|
Dağlık yörelerde
dağınık gruplar halinde yaşayan Osetler ‘yurttaş
toplulukları’ şeklinde örgütlenerek, geleneksel sosyo-politik
birliklerini yeni koşullar içerisinde tekrarlamışlardır.
Oset yurttaş toplulukları eski Hint-İrani toplumsal
kuruluşunun biraz değiştirilmiş bir şekliydi. Bu
toplulukların üyeleri, herbiri toprağın ayrı kısmına sahip
üç klandan (boydan) oluşuyordu. Topluluğun birliğinin
ideolojik kanıtını, söz konusu üç klanın (yani bütün
yurttaşların) aslının ortak atadan geldiği yolundaki epik
efsane sağlamaktaydı. Böylece Hint-İrani’lere özgü toplumsal
ayırımın üç öğeli şeması canlandırılmış olmaktaydı.
Yurttaşlar topluluğunun mükemmel örneğini Ari üç
işlevliliğinin gelenek ve uygulamalarını XIX. yy.’ın
ortalarına kadar koruyabilen Alagir Toplumu oluşturmaktaydı.
Alagir
Toplumu’nun toprakları üç kısımdan kuruluydu ve
Kuşagonti’ler, Tsarazonti’ler ve Sidamonti’ler olmak üzere
üç klandan oluşuyordu. Efsaneye göre, daha sonraları
Osetya’nın dört bir tarafına yayılan Alagir Toplumunun bu
eski klanları Osetlerin atası sayılan Os-Bagatar’ın
neslinden gelmekte ve onun üç oğlunun (Kusagon, Tsarazon ve
Sidamon) adlarını taşımaktaydı. Üç klanın işlevsel
uzmanlaşması dini Kuşagonti’lere, savaşı Tsarazonti’lere,
üretimi ise Sidamonti’lere bırakıyordu.
Osetya’daki
yurttaş toplulukları işgal ettikleri toprakların büyüklüğü
ve nüfusları açısından farklılıklar göstermekteydiler.
Efsanevi atalarının adları da farklıydı (örneğin, Kurtat
Toplumu’nda Kurta ile üç oğlu, Dargavs’ta Kambi ile üç oğlu
vs.). Fakat bütün toplulukların örgütlenme biçimleri
aynıydı. Topluluğun varlığının temelini toprak
oluşturuyordu. Bütün yurttaş topluluğu üyeleri bu
toprakların ortak sahibi sayılmakla birlikte, fiilen toprak
sahipliği üç klandan birine mensup ayrı bir köy (komşular
topluluğu) ya da bu köyde oturan sülaleler (‘mugkag’lar)
tarafından gerçekleştirilmekteydi. Her hane sahibinin tam
haklara sahip bir yurttaş sıfatıyla belirli bir arazi
parçası üzerine hakkı bulunmaktaydı. Toprak hakları ile
sosyal ve politik bağların koparılmaz birliği sıradan bir
yurttaşın üye olduğu değişik ortaklıklar hiyerarşisi içinde
sağlanıyordu. Bu hiyerarşi: aile - sülale (‘mugkag’) - köy -
klan - yurttaş topluluğu dizisi olarak gerçekleşmekteydi.
Yurttaşlara ‘wazdan’ denilmekteydi. Bu kelime günümüz
Osetçe’sinde ‘soylu, asil’ anlamına gelmekteyse de,
başlangıçtaki kullanımı itibariyle bu terim, sadece ortak
ilk atanın neslinden olmanın verdiği soyluluğu
anlatmaktaydı. Osetya’nın bazı yerlerinde bu sözcük yakın
dönemlere kadar bir tür hitap biçimi olarak kullanılmıştır.
Babadan oğula intikal eden ‘wazdan’lık unvanına (başka
deyişle yurttaşlığa) sahip olabilmek için ortak ilk atanın
neslinden gelmek, belirli bir (mevrus) arazi parçasının
sahibi olmak ve topluluğun diğer üyeleriyle eşit olmak
gerekliydi.
Yurttaş
topluluğunun politik kuruluşunun temeli ‘nixas’ denilen ve
çok kademeli bir yapıya sahip halk meclisiydi. En üst
kademedeki yüksek ‘Nixas’; yerel özyönetimin temsili
örgütlerinin bölgesel sistemini oluşturan mahalle, sülale,
köy ve klan ‘nixas’larına dayanmaktaydı. Yerel ‘nixas’ların
daha üst kademedeki halk meclislerine delegeler göndermeleri
yoluyla, yüksek ‘Nixas’ta açık demokratik seçimlerle
belirlenmiş sorumlu halk temsilcileri toplanırlardı. Yurttaş
topluluğunun halk meclisinin yasallığı, her üç klanın
yetkili delege gruplarının hazır bulunup bulunmamalarına
bağlıydı. Aynı ilke gönüllü milis kuvvetlerinin
oluşturulması ve arabulucu mahkemelerin üyelerinin seçimi
sırasında da gözetilmekteydi. Yurttaş topluluğunun ekonomik
esasını komşu toplulukları (köyler) halinde örgütlenmiş eşit
haklı yurttaşların (‘wazdan’ların) küçük çiftlikleri
oluşturmaktaydı. Bazı monolokal/tek birimli yurttaş
toplulukları zamanla büyük ticari-ekonomik merkezlere
dönüşerek ‘on kent’ niteliği kazanmışlardır (örneğin,
Fiyagdon kıyısındaki Tsimiti Koyu, Iraf kıyısındaki Donifars,
Gizeldon kıyısındaki Dargavs vb.).
Geleneksel
toplumsal örgütlenme biçimlerinin bu çok eski şekillerini,
değişen koşullara uyarlayan Oset yurttaş toplulukları, sahip
oldukları manevi değerleri güncelleştirip, geleneksel
kültürel özellikleri korumayı sağlayabilecek bir toplumsal
alan yaratmayı başarmıştır. Özlerini korumak için
geliştirdikleri bu sosyo-kültürel muhafazakarlıkla etnik
birliklerinin temellerini koruyabilmiş, aynı zamanda Oset
dilinde ve folkloründe (sözlü edebiyatında) en kadim Hint-İrani
(ve daha geniş olarak Hint-Avrupa) atalarının zihniyet
yapılarını saklayabilmişlerdir. Bunun tipik örneği XIX.
yy.’ın ikinci yarısında ve XX. yy.’ın birinci yarısında
yazıya çevrilen yukarıda değindiğimiz Nart efsanelerindeki
üç işlevli ideolojidir.
