|
Şogen Pshamaf ile Ürdün’de tanıştık. Bize
“Müsteşar” statüsüyle Netanyahu Hükümeti’ne Çerkesler
konusunda danışmanlık yaptığını söyledi. Kendisiyle görevi
ve İsrail’deki Çerkesler hakkında söyleşmek istedik.
Söyleşiye yer yer İsrail’deki diğer Çerkes köyü Reyhaniye
Belediye Meclisi Üyesi olan olan Gış Memduh da katıldı. Biz
Türkçe sorduk, onlar Adığece cevap verdiler, Sn. Sabahattin
Diyner de ricamızı kırmayarak çevirmenliğimizi yaptı.
Aşağıdaki söyleşide, onların ağzından İsrail’deki
Çerkeslerle ilgili olarak merak ettiklerinizin bir kısmını
bulacaksınız.
Nart: Öncelikle bize kendinizi tanıtır
mısınız?
Şogen Pshamaf: Kfar
Kamalıyım. 43 yaşında ve evliyim, üç çocuğum var. Tarih ve
Siyaset Bilimi eğitimi gördüm. Aynı alanda Hayfa
Üniversitesi’nde master yapıyorum. Master tez çalışmamın
konusunu ilk zorunlu göçler sırasında önce Balkanlara
yerleştirilen, sonra da yeniden göçetmek zorunda kalan
Çerkesler’in tarihi oluşturacak.
Şu anda Başbakanlığına bağlı bir birimde
Müsteşarlık görevini yürütmekte olduğunuzu biliyoruz. Bize bu
birim ve göreviniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu birim, Hükümete İsrail’de yaşayan
Çerkesler konusunda danışmanlık yapmak üzere oluşturuldu.
Dolayısıyla benim Müsteşar olarak görevim İsrail toplumunun bir
parçasını oluşturan Çerkes nüfusu konusunda danışmanlık hizmeti
vermek. Böyle bir danışmanlık görevi İsrail’de 2 yıl öncesine
kadar, sadece Araplar ve Dürziler için bulunmaktaydı. 1996
yılında Çerkesler için de böyle bir müsteşarlık oluşturuldu ve
söz konusu göreve de ilk olarak ben atandım.
Nart: Bize İsrail’de yaşayan
Çerkesler konusunda kısaca bilgi verebilir misiniz? Ne zaman
buralara gelmişler nerelere yerleşmişler?
Biliyorsunuz İsrail’de iki Çerkes köyü bulunuyor. Kfar Kama ve
Reyhaniye. Kfar Kama Şapsığ köyü ve nüfusu 3500. Belediye
statüsünde. Reyhaniye ise Abzah Köyü ve nüfusu 850. Kfar Kama’da
sadece 3 Arap aile bulunuyor, Reyhaniye’de ise daha çoklar (Reyhaniye’nin
nüfusu Araplarla birlikte 1000 kişi). Reyhaniye, civarındaki 12
Arap yerleşimi niteliği taşıyan köylerle birlikte bir Belediye
bölgesi oluşturuyor. Dolayısıyla bölge Belediye Meclisinde
Reyhaniye bir üye ile temsil ediliyor. Benim köyüm Kfar Kama’ya
yerleşimin öyküsünü 10 yıl kadar önce 105 yaşındayken
kaybettiğimiz ninemden dinlediğim kadarıyla size anlatayım.
Bilebildiğimiz kadarıyla 1864 yılında Balkanlara göçetmek
zorunda kalan Çerkeslerden bir grup, buralardaki yerli halkla
yaşanan sorunlar nedeniyle 1870 yılında ikinci defa göçe tabi
tutulmuşlar ve deniz yoluyla bugün İsrail toprakları olarak
bilinen bölgeye gönderilmişler.
Yerleşim önceleri kıyı bölgelerinde olmuş, ancak daha sonra
sıtma salgınları nedeniyle kuzeye doğru yönelen 17 Şapsığ aile
Kfar Kama’yı kurmuşlar. Aslında Kfar Kama’nın bir yerleşim yeri
olarak tarihi 1200 yıl önceye kadar gidiyor. İlk sakinleri
Mağriplilermiş. Ancak Çerkesler geldiklerinde Kfar Kama’yı
terkedilmiş bir yerleşim olarak bulup, yeniden iskan etmişler.
