|
DÇB kongresinin
programı çerçevesinde 28 Haziran 1998 günü Kıyı Boyu Şapsığ
Bölgesi’ne bir gezi düzenlendi. 1991 yılında ana yol
güzergahı olması itibariyle yöreyi görmüş olmama rağmen gezi
programında köylerin bulunduğunu öğrendiğimde hemen
katıldım. Kafilemizde Amerika, Ürdün, Almanya, İsrail ve
Suriye temsilcileri dışında Türkiye’den de 13 kişi vardı.
Küçük konvoyumuz, en önde bir eskort, arkasında Adığe
bayrağı taşıyan bir otomobil, takiben iki otobüs ve en
sonunda da iki hemşire taşıyan bir ambulanstan oluşmuştu.
Geziye katılan kişi sayısı da muhtemelen 75 kişi kadardı.
Krasnodar’dan 10
km uzaklaştıktan sonra başlayan gür, koyu yeşil ve pek çok
ağaç türünden oluşan orman alanları beş saat süre ile
gitmemize rağmen hiç bir yerde inkitaya uğramadı. İlk molayı
Tuapse Rayon’u sınırında verdik. Bu tepeden ağaç denizini
seyretmenin tadına doyamadık. Dileyenler, yedi ağaçtan
oluşan ‘çaputlu çalılara’ giydikleri giysilerden
kopardıkları kumaş parçalarını bağladılar. Gizli dilekleri
gerçekleşsin diye...
Tuapse Rayonu
girişinden itibaren 30 km kadar sonra şu anda çok az sayıda
Adığe’nin yaşadığı Jıbga’ya ve bir kaç km sonra da
Karadeniz’e ulaşıyorsunuz. Deniz; durgun ve tüm sahiller
tıklım tıklım dolu. İnsanların çoğu üst giymeden sadece şort
ile dolaşıyorlar. Sahil yolu boyunca birbirinden güzel ve
tümü ile ormanlık olan koylar birbirini izliyor. Bunlardan
birisinde bir petrol şirketinin tesisleri olan Yemal’da öğle
yemeği molası veriliyor. Kapalı yere girmeyi kimse
istemiyor. O güzelim manzarayı, kayalar üzerine kurulan
asansörler ile çıkılıp inilen lüks otelleri ve denizi
seyretmeyi tercih ediyorlar.
Yemekten sonra
köyler için anayoldan sapmalar başlıyor. İlk durak Aguy
köyü. 600 aile ve 1500 nüfusun yaşadığı ve tümü ile Şapsığ
olan doğa harikası bu köyde insan, keşke ressam olsaydım da
şu manzarayı çizseydim, diye düşünüyor. Güçlü bir kameranın
olmayışına hayıflanıyorum. Okul Müdürü Natko Aslan ve
köylüler ile bir süre sohbet ettikten sonra yola koyulmak
istiyoruz. Ama köylülerin kimi elma, kimi erik taşıyor, kimi
egzamalı bir Amerikalı için doğal otlar toplayıp onu
yetiştirmeye çalışıyor. Hasılı köyden ayrılmamız çok zor
oluyor. İleride bir tatilimi bu köyde geçirmeyi kafama iyice
yerleştiriyorum. Sonradan öğreniyorum ki, bu şekilde düşünen
sadece ben değilmişim.
Tuapse’ye ancak
saat 15.00’de ulaşabiliyoruz ve hiç durmadan yola devam
ediyoruz. Sahil boyu düzenli tatil tesisleri bulunan ve
sadece 600 aile Adığe’nin yaşadığı Tuapse’den hemen sonra
Aje=Aşe vadisine sapıyoruz. Bu vadide toplam nüfusu 1500
olan Şhafit, Aşape, Hacıko, Kalej ve Liğothxi köyleri peş
peşe sıralanıyor. Vadiye adını veren Aje ırmağının iki
tarafına ve dağ eteğine yerleşmiş Şapsığ köylerinin geçimi
fındık üretimi ve hayvancılığa dayanıyor. Kalej, eskiden
Şapsığ’ların başkentliğini yapmış bir köy. Bu köyün içinden
döndükten sonra Hacıko Köyü’ne giriyoruz.
