir merkezinin batısında 7 km. uzaklıkta bulunan İstilli Köyü’nün (Yedigey, Kanokohable) ilk sakinlerinin bugünkü Adıgey Cumhuriyeti'nin başkenti Maykop'un yaklaşık 160 km kuzeydoğusundaki Armavir şehrine 25 km. mesafede ve Kuban nehri kıyısında bulunan Konokovo yerleşim biriminde yaşadıkları, 1854'lü yıllardaki Rus işgali nedeniyle verdikleri kayıplar ve uygulanan baskı politikaları neticesinde köyleri Kanokohable'de barınamaz hale geldikleri ve sonuçta bir kısmı civar köylere giderken bir kısmının da zorunlu olarak Osmanlı topraklarına göç ettikleri bilinmektedir.

 

KÖYDE HİÇ ÇERKES KALMADI

İstilli Köyünden olan ve bugün Ankara’da yaşayan Netabje Cankat Devrim’in Köyü’ne ilişkin derlediği bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum;

“Köy 1854 yılında Kafkasya’da bugünkü Armavir şehri civarında, Kuban nehrinin sol kıyısında, Kanokoey (Kanoko Hablee) isimli köyden gelen Besni Adigeleri tarafından kurulmuştur. Kanokoey bugünde “KANOKOVA” adıyla mevcuttur, ancak hiç Çerkes yoktur. 1850’lerde işgale uğrayınca bir Kazak (Kozak) istasyonu kurulmuş ve Kanoko Stanitsa adı verilmiştir. Orada barınamaz duruma gelmeleri neticesinde köy halkından sağ kalanların bir kısmı Osmanlı ülkesine hicret etmiş, bir kısmı da daha güçlü olmak endişesi ile önce civardaki Şhaşefij köyü ile birleşmiş ve 17 sene sonra tekrar ayrılarak yine civarda Kanoko Bekmirze’nin adından dolayı Bekmirzey denilen köyü kurmuşlardır. Eski köyleri Kanokoey bugün tamamen Kazak nüfustan oluşmaktadır. Besnilerin trajedisi ve küçük çap tada olsa Osmanlıya gelişleri, yer tahsisi vs. konularında Türkiye Arşivlerinde 300 den fazla yazışma ve belge olduğunu Sn. Tarık Cemal Kutlu’dan (Bildirdiği gibi sürgün ve göçle ilgili bazı belgeleri yayınlamıştı.) duydum.

1854 yılında Besni kabilesi reisi Pşı Kanoko Adilgeri (Rus belgelerindeki adı ile Kinyaz Kanoko Adilgeri) reisliğinde 30-40 Çerkes silahşör süvari Düzce’ye gelip Osmanlı tarafından kendilerine gösterilen Düzce Ovası’nda Kafkasya’daki köyleri Kanokoe’ye benzer konumda gördükleri İstilli adlı Rum köyü kalıntısı civarını tespit ettiler. O tarihlerde Düzce Ovası ormanlar, çalılıklar ve bataklıklarla kaplı bir sıtma yatağı idi. O sebeple biraz yüksekçe bir yer gerekiyordu. Köy yeri Melen Çayı’nın sağ kıyısında, sudan yüksekçe bir ağaçlık-tepe düzlük şeklinde olup, Bağdat yolunun (Eski Roma askeri yolu) kenarında idi. Bugünkü Muhacir Taşköprü Köyü’nün karşısında, Melen’in karşı kıyısındadır. Bilhare (40 sene sonra) Melen Çayı’nın taşkınları köy yerleşim yerini tehdit etmeye başlayınca daha içeri kısımlara, (mezarlıkların bulunduğu kısma) Bağdat Yolu köy ortasından geçecek şekilde yolun iki tarafına yerleştiler. Düzce bölgesinde ilk tespit edilen Çerkes Köyü burasıdır. Bugün hala kalıntısı duran Eski Melen Köprüsü’nün (Düzce’den hareketle) sol tarafında, bugünkü Mamure Köyü yakınlarında Melen Çayı’nın kıyısında bulunan çok büyük bir ağaca o zaman Kanoko’ların  aile damgası ateşte kızdırılıp vurularak işaretlenmiştir. Aynı şekilde bugünkü Paşakonağı Köyü yakınlarındaki türbe civarında büyük bir ağaca, yine bugünkü Köprübaşı Ömer Efendi Köyünün (Haçemziy) bulunduğu yerde Melen Çayı’nın sağ kıyısındaki büyük bir ağaca aynı damga vurularak ortaya çıkan üçgen şeklindeki arazi köy arazisi olarak tespit edilerek “Yedigey” adı verilmiştir. Besnilerin köy için kullandıkları isim budur. Bu işlemi yapan, Kafkasya’dan gelmiş kafile içinde sadece Pşı Kanoko Adilgeri, Pşı Anezoko Rıza Bey, Paşa Bekmirze ve dedemin dedesi Netabje Şevloh’un isimlerini biliyorum.

