|
Evinden uzak yaşayan tüm
Çerkesler’e, merhaba,
Bu ay ki
yazıma çok önemli bir haberle
başlamak istiyorum. Abhazya’da
Çin Restoranı açıldı. Evet-evet
doğru okudunuz; Çin. Restoranın
felsefesi de adında saklı: Yin-Yan.
1,5 porsiyon sabah yogası
yediğimi düşünenler olabilir.
Ama değil; şefini bizzat gördüm;
Çinli.
Geçen
yazımda kivi reçeli yapacağımdan
bahsetmiştim. Yaptım da. Kıvamı
biraz akıcı olunca tekrar
kaynatmaya karar verdim. Ve
kitap okumaya dalıp karamelli
kivi reçelini icat ettim. Başka
bir açıdan bakarsak; yaktık da
diyebiliriz. Tencereyi bir hafta
da eski haline getirmek beni
yordu tabii. O yüzden reçel
eğlencesine bir süre ara vermeyi
uygun gördüm. Ben zaten hep öyle
görürüm. Yapılacak daha bir sürü
iş bulabiliyorum kendime nasıl
olsa…
Mesela,
Abhazca dublajlı Şrek izlemek
gibi. Ve onun benzeri animasyon
filmler… o kadar eğlenceli ki;
anlatamam. Bildiğim az
Abhazcamla anlayabilmek büyük
mutluluk veriyor.. hele Açada
(eşek) nın diyaloglarına ve
seslendirme biçimine
bayılıyorum…
Sevgili
okurlar, yavaş yavaş adaptasyon
sürecini geçiyorum galiba… artık
sokakta, dükkanlarda, pazarda,
dolmuşta, kursta, vs. daha
rahatım. Ve ayrıca karşı
komşumun şekeri bittiği için
benden istediğini, eşinin ise
bir gün otomobiliyle beni
merkeze bıraktığını ilave etmek
isterim. Mahallenin bakkalı ve
kuaförüyle de çok güzel bir
iletişimim var. Çok eğleniyoruz,
her görüştüğümüzde.
İnanmayacaksınız belki ama
bakkalda dondurulmuş lahana
sarması ve genelde haluj olarak
bildiğimiz hamur işleri
satılıyor. Tabi kimin hangi
şartlarda yaptığını öğrendikten
sonra almak lazım… Bir de
pazarda havuç aldığım Rus
bayanın tek kelime Abhazca
bilmemesine tepki gösterdim bu
kez. En azından alışverişlerinde
yetecek kadar bilmesi
gerektiğini anlattım çat-pat.
Komşusu da çevirmenlik yaptı
tabi. Ayrılırken arkamdan
Abziaraz diye seslenmesini
öğrendi hemen…
Abhaz
Devlet Televizyonu'nda bir
yarışma dikkatimi çekti bu ay.
Bir şarkı yarışması. Okuyanların
hepsi çocuk ve şarkıların hepsi
Abhazca. Üç kişilik jürisi var.
Şarkılar okunduktan sonra
yorumlar yapılıyor. Çocuklar
konuşuyor. Bu yaşta bu kadar
güzel Abhazca konuşmaları inanın
insanın içini kıpırdatıyor. Ben
de ikinci kez televizyona çıktım
tabi bu ay, hem de Abhazca
kendimi tanıtmamı yayınlamışlar
kısa bir süre haberlerde. Ama o
kadarı bile insanların güzel
övgülerini almama yetti.
Üniversite öğrencileriyle bir
tanışma toplantısı
düzenlenmişti. Ve üniversitenin
gazetesinden bir öğrenciyle
röportaj yapacağız bu hafta.
‘’Kisel’’
adında bir içecek denedim, çok
beğendim. Boza kıvamında şekerli
meyveli kırmızı bir içecek…
Geleneksel Kafkas şifacılarından
birinin, arkadaşım için
hazırladığı ilacı gördüm. Bir
kavanoz saydam sıvının içinde
çeşitli kökler… ve mucizeler
yarattıklarını duydum…
Lalelerin yüzlercesinin bir
ağaçta nasıl bulunabileceğine
hayret ettim. Görülesi ve
büyülenilesi bir ağaç…
Dünyanın
en lezzetli sebzelerinin
bulunduğu salatama, çekirdeksiz
limon sıkmanın kolaylığını
yaşadım. Şimdi bir tane çıkar
dedim ama hiç çıkmadı…
Bir
marketten çıktıktan sonra Kafkas
kıyafetleri giymiş bir büyükle
karşılaştım. O kadar olağan bir
durumdu ki; her gün aynı
kıyafeti giydiğine eminim…
Sevgili
evinden uzak yaşayan Çerkesler,
üç ay önce ben de sizden
biriydim. Artık Abhazya’ya
yerleştim ve hızla uyum
sağlıyorum. Haberlerinizi
alıyorum tabii. Buradan çok
faklı göründüğünüzü söylemek
zorundayım. Bir çoğunuz günümüz
Kafkasya’sından bihaber olarak
yaşamını sürdürüyor.
Derneklerde, yaşamında,
kültürümüzü yaşatmak için
mücadele eden bir çok arkadaşım;
kitaplardan okuduğu ve
birilerinden duyduğu bilgiler
üzerine hareket ediyor. Mesela;
Kafkasyalı bir çocuğun nasıl
yetiştirilmesi gerektiği üzerine
herkesin söyleyecek sözü vardır.
Ama her gün önünden defalarca
geçtiğim, hem de Abhazca eğitim
veren bir ilkokulun duvarlarında
ki mermi izlerini; görmeniz
gerektiğini düşünüyorum. O
pırıl-pırıl çocukların bu
manzara eşliğinde; okul
bahçesinde oyun oynarken neler
hissedebileceğini, hissetmenizi
istiyorum. Ve her şeye rağmen;
bir çocuğun nasıl böyle
gülümseyebileceğini anlamanızı
istiyorum. Liderlik kavgaları,
siyasi çekişmeler yaratanlar,
internette saçma-sapan gruplar
kuranlar, gereksiz açıklamalar
yapanlar, gereken açıklamaları
yapmayanlar ve –bizi
yaralayabilecekleri en can alıcı
nokta- Abhaz Adıge ayrımcılığına
çanak tutan Çerkesimsiler;
toplum için çaba harcadığını
maske edinip, kendi ruhunu
tatmin edenler, hepinize
sesleniyorum: -- DURUN! Mermi
izlerinin arasında anadilinde
eğitim alan, oyun oynayan ve
gülümseyen çocuklar adına
istiyorum bunu: DURUN!
Yaptıklarınızın görülmediğini
sanıyorsanız, aldanıyorsunuz.
Yoksa o çocuklar büyüyünce sizi
durduracaklar.
Yazımı
her zamankinden farklı bitirmeme
neden olan olaylardan biri de
televizyonda izlediğim bir
görüntüdür. Savaş zamanını
anlatan bir belgeseldi. Cepheden
kaydedilmiş. Herkesin elinde
silah var; ortalarında oturan
kişinin dışında. Onun elinde
gitar var. Ve hep beraber
anadillerinde ömrümde dinlediğim
en anlamlı şarkılardan birini
söylüyorlar. Acaba içlerinden
kaçının son şarkısıydı?
İçlerinden kaç kişi hayatta?
Hepsini bilemiyorum ama birinden
emin oldum: Müzeyi gezerken;
duvarda asılı gitarı görünce…
YEBJİN ( EBJUNOU ) ENGİN
AY (Aqua/Abhazya
– Mart’09) |