Napsoy Murat’ın
evinin yan bahçesinde hazır bulunan sofraya davet
ediliyoruz. Köyün yaşlıları, gençleri ve hanımların tümü de
bizim köylerdeki gibi giyimli ve oldukça samimiler. Kimse
kimseyi yadırgamıyor. Sanki doğduk doğalı aynı köydeymişiz
gibi, rahat ve samimi bir ortamda alelacele yemeğimizi yiyip
yeniden yola koyuluyoruz. Yolda Şapsığ’ların Spuna
dedikleri 3000-4000 yıllık kaya mezarlarından birini
görüyoruz. Yuvarlak bir delik dışında açık tarafları olmayan
taş mezarlardan vadideki ormanlıkta çok sayıda mevcut. Bilim
adamları bu mezarları Çerkes medeniyetinin bir tapusu
olduğunu ifade ediyorlarmış.
Ana sahil yolunda
ilk uğrak yerimiz 1000 kadar Şapsığ’ın yaşamakta olduğu
Lazarovski kentidir. Ancak durmadan yola devam ediyoruz.
Hedef Şehape köyüdür. Tüm Kafkas kabilelerinde olduğu gibi
Şapsığ kabilelerinin de önemli toplantılarını, dini
ayinlerini ve toplu dualarını yaptıkları tarihi Çınar
Ağacı’na gidiyoruz. Köyün yaşlısı olan Miskur Şerefbi’nin
gururlanarak, tarihi geçmişini anlattığı ve ‘Jiğdahxe’
olarak tanınan ağaç, tam 700 yaşında ve dünyada ikinci bir
örneği yokmuş. Tanıtım ve dualardan sonra meyve ağırlıklı
sofraya buyur ediliyoruz. Köylülerin gözleri gülüyor ve
kendilerinden ve dillerini konuşan bizleri görmekten
mutlular. Şehape köyü, Soçi-Lazarovski-Adler üçgeninin deniz
ayağında olan bir köy. Başka bir ifade ile Şapsığ-Vubıh-Abazin
topraklarının tam birleşim yerinde. Bu nedenle duamı ve kısa
konuşmamı Abazince yapmayı istiyorum. Ama ne yazık ki bu
isteğim gerçekleşemiyor.
Jidahxe’den
ayrıldıktan sonra 20.00’de Lazarovski’ye ulaşıyoruz.
Sahildeki bir gazinoda Nepsov Huşik tarafından hazırlatılan
sofraya zorunlu olarak oturuyoruz. Ama kimse bir şey
yiyemiyor. Müzeyi ziyaret etmek istiyoruz. Ama mümkün
olamıyor. Müze müdiresi evde olmadığını söyleterek bize bu
şansı tanımıyor. Şapsığ’lara ait tarihi kalıntıların
tümünün yer aldığı bu müzeye yeterli ziyaretçi gelmiyor
gerekçesi ile mevcut eserlerin Moskova veya Leningrad’a
taşınması arzusunun bir senaryosu olduğunu anlatıyorlar
ve çok üzülüyoruz. Krasnodar’ın çok değerli Başkanı sayın
Nikolay Kondretenko’nun buna izin vermeyeceğini
düşünerek teselli buluyoruz.
