NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : TEMMUZ - AĞUSTOS 1998

08

YIL / SAYI : 2 / 8
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
KIYIBOYU ŞAPSIĞ GEZİSİNDEN NOTLAR

Muhittin Ünal


 

DÇB kongresinin programı çerçevesinde 28 Haziran 1998 günü Kıyı Boyu Şapsığ Bölgesi’ne bir gezi düzenlendi. 1991 yılında ana yol güzergahı olması itibariyle yöreyi görmüş olmama rağmen gezi programında köylerin bulunduğunu öğrendiğimde hemen katıldım. Kafilemizde Amerika, Ürdün, Almanya, İsrail ve Suriye temsilcileri dışında Türkiye’den de 13 kişi vardı. Küçük konvoyumuz, en önde bir eskort, arkasında Adığe bayrağı taşıyan bir otomobil, takiben iki otobüs ve en sonunda da iki hemşire taşıyan bir ambulanstan oluşmuştu. Geziye katılan kişi sayısı da muhtemelen 75 kişi kadardı.

 

Krasnodar’dan 10 km uzaklaştıktan sonra başlayan gür, koyu yeşil ve pek çok ağaç türünden oluşan orman alanları beş saat süre ile gitmemize rağmen hiç bir yerde inkitaya uğramadı. İlk molayı Tuapse Rayon’u sınırında verdik. Bu tepeden ağaç denizini seyretmenin tadına doyamadık. Dileyenler, yedi ağaçtan oluşan ‘çaputlu çalılara’ giydikleri giysilerden kopardıkları kumaş parçalarını bağladılar. Gizli dilekleri gerçekleşsin diye...

 

Tuapse Rayonu girişinden itibaren 30 km kadar sonra şu anda çok az sayıda Adığe’nin yaşadığı Jıbga’ya ve bir kaç km sonra da Karadeniz’e ulaşıyorsunuz. Deniz; durgun ve tüm sahiller tıklım tıklım dolu. İnsanların çoğu üst giymeden sadece şort ile dolaşıyorlar. Sahil yolu boyunca birbirinden güzel ve tümü ile ormanlık olan koylar birbirini izliyor. Bunlardan birisinde bir petrol şirketinin tesisleri olan Yemal’da öğle yemeği molası veriliyor. Kapalı yere girmeyi kimse istemiyor. O güzelim manzarayı, kayalar üzerine kurulan asansörler ile çıkılıp inilen lüks otelleri ve denizi seyretmeyi tercih ediyorlar.

 

Yemekten sonra köyler için anayoldan sapmalar başlıyor. İlk durak Aguy köyü. 600 aile ve 1500 nüfusun yaşadığı ve tümü ile Şapsığ olan doğa harikası bu köyde insan, keşke ressam olsaydım da şu manzarayı çizseydim, diye düşünüyor. Güçlü bir kameranın olmayışına hayıflanıyorum. Okul Müdürü Natko Aslan ve köylüler ile bir süre sohbet ettikten sonra yola koyulmak istiyoruz. Ama köylülerin kimi elma, kimi erik taşıyor, kimi egzamalı bir Amerikalı için doğal otlar toplayıp onu yetiştirmeye çalışıyor. Hasılı köyden ayrılmamız çok zor oluyor. İleride bir tatilimi bu köyde geçirmeyi kafama iyice yerleştiriyorum. Sonradan öğreniyorum ki, bu şekilde düşünen sadece ben değilmişim.

 

Tuapse’ye ancak saat 15.00’de ulaşabiliyoruz ve hiç durmadan yola devam ediyoruz. Sahil boyu düzenli tatil tesisleri bulunan ve sadece 600 aile Adığe’nin yaşadığı Tuapse’den hemen sonra Aje=Aşe vadisine sapıyoruz. Bu vadide toplam nüfusu 1500 olan Şhafit, Aşape, Hacıko, Kalej ve Liğothxi köyleri peş peşe sıralanıyor. Vadiye adını veren Aje ırmağının iki tarafına ve dağ eteğine yerleşmiş Şapsığ köylerinin geçimi fındık üretimi ve hayvancılığa dayanıyor. Kalej, eskiden Şapsığ’ların başkentliğini yapmış bir köy. Bu köyün içinden döndükten sonra Hacıko Köyü’ne giriyoruz.

