|
Piyotr İvonıko1942 yılında Deshusukoy köyünde doğdu.
Khabardey-Balkar Üniversitesini, Ukrayna Bilimler akademisi
Sibernetik Enstitüsünü bitirdi. Doktor ve profesör
ünvanlarını kazandı. RF Bilimler Akademisi ile Dünya
Bilimler Akademisi’nin (Münih) üyesi. 1984 yılında Sovyetler
Birliği Bakanlar Kurulu’nun ödülünü aldı. Dünya
genelindeki ünlü insanların yaşam yollarını inceleyen
ABD’deki enstitünün “1997 yılın adamı” ödülünü aldı.
Teorileriyle sibernetik ve informatiğin en ünlülerinden
olduğu kabul edilmektedir. Dört monografisi vardır. En
sonuncusu “Matematikte karmaşık sistemler” adıyla 1996
Moskova’da yayınlanmıştır. 1997 yılında yayınlanan “Kuzey
Kafkasya: Savaş Partisi ve Rusya’nın Çıkarları” adlı kitabı
onun büyük bir çözümleyici ve toplumbilimci olduğunun
kanıtıdır.
Bu
yazımızda okurlarımızı onun Kuzey Kafkasya ve Adığelerin
tarihleri ile güncel problemlerine bakış tarzı ve yaptığı
çalışmalar hakkında bilgilendirmeye çalışacağız.
Adığe Mak: Öncelikle
sizi ABD’deki ünlülerin yaşam yolunu inceleyen enstitünün
“1997 yılın adamı” ödülüne layık görülmesi nedeniyle
kutluyorum. Size bu ödülün veriliş nedenini bize anlatır
mısınız?
Piyotr İvonıko:
Enstitünün en önemli uğraşısı politikada, ekonomide ve
bilimde başarı gösteren kişilerin yaşam yollarını ve
yaptıkları çalışmaları inceleyip değerlendirmektir. Ancak
gerçekleştirilen çalışmalarla onların ilgi alanına girmek
mümkündür. Benim en büyük uğraşım sibernetiktir. Moskova’da
çıkan dergide sürekli çalışmalarım ve bilimin gelişmesine
olan bakış tarzım üzerine yazılar çıkmaktadır. Bu yazıların
İngilizce’ye çevrilip başka ülkelerde de yayınlanmasından
dolayı bu çalışmalarım hakkında dışarıda da tanınmış oldum.
Çeşitli dünya sempozyumlarına çağrılarak konuşmalar yaptım.
Görev yaptığım enstitüde devlet kararlarının nasıl alındığı,
ülkelerin nasıl yönetildiğine dair araştırmalar da
yapılmaktadır. Ulusal etnik sorunlar, ekonomi ve çevre
konuları da çalışmalarımız kapsamındadır. Ben çeşitli
uluslararası sempozyumlarda ulusal etnik sorunlara bakış
tarzımı anlattım. Geçen yıl Yugoslavya’da düzenlenen etnik
kökenli savaşların çıkmaması için gerekli önlemlere dair bir
sempozyuma katıldım Rusya heyeti içerisinde katıldığım bu
sempozyumda küçük halkların sorunları ve bunların çözümüne
dair görüşlerimi anlattım İngiltere, Almanya ve ABD’den
katılan bilim adamlarına “Kuzey Kafkasya Savaş Partisi ve
Rusya’nın Çıkarları” adlı kitabımı verdim. Bu kitabımda
Rusya Federasyonu’nda devlet sisteminin nasıl olması
gerektiği,ulusal ve ekonomik sorunların çözüm yolları, çevre
sorunları, ülke yöneten azınlığın mili serveti nasıl
yağmaladıklarını, emekçi halkın sefalete itilişini, sistem
bu şekilde devam ederse Sovyetler Birliği’nin uğradığı
akıbete Rusya Federasyonu’nun da uğrayacağına dair
görüşlerimi anlatıyordum.
Politika ile uzun
süre uğraştım. Cumhuriyetimizin Yüksek Sovyeti’nde
milletvekili olarak görev yaptım. Kuzey Kafkasya
Cumhuriyetleri’nin teknolojik işbirliği örgütünün genel
müdürlüğünü yaptım. Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulu’nun
ödülünü aldım. Tüm bunlar zannederim benim “1977 yılın
adamı” olmamda etkili oldu.