Oset
Dağ Toplumlarının Ortaya Çıkışı
XVI-XVII.
yy.’larda, genellikle bir büyük dağ boğazının ya da yüksek
olmayan geçitlerle ayrılmış birkaç vadinin doğal sınırları
içinde Oset dağ toplumları meydana gelmiştir. Kuzey
Osetya’daki dağ toplumları Alagir, Kurtat, Tagaur ve
Digora’ydı; Çok yüksek rakımlı merkezi/orta Osetya’dakiler,
Tualgom, Urs-Tualta ve Tursugom; güney Osetya’dakiler ise,
Kudar, Dzaw, Ksan ve Kud toplumlarıydı. Her dağ toplumu, ya
bağımsız bir yurttaş topluluğundan ya da askeri ve politik
amaçlarla ittifak kurmuş birkaç yurttaş topluluğundan
oluşmaktaydı. Doğal şartların, askeri-stratejik konumun ve
siyasi bağların farklılığı Osetya’nın değişik kısımlarının
farklı biçimlerde gelişmesine ve farklı bölgesel
özelliklerin oluşmasına yol açmıştır. Dağ Osetya’sı
feodalizmin gelişmesinin iki modeline tanık olmuştur.
Nispeten “saf” şekliyle bu modellerden biri kuzey Osetya’nın
doğusunda (Alagir, Kurtat ve Tağaur toplumlarında), diğeri
ise batısında (Digora’da) mevcuttu. Doğu’daki feodal
düzen modeli, komşular topluluğunun çözülmesi sonucunda
ortaya çıkmış ve feodal ilişkilerin gelişmesinin temelinin
özgür topluluk üyelerinin ekonomik yönden bağımlı ve
başkalarının topraklarını icar geçici olarak kiralayan
çiftçilere dönmeleri teşkil etmektedir. Bu modelin ayırıcı
nitelikleri bağımlı köylünün kendi toprağının olmayışı,
toprak sahibine rant ödemekle yükümlü kiracının tam bir
kişisel özgürlüğe sahip olması ve mevrus toprak parçalarına
sahip bağımsız köylüler sınıfının sayıca çok olmasıdır.
Batı’da ise komşular topluluğu önemini feodal ilişkiler
sisteminde de korumaktaydı.
Doğu Osetya’da
feodallerin ve kiracı köylülerin sülalelerinin kökeni
aynıydı ve çözülmüş komşu topluluklarına dayanıyordu.
Digora’ya asiller/toprak sahipleri dışarıdan gelmişti ve
buradaki yurttaş topluluğunu hakimiyeti altına alarak,
mevcut topluluk yapısını korumuştu. Osetya’nn Batı’sında
uygulanan modelin önemli özellikleri şunlardı: Bağımlı
topluluk üyeleri sürülecek ve biçilecek tarla ve çayırlara
sahip olabiliyorlardı, ancak başlıca rant kaynağını
oluşturan otlaklar sadece soyluların elindeydi. Ekonomik
bağımlılık beraberinde kişisel bağımlılığı getirmekte,
böylece köylüler belirli bir feodal/soylu aileye mevrus
biçimde bağlanmaktaydı. Merkezi ve Güney Osetya’ya gelince,
burada Oset feodalizminin her iki modeli de mevcuttu.
Güney’deki bazı çevre toplumlarının farklılığı ise, en üst
soylu kesimin Gürcüstan’ı siyasi yaşamında aktif rol
oynamasıydı. Bu soylular sınıfı zamanla tamamen
Gürcüleştiler. Oset feodal düzeninin klasik örneğini Tagaur
Toplumu göstermekteydi. Tagaurlar Genaldon ve Gizeldon
nehirlerinin vadilerini ve Terek nehrinin Daryal
Geçidi’ndeki sol taraflarına yerleşmişlerdi. Tagaur
Toplumu’nun çekirdeğini 11 soylu sülaleye ait topraklar
oluşturmaktaydı. Bu sülalelerin çoğunluğu Dargavs köyü
kökenliydi. Toprağı gasp ederek ve eşitleri olan
yurttaşlarını hakimiyetleri altına alarak ‘wazdan’lık
unvanını tekellerine almışlardı. XVIII-XIX. yy.da
Tagaurlarıda ‘wazdan’ artık üst sınıfa ait bir sıfat haline
gelmişti.
Feodal sistemde
yalnız soylular, ‘wazdan’lık ölçütlerine (yani köken -
toprak sahipliği - tam hak sahibi olmak üçlüsüne)
sahiplerdi. Dargavs’ta Aldattatiler, Mamsuratiler ve
Txostatiler olmak üzere üç ‘wazdan’ sülalesi kalmaktaydı.
Esenatiler, Kanukwatiler, Kunduxatiler, Tuganatiler,
Tulattatiler ve Sanatiler yeni köyleri kurarak oraya
taşınmışlardı. İki ‘wazdan’ sülalesi de - Cantiatiler ve
Dudaratiler - Tagaurlara kendi köylüleri ile birlikte
dışarıdan katılmışlardı.
‘Wazdan’ların
mülkiyetindeki bu merkezi topraklara 6 küçük bağımsız
topluluk komşu oluyordu. Bu çevre toplulukların en güçlü
sülaleleri, Tagaur nüfusunun ikinci derecede soylu (‘wazdan’)
sayılan zümresini oluşturuyordu. Tagaur toplumu böylelikle
dört sınıfa ayrılmaktaydı: Üst kesim ‘wazdan’lardan
ibaretti. Sayıca en kalabalık olan ‘farsaglag’lar (tam
çeviriyle “yandaki adamlar”) kesimi çevre/periferik
toplulukların bütün eşit haklı üyeleriyle ‘wazdan’ların
köylerindeki bağımlı toprak kiracılarını kapsamaktaydı.
‘Kavdasard’lar (“yemlikte doğanlar”) asillerin alt
sınıflardan kadınlarla yaptıkları ‘ikinci’, tam haklı
olmayan evliliklerden doğan çocukları ve bunların
aileleriydi. Sosyal sınıflamanın en alt kademesinde bulunan
az sayıdaki ‘kusağ’lar (köleler) ise bütün toplumsal
haklardan yoksun olup efendilerinin tam malı
sayılmaktaydılar.
Her kiracı köylü
(‘farsaglag’ veya ‘kavdasard’) ailesi toprak sahibine her
yıl bir koyun, bir kuzu, bir araba yükü kuru ot, üretilen
tereyağ ve peynirin bir bölümünü ve bazı feodallere de
ürettikleri buğdayın bir kısmını verirlerdi. Her köylü yılda
üç gün efendisinin tarlasında çalışırdı. ‘Wazdan’ın çağrısı
olduğunda ‘farsaglag’ları ve ‘kavdasard’ları onun arkasından
akınlara ya da gümrük nöbetlerine çıkarlardı. Daryal Geçidi
üzerindeki denetim ‘wazdan’lara büyük bir gelir sağlamakta
ve Tağaurları geniş bir siyasi ve ticari ilişkiler ağı
içerisine sokmaktaydı.
