|
Nartlardan bir
bölüm anlatacağız. Nart söylencesine yalan, yanlış şeyler
katmak doğru olmaz. Biz söylenceyi büyüklerimizden
duyduğumuz, öğrendiğimiz gibi anlatıyoruz.
Setenay Guaşe,
Psıj (Kuban Irmağı) kıyısında çamaşır yıkıyordu. Karşı
kıyıda da Nartların çobanı ineklerini otlatıyordu. Çoban,
ırmak kıyısında çamaşır yıkamakta olan Geaşe’yi görünce,
kıyıya yaklaştı, Setenay’ı gözetlemeye başladı. Setenay çok
güzeldi. Ondan daha güzel bir kadın henüz yaratılmamıştı.
Çoban gözlerini Setenay’dan ayıramıyordu.
-“Ey güzel Setenay,
güzellikte benzeri olmayan, bir kes olsun yüzüme bak!” dedi
çoban. Setenay bakınca çobanın kor gibi kızarmış olduğunu
gördü. Setenay’ın da kalbine bir cıvgı sıçramış, ateş içinde
kalmıştı. Setenay’ın gücü tükendi, bir taşın üstüne oturdu.
Setenay, çamaşır
yıkamayı bitirdi, gitmek için hazırlanırken çobanın sesini
duydu:
-“Ey güzel Setenay,
güzellerin en güzeli! O kadar akıllısın ki, erkekler senden
akıl danışır. Üzerinde oturduğun taşı niçin alıp evine
götürmüyorsun?” dedi.
Setenay, çobanın
dediğin yaptı, taşı aldı, eve götürdü. Bir köşeye koydu.
Aradan çok geçmeden Setenay hareket eden bir şeyin sesini
duymaya başladı. “Bu ses nereden geliyor? Bu hareket eden de
ne?” dedi Setenay, etrafına bakındı. Taşın yanına
yaklaşınca ses netleşiyor, uzaklaşınca da zayıflıyordu.
-“Çok ilginç!”
dedi Setenay, kulağını taşa dayadı, dinledi. Taşın içinde
bir devinim vardı. Ses, oradan geliyordu. Taşı yün ile
sardı. Aradan henüz üç gün geçmişti ki yün kavruldu. Yine
sardı, bir süre sonra yine yün kavruldu.
-“Bize yaşam veren
Psetha,”1
dedi, “bu taş her gün biraz daha büyüyor.” Taşı durmakta
olduğu yerden aldı, ocağın sıcak bir yerine koydu. Taş,
ocakta dokuz ay, dokuz gün kaldı. Taş koskocaman olmuş, içi
deviniyordu, üstü kızarmıştı.
Setenay, Lepş’ın2
işliğine koşarak gitti: “Lepş, sana güvenebilir
miyim?” diye sordu.
-“Bana
güvenemeyeceksen; maşam hünerini gösteremeyecek; çekicim
silahım olmayacaksa ben niçin yaşıyorum ?!” dedi, Lepş.
Setenay’ın sözlerinden alınmıştı.
-“Kimseye
anlatamadığım sorunum var. Anlatsam inanmak zor, anlatmasam
tasalanıyorum. Ne yapacağımı şaşırdım,” dedi Setenay. Zorda
olduğu belliydi.
-“Ooo,” dedi Lepş,
“Soru, yanıtsız kalmaz; yanıt, sahipsiz kalmaz. Boşuna zaman
geçiriyoruz. Söyle ne olduysa. Ne olursa olsun ben yardıma
hazırım.”
-“Dilimi
utandıracağıma evime gidelim, oradaki harikulade olayı
gözünle gör!” dedi Setenay.
-“Gidelim,
diyorsan ben hazırım. Erkeğin sözünden kuşku duyulmaz, erkek
sözünden dönmez, ” dedi Lepş. Alet, edevatını aldı, işlikten
çıktı.
Lepş, Setenay’ın
evine gitti.
Lepş, ocakta duran
kızarmış taşı görünce, “Ooo, bu da ne?! Ben yaşamım boyunca
çok şey gördüm, çok şey de duydum. Ama böyle sini ne gördüm,
ne de duydum. Vaşhue,3
ne kadar acayip bu!” dedi.
Lepş, taşı kırmak
için yedi gün yedi gece uğraştı. Lepş taşa çekiçle vurdukça
Setenay’ın yüreği ağzına geliyordu. Lepş’ın kırdığı taşın
içinden bir erkek çocuğu düştü. Setenay çocuğu yerden
kapınca eli yandı, çocuk kucağına düştü. Eteği yandı, çocuk
tekrar yere düştü. Çocuğun vücudu tutuşmuş gibi yalım
saçıyordu.
Lepş, çocuğu
uyluklarından maşayla tuttu, yedi kes suya batırdı, çıkardı.
Çocuğun vücudu o kadar sıcaktı ki, her batırışında su
kaynıyordu. Çocuğun vücudu çelikleşmişti. Fakat Lepş’ın
maşayla tuttuğu yerler et olarak kalmıştı.
Taşın içinden
çıkarılan çocuk çok çabuk büyüyor, bir ayda atması gereken
boyu bir günde atıyordu. Nartlar şaşırmıştı. Setenay’ın
taştan çıkarılan oğlunun haberi her yerde anlatılmaya
başlanmıştı. Haber Bırımbıhu’a da ulaştı, Setenay’ın yanına
geldi. Gelir gelmez de:
-“Kancık köpek
gibi ilk karşılaştığın erkekten döl alacaksan Guaşe4
sanını niçin kirletiyorsun?” diye bağırmaya başladı.
-“Bu benim öve
oğlum doğrulanlara benzemiyor. Eğer böyle bir oğlun olsaydı
kıskançlıktan çatlamazdın,” dedi Setenay. Bırımbıhu:
-“O senin öve
oğlun ise niçin evinde kalıyor, kucağında oturtuyorsun?”
dedi, Bırımbıhu.
-“Bunu taş
doğurdu, Lepş su verdi, çelik gibi yaptı. Sos taşından
çıkarıldığı için Savsırıko adını verdik,” dedi Setenay.
Savsırıko ocaktan
aldığı korlarla oynuyor, ağzına atıyor, sönmüş olarak
ağzından atıyordu. Bırımbıhu, Savsırıko’nın bu halini
görünce:
-“Bu belalı bir
döl, Nart soyunu yok edecek. Bu doğunca çoklarının ölümü
yakınlaştı. Yalanım varsa Vaşhue üzerine ant içerim,” dedi.
Setenay, oğluna
Savsırıko adını vermişti. Savsırıko’nın doğuşu da işte böyle
anlatılır.
* Nartlar,
Nalçık, 1995.
1- Psetha: Yaşamı veren tanrı.
2- Lepş: Demirciler ve silah ustalarının tanrısı.
|