Bilimde yaptığınız
önemli çalışmalarınızın yanında politik alanda da önemli
sözler söylediniz. “Kuzey Kafkasya: Savaş Partisi ve
Rusya’nın Çıkarları” isimli kitabınız beğenildi ve çeşitli
dillerde yayımlandı. Bu kitabınızda toplumun ilgilendiği
sorunlara değinmiş oldunuz Bu çalışma Rusya ve Kafkasya’da
nasıl değerlendirildi? Okurlar size kitabınızla ilgili
görüşlerini yazdılar mı?
Kitabımda toplumun
ilgisini çeken sorunlar ve çözüm tarzlarına dair görüşlerimi
açıkça anlatıyorum. Bu da yöneticilerin hoşuna gitmiyor...
Mesela kitabımda
Rusya-Çeçenistan Savaşı’na değiniyorum. Bence kendi halkına
karşı savaş açmak büyük vahşettir. İkinci Dünya Savaşı’nı
başlatanlar Nürnberg Uluslararası Mahkemesi’nce yargılanıp
ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bunda amaç başkalarının da
kendi kirli emellerini gerçekleştirmek için yeni savaşlar
çıkarmalarını önlemekti.
Çeçenlere karşı
yürütülen savaş iki yıl sürdü. Bu İkinci Dünya Savaşı’nın
yarısı kadar bir zamandır. Burada yapılan zulüm ise İkinci
Dünya Savaşı’nkinden fazladır. Buna rağmen kimse suçlu
aramamaktadır. Nedeni ise bu savaşı çıkaranların halen ülke
yönetimini ellerinde tutmalarıdır. Yönetimi ellerinde
tutanlar görevlerini bırakmadıkça savaşla ilgili gerçekler
soruşturulamayacaktır. Rusya tuhaf bir ülke, tek bir kişinin
isteklerine göre yönetiliyor. Anayasası tek bir kişinin
yönetimini esas alacak şekilde düzenlenmiştir ve ülke bir
kısım eriştiği sınırlar ölçüsünde ülke yönetilmektedir.
Çektiğimiz tüm sıkıntıların nedeni olarak 1991’de
komünistlerin yönetimden uzaklaştırılıp yerlerini
demokratların almış olması gösterilmektedir. Bu doğru
değildir. Komünist Partisi yönetimi hiçbir zaman
bırakmamıştır. Eski parti sekreter ve görevlileri yönetimde
ve üst mevkilerde bulunmaktadır.
“Savaş Partisi”
sözü Çeçenistan Savaşı ile birlikte doğmuşsa da kimse bu
savaşı çıkaranların isimlerini söylemedi. Ülkede bu kadar
vahşetler olacaksa, savaşlar çıkarılabilecekse, küçük bir
azınlık istediği gibi yaşayacaksa, tüm sorumluluk “Savaş
Partisi”nin üzerine yıkılıp yöneticiler kendilerini
aklayıverecekse devlet bakanına ve hükümete ne ihtiyacımız
var?
Herkesçe malum,
“Savaş Partisi”nin olmadığı “gölge ekonomisi”ni kimlerin
yönettiğini bilmediğimiz gibi savaştan çıkarı olanları da
bilmiyoruz. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerini ele alalım.
Liderler devamlı “ulusal hareket ve partilerle uğraşmaktan
ekonomi ile uğraşmaya vakit bulamıyoruz” demekteydiler. Peki
şimdi kimdir onların ekonomi ile uğraşmasına engel olan?
Bunu söylemenin nedeni ülkede ne kadar çok kargaşa olursa
yöneticilerin becerisizlikleri o kadar az göze
görünmektedir. Ülke barış içinde yaşarsa yöneticilerin
sorunları çözümü için yeterli çaba sarf etmedikleri açıkça
ortaya çıkmaktadır.
Ben şahsen
Dağıstan ve Çeçenistan’da kargaşa çıkarmak için özel devlet
görenlilerinin çalışmalar yaptıklarından hiç şüphe
etmiyorum. General ve albayların araçlarına Çeçenler saldırı
düzenlemiş biçiminde çıkarılan haberler bunlara örnektir.
Ancak bu tertiplerde yer alanlar işi kendilerinin düzenlemiş
olduklarını sonradan itiraf edip dosyalar kapatılmıştır.
Ücretler altı aydır ödenmiyorsa, işsizlerin sayısı gittikçe
artıyorsa, üretim gittikçe düşüyorsa bu ülkenin
yöneticisinden daha ne umulabilir ki?
Çeçenler
katledilirken Refah Partisi devlet bakanından başlayarak
çeşitli kademelerdeki yöneticilerin söyledikleri yalanlar
çekilmez bir hal almıştı. Bu konuda, ki dünya devletleri ile
çeşitli uluslararası örgütlerin suskunlukları ve katledilen
Çeçen halkının desteklenmesi gerektiğine dair bir tek söz
duyulamaması da anlaşılamıyordu.