Değişik Oset
toplumlarının yerel özellikleri daha önce, Alan Devleti
döneminde oluşturulmuş olan geleneksel birlik bilincini yok
edememiştir. Nitekim Oset dağ topluluklarının komşularının
da Osetya’yı tek bir ülke olarak kabul ettikleri
bilinmektedir. Oset toplumları iç işlerinde bağımsız
davranırlarken, askeri ve dış ilişkilerinde diğer Oset
toplumlarıyla birlikte davranmayı tercih etmişlerdir. Başka
deyişle, XV-XVIII yy.lar Osetya’sı konfederatif esaslara
göre birleşen, özerk bölgelerden oluşmaktadır. Bütün
milletin kaderini etkileyebilecek özel durumlarda,
konfederasyon adına karar almak üzere genel Osetya ‘Nixas’ı
toplantıya çağrılmaktadır. Bu tür halk meclisinin son örneği
Osetya tarihinde büyük rol oynayan ve Rusya’ya gönderilecek
elçiliğin kadrosunu atamak üzere toplanan 1749 ‘Nixas’ı
olmuştur.
Oset Dağ topluluklarının ovalara dönüşleri
XVIII. yy.ın ilk
yarısında Osetya derin bir krizin eşiğine gelmiş
bulunmaktaydı. Ekonomik olarak, işlenebilecek toprakların
sınırlarına varılmış, nüfus fazlalığı nedeniyle ekilebilecek
yeni topraklara ihtiyaç doğmuştu. Feodalizmin bu aşamasında
üretim temelinin genişletilmesi ve politik sistemin yeni
ihtiyaçlara uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyordu.
Toprak açısından sınırlara varmış olunması ve eşitsiz sosyo-ekonomik
gelişme sonucunda komşu Oset toplumları arasında ihtilaflar
baş göstermişti. Sıkışılmış bu coğrafyadan kurtulmanın bir
yolu Khabardey veya Gürcü prenslerinin tabiiyetine girerek,
dağlardan ovaya dönüş olabilirdi. Ancak bu tür bir
“sömürgeleşme” Oset soyluları için egemenliklerinin
sınırlanması, köylüler için ise yükümlülüklerinin katlanması
anlamına gelecekti. Buna karşılık, yeni edinilebilecek
süzerenler ne belirli bir sosyal güvenceyi, ne siyasi
istikrarı, ne de etkili bir askeri himayeyi teklif edecek
durumdaydılar. Ayrıca Khabardeyler’i dışarıdan körüklenen
prensler-arası çekişmeler kemirmekteyken, bir dizi
krallığa/prensliğe bölünmüş olan Gürcüstan kendini bile
savunmaktan aciz durumdaydı. Yine de güçlü Khabardey ve
Gürcü prenslikleri, sınırlarındaki Oset toplumlarını askeri
kuvvet veya ekonomik baskıyla egemenlikleri altına almaya
çalışıyorlardı. Bu ortamda Osetya’nın çıkarları Rusya’nın
dış siyasi planlarına uygun düşmekteydi.
Kafkas meselesi
Rusya İmparatorluğu’nun doğu politikasının merkezini
oluşturmaktaydı. Kafkasya’ya ilerlemek suretiyle Rusya
Karadeniz’e çıkışını kolaylaştırmayı, güney sınırlarını
sağlamlaştırmayı ve Orta Doğu’daki başlıca rakiplerini
Osmanlı İmparatorluğu ile İran’ı sıkıştırmayı
tasarlamaktaydı. Osetya’nın Kafkasya’nın tam ortasında,
stratejik erişim yollarının kesiştiği bölgedeki coğrafi
konumu XV-XVII. yy.larda Oset halkının kurtuluşu ve
yaşayabilmesi için bir avantaj oluşturuyorken, XVIII. yy.dan
itibaren aynı coğrafi konum, değişen koşullar nedeniyle bir
dezavantaja dönüşmüştür. Aslında Oset ulusu stratejik olarak
önemli bir coğrafyada yaşamanın bedelini bugüne kadar
ödemeye devam etmiştir. Rus yönetiminin XVIII. yy.dan beri
Osetlere karşı duyduğu ilginin niteliğini, Çarlığın Kafkasya
genel valilerinden birisinin daha sonraki dönemde söylediği
şu sözler çok iyi anlatmaktadır: “Osetya’da sağlam
hakimiyetimiz Kafkas dağlarının çok daha büyük bir bölümünde
üstünlüğümüzü pekiştirecektir.”
Osetler ise
Rusya’ya, Oset toplumları arasındaki gerginleşen ilişkileri
düzeltebilecek ve hem kuzeyde, hem de güneyde onları dış
saldırılardan koruyabilecek bir organize devlet gücü gözüyle
bakmışlardır. Nitekim, Osetler Rusya’nın yardımıyla Kuzey
Kafkas Ovası’na dönmeyi ummaktaydılar. Rusya ile girdikleri
ticari ilişkiler de, onlara Rusya’ya güvenebileceklerini
göstermişti. 1749 yılında Oset toplumları Rusya’ya katılma
konusunda ortak karar almışlardır. Rusya ile diplomatik
ilişkiler kuran Osetya üç yıl boyunca Petersburg’da seçkin
siyaset adamı Zurab Magkati’nin başkanlığındaki bir elçi
tarafından temsil edilmiştir. Ne var ki katılmayla ilgili
işlemler ertelenmiş, ancak 1774 yılında, Osmanlı-Rus
savaşının sona ermesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca
Antlaşması’nın Rusya’ya Kuzey Kafkasya’da istediği hareket
serbestisini tanımasından sonra yapılmıştır. 1774’ten sonra
Oset-Rus ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır.
Tarafların üzerinde anlaştıkları ortak kararların yerini
Osetya’yı Rusya’nın idari sistemine dahil etmek için acele
eden Rus makamlarının tek taraflı davranışları almıştır.
Zaman zaman silahlı çatışmalara dönüşen ihtilaflar, bölgede
Rus yönetiminin polis, mahkemeler ve vergi sistemi gibi
unsurlarıyla beraber tam ve nihai olarak kurumlaşmasına
kadar sürmüştür. 1830 yılında gerçekleşen bu olay Osetya’nın
kuzeyinde ve güneyinde eş zamanlı bir surette düzenlenen
imha operasyonlarından sonra mümkün olmuştur. İnatçı
direnişleri Osetleri Rus askeri yönetimine tabi olma
zorunluluğundan kurtarmaya yetmemişse de, beklenmedik bir
biçimde onların komşularının iddialarından kurtulmalarına
yaramıştır. Nitekim, daha önce Osetya’nın Rusya’ya
katılmasını engellemek için entrikalar çeviren Gürcü
prensleri Gürcüstan’ın kendisi de Rus yönetimine katıldıktan
sonra bazı güney Oset toplumları üzerine hak iddia etmeye
başlamışlardır. Ancak Rus Yönetiminin onların bu talebine
verdiği cevap olumsuzdu: kudretli bir İmparatorluğa karşı
savaşmaya cesaret edebilen insanlar, Gürcülere bağımlı
olamazlardı.