Kendilerine bölgede daha önce etraflarındaki Bedevi kabileler
tarafından hiç kullanılmayan bir yapı malzemesiyle, kiremitten
evler yapmışlar. Yerleştikleri bölgede ticari faaliyetleri
başlatanlar da Çerkesler olmuş. Reyhaniye köyüne yerleşimin
öyküsü ise biraz daha değişik. İsterseniz onu size burada
benimle birlikte bulunan Reyhaniye Belediye Meclisi Üyesi Memduh
Ğiş anlatsın.
Böylece sözün burasında Gış Memduh araya
giriyor ve Reyhaniye’ye yerleşimin öyküsünü bize anlatmaya
başlıyor, kulağımıza mitolojik bir öykü gibi gelen kim bilir
hangi büyük büyük nineler ve dedelerden aktarıla aktarıla bugüne
ulaşmış bu sözlü tarihi size hiç değiştirmeden, onun anlattığı
biçimle aktarıyoruz. Kfar Kama’dan sonra Reyhaniye’nin kuruluş
öyküsü de şöyle;
Gış Memduh: Reyhaniye’ye yerleşim
1878’deki göç dalgasıyla birlikte olmuş. Karadeniz üzerinden
gelen kafilelerle birlikte önce Anadolu’ya, ardından Osmanlı
Yönetiminin uygun bulduğu şekilde deniz yoluyla önce Akka
limanına gönderilip, sonra da etraftaki değişik yerleşim
birimlerine dağıtılmışlar. Ancak bu dağınıklıktan rahatsızlık
duydukları için, Sultan’dan kendilerine bir köy tahsis etmesini
istemişler. Sultan’dan olur çıkınca da aralarından 3 atlıyı
yerleşime elverişli yeni bir yer bulmak üzere bölgeyi keşfe
göndermişler. Üç hafta boyunca kendilerine yeni bir yer arayan
üç atlı, nihayet toprağını, havasını, suyunu Kafkasya’dakine
benzer gördükleri Şeyh Dağı’nın etrafında karar kılmışlar.
Sonunda 1881 yılında Osmanlı’nın da yardımıyla burada
Reyhaniye’yi inşa etmişler. Reyhaniye’nin etrafı hep Arap
yerleşimiymiş ve “yabancı” ve kendilerine benzemez gördükleri
Çerkesleri “Moskovalı” diye çağırırlarmış. Böylelikle güvenlik
nedeniyle Reyhaniye bölgede emsali hiç görülmedik bir yerleşim
planıyla inşa edilmiş. Hepsi bitişik nizam olmak üzere Batı’dan
20, Doğu’dan 20, Kuzey ve Güney’den ise 8’er evden oluşan
geometrik bir plana göre kurmuşlar köyü. Evlerin ortak
duvarlarına küçük pencereler açılarak, herhangi bir tehlike
anında bütün köyün haberleşebileceği bir güvenlik sistemi
oluşturulmuş, köyün etrafı da tek kapısı gece kapanacak şekilde
duvarla çevrilmiş. Toplam 56 ev inşa edildiğine bakılırsa, 56
aileymiş Reyhaniye’ye yerleşenler. Sonradan 10 aile daha gelmiş.
Ancak onlar bu mimari plan nedeniyle evlerini duvarın dışına
kurabilmişler. Reyhaniye, Osmanlı yönetiminden sonra, 40 yıl
İngiliz vesayetinde kalmış. 1948 yılında İsrail Devleti
kurulurken ise ikiye bölünmüş. Golan Tepelerindeki diğer 12
Çerkes köyüyle birlikte Kuzeyi Suriye toprağı, Güneyi İsrail
toprağı sayılmış. Böylece aileler bölünmüş, Çerkes köyleri
birbirinden ayrı düşmüş. Bu arada yine 1967 yılında İsrail Golan
Tepelerinin Suriye taraflarını ele geçirince, Çerkes
köylerinin nüfusunun önemli bir kısmı Şam’a yerleşmek durumunda
kalmış, sonra da bir kısmı ABD’ye göç etmiş. 1967 yılındaki bu
değişiklikten sonra Reyhaniyelilerin bir kısmına da göçten pay
düşmüş.
Burada Gış Memduh’ın Reyhaniye’ye ilişkin
olarak anlattıklarına sonra yeniden dönmek üzere ara verip,
Şogen Pshamaf’la söyleşimize devam ediyoruz.
Nart: Biraz da Kfar Kama’daki bugünkü
toplumsal, ekonomik yaşamdan söz eder misiniz?
Şogen Pshamaf: Kfar Kama belediye
olarak İsrail yerleşimi olan diğer köylerle aynı statüye sahip
ve merkezin sağladığı imkanlardan eşit olarak yararlanıyor.
