NART: Bir Çerkes
kadını olarak Türk toplumundaki konumunuzu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bence hangi
toplumda olursanız olun, toplumdaki konumunuzu kendiniz
yaratırsınız. Hiç kimse kendiliğinden size payeler
vermez, kendiliğinden saygı duymaz, yüceltmez. Bütün
bunları siz önce insan kişiliğinizle sonra kadın olmanın
sorumluluğuyla kazanmaya çalışırsınız ve elde edersiniz.
Zorlukları göğüslemesini bilmeli, yılmamalı, kendinize
hedefler seçmeli, her hedefe ulaştığınızda yeni
hedefleriniz olmalı. Bir Çerkes kadını olarak gelenekten
gelen güzel davranışlarım veya düşüncelerim bulunduğum
toplum veya topluluklarda fark edildiği zaman gururla
Çerkes olduğumu söylüyorum. Bulunduğum toplumda
aksaklıklar, çirkinlikler yok mu, var: Ama ben onlarla
da güzellikler yaratarak başa çıkılabileceğine olan
inancımı hala yitirmedim.
NART: Değişmesi yada
gelişmesi gereken konular, gelenekler var mı? Bunlar
neler ve sizce nasıl olmalı?
Ben Bjeduğ bir
anne ve Khabardey bir babanın çocuğuyum. Erkek kardeşim
ve ben babamın mesleği dolayısıyla (Dr. Beyin Cerrahı)
Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşadık,
okuduk. Çerkes terbiyesinin, gelenek ve göreneklerini
anne ve babamdan duyarak, kısmen de aile içinde
uygulayarak öğrendik. Asıl uygulama alanımız ise, ilk ve
ortaokul sıralarında iken yazları gittiğimiz
anneannemizin köyüydü. Bildiğiniz gibi geleneklerimiz
geçmişle olan bağlantılarımız olup, kuşaktan kuşağa
geçerek gelen ve toplumun üyeleri arasında ortak bir ruh
ve dolayısıyla sağlam bir bağ yaratan her türlü saygın
alışkanlıklar, kültürel kalıntılar, bilgi, töre ve
davranışlarımızdır. Görenekler ise atalardan, dedelerden
görülegeldiği gibi yapma alışkanlığıdır. Gelenek ve
görenekler bu köyde tam olarak uygulanırdı, biz de
öğrendiklerimizi, bildiklerimizi sergileme olanağı
bulurduk, yeni şeylerde öğrenirdik. Çocuk halimizle, köy
yolundan bir yaşlı geliyorsa koşarak önünden geçmez,
onun geçmesini beklerdik, büyüklerimiz her odaya
gelişinde ayağa kalkar, geceleri ‘’düğün’’dedikleri,
oyunların oynandığı, pşina’nın çalındığı , dansların
edildiği, Çerkes ezgilerinin hep bir ağızdan söylendiği
toplantılara katılırdık. Farklı bir dünyaydı köy bizim
için. Üzücü olan yanı da benim ve kardeşimin Çerkesçe
bilmemesiydi. Annem bize kızınca Çerkesçe bir şeyler
söylerdi... ne derdi?, anneannem ve akrabalarıyla
saatlerce o dili konuşurlardı... ne anlatırlardı?
Gülerlerdi, konuşurlardı, yine gülerlerdi. Annem çok iyi
ata biner, çok iyi silah kullanırdı, ama hiç de erkek
gibi değildi, çok zarif, çok yumuşak davranışlı bir
insandı, güzel elbiseler diker, harika yemekler
pişirirdi.
NART: Sizce Çerkes
kadını nasıl olmalı? Bir Çerkes kadını olarak
yaşayabiliyor musunuz?
Benim Çerkes
kadını olarak model aldığım insan annemdir,
anneannemdir. Çerkes kadınının özelliklerini annemde
tanıdım. Genç kızlığımda da bir Çerkes kızının nasıl
davranması gerektiğini annemden öğrendim. Anneme göre
kadının annelik rolü, aile rolü ve toplumsal rolünün
yanı sıra en önemli rollerinden biri de gelenekleri,
görenekleri sürdürme rolüydü. O zaman da öğrendiklerimi
uygulama alanlarım Kuzey Kafkas Kültür Derneği, rahmetli
Elbruz Gaytaoğlu Hoca’nın kurduğu Kafkas Halk Dansları
Topluluğu ve Çerkes arkadaşlarım oldu. Bildiğiniz gibi
Çerkes kızları ve delikanlıları beraber otururlar,
eğlenirler, gezerler. Bu uygar ortamda yetiştiğim için
kendimi çok şanslı hissediyorum. Başka toplumlarda zor
bulunan bir güven, sevgi, saygı ortamındaydık.