1784’te Daryal
(Askeri Gürcü) Geçit Yolu bölgesinde güvenliği sağlamak
amacıyla Rus yönetimi Vladikafkas kalesini inşa ettirmiştir.
Kalenin Osetçe adı olan Dzaucikaw Osetya’nın bugünkü
başkentine daha önce burada bulunan küçük bir Oset köyünden
miras kalmıştır. Osetya’yı devlet idaresi alanına dahil etme
sürecinde edinilen deneyimler Kafkasya’daki Rus makamlarına
çok şey öğretmiştir. XIX. yy.ın ortalarından itibaren
karşılıklı uyuşma ve alışma dönemi başlamıştır. Bu dönemde
gerçekleşen idari sistem ve taksimatın evrimi ve yönetme
usullerinin gelişimi eski Oset coğrafi-politik
organizasyonunun ve geleneksel halk temsilciliği ve mahkeme
şekillerinin hesaba katılmasına ve kullanılmasına
dayanmaktaydı. İmparatorluğun idari kuruluşunda izlenen
temel esas etnik olmaktan ziyade coğrafiydi ve Kafkasya’nın
özel şartlarında bu esas bir de askeri-stratejik faydalılık
prensibiyle tamamlanmaktaydı. Böyle bir yaklaşımın sonucu
olarak Osetya ‘Kuzey’ ve ‘Güney’ olmak üzere Ana Kafkas
Sıradağı boyunca iki parçaya bölünerek bunlardan biri Kuzey
Kafkasya’daki, öbürü de Güney Kafkasya’daki Rus yerel
yönetimlerinin emri altına verilmiştir. Kuzey Osetya’nın en
büyük kısmı XIX. yy.ın ortasında önce Vladikafkas İlçesi,
daha sonra Askeri Oset ya da Oset İlçesi denilen ve Terek
Eyaleti’ne bağlı olan tek bir idari birim içinde
toplanmıştır. Güney Osetya’nın topraklarının çoğu Tiflis
Eyaleti’ne, azı da Kutais Eyaleti’ne (ikisi de Gürcüstan)
ithal edilmiştir.
Kuzey Kafkas
Ovası’nı yeniden benimsemeye yönelik ilk girişimler daha
XVIII. yy.da başlamıştır. Bunun sonucunda Khabardey
prenslerine ait toprakları kira ile tutan Oset feodallerinin
kurdukları köyler ortaya çıkmış, Osetler Mozdok ve
Vladikafkas çevresindeki düzlüklere yerleşmişlerdir. XIX.
yy.ın ilk yarısında ise Osetlerin ovaya göçme süreci
kitlesel ve düzenli bir şekil almıştır. Bunun sayesinde
feodal ilişkiler yeni üretim bazı edinmiştir. Söz konusu
dönemde gerçekleşen önemli gelişmeler şöyle sıralanabilir:
Topraktan yararlanmada kişisel-ailesel sistemin kesin
zaferi, rantın parayla ödenmesi usulünün yaygınlaşması,
ekonomik yönden bağımlı köylülerin değişik sınıfsal
gruplarının durumlarının eşitleşmesi. Ancak bunları bütün
Rusya pazarıyla bağların genişlemesi, zanaatta ve tarımda
piyasaya yönelik mal üretiminin artması, ilk sanayi
işletmelerinin ortaya çıkması izlemiştir. Pazara doğrudan
bağlılık koşullarında küçük köylü ekonomisi soyluların genç
latifundiumlarından daha sağlam ve dayanıklı çıkmıştır. Dağ
sömürme metotları ovada zor tutunmaktaydı. Hızlı iktisadi
kalkınmayı hedefleyen ve Osetya’daki politik durumun
istikrarsızlaşmasından korkan Rus hükümeti büyük çiftlik
sahiplerinin çıkarlarını savunmak istememiştir. Sayıları az
olan asillerle özgür Oset köylüleri arasındaki sosyal
çatışma feodal bağımlılık sisteminin yıkılışıyla
çözümlenmiştir. Köylüler soylulara karşı olan eski
yükümlülüklerini yerine getirmeyi kesip, işlettikleri
topraklardan yararlanmaya devam etmekteydiler.
Zaferlerini
1853’ten 1867’ye kadar aşamalı olarak gerçekleştirilen tarım
reformu berkitmiştir. Reformun başlıca prensipleri ova
arazilerinin devlet mülkiyeti ilan edilmesini ve gerek
köylülerin, gerekse eski efendilerinin topluluk hukuku
çerçevesinde ayrı ayrı yerleştirilmelerini ve ayrı ayrı
topraklandırılmalarını öngörmekteydi. Sonuçta, örneğin,
Tagaur ‘wazdan’ları bütün Tagaur halkı gibi aile başına 40
desyatinlik (1 desyatin 1,09 hektara eşittir) arazi
parçaları edinilerek köylü kitlesiyle ekonomik olarak
denkleştirilmişlerdir. Kuzey Kafkas Ovası’ndaki reform
dramatik gelişmelere de sebep olmuştur. Kuzey Oset
toplumlarının nüfusunun yaklaşık dörtte biri ve bu arada
asillerin çoğunluğu Müslüman’dı. Bu durumu da kullanarak
imtiyazlarını yitirmekte olan “asiller partisi” Osmanlı
İmparatorluğu’na göç hareketine önayak olmuştur. Bazı
verilere göre, Oset muhacirlerinin sayısı 3-5 bin
civarındaydı. Bunların çoğu Oset nüfusunun en prestijli ve
sosyal olarak en aktif gruplarının mensuplarından ibaretti.
Vatanda kalan Oset soylu sınıfı ise reformdan sonra hızla
çökmeye başlamıştır.
Vladikafkas (Kuzey
Oset) Ovası’nın benimsenmesine paralel olarak Güney
Osetlerin Kartli ve Kaheti gibi Doğu Gürcüstan
prensliklerine göçleri sürmekteydi. Gürcü krallarının ve
prenslerinin daha önce Osmanlı ve İran ordularınca harap
edilen topraklarına Osetlerin en büyük göç dalgası XVIII.
yy.’a rastlamaktadır. Gürcülerin toprağa şiddetle muhtaç
olan Oset dağlılarını davet etmeleri genellikle hem
ekonomik, hem askeri amaçları gütmekteydi. Örneğin, Doğu
Gürcüstan hükümdarı II. Iraklı (Erekle Han) Kaheti’deki Oset
kolonilerini bölgeyi dış saldırılara karşı koruyacak bir
kordon şeklinde yerleştirmiştir. Güney Osetya’nın asil
kendisinde ise XIX. yy.’in başları ve ortaları köylülerin
özgürlük savaşımlarıyla geçmiştir. 1860’larda yapılan reform
burada da kişisel bağımlılığı kaldırmış ve toprak
ilişkilerinin düzenlenmesinin genel Rusya sistemini
yürürlüğe koymuştur. Ovaya yerleşme ve devlet
yönetiminin kurulması, tarım reformu ve pazar ilişkilerinin
gelişmesi Osetya’nın dağınıklığının giderilmesine ve dış
bağlarının genişlemesine yol açmaktaydı. XVIII. yy.ın
sonlarından XIX. yy.ın ortalarına kadar meydana gelen
olaylar ve gelişmeler halkın toparlanması sürecini
hızlandırarak ulusun yeniden doğuşu için ortam
hazırlamıştır.