 

KONAKA YEDİG’İN KÖYÜ

 

Kafkasya’daki çıkış yerimiz olan Kanokoey Köyü’nün de Besniler arasındaki adı Yedigey’dir. Bu köyün ne zaman kurulduğu bizce bilinmiyor. Ancak köy kurucusu olması gereken Kanoko Yedig’in köyü manasına gelen Yedigey adıyla anılıyor. (Böylece Besni Pşı’larının içinde Kanoko’lardan Yedik isminde bir kişinin tarihte var olduğu sonucuna ulaşmış oluyoruz.)

Çorum’un bugünkü adıyla Sazdeğirmen Köyü’nün gerçek adı da Yedigey’dir. Bu köy halkı yaklaşık 1880-1884’lerde gelmiş olabilirler (Hüseyin Ercan Bey’den alındı). Bu durum gösteriyor ki, Düzce’deki Yedigey halkı ile Çorum Yedigey halkı Kafkasya’daki Yedigey-Kanokoey-Kanoko Hable’den gelmiştir.

Düzce’deki Yedigey’in yeri ve hudutlarının tespitinden sonra kafile Kastamonu’ya gitmek üzere resmi işlemler için olsa gerek, o zaman Mutasarrıflık olan Bolu’ya gitmiştir (Halk arasında, Padişah tarafından Kanoko Adilgeri’ye Kastamonu Sancak Beyliği’nin verildiği söylentisi vardır. Gerçek ise Osmanlı Arşivinde belgesi bulunması gerekir) Yine bize ulaşan bilgilere göre bölgede bulunanların güçlü bir elde güçlü bir halk olarak toplanmasını istemeyen zamanın Bolu Mutasarrıflığı Kanoko Adilgeri’yi kaldığı handa zehirletmiştir. Onun ölümü üzerine kafile ikiye ayrılmış ve Pşı Anezoko Rıza Bey (Kendisi aslen Kabardeydir) maiyetiyle Düzce Ovasında yine eski bir Rum köyü kalıntısı üzerinde köyünü kurmuştur. Köy Uğursuyu isimli akarsu civarındadır. Bu köye onun soyadından dolayı Anejokoey (Bugünkü Develibesni Köyü) adı verilmiştir. Kafkasya’daki Anejokoey Köyünden çıkan bazı Besni aileleri Çorum’da da eski köylerinin adıyla Anejokoey diye yeni bir köy kurmuşlardır (Yeni adı Kırkdilim).

Kafkasya’daki köylerinin adının yeni yerleşim yerlerinde kurdukları köylere de verilmesi olayı daima görülmüştür. İşte Düzce’de kurulan yeni Anejokoey (Develibesni) ile Çorum’da kurulan yeni Anejokoey (Kırkdilim) Köyü halklarının orijini Kafkasya’daki Anejokoey Köyü’dür. (Besleney mıntıkasında, bugünkü adıyla Uspenski Rayonu’nda ve yine bugünkü idari tabirle Karaçeyevo-Çerkesya diye adlandırılan bölgede).

Bilindiği gibi Besnilerde tek bir Pşı ailesi vardır (Kanokolar). Kendilerine sonradan Kabardey, Kemırguy ve Abaza Pşı’lerınden kimseler de katılmış bulunuyordu. Besnilerden sonra ovaya gelen Şapsığ, Abzeh, Ubıh ve Abazalar Anejokoey’e Besnihable, Yedigey’e Kanokohable derler.