Yalan
Bolşeviklerin karakteri haline gelmişti. Gerçi güzel
konuşuyorlardı ve anayasalarında da güzel sözler vardı. Ama
hiç birini yerine getirmiyorlardı. Bu günkü yöneticiler de
onlar tarafından eğitilmişlerdir. Bu alışkanlıklarından
vazgeçememektedirler. Sergoy Kavalovur.’u doğru konuştuğu
için aralarından çıkarmışlardır. Soljenitsın’in Rusya ile
ilgili görüşlerin yer aldığı programların yayını
durdurulmuştur. Doğruyu söylemek gerekirse bugün yalan
iktidardadır. Diğer ülkelerin suskunluğu ise Rusya ile
yaptıkları anlaşmaların bozulmasından korkmalarıdır.
Amerikalı araştırmacıların kongre için hazırladıkları
raporlarda Rusya’nın izinde bulunduğu durum ile çok yakından
ilgilendikleri görülmektedir. Burada kanunsuz yaşayan
grupların Rusya devlet organlarına istediklerini
yaptırabilmelerinden endişe ile söz edilmektedir. Bu gibi
grupların nükleer silahları ele geçirip başka ülkelerdeki
benzeri gruplara satabileceğinden Amerika endişelenmektedir.
İkinci Dünya
Savaşı’nın bitişinin 50’nci yılında, Japonya’da yayınlanan
“Asahi Simbun” ve Almanya’da yayınlanan “Frankfurter
Rundştav” gazeteleri faşizmin ve günümüzdeki savaşların
nedenleri üzerine sorulan sorulara ünlü yazarlar von
Kendzabur ve Grass Gunter cevap verdiler. Bu iki yazarın
mektupları çeşitli dillerde yayınlandı. Gunter Grass’a göre
savaşın çeşitli yaraları olduğuna inanan insanlar var. Biz
ise bu tür yararlardan söz edilenleri epey zamandır
duymaktayız. Çeçenler bağımsız yaşayamaz. Onlar Rusya ile
birlikte olmalıdırlar diye katledildiler. Kendi ulusal
tarihimize baktığımızda da Çarlığın halkımızı kırdığını ve
büyük çoğunluğunu yabancı topraklara sürdüğünü görmekteyiz.
Buna rağmen bu savaşların bize yüksek bir kültür
getirdiğini, ulusal gelişmeyi başlattığını söyleyenler
çoktur ve bu gibilerin arasında yer alan Adığeler de az
değildir.
Söyledikleriniz
doğrudur. Bu konuya bir örnek de ben vermek istiyorum. Rusya
Bilimler Akademisi Enstitüsü Başkanı olup etnik sorunlar
üzerine otorite kabul edilen Tişkov’un Nizavisimaya gazetede
yayınlanan yazısından söz etmek istiyorum. [Söz konusu yazı,
bu sayımızda yayımlanan yazıdır.] Yazar bu makalesinde,
Kuzey Kafkasya halklarının dil ve kültür olarak
enteresanlıklarını, tarihlerinde felaketlerle dolu sayfalar
bulunduğunu dile getiriyor ve ulusal varlıklarının
kaybedilmesi korkusuyla bu bölgede ulusal hareketlerin
doğmuş olduğunu kabul etmiyor. O, bu bölgedeki ulusal
hareketleri Kafkasyalıların Rusya pazarında elde ettikleri
çıkarların kaybedilmemesi endişesiyle kendi aralarında
çıkmış çatışmalar olarak nitelendiriyor.
Etnik sorunlar
üzerine otorite kabul edilen bilim adamı bize şu öğütleri de
vermektedir: Siz Doğu ülkelerindeki Adığeleri nasıl
getireceğinizi düşüneceğinize Rusları ve Rus kültürünü nasıl
koruyacağınızı düşünün. Sizin Avrupai görüntünüzün altında
Rus kültürü yatmaktadır.
Ben bu yazıya
cevap hazırlamaktayım. Ancak Tişkov’a şöyle bir soru sormak
istiyorum: Bir Avrupa devleti bizi silah zoruyla ele
geçirmiş olsaydı bugünkü görüntümüz ne olabilirdi? Katliamı
büyük bir yararmış gibi sunmak ilginç değil midir? Diğer bir
sorun da şudur: Savaş zoruyla ele geçirilmese idik, kendi
alıştığımız hayat tarzında yaşasaydık bugün Adığelerin
durumu ne olurdu? Bunun ulus için daha yararlı olabileceğini
kanıtlayabilecek birçok örneklerim vardır. Ancak bu tür
düşüncelerin iktidar olabildiği bir ülkeye Adığelere
uygulanan soykırımın sorumluluğunu nasıl kabul
ettirebilirsin ki?