Kültür
Devrimi
Osetya'da
kapitalist ilişkilerinin doğması ve gelişmesi dönemi olan
19. yüzyıl aynı zamanda Oset ulusunun oluşması ve Oset
ulusal kültürünün şekillenmesi çağı olmuştur. Geçen asrın
ilk yarısına kültür devriminin başlaması rastlamaktadır.
Feodalizmin çöküşünü ve Osetya'nın dünya ekonomik
bağlantıları sistemine katılışını hazırlayan politik ve
sosyo-ekonomik değişmeler geleneksel yaşam tarzını kırmış,
toplumun hareketliliğini yükseltmiş, kültür alanında
karşılıklı etkileşmenin ufuklarını genişletmiştir.
Geleneksel toplumun modern eğitime doğru yönelmesi, kültürel
faaliyetlerin değişik dallarının ihtisaslaşması, profesyonel
edebiyat ve sanatın ortaya çıkışı vb. gelişmeler ulusal
toparlanma ve kaçınılmaz olarak ulusal çıkarların bilincine
varma süreçlerinin zemininde meydana gelmekteydi. Ekonomik
kalkınma, toplumsal hayatın devlet haline geçişi, özgürlük
olmasa da kişisel seçim yapma olanaklarının genişlemesi
kalabalık bir aydın sınıfın oluşmasına yol açmıştır. XVIII.
yy.'ın ortasına kadar Osetlerin pek azı eğitim
görebilmekteydi, bu da sadece Gürcü manastırlarında veya
Kartli hükümdarlarının saraylarında mümkün olabilmekteydi.
Yazının ve onu yeniden kurma olanaklarının olmayışı dağ
toplumlarındaki kültürel durumun ayrılmaz bir niteliğiydi.
Çocukları çağdaş
yöntemlerle eğitmenin daha önceki bazı girişimleri
bilinmekteyse de, okul eğitim sistemi Osetya'da 1766'da
Mozdok'ta ilk Oset okulunun açılmasıyla doğmuştur. İlk
Osetçe kitap da 1798'de Mozdok piskoposu Gay ile papaz Paul
Kesati'nin yayınladıkları kısa bir "Akait Kitabi" olmuştur.
Bu iki zat Kiril alfabesini kullanarak Oset yazı sistemini
geliştirmiştir. 1821'de Ivan Gabarati'nin yazdığı ilk Osetçe
"Elifba Kitabi" basılmıştır. 1820'li yıllarda Osetya'da
kiliselere bağlı ilkokullar açılmaya başlamış,1860'larda ise
bunların sayısı 30'u bulmuştur. 1844'te baskıdan akademisyen
Andreas Sjogren tarafindan meydana getirilen ve Oset dilinin
bilimsel incelenmesinde ilk adım olan "Osetçe Dilbilgisi"
çıkmıştır. Sjogren'in geliştirdiği alfabe Osetçe okuma
yazmayı herkesin anlayacağı bir hale getirmiştir. Bu dönemde
Oset dili 1836'da açılan Vladikafkas Din Lisesi'nde ve Oset
papazlarını hazırlamayı amaçlayan Tiflis Ruhban Yüksek
Okulu'nda da ders olarak öğretilmekteydi. 1830'lardan
itibaren Oset erkek çocukları askeri okullara girmeye
başlamışlar, birçok genç asilzadeler Petersburg'daki
prestijli subay okullarına kabul edilmekteydiler.
Saflarından ulusal aydın sınıfı çıkaran tahsil görmüş
Osetlerin ilk kuşağı XIX. yy.'ın ortalarında faaliyette
bulunmaktaydı. Bu kuşak daha çok dini veya askeri öğrenimi
yapmış kişilerden oluşmaktaydı.
O zamanlarda
yalnız soylular subay olabilmekteydiler, Ortodoks
Hıristiyanlık ise Osetya'da köylülerin dini sayılmaktaydı.
Bu sebepledir ki Oset aydın kesimi baştan beri safları
içinde değişik sosyal tabakalardan gelen insanları
birleştirmiştir. Sınıfsal ve bölgesel önyargıların
giderilmesi için fazla zaman gerekmemiştir. Oset toplumunun
özelliklerini oluşturan yurttaşlar topluluğu, köylülerin
özgürlüğü ve itibarlılığı, ortak geleneksel kültür ve
şövalye tipi epik destanlar halkın kültürel, etnik ve
estetik birliğini kolaylaştırmıştır. Dönemin Oset aydın
kesimi genel ulusal çıkarları ifade edip, sosyal ve coğrafi
bölmeleri zorlamış ve Yeni Çağ’ın timsali olmuştur. Aydın
kesimin hızlı sayısal büyümesini çağdaşlar bazen Osetlerin
öğrenime olan özel eğilimleriyle açıklamaya çalışmışlarsa
da, bunun gerçek nedenleri şunlardı: Toplumsal gelişmişlik
düzeyinin nispeten yüksek ve dönemin Rus devlet idare
yapısına aşağı yukarı uygun olması (örneğin, 1871 yılında
sadece Osetler genel Rusya mahkeme sistemine geçmeye hazır
bulunmuşlardır); yenilikleri benimsemeyi ve değişen dış
koşullara kendini adapte etmeyi kolaylaştıran Oset
toplumunun açıklığı (korporatif ruhtan ve topluluk
kapalılığından yoksun olması, 'enternasyonalizm'i); son
olarak da XIX. yy.'a mahsus büyük Rus kültürünün Osetya ile
dış dünya arasında aracı ve ortak işlevlerini genellikle
başarıyla görmüş olması.
Aydınlar kesiminin
doğuşuyla beraber Oset toplumunun yeni cehresi de oluşmuş,
halk 400 yıl içinde tanınmayacak kadar değişmiş kocaman
dünyaya tekrar dönmeye ve bu dünyada kendi yolunu aramaya
başlamıştır. XIX. yy.'in ikinci yarısı ve XX. yy.'in ilk
çeyreği Osetya için Ulusal Yeniden Doğuş Çağı olmuştur.
