NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : EYLÜL - EKİM 1998

09

YIL / SAYI : 2 / 9
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
KUZEY KAFKASYA HALKLARININ ARASINDA HİÇBİR ZAMAN KİN VE DÜŞMANLIK OLMAMIŞTIR

Piyotr Ivoruko

Çev: İbrahim Çetav


 

Piyotr İvonıko1942 yılında Deshusukoy köyünde doğdu. Khabardey-Balkar Üniversitesini, Ukrayna Bilimler akademisi Sibernetik Enstitüsünü bitirdi. Doktor ve profesör ün­van­larını kazandı. RF Bilimler Akademisi ile Dünya Bilimler Akademisi’nin (Münih) üyesi. 1984 yılında Sovyetler Birliği Bakanlar Ku­ru­lu’nun ödülünü aldı. Dünya genelindeki ünlü insanların yaşam yollarını inceleyen ABD’deki enstitünün “1997 yılın adamı” ödülünü aldı.

 

Teorileriyle sibernetik ve informatiğin en ünlülerinden olduğu kabul edilmektedir. Dört monografisi vardır. En sonuncusu “Matematikte karmaşık sistemler” adıyla 1996 Moskova’da yayınlanmıştır. 1997 yılında yayınlanan “Kuzey Kafkasya: Savaş Partisi ve Rusya’nın Çıkarları” adlı kitabı onun büyük bir çözümleyici ve toplumbilimci olduğunun kanıtıdır.

 

Bu yazımızda okurlarımızı onun Kuzey Kafkasya ve Adığelerin tarihleri ile güncel problemlerine bakış tarzı ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgilendirmeye çalışacağız.

 

Adığe Mak: Öncelikle sizi ABD’deki ünlülerin yaşam yolunu inceleyen enstitünün “1997 yılın adamı” ödülüne layık görülmesi nedeniyle kutluyorum. Size bu ödülün veriliş nedenini bize anlatır mısınız?

 

Piyotr İvonıko: Enstitünün en önemli uğraşısı politikada, ekonomide ve bilimde başarı gösteren kişilerin yaşam yollarını ve yaptıkları çalışmaları inceleyip değerlendirmektir. Ancak gerçekleştirilen çalışmalarla onların ilgi alanına girmek mümkündür. Benim en büyük uğraşım sibernetiktir. Moskova’da çıkan dergide sürekli çalışmalarım ve bilimin gelişmesine olan bakış tarzım üzerine yazılar çıkmaktadır. Bu yazıların İngilizce’ye çevrilip başka ülkelerde de yayınlanmasından dolayı bu çalışmalarım hakkında dışarıda da tanınmış oldum. Çeşitli dünya sempozyumlarına çağrılarak konuşmalar yaptım. Görev yaptığım enstitüde devlet kararlarının nasıl alındığı, ülkelerin nasıl yönetildiğine dair araştırmalar da yapılmaktadır. Ulusal etnik sorunlar, ekonomi ve çevre konuları da çalışmalarımız kapsamındadır. Ben çeşitli uluslararası sempozyumlarda ulusal etnik sorunlara bakış tarzımı anlattım. Geçen yıl Yugoslavya’da düzenlenen etnik kökenli savaşların çıkmaması için gerekli önlemlere dair bir sempozyuma katıldım Rusya heyeti içerisinde katıldığım bu sempozyumda küçük halkların sorunları ve bunların çözümüne dair görüşlerimi anlattım İngiltere, Almanya ve ABD’den katılan bilim adamlarına “Kuzey Kafkasya Savaş Partisi ve Rusya’nın Çıkarları” adlı kitabımı verdim. Bu kitabımda Rusya Federasyonu’nda devlet sisteminin nasıl olması gerektiği,ulusal ve ekonomik sorunların çözüm yolları, çevre sorunları, ülke yöneten azınlığın mili serveti nasıl ­yağma­ladıklarını, emekçi halkın sefalete itilişini, sistem bu şekilde devam ederse Sovyetler Birliği’nin uğradığı akıbete Rusya Federasyonu’nun da uğrayacağına dair görüşlerimi anlatıyordum.

 

Politika ile uzun süre uğraştım. Cumhuriyetimizin Yüksek Sovyeti’nde milletvekili olarak görev yaptım. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri’nin teknolojik işbirliği örgütünün genel müdürlüğünü yaptım. Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulu’nun ödülünü aldım. Tüm bunlar zannederim benim “1977 yılın adamı” olmamda etkili oldu.