Yerleşim yerimiz bütünüyle Çerkes nüfustan oluştuğu için,
İsrail’de herkes köyümüzün adı geçince bunun bir Çerkes köyü
olduğunu biliyor, dolayısıyla belediyemiz de bu kimliği ile
tanınıyor. Aynı şey Reyhaniye için de geçerli. Bu arada Kfar
Kama’yı anlatırken bir parantez açıp, İsrail devletinin İsrail
toplumunu oluşturan bütün etnik grupların farklı etnik
kimliklerini tanımasının bir göstergesi olarak nüfus
cüzdanlarımızda da Çerkes kimliğimizin tescil edildiğini
eklemeliyim. Eklenmesi gereken bir şey daha var: İsrail yurttaşı
olarak tam bir eşitlik ve özgürlüğe sahibiz, bu arada bazı
konularda ayrıcalıklarımız da olabiliyor. Örneğin, İsrail’de
askerlik kadın/erkek bütün yurttaşlara zorunlu olduğu halde,
Çerkes kadınlarının, tıpkı Dürzi kadınlar gibi, askerlik
zorunlulukları yok.
Yeniden Kfar Kama’ya dönersek, her
meslek grubundan insan var köyümüzde, ancak daha çok polis,
memur ya da serbest meslek sahipleriyle karşılaşıyorsunuz.
Eğitim düzeyi -üniversite eğitimi anlamında- giderek
yükseliyor. Ayrıca Köyde tarım da yapılıyor. Bu bütünüyle
ihracata yönelik modern usullerle yapılan bir tarım. Tarım
Bakanlığı, belirli bir standart tutturarak ihracata yönelik
tarım yapmak isteyenlere özel bir ruhsat veriyor, arkasından da
her türlü teknolojik yardımı sağlıyor. Toplumsal yaşama gelince;
geleneklerimizi sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun
en önemli parçasını gençlerin bunların yaşatılmasına gönüllü
katılımı oluşturuyor. Spor kulübümüzde ya da Kültür merkezimizde
gençler bir araya gelerek çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar.
Köyde herkes ana dili olarak Çerkesceyi biliyor ve evlerde hep
Çerkesce konuşuluyor. Kfar Kama hakkında bu söylediklerim
Reyhaniye için de geçerli. Köylerde dışarıdan -yani Çerkes
olmayanlarla- evlenmeler hiç yok. Önceleri evlenmeler hep köy
içinden olurdu, son 20 yıldır ise evlenmeler Reyhaniye ile Kfar
Kamalı gençler arasında oluyor.
Nart:Herkes Çerkesceyi biliyor, evlerde
hep Çerkesce konuşuluyor dediniz, İsrail’de Çerkeslerin
kültürlerini yeniden üretebilmelerine imkan sağlayan koşullar
var mı? Bu imkanlar varsa bile yazılı/görsel medyanın İbranice
ya da Arapça rekabeti karşısında nasıl durulabiliyor?
Bu iki
şekilde mümkün oluyor. Birincisi az önce de belirttiğim gibi
çocuklar Çerkesce konuşulan evlerde büyüyor, sokakta
arkadaşlarıyla oynarken de bu dili kullanıyor. Yani okul çağına
kadar öğrendiği ilk dil anadili. Bu arada İbranice ile de
tanışıyor tabi, özellikle televizyon aracılığıyla. Ancak
İbraniceyi sistematik olarak öğrenmeye daha sonra okul
yıllarında başlıyor. Biliyorsunuz İsrail’de ilk/orta öğrenim ilk
dokuz yılı zorunlu olmak üzere toplam 12 yıl. Zorunlu 9 yılı
tamamladığınızda okuldan ayrılabilirsiniz ancak, 12 yılı
tamamladığınızda bitirme sınavı gibi bir sınav vererek
üniversite eğitimine hak kazanabiliyorsunuz. Bu eğitim sistemi
içerisinde öğrenciler İbranice’nin yanısıra Arapça ve İngilizce
de öğreniyorlar. Ayrıca 5.yıldan itibaren 3 yıl süreyle haftada
en az 2 saat olmak üzere Çerkesce ders görüyorlar. Bu dersler
ağırlıklı olarak alfabenin, bu arada da Çerkeslerin tarihinin
öğrenilmesi biçiminde oluyor. Yani zorunlu 9 yıllık eğitim
sırasında çocuklarımız, çoğu Kafkasya’dan gelen hocaların
katkılarıyla Çerkescelerini ilerletme imkanı bulabiliyorlar.