Dikkate değerdir
ki Oset aydın sınıfı kendi sayısal ve entelektüel
liderliğini baştan beri Kafkasyalı komşuları karşısındaki
sorumluluk olarak idrak etmiştir. Daha ilk profesyonel ozan
Temirbolat Mamsurati şiirlerinde vatan kavramını bütün
Kafkasya çapına kadar genişletmiştir. İnal Kanukwati, Alihan
Ardasenti, Kosta Hetegkatıgkati, Gappo Bayati, Georgi
Tsagolti, Elbasduko Britiati ve başkalarının politik, sosyal
ve ekonomik sorunlar üstüne yazdıkları eserlerde işlenen
başlıca temalar Kafkas halklarının kardeşliğinin ya İnguş
olsun ya da Khabardey olsun bütün hakkı yenilenlerin ve
fakirlerin savunulması, Kafkas kardeşlerinin müreffeh ve tek
ailesinin dışında kendi ulusunun mutluluğunun asla
düşünülemez olmasıdır. Oset kültürünün bir parçası haline
gelen bu sorumluluktan 'İslam sosyalizmi'nin kuramcısı ve
birleşik dağlıların demokratik devletinin ideologu Ahmet
Tsalikati'nin düşünce tarzının genişliği kaynaklanmaktadır.
Ayni hususu göz önüne almadan bir avuç Oset'in genel Rusya
Müslüman hareketinde oynamış oldukları müstesna rolü anlamak
da olanaksızdır (bu bağlamda Ahmet Tsalikati'den başka
Aslanceri Datiti ile Alihan Kantemurti (Kandemir) gibi
simalar akla gelmektedirler). Ulusal bilinci aktif biçimde
oluşturmakta olan kültürel faaliyetlerde merkezi yeri dil
problemleri işgal etmekteydi. Anadili kültürün ruhu, çağlar
arasındaki rabıta unsuru ve ulusal identitenin güvencesi
olarak düşünülmüştür.
Andreas Sjogren'in
ve Vsevolod Miller'in lengvistik yapıtları Oset kültürünün
olguları haline gelerek toplumun bütün kesimlerinde tarihe
ve filolojiye karşı geniş ilgiyi uyandırmıştır. Ulusal
Yeniden Doğuş çağındaki aydınların en önemli amaçları tek
edebiyat dilini kurmak ve anadiline dayalı okul eğitimini
başlatmaktı. Büyük Kosta Hetagkatı'nın şiirleri edebiyat
dili konusundaki tartışmaları anlamsız kılmıştır: Kosta'nın
geliştirdiği dilde XIX. yy.'in sonunda XX. yy'ın başında
klasik Oset Edebiyatı geleneğinin kurucuları olan Aleksandr
Kubalti, Seka Gadiati, Elbasduko Britiati, Ilas Arnigon,
Alihan Tokati, Arsen Kotsoyti vb. yazmaktaydılar. Tek
(ortak) edebiyat diline İron lehçesi temel oluşturmuşsa da,
edebiyat geleneği aynı zamanda Blajka Gurjibeti, Georgi
Maliti, Sozur Bagarati gibi yazarlar sayesinde Osetçe'nin
Digoron lehçesinde de gelişmekteydi... Anadiline dayalı
öğretimi başlatması ise Çarlık Rusya'sında mevcut yasaklar
engeline çarpmıştır: bu yönde girişimlerde bulundukları için
Elbasduko Britiati ve Ilas Arnigon öğretmenlikten bile
atılmışlardır. Osetçe eğitim yapan okullar ancak 1917
devriminden sonra kurulabilmiştir.
Ulusal ülkü Oset
kamuoyunu kendi özgünlüğünü aramaya ve kesilen çağlar arası
bağları yeniden keşfetmeye itmiştir. İlk Oset halk
bilimcileri ve etnografyacıları olan Vasili Tsorati,
Cantemir, Gatsir ve Gutsir Sanati'ler, Mialuk Txostati,
Mikail Bayati, Afako Gassiti, Georgi Tsotsiti, Savva Kokiti,
SolomanTuskati ve başkaları süreli yayınlarda Oset folkloru
ve halk kültürü ile ilgili yazılarını yayımlamaktaydılar. XX.
yy.ın başlangıcında Oset tarihinin etraflı ulusçu mefhumları
olan Aleksandr Kodzati'nin ("Kadim Osetler ve Osetya", 1903)
ve Vano Temirhanti'nin ("Osetlerin Tarihi", 1913) kitapları
gün yüzü görmüştür. Sözlü halk sanatı klasik edebiyatı
beslemekte, folklor sujeleri profesyonel tasviri sanatların
kurucuları olan ressam Maxarbeg Tuganti ve heykeltraş
Soslanbeg Tavasiti'ye ilham vermekteydi. Halk ustaları
çevresinden heykelci Soslanbeg Edziti ve yazar Seka Gadiati
çıkmışlardır.
Ulusal devlet
yapısının yokluğu ve Osetya'nın idari bölünmüşlüğü
ortamında kültür toparlanma sürecinin başlıca faktörü ve
ulusal bilincin dayanağı haline gelmiştir. Kültürel
bölgeciliğin ortadan kalkması, aydınlar sınıfının oluşması,
eğitim sisteminin ve her çeşit profesyonel kültür
faaliyetlerinin gelişmesi, Osetçe kitap, gazete ve
dergilerin yayımlanması Osetya'yı tek bir ulusal kültürel
alan haline getirmiştir. Kültürel merkezleşmenin ekseni
görevini ise Kosta Hetegkatı'nın tanımıyla "Osetlerin fikri
ve idari merkezi" olan Vladikafkas görmekteydi. XIX. yy.'ın
ortasında Oset ulusal yeniden doğuşunun toplumsal politik
fikriyatı maarif düşünceleriyle sınırlı kalmaktaydı. İki
birbirine zıt siyasi tutum olan piskopos Akso Koliti'nin
demokratik Hıristiyan platformu ile general Musa
Kunduxati'nin aristokratik muhafazakarlığı arasındaki
çelişkiler de aydınlatma felsefesinin çerçevesi dışına
çıkmamaktaydı. Fakat XIX. yy.'ın son otuz yılı içinde
halkçılık ideolojisine geçiş gerçekleşmiş ve ulusal kurtuluş
hareketinin yükselişi başlamıştır. Oset aydınlarının
devrimci kısmı (Alihan Ardasenti, Dris Soxiti, Ibrahim
Sanati, Mahamat Abatsiati, Gurgok Gazdanti, Georgi Dzgoyti
ve başkaları) genel Rusya 'illegalite'sinin (yer altı
hareketinin) saflarına katılarak 'halk içine gitme' olarak
bilinen ve sosyal adalet fikirlerini yayma amacını güden
romantik ve dokunaklı faaliyetleri aktif şekilde
vatanlarında yürütmüştür. Ulusal yeniden doğuşun bu
safhasında sanat yaratımı ve "teorik" yazılı kültür siyasi
hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bir yandan
halkın savunucusu, öte yandan da şair, gazete yazarı ve
ressam sıfatlarını şahsiyetinde birleştiren Kosta
Hetegkatı'nın evrensel siması da ulusal kültürün ve Oset
halkının kurtuluş savaşımının tek ve bölünmez simgesi
olmuştur.