Kadın
kimliğimi, insan kimliğime kattığım artı değerler olarak
görüyorum. Anne olmak, eş olmak, iş sahibi olmak gibi...
Dünya kadınlarının bir temel, bir de yerel özellikleri
olduğuna inanıyorum. Nedir bu temel özellikler; dünyanın
her yerinde analar ezilmek istemezler, savaş istemezler,
bütün kadınlar, şiddete karşıdırlar, haklarını savunmak
isterler, eşitlik isterler, kısacası hepsinin isteği;
sevgi, barış ve bütünlüktür. Yerel özelliği ise, bu
temel özelliklerini yerine getirirken gösterdikleri
davranış çeşitlilikleridir. Bizler de dünya kadınları
yanındaki yerimizi Çerkes kadını olarak almalıyız. Çeçen
kadınları seslerini dünyaya nasıl duyurdular, barış için
nasıl savaştılar, Abhaz kadınların yürekleri nasıl parça
parça oldu, ama yılmadılar, dünyadaki tüm anaları
arkalarına alıp, savaş aleyhtarı gösterilerini dünya
televizyonlarından duyurdular. Pes etmeyen, direnen
erkeğinin yanında savaşan, oğullarını savaşa feda eden
anaların zaferiyle sonuçlandı olay. Bakın ben size
UNICEF News, “Power for the future. Woman in the 1980”
kaynaklı çok çarpıcı istatistikler vereceğim; bugün
yeryüzünde 2 milyar 400 milyon kadın yaşıyor.
Yeryüzündeki toplam işgücünün üçte ikisini kadınlar
oluşturuyor. Dünyanın toplam gıdasının yüzde ellisini,
Afrika’nın toplam gıdasının yüzde seksenini kadınlar
üretiyor. Bütün bunlara karşılık; kadınların geliri,
dünya gelirinin onda biri. Ve kadınlar, dünyanın tüm
varlıklarının yüzde birine sahip. 1980 yılında
Danimarka’da yapılan, Dünya Kadın Konferansı’nda
“Kadınlara karşı her tür ayrımcılığın önlenmesi”
konusundaki karar, Türkiye’de beş yıl gecikmeyle 1985’te
Meclisten geçiyor. Görüldüğü gibi bazı haklar dünya
kadınları tarafından alınıyor.
Çerkes kadını
gücünü erkeğini destekleyerek gösterir. Geleneklerimizde
kadın ailenin gizli, güçlü kahramanıdır. Bence öne
çıkmadan önde olduğunu hissettirmesi onun zarif
yanlarından biridir. Dişiliğinden çok kişiliğine önem
veren Çerkes kadını çocuklarını eğitmek konusunda da
doğuştan yaratıcıdır. Gelenekten gelen görgü ve terbiye
anlayışı ile büyütür çocuklarını. Temizdir, titizidir,
düzenlidir. Bulundukları, yaşadıkları yeri cennete
çevirirler. Şakacıdır, şaka kaldırır, bence bu da
onların zeka pırıltılarının başka bir yansımasıdır.
İsterseniz
Çerkes kadınını geleneksel Çerkes kadını ve çağdaş
Çerkes kadını olarak ele alalım. Annelerimiz, onların
anneleri geleneksel Çerkes kadınlarıydı, bizler ve bizi
takip edenler ise çağdaş Çerkes kadınlarıyız. Geleneksel
Çerkes kadınının aşırı fedakarlığına karşılık, çağdaş
Çerkes kadını fedakarlığı, sorumluluğu ve hakları
paylaşmaktan yana. Doğal ki, annelerimizin sosyo-ekonomik
koşulları, bugünkü koşullardan çok farklıydı. Ben öyle
Çerkes kadınları tanıdım ki, onlar da birçokları gibi
yaşamadan öldüler. Acılarını, duygularını, isyanlarını,
güçlüklerini yüreklerine gömüp, bir şey yokmuş gibi
davrandılar. Bu dünyada kendilerine verilen tek rolü,
çilekeş Çerkes kadını rolünü, oynadılar ve göçüp
gittiler. Arkalarından ne iyi insandı, ne cefakar, ne
vefakardı sözleri döküldü, ama onlar hak ettikleri
güzellikleri yaşayamadılar. Sosyo-ekonomik özgürlükleri
yoktu, geleneklerine, göreneklerine sıkıca bağlıydılar.
Kadının özgürlüğü ekonomik özgürlükten ayrı düşünülemez.
