NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : TEMMUZ - AĞUSTOS 1998

08

YIL / SAYI : 2 / 8
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
KIZIMA MEKTUP

Aşamba Mümtaz Demiröz


 

13 Nisan 1950 tarihinde Akçakoca Esmahanım Köyünde yaşayan Abhaz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bursa İmam Hatip Okulu’ndan 1973 yılında mezun oldu. Öğrenciliğinde çalışmaya başladı, 5 yıl imam olarak görev yaptı. Siyasi görüşleri ve Kafkasya ile olan ilişkileri nedeniyle yapılan baskılar sonucu 1976 yılında görevinden istifa etti.

 

1978 yılında evlendi. 1979 yılında kızları Gunda dünyaya geldi.

 

Gençlik yıllarından itibaren önce Bursa daha sonra İstanbul’daki Kafkas Kültür Derneklerinde aktif olarak çalıştı. O dönemlerde Abhazya ile yazışmaya ve iki ülke arasında köprü kurmaya çalışanlardan biri oldu. Kafkas derneklerinin yönetim kurullarında görev aldı,

 

14 Ağustos 1992’de Abhazya savaşı çıktığında düşünce olarak savaşa karşı olmasına ve Abhazların Gürcü halkı ile birlikte barış içinde bir arada yaşamaları gerektiğine inanmasına karşın “fiili durum Abhaz halkının yanında olmayı gerektiriyor” düşüncesiyle Abhazya’ya gitti. Savaş süresince ve savaştan sonra 3 yıl kadar Abhazya’da yaşadı.

 

Ailesi ile Abhazya’ya göç etmeyi planlıyordu. Gayri resmi olarak Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. Anavatana Dönüş Komitesi’nde başkan yardımcısı olarak görev aldı. Abhazya’da tüberküloza yakalanıp ardından da kalp krizi geçirince 1995 yılı sonunda Türkiye’ye döndü.

 

3 Ağustos 1998 sabahı iş için bulunduğu Moskova’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı. Rusça bilir, Abhazca’yı okuyup yazar ve simültane tercüme yapacak kadar iyi konuşurdu.

 

Abhaz yöneticilerin talebiyle, Abhazya’da satın aldıkları evi, adını yaşatacak bir merkez yapılmak üzere Abhazya Devleti’ne bağışlandı. 1999 yılı başında geliri bu merkez için kullanılmak üzere ressam Faruk Cimok’un önderliğinde bir Çerkes Ressamlar Sergisi planlanmaktadır. Çalışmaları ile hepimize örnek olan değerli arkadaşımız Aşamba Mümtaz’ı hiçbir zaman unutmayacağız.

 

Canım Kızım,

 

Bilmiyorum, bu güne dek sana hiç mektup yazdım mı? Hatırlamıyorum. Askerken belki yazmışımdır. Mektup yazacak kadar hiç ayrı kalmadık. Annenle de öyle, şimdiye dek hiç yazışmadık. Şimdi ise beş buçuk aydır sizden ayrıyım. Beş buçuk aydır herhalde size yazabilirdim. Ancak, arada bir telefon edebiliyor olmam ve de her an gelebilme umudum. Ayrıca yazma konusundaki tembelliğim de engel oldu yazmama. Kısa bir süre içinde olsa, bir süre gelebilme umudumu hala taşıyorum. Yine de size, bu mektubu yazıyorum. Ne zaman gönderebilirim bilmiyorum.

 

Tatlı Kızım, bugün annenin doğum günü. Annen, doğum ve benzeri günleri hatırlayamadığımdan yakınırdı hep. Ama bugün hatırladım. 14 Ağustostan beri, burada ayın kaçı olduğunu pek bilmiyoruz. sadece savaşın kaçıncı günü olduğunu biliyoruz. Örneğin bugün savaşın 131. Günü. Yüz otuz bir gündür Abhaz Halkı, kendilerinden kırk kat daha güçlü Gürcüstan’a karşı, vatanını, evini, barkını, kendini savunuyor.

 

Sevgili kızım, bütün bu hengame arasında, bugün sabah biri bana, ayın kaçı olduğunu sordu. Bende saatime bakıp yirmi ikisi dedim ve karımın doğum günü diye ekledim. (Annen, haklı galiba. Yine doğum gününü önceden hatırlayamadım.) Daha sonra da Annenin doğum gününü kutlayamadığım i­çin tüm şartlara çok sinirlendim.