Kurtuluş Hareketi
X. yy.'ın
başlarına doğru Oset toplumsal hareketi ve kamuoyu için
ülkenin idari bölünmüşlüğüne ve sömürge halkı konumuna boyun
eğmenin imkansızlığı artık açık olmuştur. Ulusal yeniden
doğuş Osetya'nın politik birleşmesi fikrinin ortaya
konulmasına yol açmıştır. Bu hedef 1905 1907 Rus Devrimi
sırasında faal şekilde tartışılmış, 1917 Şubat’ında Çarlık
rejiminin düşmesinden sonra ise en başta gelen amaç olarak
belirlenmiştir. Rusya'da iç savaş ve imparatorluğun
dağılması ortamında Osetlerin politik bilinci ve ulusal
egemenliği net olarak Oset halkı kongreleri örgütsel
biçimini almıştır. 1917-1919 yılları arasında yapılan 11
ulusal kurultay iki en önemli sorunu karara bağlamış: Kuzey
ve Güney Osetya'yı genel halk irade izhari düzeyinde
birleştirmiş ve yasal yetki organı olarak Oset Ulusal
Meclisi'ni meydana getirmiştir. Oset Halkının I. Kongresi
1917 Nisan’ında toplanmıştır. Kasım 1917'de yapılan IV.
Kongre Osetya'da geçici olarak tam devlet yetkisi sahibi
kılınan Oset Ulusal Meclisi'ni seçmiştir. Meclis'in
başkanlığına Simon Takoti, yardımcılıklarına da Tsomak
Gadiati ve Gappo Gagkayti getirilmişlerdir. Tümgeneral Afako
Fidarati (ordu başkomutanı) ve Albay Gaspo Gutsunati'nin
(kurmay başkanı) yönetiminde ulusal silahlı kuvvetlerin
kurulmasına başlanmıştır. Ordu kamu düzenini ve halkın
güvenliğini korumak amacıyla oluşturulmaktaydı. Aralık
1917-Ocak 1918 tarihlerinde İnguş çetelerinin Vladikafkas'a
düzenledikleri saldırılar bile Osetlerin ‘Militarizmi’ni
artırmamıştır. Şubat 1918'de toplanan V. Kongre “komşu
kardeş halklarla savaş fikrini aklına bile getirmediğini ve
bazı grupların insiyatifiyle başlayan düşüncesiz
çatışmaların kesin son bulacaklarına inandığını”
belirtmiştir. Nisan 1918'de yapılan VI. Kongre Osetya'yı
Sovyet yönetimindeki Terek Cumhuriyeti'nin yapısına dahil
etmişse de, üç ay sonra Temmuz 1918'de toplanan VII. Kongre
Sovyet iktidarını tanımayı reddetmiştir.
Ulusal Meclis
delegeleri farklı siyasi görüşleri temsil eden insanlar
olmakla beraber, büyük çoğunluğu aydın kesime mensuptu.
Meclis'in bileşimi kongreden kongreye değişmekte, Osetya
içindeki ve etrafındaki koşullar ve gelişmeler de birbirinin
yerini almaktaydı. Meclis'in onurunu pek büyük derecede
artıran bir olgu olarak vurgulanmalıdır ki, faaliyetleri
daima Osetya'da iç savaşı önlemeye yönelikti.
Rusya'da artık
başlamış olan iç savaş konusunda Osetya'da birbirine karşıt
yaklaşımlar mevcuttu. Bolşeviklik yanlısı 'Kermen' Partisi
Sovyet iktidarını desteklemekteydi. Ortacı/merkezci bir
örgüt olan ‘Kosta'nın Çevresi’ Rusya'daki iç çekişmelere
karışmama ve kendi kaderini belirleme prensiplerini
savunarak Oset Devleti'ni kurma fikrini yaymaktaydı. Oset
Ulusal Meclisi de ikinci tutuma yönelmekte, fakat (Oset
tarihinde çok defa olduğu gibi) bilincine varılan zorunluluk
ile bu zorunluluğu hayata geçirmek için gereken politik
olanaklar arasındaki trajik çelişkiyi bir türlü
giderememekteydi. Osetya'nın kaderi bu kez de sınırları
dışında kararlaştırılmıştır. Ulusal birlik ve politik
özerklik emelleri Osetlere pahalıya mal olmuş: "beyaz"ların
ve "kızıl"ların ortak çabalarıyla iç savaş Osetya'ya yine
de ithal edilmiştir.
Osetya'nın
kuzeyinde 1920'de, güneyinde ise 1921'de kurulan Sovyet
iktidarı başlangıçta Osetya'nın birleştirilmesi fikrini
desteklemekteydi. Fakat 1920'lilerin ortalarında Sovyetler
Birliği yönetimi ulusal sorunun demokratik yöntemlerle
çözümünden vazgeçip eski imparatorluk prensiplerine
dönmüştür. Birleşme gerçekleşmemiştir. Gene de Sovyet
iktidarı yıllarında Oset halkı ileride ulusal devlet
yapısını yeniden kurmayı ve geliştirmeyi kolaylaştıracak
bazı önemli ön koşulları yaratabilmiştir. Kuzey Osetya
1924'te Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne
bağlı özerk bölge, 1936'da ise özerk cumhuriyet statüsünü
elde etmiştir. Güney Osetya 1922'de Gürcüstan Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti içindeki özerk bölge olmuştur.
İki ayrı ulusal
idari birimin çerçeveleri içine hapsedilmiş de olsa Osetya
bu dönemde ciddi sosyo-ekonomik ve kültürel başarılar
kazanmıştır. Ulusal orta eğitim sisteminin kurulması
özellikle dikkate değerdir: örneğin, 1920'de Kuzey Osetya'da
açılan 88 okuldan 55'i Osetçe öğretim yapmaktaydı. Ne var
ki, daha sonra Sovyetler Birliği'nde gerçekleştirilen
iktidarın bastan aşağı merkezleştirilmesi, büyük nüfus
kitlelerinin zorla göçürülmeleri ve Güney'de “zorunlu
Gürcüleştirme”, Kuzey'de ise “yumuşak Ruslaştırma” şeklinde
uygulanan ulusal asimilasyon politikası çok geçmeden Oset
özerk oluşumlarının yönetsel ve ulusal kültürel gelişmesini
baltalamıştır. 1960'larda Osetya'da son Osetçe eğitim yapan
okullar kapatılmıştır.