 

Bilimde yaptığınız önemli çalışmalarınızın yanında politik alanda da önemli sözler söylediniz. “Kuzey Kafkasya: Savaş Partisi ve Rusya’nın Çıkarları” isimli kitabınız beğenildi ve çeşitli dillerde yayımlandı. Bu kitabınızda toplumun ilgilendiği sorunlara değinmiş oldunuz Bu çalışma Rusya ve Kafkasya’da nasıl değerlendirildi? Okurlar size kitabınızla ilgili görüşlerini yazdılar mı?

 

Kitabımda toplumun ilgisini çeken sorunlar ve çözüm tarzlarına dair görüşlerimi açıkça anlatıyorum. Bu da yöneticilerin hoşuna gitmiyor...

 

Mesela kitabımda Rusya-Çeçenistan Savaşı’na değiniyorum. Bence kendi halkına karşı savaş açmak büyük vahşettir. İkinci Dünya Savaşı’nı başlatanlar Nürnberg Uluslararası Mahkemesi’nce yargılanıp ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bunda amaç başkalarının da kendi kirli emellerini gerçekleştirmek için yeni savaşlar çıkarmalarını önlemekti.

 

Çeçenlere karşı yürütülen savaş iki yıl sürdü. Bu İkinci Dünya Savaşı’nın yarısı kadar bir zamandır. Burada yapılan zulüm ise İkinci Dünya Savaşı’nkinden fazladır. Buna rağmen kimse suçlu aramamaktadır. Nedeni ise bu savaşı çıkaranların halen ülke yönetimini ellerinde tutmalarıdır. Yönetimi ellerinde tutanlar görevlerini bırakmadıkça savaşla ilgili gerçekler soruşturulamayacaktır. Rusya tuhaf bir ülke, tek bir kişinin isteklerine göre yönetiliyor. Anayasası tek bir kişinin yönetimini esas alacak şekilde düzenlenmiştir ve ülke bir kısım eriştiği sınırlar ölçüsünde ülke yönetilmektedir. Çektiğimiz tüm sıkıntıların nedeni olarak 1991’de komünistlerin yönetimden uzaklaştırılıp yerlerini demokratların almış olması gösterilmektedir. Bu doğru değildir. Komünist Partisi yönetimi hiçbir zaman bırakmamıştır. Eski parti sekreter ve görevlileri yönetimde ve üst mevkilerde bulunmaktadır.

 

 “Savaş Partisi” sözü Çeçenistan Savaşı ile birlikte doğmuşsa da kimse bu savaşı çıkaranların isimlerini söylemedi. Ülkede bu kadar vahşetler olacaksa, savaşlar çıkarılabilecekse, küçük bir azınlık istediği gibi yaşayacaksa, tüm sorumluluk “Savaş Partisi”nin üzerine yıkılıp yöneticiler kendilerini aklayıverecekse devlet bakanına ve hükümete ne ihtiyacımız var?

 

Herkesçe malum, “Savaş Partisi”nin olmadığı “gölge ekonomisi”ni kimlerin yönettiğini bilmediğimiz gibi savaştan çıkarı olanları da bilmiyoruz. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerini ele alalım. Liderler devamlı “ulusal hareket ve partilerle uğraşmaktan ekonomi ile uğraşmaya vakit bulamıyoruz” demekteydiler. Peki şimdi kimdir onların ekonomi ile uğraşmasına engel olan? Bunu söylemenin ne­deni ülkede ne kadar çok kargaşa olursa yö­neticilerin becerisizlikleri o kadar az göze gö­rünmektedir. Ülke barış içinde yaşarsa yö­neticilerin sorunları çözümü için yeterli çaba sarf etmedikleri açıkça ortaya çıkmaktadır.

 

Ben şahsen Dağıstan ve Çeçenistan’da kargaşa çıkarmak için özel devlet görenlilerinin çalışmalar yaptıklarından hiç şüphe etmiyorum. General ve albayların araçlarına Çeçenler saldırı düzenlemiş biçiminde çıkarılan haberler bunlara örnektir. Ancak bu tertiplerde yer alanlar işi kendilerinin düzenlemiş olduklarını sonradan itiraf edip dosyalar kapatılmıştır. Ücretler altı aydır ödenmiyorsa, işsizlerin sayısı gittikçe artıyorsa, üretim gittikçe düşüyorsa bu ülkenin yöneticisinden daha ne umulabilir ki?