Saat 21.00’de özel
olarak düzenlenmiş olan konser programını izliyor ve saat
23.15’de Krasnodar’a dönmek üzere dönüş yolculuğuna
başlıyoruz. Beş saat süren yolculuğu hiç sıkılmadan
geçiriyoruz. Zira, otobüsümüzde halen Amerika’da yaşamakta
olan Agaçe Muşir ve Tsey Jabağı giderken olduğu gibi dönüşte
de Habjoka Majde’nin de katılımıyla o kadar güzel Adığe
voredler ve ğıbzalar söylüyorlar ki hayran olmamak elde
değil. Amerika’da nasıl öğrendiklerini merak edip soruyoruz
ve öğreniyoruz ki daha Suriye’de iken öğrenmişler. Pürüzsüz
konuşmalarına, voredlerine, düğün kurulur kurulmaz davet
beklemeden düğüne koşmalarına, duyarak, hissederek kendi
kültürleriyle eğlenmelerine imrenerek 04.45’de otel
Moskova’nın önünde bir günlük unutamayacağımız gezimizi
tamamlıyoruz.
Gidiş-geliş 11
saat otobüs yolculuğu genelde insanı oldukça yorar. Ama
bizler o gün yorulmadık. Çünkü, Kafkasya’yı bir kez olsun
yeniden görebilmek arzusuyla yaşayan ve son nefeslerini
verirken yönlerini Kafkasya’ya çevirttiren dedelerimizin,
ninelerimizin beraberlerinde götürdükleri özlemi onlar adına
bizler görerek, doya doya yaşadık. İşte bu nedenle gönlüm,
her Kafkas kökenlinin ne yapıp dünya cenneti o güzelim
yerleri bir defa olsun görmesini istiyor. Ancak, sadece
dilemek yeterli midir, alınabilecek basit önlemlerle
Kafkasya’ya seyahat talebini arttıramaz mıyız? Seyahat
maliyetini düşüremez miyiz?
Kongre sırasında
özellikle üzerinde durulduğu gibi, Kafkasya’ya geri dönmek
isteyenlere, dilini geliştirmek isteyenlere, öğrencilerimize
sırf turizm maksatlı seyahatlere yardımcı olmak üzere DÇB
ve Cumhuriyetlerimiz yöne-
Kıyıboyu Şapsığ’ın
700 yıllık çınar ağacı, Jiğdahxe timlerine ve bizlere düşen
görevlerin olduğuna inanıyorum.
Hali hazırda uçak
fiyatları ve konaklama giderleri caydırıcı etki yapacak
derecede yüksektir. Tur şirketlerinin kazanç payını ve
komisyonları ortadan kaldırmak sadece uçak şirketinin
normal uçuş bedelini ödemek üzere örgütlenebiliriz. Ya da
tüm seyahatleri Trabzon’dan Soçi limanına kadar deniz
yoluyla organize ederek biraz yorucu da olsa fiyatları
oldukça aşağı çekebiliriz.
Buna karşın,
Adığey’de oluşturulan Dönüş Fonu yönetimi veya Adığey
Cumhuriyeti yönetimi sırf bu amaç için bir otobüs ile iyi
mihmandarlar tayin ederek göndereceğimiz insanları Soçi’de
karşılayıp, önceden belirteceğimiz güzergah üzerinden
seyahati gerçekleştirebilir. Böylelikle yol giderleri
önemli seviyede düşürülebilir.
İkinci önemli
tedbir ise gecelik 20, 40, 80 dolar düzeyinde olan konaklama
giderlerini üç beş Dolar seviyesine düşürmek için Maykop,
Nalçik ve Çerkesk kentlerinde birer özel pansiyon
oluşturulmasıdır. (Benzeri pansiyonlar, bir süre kalıp iş
yaşamını araştırmak ve denemek isteyenler için ve daha uzun
süreli kalma imkanı verecek şekilde oluşturulabilir.)
Üçüncü tedbir ise,
gösterişli sofralar yerine beslenme alışkanlıklarımızın göz
önünde bulundurulması suretiyle ucuz, temiz ve zamanında
yemek sunan restoranlar ile anlaşma yapılmasıdır.
Arzına
çalıştığımız basit önlemlerin hayata geçirilmesi bile Kuzey
Kafkasya’ya seyahat talebini arttıracaktır. Seyahat edip Ata
topraklarını görenlerin ileriye yönelik dönüşle ilgili
kararları da hiç kuşkusuz daha sağlıklı olacaktır. |