Birleşme ve gerçek
ulusal egemenlik uğrunda mücadelenin yeni aşaması 1981'de
başlamıştır. 24 Ekim tarihinde Vladikafkas'ta (o zamanki
adıyla Orconikidze'de) hükümet binasının önündeki meydanda
toplanan binlerce insan Kuzey Osetya resmi yöneticilerinden
halkı canilere ve soygunculara karşı korumasını ve
rüşvetçilik ve yolsuzluklara saplanan yüksek makam sahibi
kişileri görevden alıp cezalandırmasını istemiştir.
Yönetimin buna cevabı tehditler ve hakaretlerden ibaretti.
Kaba kuvvet kullanılarak dağıtılan bu miting halk
ayaklanmasının başlangıcı olmuştur.
Üç gün boyunca
şehrin merkezinde taşlar, sopalar ve ‘molotof kokteyli’
şişeleriyle silahlı sivillerle Sovyetler Birliği'nin diğer
bölgelerinden de (özellikle Gürcüstan'dan) takviye alan
tenkil birlikleri arasındaki göğüs göğüse çarpışmalar devam
etmekteydi. Osetya'da yaşayan çeşitli uluslara mensup
insanların katılımıyla ve saf ütopik sloganlarla gerçekleşen
ayaklanma şiddetle bastırılmışsa da, bu olaylar Osetlerin
tam bir kuşağını manevi anlamda özgür kılarak vatanlarını da
gelecekteki sınavlara ve değişmelere hazırlamıştır.
Ekim 1981
Vladikafkas ayaklanmasından sonra diğer Sovyet cumhuriyetler
ve kentlerinde de rejimin eksikliklerini protesto eden
gösteriler yapılmıştır. 1985'te ülkenin krize doğru
kaydığını fark eden Sovyet liderleri devleti sağlamlaştırmak
için ‘perestroyka’ (‘yeniden yapılanma’) adıyla bir
demokratikleştirme hareketini başlatmışlardır. Fakat artık
iş işten geçmişti. Sovyetler Birliği'ne bağlı cumhuriyetler
ve uluslar ne Moskova'daki merkezi yönetime, ne birbirlerine
güvenmekteydiler. Ülkenin çeşitli bölgelerinde etnik
çatışmalar ve savaşlar patlamıştır. ‘Perestroyka’ başarılı
olamamış ve 1991'de Sovyet devleti bütün karşı çabalara
rağmen dağılıp tarihe karışmıştır. Ayrık durumdaki Osetya
çetin imtihanlara göğüs germek zorunda olmuştur. Sovyetler
Birliği varlığını kestikten sonra sadece onu oluşturan 15
birlik cumhuriyetinin bağımsızlığı tanınmıştır. Özerk ulusal
oluşumlar ise Sovyet döneminde bağlı oldukları birlik
cumhuriyetlerinin içinde bırakılmıştır. Bu dönemde Kuzey
Osetya gibi Rusya Federasyonu'na bağlı özerk cumhuriyetlerin
hakları önemli ölçüde genişletilerek ‘federe cumhuriyetler’
sıfatıyla Rusya içinde kalmaları sağlanırken, bağımsızlığı
elde eden Gürcüstan'daki durum tam farklıydı. Gürcü olmayan
uluslara ve etnik unsurlara karşı baştan beri son derece
hoşgörüsüz ve tehditkar tutum alan aşırı ulusçu, şoven örgüt
ve hareketler daha 1989'da Güney Osetya'ya silahlı
saldırıları düzenlemeye başlamışlardır. 1990'da Gürcüstan'da
seçimle iktidar başına gelen bu güçler ilk işlerinden biri
olarak Güney Osetya'nın özerkliğini kaldırmışlardır. Buna
karşılık ulusal varlığını korumak amacıyla Güney Osetya
kendini bağımsız bir cumhuriyet ilan etmiştir.
5 Ocak 1991'de
Gürcü polis ve ordu birlikleri ansızın Güney Osetya'nın
başkenti Tsxinvali'ye baskınla girerek Osetlere karşı açık
bir imha savaşına girişmişlerdir. Yaşlı, çocuk veya kadın
farkı gözetilmeden sivillere işkence edilmiş ve öldürülmüş,
tiyatro, okullar ve kütüphaneler yakılıp yıkılmıştır. Çok
geçmeden faşistler şehirden atılmışlarsa da, bunu izleyen
daha 1,5 yıl boyunca Güney Osetya'nın birçok yerlerinde
işgalcilerle yerli savunma güçleri arasında ağır çatışmalar
sürmüştür. Çoğunluğu Gürcüstan'ın iç bölgelerinden olmak
üzere 100 bini aşkın Oset Gürcülerin yaptıkları vahşetlerden
kurtulmak için evini malını terk etmek ve Kuzey Osetya'ya
sığınmak zorunda kalmıştır. Mültecileri barındırmaktan başka
Kuzey Osetya bu dönemde Güneylilere elinden gelen
ekonomik,politik ve askeri destek de vermiştir. Aylarca
suren Tsxinvali kuşatılması ve diğer muharebelerde yüzlerce
yurtseverin şehit olmasına rağmen, Osetya savunucuları
teslim olmamışlardır. 1992 yazında Rusya nihayet devreye
girerek Gürcüstan'ı askeri birliklerini Güney Osetya'dan
geri çekmeye ve ateşkes sözleşmesini imzalamaya mecbur
etmiştir. Halen de geçerli olan bu sözleşme uyarınca,
sorunun siyasi çözümü bulunup kesin barış akdedilene kadar
bölgede güvenliği koruma görevi birer Rus, Oset ve Gürcü
taburundan kurulu üçlü Barış Gücü'ne verilmiştir. Maalesef,
Oset topraklarındaki feci olaylar bununla bitmemiş: 31 Ekim
1992'de İnguşlarla çatışmalar başlamıştır. Beş gün içinde
Prigorodni İlçesi'nde ve Vladikafkas'ın kenar semtlerinde
devam eden kanlı çarpışmalar sonucunda pek çok insan
hayatını kaybetmiştir. İki komşu halk arasında
ilişkilerdeki yaranın derinleşmesine ve ek Rus askeri
birliklerinin barış gücü olarak bölgeye gönderilmesine neden
olan bu olaylardan sonra ikili görüşmeler süreci
başlatılmışsa da, şimdiye kadar kesin uzlaşma
sağlanamamıştır.
Son yıllarda
yaşanan sıkıntılar ve sarsıntılarda iki Oset cumhuriyeti de
bir olmaya ve ulusal benliklerini ve egemenliklerini
ortaklasa korumaya azimli olduklarını göstermişlerdir. Bu da
yukarıda genel çizgileriyle tarif etmeye çalıştığımız bin
yıllık Alan Oset tarihinin günümüzde kesilmeyip şimdiki ve
gelecekteki kuşaklarca devam ettirileceği umudunun belki de
en önemli kaynağıdır.
[Bu yazı
Georgi Tsotsiti tarafından Osetçe’den Türkçe’ye
çevrilmiştir. Yazının ilk bölümü 5. sayımızda
yayınlanmıştır.] |