|
Terek uluyor,
kötücül, yabani,
Akarken kayalıklar
arasından;
Ağlıyor, fırtına
gibi,
Gözyaşlarıdır
serpilip uçuşan.
Fakat ovada hızını
alarak
Bürünüyor kurnaz
bir görünüme,
Ve selam verip
yaltaklanarak
Şırıldıyor Hazar
Denizi’ne;
“Ey yaşlı deniz,
açıl önümde,
Sığınak ol
dalgalarıma!
Gezip dolaştım
enginlerde,
Artık dinleneyim
bir parça.
Kazbek Dağı’nda
doğdum,
Beslendim bulut
memeleriyle,
Hiçbir zaman boyun
eğmedim
İnsanoğlunun
egemenliğine.
Eğlensin diye
senin oğulların,
Saldırdım Daryal
Geçidi’ne,
Ve onun yalçın
kayalarından
Bir sürü koparıp
kattım önüme.”
Fakat uzanıp
yumuşak kıyıya
Hazer
uyuyormuşçasına susuyor;
Terek, yeniden,
okşayan sesiyle
Yaşlı denizin
kulağına şırıldıyor:
“Bir de armağanım
var sana!
Sanma ki sıradan
bir şey getirdim:
Bir savaşçı bu,
döğüş alanından
Yiğit bir Kabardin.
Üstünde değerli
bir yelme var,
Ve çelikten
dirseklerinde
Kuran’dan kutsal
bir şiir
Yazılı altın
harflerle.
Kaşları sertçe
çatık
Ucu bıyıklarının
Kızıl kana
bulaşık.
Bakışı duru,
yumuşak
Ama düşmanlık dolu
hala;
Ensesinde bir saç
perçemi
Pürçekleniyor,
kapkara.”
Fakat uzanıp
yumuşak kıyıya
Hazer uyukluyor ve
susuyor;
Azgın Terek soluk
soluğa
İhtiyarla yeniden
konuşuyor. |