Kanoko Adilgeri’nin ölümü üzerine vasiyeti gereği Netabje Şevloh Kafkasya’ya dönüp esasen akraba olan Kanoko ve Netabje sülalelerinden bir grubu Düzce’ye, tespit ettikleri köy yerine getirmiştir. Kanoko Adilgeri’nin oğullarından Kanoko Saadgeri bu kafilede gelmiş, diğer oğulları Kanoko Bekmırze ve Kanoko Ayteç Kafkasya’da kalmışlardır. Köye Kanoko ve Netabjelerle birlikte gelen başka Besni ailelerde vardır. Bunlardan bildiklerimiz; YEL’EÇIE’ler, DOHEC’ler, SIMHA’lar (Bu aile Abazalarda da vardır) PETRES’ler, BERZEG’ler (Bu aile aslen Ubıh’tur) ÇEKAL’ler gibi. Ancak köy hiçbir zaman, Çerkes ailesi olarak 25-30 haneyi geçememiştir. Sıtma ve diğer salgın hastalıklar, iklim değişikliği, katıldıkları 6 büyük savaş çok kimseyi yok etmiştir. Bu sebeplerle zaman içinde köye yerleşen diğer Çerkes kabilelerinden bazı ailelerinde bir kısmı yok olmuştur. Köye yerleşip ayrılan ailelerde vardır, Şıbzoho’lar, Deguf’lar, Abat’lar gibi. Ayrıca köye yerleşen Rumeli muhacirleri ve Karadeniz’li ailelerde olmuştur.

Yedigey Balkan Savaşına 48 asker göndermiş bunlardan sadece köy çobanı (Deli Mehmet-Çerkes değildir.) sağ olarak dönebilmiştir. Balkan savaşında çocuk olanlar ise ancak İstiklal Savaşı sırasında eli silah tutabilecek duruma gelmişler onlarda meşhur Düzce olayları sırasında Düzce’ye gelen Ethem Beyin Kuvva-yı Seyyaresine katılarak Yunanla savaşa gitmişlerdir. Sayıları 24 olan bu gönüllülerde gidince köyde erkek olarak, o zamanki kanun gereği köyde bırakılan Köyün Hocası Hatip İbrahim den başka kimse kalmamıştır. Onunda gözleri Trahom hastalığı etkisi ile günışığında görememektedir. Köyden İstiklal savaşına katılanların isimleri maalesef Düzce Askerlik Şubesinde yoktur. Yalnız Balkan Savaşında ölenlerin nüfus kayıtlarına şehit olarak işlenmiştir. İsim olarak benim tek bildiğim Balkan Şehidi Köy Hocası Hatip İbrahim’in ağabeyi Netabje Osman’dır. Kuvva-yı Seyyareye katılarak savaşa giden 24 kişiden benim bildiğim; Yel’eçıe Davut-sağ döndü, Simha Aslan- Yunanistan’da 15 yıl kadar yaşadıktan sonra sağ döndü, Netabje İsmail-Kütahya civarı Simav-Gediz savaşlarında şehit oldu. Berzeg Osman-gelişmiş vücutlu ancak yaşça küçüktü (15-16 yaşlarında) sağ olarak döndü.

 

İSTİLLİ’DE YAŞAYAN SÜLALELER

 

YEDİGEY (Kanoko Hablee) İstilli Köyünde yaşamış olduklarını bilebildiğim sülaleler şunlardır;

Kanoko (Tükenmiştir), Berzeg, Sımha, Netabje (Netabjelerin Yedigey deki koluna Osmanlı kayıtlarında Bekmerz Bey oğulları denirdi.), Kezak Sehoşuka  (Aile Bolu-Elmalık köyünden gelip Yedigey’e yerleşmişti.), Yel’eçıe, Yenemıko (Köye sonradan yerleştiler.), Donec, Petres, Çekal (Yedigey’e Ankara Bala dan gelmiş bir Besni ailesidir.), Şıbzoho (Tahminen 1905-10 senelerinde şimdiki adıyla Karaçay-Çerkesya’dan gelip Yedigey’e yerleşmişler, köyde fazla kalmayıp Nüfrene yerleşmişlerdir.), Mamşi (1918-20’li yıllarda Kafkasya’dan gelmişlerdir.), Afemığoet, Abat (Köye sonradan yerleşip ayrılarak Yayakbaşı köyüne gitmişlerdir) ve Deguf.

Göç-Sürgün sırasında birbirlerini kaybetmiş olan ailelerin bir kısmı Samsun-Havza, Amasya, Kayseri-Uzunyayla ve Ankara-Bâla gibi yerlere yerleşmişlerdir…..”

Sözün uçup gittiği ve yazının ise hep bir kaynak olarak hizmetimizde olduğunu düşünecek olursak yukarıdaki çalışmanın önemi daha iyi anlaşılır.