 

Bu mektup, ne zaman eline geçer bilmiyorum. Ama geçer geçmez annenin doğum gününü benim için kutlar mısın lütfen?

 

Güzel kızım, bir telefon konuşmamızda annen bana, herkesin yapmadığını, neden benim yapmam gerektiğini sordu. Çok da haklı annen. Keşke herkes yapması gerekeni yapsa idi, bende herkes gibi olsaydım. Ama her zaman öyle olmuyor. Bunu annen çok iyi bilir. Yine son telefon konuşmamızda, anneannen, beni çok yordunuz, diye hayıflanıyordu. Senin bakımın konusunda, onun çektiği sıkıntıları çok iyi biliyorum. Çok da saygı duyuyorum. Birkaç gün önce, Gürcistan tarafından düşürülen helikopterde ölen otuz beş çocuğun büyükannelerinin feryadını görünce, sevgili kayınvalidemin ve annemin şanslı olduklarını düşündüm.  

 

Bugün Abhazya’da, binlerce çocuğun anne, baba, anneanne ve babaannesi, çocuklarının sadece hayatta kalabilmeleri için her şeylerini feda etmeye hazır olduklarını çok iyi bilmeni istiyorum.

 

Şimdiye dek, Türkiye’den gelip Ab­hazya’nın bağımsızlığı için savaşan gençlerden ikisi şehit düştü. Annen ve ben, Kafkasya ve Çerkeslik problemlerinden söz etmeye, dert etmeye başladığımızda, biri henüz yeni doğmuştu. Biride 3-4 yaşındaydı. Bugün onlara iyi savaşlar çocuklar deyip, Türkiye’ye dönmekte bana doğru gelmiyor. Doğru nedir? Sorusu da bugün benim için zor yanıtlanır oldu. Sanırım ilk defa senden beni anlamanı istiyorum. Hatırlıyorum küçüklüğünü. Adının neden “Gunda” olduğunu sorgulardın. “Funda” ile karıştırılmasına da çok sinirlenirdin. Nasıl olsa “Funda” sanacaksınız diye, adını soranları yanıtlamazdın. Bizse, sana “Gunda”nın ne demek olduğunu anlattık birazcık... Bugün ise, sana adın sorulduğunda (Ki soranlar çok az sayıda kişi idi) çektiğin sıkıntının çok daha fazlasını, tüm Abhazya ve Abhazlar çekiyor.

 

Bütün Abhazlar, Abhazya nerededir? Abhaz nedir? Neden haklıdır?... vb soruların yanıtlarını tüm dünyaya anlatmaya çalışıyorlar. Umarım bunu başarabilirler. O zaman sende adının neden “Gunda” olduğunu, daha kolay anlayabilirsin.

 

Sevgili Kızım, bu satırları yazarken, sorumluluğum (sorumsuzluğum da olabilir) duygusuyla göz yaşlarımı engelleyemiyorum.   Çevremizdeki birçok insan, senin okula nasıl gideceğinle ilgilenmediğimi düşünürken, bense adının neden “Gunda” olduğunu sana yeterince anlatamamış olduğum için üzülüyorum.

 

Ancak şuna kesin olarak inanıyorum. Bugün Abhazya’da sürmekte olan savaş, iyi yada kötü tüm özelliklerimizi açığa çıkaracaktır. Umarım bu savaştan, gerekli tüm dersleri alırız.

Tatlı Kızım, tüm bunları sana anlatıyorum. Çünkü bir tek senin, herkese karşı beni savunduğunu biliyorum. Sana öyle söz veriyorum. İlk fırsatta satranç oynayacağız. (Umarım bu ilk oyunda ihtiyar babanı yenmezsin.)

 

Biliyorum, senin yaşındaki çocuklar, babaları tarafından anlaşılmayı beklerler hep. Bense bugün, senin tarafından anlaşılmayı umuyorum. Dilerim, sen, çevrende daha ko­lay anlaşılabilinesin...

 

Canım Kızım, seni çok seviyorum. Özlemle tatlı yanaklarından öperim. Anneni benim için öper misin ve herkese selam söyler misin lütfen. Özellikle anneannene!...

 

Yılbaşı öncesi gelemezsem, hepinizin yeni yılını kutlarım.

Hoşçakal Canım Kızım...

22 Aralık 1992

Gudauta

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...