Bundan ötürü önce ekonomik özgürlüğünüzü kazanın derim
ben size. Ama bunu aile yapınız içinde ayrımcılık ve bir
başkaldırı aracı olarak da kullanmayın.
Geleneklerimizin bazıları hala kırsal yörelerimizde
devam etse de, bu günün yaşam ve çalışma koşullarında,
özellikle kentlerde gerçekleştirilmesi ya çok güç y da
imkansızdır. Bu durum dünyanın her yerinde söz
konusudur. Bence bunları kültürel mirasımız olarak
bilmek, bezden sonraki kuşaklara da anlatmak gerekir.
Uygulanmayanlar zaten çağın süzgecinden geçer.
Geleneksel Çerkes ailesinde kayınvalide, kayınpeder ve
diğer akrabalarla birlikte büyük evlerde veya aynı
avluda oturulurdu. Bu tür yaşantının getirdiği
güzelliklerin yanı sıra, zorluklarını ve bizim
adetlerimizi düşünürsek, özellikle kadın açısından, hele
bu kadın bir de “gelin” ise dayanılmaz boyutlara ulaşır.
Günümüz çekirdek aile anlayışıyla bu geleneklerin bir
kısmı kendiliğinden yok olmuştur. Artık büyüklerin ve
misafirlerin yanında saatlerce ayakta durmak, odadan
geri geri çıkmak gibi geleneklerimiz, adetlerin çok koyu
yaşandığı ortamların dışında uygulanmamaktadır.
NART: Çerkes kadınları
ve erkekleri arasındaki eşitlik ya da egemenlik hakkında
neler düşünüyorsunuz?
Çerkes
kadınının çalışkanlığına, fedakarlığına, görünen ve
görünmeyen işlerde başarısına adeta aileyi sırtlamasına
karşılık, Çerkes erkeğinde aynı özellikleri görmüyoruz.
Benim genelde gördüğüm, bildiğim, özellikle de kırsal
yöredeki erkekler tembel, sorumluluk duygusundan pek
hoşlanmayan, daha çok ağzı bol laf yapan, gururlu,
mağrur, kolay kolay iş beğenmeyen, evde baskın
karakterli insanlardı. Tabii bugün kentlerde yaşayan
Çerkes erkekleri, özellikle okumuş, iş güç sahibi
olanlar tamamen farklı, eşinin ailesinin sorumluluğunu
birlikte yükümlenmiş kişiler. Savaşçı, direnişçi,
korkusuz, cesur, atak, asi, başına buyruk hareketleri de
Çerkes erkeğinin genel karakterini oluşturur.
NART: Çerkes
kadınlarının eğitimi ve eğitimdeki önemini nasıl
anlatabilirsiniz?
Eğitimin her
insan üzerindeki olumlu etkilerini hepimiz biliyoruz.
Hele bir annenin eğitimli olması, öncelikle evlatlarını
yetiştirmesinde, sonra toplumdaki yerini
belirlemesinde önemli bir etken. Toplumların
yükselmesi, eğitim seviyelerinin yükselmesi ile
mümkündür. Çağdaş Çerkes kadını da kendini aşmalı,
geliştirmeli, çağdaş dünyada yerini almalıdır. Cehalet
ve baskı altında bulunan kadının çevresine ışık saçması
olanaksızdır.
NART: Genç Çerkes
kızlarına önerileriniz nelerdir?
Bu söyleşiyi 8
Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığımıza göre,
dünyanın her yerinde kadınlara uygulanan ekonomik,
politik ve fiziksel baskıya karşı, atalarınızdan
aldığınız güzellikleri de katarak mücadele edin derim.
Bizlerden önceki kuşakların acılarını yaşamayın. Bütün
insanların benzer yanlarını kendinizde taşımakla
birlikte, kendinize özgü ayırıcı özelliklerinizi, Çerkes
terbiyesini, Çerkes zarafetini, güzelliğini de
kaybetmeyin. Bir an önce bireyleşme sürecine, yani
bağımsız kişiliğe ulaşan gelişme sürecine girmelisiniz.
Ancak özgür düşünebilirseniz, özgür yaşayabilirsiniz. Bu
özgürlüğün size bilimde, sanatta, düşün yaşamında
ilerleme, güzellikler yaratma gücü kazandıracağına
inanıyorum. Bu vesile ile bütün Çerkes kadınlarının
“Dünya Kadınlar Günü”nü kutluyor, kutsal Çeçen ve Abhaz
analarının önünde minnet ve saygıyla eğiliyorum.
Bu röportajı
için Sayın Sinemis Sun’a teşekkür ederiz.