 

Çeçenler katledilirken Refah Partisi devlet bakanından başlayarak çeşitli kademelerdeki yöneticilerin söyledikleri yalanlar çekilmez bir hal almıştı. Bu konuda, ki dünya devletleri ile çeşitli uluslararası örgütlerin suskunlukları ve katledilen Çeçen halkının desteklenmesi gerektiğine dair bir tek söz duyulamaması da anlaşılamıyordu.

 

Yalan Bolşeviklerin karakteri haline gelmişti. Gerçi güzel konuşuyorlardı ve anayasalarında da güzel sözler vardı. Ama hiç birini yerine getirmiyorlardı. Bu günkü yöneticiler de onlar tarafından eğitilmişlerdir. Bu alışkanlıklarından vazgeçememektedirler. Ser­goy Kavalovur.’u doğru konuştuğu için aralarından çıkarmışlardır. Soljenitsın’in Rusya ile ilgili görüşlerin yer aldığı programların yayını durdurulmuştur. Doğruyu söylemek gerekirse bugün yalan iktidardadır. Diğer ülkelerin suskunluğu ise Rusya ile yaptıkları anlaşmaların bozulmasından korkmalarıdır. Amerikalı araştırmacıların kongre için hazırladıkları raporlarda Rusya’nın izinde bulunduğu durum ile çok yakından ilgilendikleri görülmektedir. Burada kanunsuz yaşayan grupların Rusya devlet organlarına istediklerini yaptırabilmelerinden endişe ile söz edilmektedir. Bu gibi grup­ların nükleer silahları ele geçirip başka ülkelerdeki benzeri gruplara satabileceğinden Amerika endişelenmektedir.

 

İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 50’­nci yılında, Japonya’da yayınlanan “Asahi Simbun” ve Almanya’da yayınlanan “Frankfurter Rundştav” gazeteleri faşizmin ve günümüzdeki savaşların nedenleri üzerine sorulan sorulara ünlü yazarlar von Kendzabur ve Grass Gunter cevap verdiler. Bu iki yazarın mektupları çeşitli dillerde yayınlandı. Gunter Grass’a göre savaşın çeşitli yaraları olduğuna inanan insanlar var. Biz ise bu tür yararlardan söz edilenleri epey zamandır duymaktayız. Çeçenler bağımsız yaşayamaz. Onlar Rusya ile birlikte olmalıdırlar diye katledildiler. Kendi ulusal tarihimize baktığımızda da Çarlığın halkımızı kırdığını ve büyük çoğunluğunu yabancı topraklara sürdüğünü görmekteyiz. Buna rağmen bu savaşların bize yüksek bir kültür getirdiğini, ulusal gelişmeyi başlattığını söyleyenler çoktur ve bu gibilerin arasında yer alan Adığeler de az değildir.

 

Söyledikleriniz doğrudur. Bu konuya bir örnek de ben vermek istiyorum. Rusya Bilimler Akademisi Enstitüsü Başkanı olup etnik sorunlar üzerine otorite kabul edilen Tişkov’un Nizavisimaya gazetede yayınlanan yazısından söz etmek istiyorum. [Söz konusu yazı, bu sayımızda yayımlanan yazıdır.] Yazar bu makalesinde, Kuzey Kafkasya halklarının dil ve kültür olarak enteresanlıklarını, tarihlerinde felaketlerle dolu sayfalar bulunduğunu dile getiriyor ve ulusal varlıklarının kaybedilmesi korkusuyla bu bölgede ulusal hareketlerin doğmuş olduğunu kabul etmiyor. O, bu bölgedeki ulusal hareketleri Kafkasyalıların Rusya pazarında elde ettikleri çıkarların kaybedilmemesi endişesiyle kendi aralarında çıkmış çatışmalar olarak nitelendiriyor.

 

Etnik sorunlar üzerine otorite kabul edilen bilim adamı bize şu öğütleri de vermektedir: Siz Doğu ülkelerindeki Adığeleri nasıl getireceğinizi düşüneceğinize Rusları ve Rus kültürünü nasıl koruyacağınızı düşünün. Sizin Avrupai görüntünüzün altında Rus kültürü yatmaktadır.