 

Napsoy Murat’ın evinin yan bahçesinde hazır bulunan sofraya davet ediliyoruz. Köyün yaşlıları, gençleri ve hanımların tümü de bizim köylerdeki gibi giyimli ve oldukça samimiler. Kimse kimseyi yadırgamıyor. San­ki doğduk doğalı aynı köydeymişiz gibi, rahat ve samimi bir ortamda alelacele yemeğimizi yiyip yeniden yola koyuluyoruz.     Yolda Şapsığ’ların Spuna dedikleri 3000-4000 yıllık kaya mezarlarından birini görüyoruz. Yuvarlak bir delik dışında açık tarafları olmayan taş mezarlardan vadideki ormanlıkta çok sayıda mevcut. Bilim adamları bu mezarları Çerkes medeniyetinin bir tapusu olduğunu ifade ediyorlarmış.

 

Ana sahil yolunda ilk uğrak yerimiz 1000 kadar Şapsığ’ın yaşamakta olduğu Lazarovski kentidir. Ancak durmadan yola devam ediyoruz. Hedef Şehape köyüdür. Tüm Kafkas kabilelerinde olduğu gibi Şapsığ kabilelerinin de önemli toplantılarını, dini ayinlerini ve toplu dualarını yaptıkları tarihi Çınar Ağacı’na gidiyoruz. Köyün yaşlısı olan Miskur Şerefbi’nin gururlanarak, tarihi geçmişini anlattığı ve ‘Jiğdahxe’ olarak tanınan ağaç, tam 700 yaşında ve dünyada ikinci bir örneği yokmuş. Tanıtım ve dualardan sonra meyve ağırlıklı sofraya buyur ediliyoruz. Köylülerin gözleri gülüyor ve kendilerinden ve dillerini konuşan bizleri görmekten mutlular. Şehape köyü, Soçi-Lazarovski-Adler üçgeninin deniz ayağında olan bir köy. Başka bir ifade ile Şapsığ-Vubıh-Abazin topraklarının tam birleşim yerinde. Bu nedenle duamı ve kısa konuşmamı Abazince yapmayı istiyorum. Ama ne yazık ki bu isteğim gerçekleşemiyor.

 

Jidahxe’den ayrıldıktan sonra 20.00’de Lazarovski’ye ulaşıyoruz. Sahildeki bir gazinoda Nepsov Huşik tarafından hazırlatılan sofraya zorunlu olarak oturuyoruz. Ama kimse bir şey yiyemiyor. Müzeyi ziyaret etmek istiyoruz. Ama mümkün olamıyor. Müze müdiresi evde ol­ma­dığını söyleterek bize bu şansı tanımıyor. Şap­sığ’­la­ra ait tarihi kalıntıların tü­münün yer aldığı bu müzeye yeterli ziyaretçi gelmiyor ge­rekçesi ile mevcut eserlerin Moskova veya Leningrad’a taşınması arzusunun bir se­nar­yosu olduğunu anlatıyor­lar ve çok üzülüyoruz. Kras­nodar’ın çok değerli Baş­kanı sayın Nikolay Kond­re­ten­ko’nun bu­na izin vermeyeceğini düşünerek teselli buluyoruz.