Demokrasinin çok
geliştiği söylenen ülkeler bile bir zamanlar yaptıkları
zalimlikleri kabul etmeye yanaşmamaktadırlar. Sizin
konuştuğunuz Rus politikacı ve bilim adamları arasından
suçumuzu kabul edip kendinizi manen rahatlatıp ilerisini
düşünelim diyenler de çıkmamaktadır herhalde?
Adığelerin durumu
kadar gizli saklı tutulan sorun Rusya’da yoktur. Rus
insanları halkımızı çok az tanımaktadırlar. Bunun nedeni
yapılan zulmün uzun yıllar insanlardan gizlenmiş olmasıdır.
Moskova’da yayınlanan gazetelerde “Büyük Çerkesistan”
temasının sıkça işlendiğini siz de biliyorsunuz. Halbuki ne
cumhuriyetlerinin liderleri ne de ulusal hareketlerin
liderleri tüm Adığeler birleşip tekrar bir devlet olmalıyız
diye bir söylemleri yoktur. Bu tür bir tehlikenin varlığını
kamuoyuna yayanlar Rusya devlet görevlileridir. Bunun sebebi
ulusal sorunlarımızın çözümünde ilerlememize engel olmak
istemelerindendir.
Soljenitsın
Amerika’da yaşarken “Rus halkı komşusu olan halklara büyük
zulüm yapmıştır. Bunun suçunu ve sorumluluğunu kabul edip
günahlarından arınmalıdır” demişti. Bu akıllı adamı “deniz
ötesinde de olsa bizi eğitmeye çalışıyor” diye
suçlamışlardı. Böyle davranmalarının nedeni kötülük
yaptıkları halkın yerine kendilerini koyamamalarındandır.
Siz de bilirsiniz 1944’de Çeçenler sürülürken uzak bir dağ
köyünde yaşayan 700 kadar kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan
insanlar bir ahıra doldurulup Çekistler tarafından
yakılmışlardı. Buna sebep olarak dağ köyündeki insanları
uzakta bulunan tren yoluna kadar götürülmelerindeki zorluk
gösterilmişti. Bunu hiç unutabilir mi Çeçenler?
Rusya suçunu
kabullenmelidir derken şimdiye kadar hiçbir yerde olmamış
şeyi istemiyoruz. Almanlar Yahudilerden özür dilemekle
küçük düşmemişlerdir. Ancak bu tür bir adımı atmaya bugünkü
Rusya hazır değildir. Bu yüzden de koca devlet yanlış üstüne
yanlış yapmaya devam etmektedir.
Kuzey Kafkasya
Cumhuriyetleri Rusya’yı teşkil eden birimlerin en yoksulları
arasındadırlar. Bu yoksulluğu gidermek için ne gibi önlemler
almak gerekir?
Önce Federal
yasalar ile cumhuriyetlerin yasaları arasında beraberlik
sağlanmalıdır. Sonra yerel yöneticiler seçildikleri süre
sona erince görevlerinden ayrılmalıdır. Üçüncüsü
cumhuriyetlerdeki yaşam seviyeleri iki üç yıl içinde
düzelmediği takdirde sorumlu yöneticiler mutlaka
değiştirilebilmelidir. Bu uygulamalara Moskova nezaret
etmelidir. Böyle yapılmadığı takdirde politikamızı ve
ekonomimizi bugün içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak
imkansızdır. Dördüncüsü ise insanın ekonomik serbestliği
olması lazımdır. Devletin özel teşebbüse olan müdahalelerine
bir sınır koymak lazımdır. Birkaç kuruş kazanan kişi bunu
devletle ve yasadışı örgütlerle paylaşmak durumunda
kalmaktadır. İnsanlar bu yüzden ticareti yeğlemekte, üretime
yönelmemektedir. Sonra Kuzey Kafkasya tek bir ekonomik bölge
olmalıdır. Asırlardır komşu olarak yaşamış olan halklar o
zaman sorunlarını birlikte çözeceklerdir. Kısaca söylemek
gerekirse halkların kültürü, düşüncesi ve sorunlara
yaklaşımları ekonomik ilişkileri sayesinde sağlam temellere
oturacaktır. |