 

Ben bu yazıya cevap hazırlamaktayım. Ancak Tişkov’a şöyle bir soru sormak istiyorum: Bir Avrupa devleti bizi silah zoruyla ele geçirmiş olsaydı bugünkü görüntümüz ne olabilirdi? Katliamı büyük bir yararmış gibi sunmak ilginç değil midir? Diğer bir sorun da şudur: Savaş zoruyla ele geçirilmese idik, kendi alıştığımız hayat tarzında yaşasaydık bugün Adığelerin durumu ne olurdu? Bunun ulus için daha yararlı olabileceğini kanıtlayabilecek birçok örneklerim vardır. Ancak bu tür düşüncelerin iktidar olabildiği bir ülkeye Adığelere uygulanan soykırımın sorumluluğunu nasıl kabul ettirebilirsin ki?

 

Demokrasinin çok geliştiği söylenen ülkeler bile bir zamanlar yaptıkları zalimlikleri kabul etmeye yanaşmamaktadırlar. Sizin konuştuğunuz Rus politikacı ve bilim adamları arasından suçumuzu kabul edip kendinizi manen rahatlatıp ilerisini düşünelim diyenler de çıkmamaktadır herhalde?

 

Adığelerin durumu kadar gizli saklı tutulan sorun Rusya’da yoktur. Rus insanları halkımızı çok az tanımaktadırlar. Bunun nedeni yapılan zulmün uzun yıllar insanlardan gizlenmiş olmasıdır. Moskova’da yayınlanan gazetelerde “Büyük Çerkesistan” temasının sıkça işlendiğini siz de biliyorsunuz. Halbuki ne cumhuriyetlerinin liderleri ne de ulusal hareketlerin liderleri tüm Adığeler birleşip tekrar bir devlet olmalıyız diye bir söylemleri yoktur. Bu tür bir tehlikenin varlığını kamuoyuna yayanlar Rusya devlet görevlileridir. Bunun sebebi ulusal sorunlarımızın çözümünde ilerlememize engel olmak istemelerindendir.

 

Soljenitsın Amerika’da yaşarken “Rus halkı komşusu olan halklara büyük zulüm yapmıştır. Bunun suçunu ve sorumluluğunu kabul edip günahlarından arınmalıdır” demişti. Bu akıllı adamı “deniz ötesinde de olsa bizi eğitmeye çalışıyor” diye suçlamışlardı. Böyle davranmalarının nedeni kötülük yaptıkları halkın yerine kendilerini koyamamalarındandır. Siz de bilirsiniz 1944’de Çeçenler sürülürken uzak bir dağ köyünde yaşayan 700 kadar kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan insanlar bir ahıra doldurulup Çekistler tarafından yakılmışlardı. Buna sebep olarak dağ köyündeki insanları uzakta bulunan tren yoluna kadar götürülmelerindeki zorluk gösterilmişti. Bunu hiç unutabilir mi Çeçenler?

 

Rusya suçunu kabullenmelidir derken şim­diye kadar hiçbir yerde olmamış şeyi iste­miyoruz. Almanlar Yahudilerden özür dilemekle küçük düşmemişlerdir. Ancak bu tür bir adımı atmaya bugünkü Rusya hazır değildir. Bu yüzden de koca devlet yanlış üstüne yanlış yapmaya devam etmektedir.

 

Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri Rusya’yı teşkil eden birimlerin en yoksulları arasındadırlar. Bu yoksulluğu gidermek için ne gibi önlemler almak gerekir?

 

Önce Federal yasalar ile cumhuriyetlerin yasaları arasında beraberlik sağlanmalıdır. Sonra yerel yöneticiler seçildikleri süre sona erince görevlerinden ayrılmalıdır. Üçüncüsü cumhuriyetlerdeki yaşam seviyeleri iki üç yıl içinde düzelmediği takdirde sorumlu yöneticiler mutlaka değiştirilebilmelidir. Bu uygulamalara Moskova nezaret etmelidir. Böyle yapılmadığı takdirde politikamızı ve ekonomimizi bugün içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak imkansızdır. Dördüncüsü ise insanın ekonomik serbestliği olması lazımdır. Devletin özel teşebbüse olan müdahalelerine bir sınır koymak lazımdır. Birkaç kuruş kazanan kişi bunu devletle ve yasadışı örgütlerle paylaşmak durumunda kalmaktadır. İnsanlar bu yüzden ticareti yeğlemekte, üretime yönelmemektedir. Sonra Kuzey Kafkasya tek bir ekonomik bölge olmalıdır. Asırlardır komşu olarak yaşamış olan halklar o zaman sorunlarını birlikte çözeceklerdir. Kısaca söylemek gerekirse halkların kültürü, düşüncesi ve sorunlara yaklaşımları ekonomik ilişkileri sayesinde sağlam temellere oturacaktır.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...