 

Saat 21.00’de özel olarak düzenlenmiş olan konser programını izliyor ve saat 23.15’de Krasnodar’a dönmek üzere dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Beş saat süren yolculuğu hiç sıkılmadan geçiriyoruz. Zira, otobüsümüzde halen Amerika’da yaşamakta olan Agaçe Muşir ve Tsey Jabağı giderken olduğu gibi dönüşte de Habjoka Majde’nin de katılımıyla o kadar güzel Adığe voredler ve ğıbzalar söylüyorlar ki hayran olmamak elde değil. Amerika’da nasıl öğrendiklerini merak edip soruyoruz ve öğreniyoruz ki daha Suriye’de iken öğrenmişler. Pürüzsüz konuşmalarına, voredlerine, düğün kurulur ku­rulmaz davet beklemeden düğüne koşmalarına, duyarak, hissederek kendi kültürleriyle eğlenmelerine imrenerek 04.45’de otel Moskova’nın önünde bir günlük unutamayacağımız gezimizi tamamlıyoruz.

 

Gidiş-geliş 11 saat otobüs yolculuğu genelde insanı oldukça yorar. Ama bizler o gün yorulmadık. Çünkü, Kafkasya’yı bir kez olsun yeniden görebilmek arzusuyla yaşayan ve son nefeslerini verirken yönlerini Kafkasya’ya çevirttiren dedelerimizin, ninelerimizin beraberlerinde götürdükleri özlemi onlar adına bizler görerek, doya doya yaşadık. İşte bu nedenle gönlüm, her Kafkas kökenlinin ne yapıp dünya cenneti o güzelim yerleri bir defa olsun görmesini istiyor. Ancak, sadece dilemek yeterli midir, alınabilecek basit önlemlerle Kafkasya’ya seyahat talebini arttıramaz mıyız? Seyahat maliyetini düşüremez miyiz?

 

Kongre sırasında özellikle üzerinde durulduğu gibi, Kafkasya’ya geri dönmek isteyenlere, dilini geliştirmek isteyenlere, öğrencilerimize sırf turizm maksatlı seyahatlere yardımcı olmak üzere DÇB ve  Cumhuriyetlerimiz yöne-

 

Kıyıboyu Şapsığ’ın 700 yıllık çınar ağacı, Jiğdahxe timlerine ve bizlere düşen görevlerin olduğuna inanıyorum.

 

Hali hazırda uçak fiyatları ve konaklama giderleri caydırıcı etki yapacak derecede yüksektir. Tur şirketlerinin kazanç payını ve ko­misyonları ortadan kaldırmak sadece uçak şirketinin normal uçuş bedelini ödemek üzere örgütlenebiliriz. Ya da tüm seyahatleri Trabzon’dan Soçi limanına kadar deniz yoluyla organize ederek biraz yorucu da olsa fiyatları oldukça aşağı çekebiliriz.

 

Buna karşın, Adığey’de oluşturulan Dönüş Fonu yönetimi veya Adığey Cumhuriyeti yönetimi sırf bu amaç için bir otobüs ile iyi mihmandarlar tayin ederek göndereceğimiz insanları Soçi’de karşılayıp, önceden belirteceğimiz güzergah üzerinden seyahati gerçek­leştirebilir. Böylelikle yol giderleri önemli seviyede düşürülebilir.

 

İkinci önemli tedbir ise gecelik 20, 40, 80 dolar düzeyinde olan konaklama giderlerini üç beş Dolar seviyesine düşürmek için Maykop, Nalçik ve Çerkesk kentlerinde birer özel pansiyon oluşturulmasıdır. (Benzeri pansiyonlar, bir süre kalıp iş yaşamını araştırmak ve denemek isteyenler için ve daha uzun süreli kalma imkanı verecek şekilde oluşturulabilir.)

 

Üçüncü tedbir ise, gösterişli sofralar yerine beslenme alışkanlıklarımızın göz önünde bulundurulması suretiyle ucuz, temiz ve zamanında yemek sunan restoranlar ile anlaşma yapılmasıdır.

 

Arzına çalıştığımız basit önlemlerin hayata geçirilmesi bile Kuzey Kafkasya’ya seyahat talebini arttıracaktır. Seyahat edip Ata topraklarını görenlerin ileriye yönelik dönüşle ilgili kararları da hiç kuşkusuz daha sağlıklı olacaktır.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...