Dolayısıyla evlerde Çerkesce konuşulmaya devam edildiği ve
temel eğitimde sırasında alfabe de öğrenilerek, bilinenin
ilerletilmesi imkanı elde edildiği için anadil televizyona
rağmen unutulmuyor, kullanılıyor ve böylece yaşatılıyor.
İsrail’deki eğitim sistemi böylelikle farklı etnik
topluluklara, resmi dil olarak İbranicenin yanısıra,
anadillerini, Arapçayı ve İngilizceyi, dolayısıyla 4 alfabeyi
öğreterek oldukça zor bir işi başarmaya çalışıyor.
Evlerde ve okulda konuşulabildiği için
Çerkesce unutulmuyor, yaşıyor diyorsunuz. Peki eğitim açısından
hiç sorununuz yok mu? Örneğin Kfar Kama’da görülen öğrenim
Çerkes gençlerine yüksek öğrenimin yolunu açacak bir nitelik
taşıyor mu? Eğitim açısından en önemli sorunumuz, Kfar
Kama’da sadece temel öğretimin zorunlu 9 yıllık bölümünün
bulunması. Bu nedenle çocuklarımız, üniversiteye gidebilmeleri
için gerekli diploma ile bitirme sınavını alabilecekleri son 3
yıllık okul için başka başka köylere gitmek zorunda kalıyorlar.
Bu da 12 yılı tamamlayarak, yüksek öğrenime devam etmede engel
oluşturuyor. Çözüm olarak şimdilik, bütün öğrenciler için tek
bir köy belirleyerek, oradaki okula toplu olarak gitmelerini
sağlamaya çalışıyoruz. Bir başka çabamız da, üniversiteye
girişe esas teşkil eden bitirme sınavında Çerkes gençleri için
anadillerinin de sınava girilebilecekleri dillerden birisi
olarak kabul ettirilmesini sağlamak yönünde. Bunlar
gerçekleşirse, gençlerimiz arasında son yıllarda artış gösteren
yüksek öğrenim görme oranının, daha da artacağını düşünüyoruz.
Burada Reyhaniyeli Gış Memduh araya girerek, Reyhaniye’de
kendilerinin de 9 yıllık zorunlu temel öğretim okulları
bulunduğunu; öğrencilerin 5.ve 9.yıllar arasında haftada 4 saat
olmak üzere Çerkesçe ders gördüklerini; Kfar Kama’dan farklı
olarak, kendi okullarında temel eğitim dilinin İbranice yerine
-Reyhaniye ve civarında Musevi yerleşimi bulunmadığından- Arapça
olduğunu, ancak öğrencilerin İbranice’yi de Arapça kadar iyi
öğrendiklerini” belirtiyor. Yüksek öğrenim konusunda ise, “daha
çok kızların yüksek öğrenimi tercih ettiklerini, erkeklerin
askerlik yapmayı tercih ettiklerini” ilave ediyor.
Nart: Son olarak, İsrailli Çerkesler
olarak anayurt Kafkasya ve diasporadaki diğer Çerkes
topluluklarla aranızdaki ilişkiler nasıl anlatır mısınız? Ayrıca
İsrail’den anayurda hiç “dönüş” yapan oldu mu?
Bu ilişkiler özellikle son yıllarda çok
artmaya başladı. Örneğin Türkiye’ye gidip gelen çok oldu. Hatta
buraya gelip yerleşen, evlenenler de oldu. Ancak Suriye’deki
akrabalarımızla, hemşehrilerimizle 1967 yılından beri hiç
görüşemiyoruz. Ürdün’deki Çerkeslerle ilişkilerimiz ise yine son
yıllarda belirgin bir artış gösterdi. Anayurtla ilişkilere
gelince; sınırlar açıldıktan sonra, Kafkasya’ya çok rahatlıkla
gidip gelebilmeye başladık. Öyle ki, gidip de oraları görmeyen
kalmadı. Bu arada dil öğretmek için okulumuza öğretmen
getirttik. Dönüşle ilgili sorunuza gelince; Kfar Kama’dan bir
kişi yerleşmek üzere gitti, ancak 3 yıl sonra döndü. Sanıyorum
bunun nedeni belki de, İsrail’de bizim bütün otantikliği ile
Çerkeslere ait olan yerleşimlerde, Çerkes kimliğimizle, Çerkes
gibi yaşayabiliyor oluşumuz. Ayrıca İsrail’de yaşam düzeyinin
çok yüksek olması da kanımca önemli bir etken.
Okuyucularımız adına bu güzel söyleşi
için çok teşekkür ediyoruz.
[Röportaj:
Erol Taymaz –
Nart Dergisi]
|