Bir Düzceli olarak ovada kurulan ilk Çerkes Köyü olan İstilli’yi ziyaret etmek bugüne kadar nasip olmamıştı. Köyün ilk sakinlerinin çeşitli nedenlerle köyden ayrılmaları ve köyün hızla Çerkes Köyü olma hüviyetini kaybetmiş olması nedeniyle bizi buralara çekebilecek zehes, düğün, akraba ziyareti gibi vesilelerde ortadan kalktığından yolumuz buralara hiç düşmedi. İstilli denince aklıma ilk olarak Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneğini 1965’li yılların şartlarında pek çok sıkıntıya göğüs görerek açan rahmetle andığımız Netabje Rıza Devrim gelir.

 

İLK KEZ ZİYARET EDİYORUM

 

Ekim ayının sıcak bir hafta sonu bu çalışmaya bir şeyler daha katabilmek için yolumuz İstilli Köyüne düştü, şehir merkezine olan mesafesi 7 km olmasına rağmen yolunu bulmak için ufakta olsa çabaladığımızı söyleyebilirim. Melen Çayı kıyısında uzayan asfalt yolun sonundaki kısa rampayı aştığımızda köye girmiştik. Oldukça dar bir şekilde kıvrılarak uzayan yol, klasik Çerkes Köylerinde görülen ve hanelerin avlu darabalarından yola bayağı bir pay bırakan düzeninden oldukça uzaktı. Tam bunları aklımızdan geçirirken yolun bir anda genişleyip alabildiğine yeşil çimenin uzandığı şirin mi şirin bir köy meydanına ulaştık. İşte o klasik görüntüyü yakalamıştık. Evlerin önündeki geniş çimlerde oynayan çocuklar sonbaharın bu sıcak gününü değerlendiriyordu. Köy meydanının tam ortasındaki köy konağının bahçesine girdiğimizde gözümüze makamında önündeki evrakları işleyen Köy Muhtarı Abdullah Ateş ilişti. Muhtarı selamlayarak kendisine misafir olduk. Köyün tarihi ile ilgili bir çalışma yaptığımızı duyan Muhtar oldukça heyecanlandı ve her konuda yardıma hazır olduğunu söyledi. Bugün nüfusu Karadenizli ağırlıklı olan köyde Bulgaristan Muhacirleri de bulunuyor. Muhtarın verdiği bilgiye göre Köyün 123 hanesi ve tahmini olarak 800’e yakın nüfusu var. Köydeki Çerkes hane sayısı ise 5. Abdullah Beye köyün tarihi ile ilgili bilgisini sorduk ve şu cevabı aldık. “Benim köyün kuruluşu ve tarihi ile ilgili bilgilerim sınırlı, 85 yaşın üzerindeki yaşlılardan dinlediğim kadarıyla 135-140 yıl önce köyümüz etraftaki manav (Yerli Halk) köylerinin tarım arazisiymiş. 1860’larda Rus istilasından kaçmak zorunda kalan Çerkes kökenli vatandaşlar buraya yerleşmişler. Sonrasında 93 harbi diye bilinen 1878’lerdeki Osmanlı-Rus harbinden sonra Bulgaristan Muhacirleri gelmiş. Bizimkilerde Birinci Dünya savaşı yıllarında yani 1914’lü yıllarda o zamanın savaş şartlarında Karadeniz’den göç ederek İstilli’ye ulaşmışlar. Sonraki yıllarda da Karadeniz’den göç devam etmiş ve şimdi bugünlere geldik.”

İstilli Köyünün bugün merkezi bir konumu var ve mevcut İlköğretim Okuluna çevre köylerden öğrenciler taşımalı eğitimle getiriliyor. Köyü fotoğraflamak için çıktığımız su kulesi de çevredeki 7 köyün içme suyunu sağlıyor. Günün sonunda köyün bugünkü durumunu daha etraflı irdeleyecek zamanımız olmadığından Muhtardan izin isteyerek İstilli den ayrıldık. Köyün geçmişten bugüne nüfusu ile ilgili elimizdeki veriler şu şekildedir, 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesinde hane sayısı 44, nüfusu 220 ve Resmi Nüfus sayımlarına göre 1960 (493), 1965 (535), 1970 (376), 1985 (480), 1990 (516), 1997 (502), 2000 (604)’dir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

-ÖZSOY, Nejat., “ÇERKESLERİN DÜZCE'DE İSKANI”, Ajans Kafkas, İstanbul,2003,

http://www.kafkas.org.tr/ajans/2003/aralik/04.12.2003_duzce, (04.12.2003)

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 

 

..
...