|
İron Edebiyatı’nı
iki bölümde incelemek gerekmektedir.
1. 1798 yılından önceki dönem
2. 1798 yılından sonraki dönem
1798 yılı İronlar’da yazının kabul yılıdır. Bu tarihten önce
yazılı olmamakla beraber:
1. Nart Efsaneleri
2. Kahraman Övgüleri
3. Düğünlerde, şölenlerde söylenen şarkılar
4. Ölümlerde, felaketlerde ve kederli günlerde söylenen
mersiyeler yani “ağıtlar”
5. Bebeklere söylenen ninniler. Halk arasında söylene gelmiş
ve günümüze kadar ulaşmıştır.
Oset halkı sayıca çok olmamakla beraber asırlarca zengin bir
edebiyata sahip olmuşlardır.
O yaratıcılığın başında Nart “Neart=Ocağımız” gelmektedir.
Nartlar İron halkının değerli ve sonsuz kültür hazinesidir.
Öyle bir hazine ki onları Dünya Mitolojisi ile aynı paralele
koymamız mümkündür.
Nartlar İronlar İçin Neden
Değerlidir?
Çünkü Nartlar’da güzel hasletler vardır, cesurdurlar,
yiğitlikte kusursuz ve emsalsizdirler. Hayatı ve
birbirlerini ölesiye sevmektedirler. Hayatlarını
sürdürebilmek uğruna düşmanlarına saldırmaktan ve
dövüşmekten çekinmezler.
Nartlar’da toplum hayatı çok önemliydi. Bir kişinin tek
başına sofraya oturup yemek yediği görülmezdi. Ziyafeti,
oyun oynamayı ve eğlenceyi çok severlerdi. Boş zamanlarını
ok ve yay kullanmak ve taşatma yarışmaları düzenleyerek
değerlendirirlerdi. Onlarca esaret, ölüm demekti. Gururlu ve
korkusuzdular. Öyle ki “ Tanrı’ya baş eğdi” demesinler diye
evlerinin kapılarını bile çok yüksek yaparlardı.
Nartlar gençlerine de çok değer verirlerdi. Onların ahlaklı,
faziletli ve cesur yetişmeleri için her türlü gayreti
sarfederlerdi.
Kısaca söylememiz gerekirse Nartlar’daki bu güzel hasletler
Kafkasya’da yaşayan veya çeşitli nedenlerle dünya yüzüne
dağılmış tüm Kafkas halklarının ortak hasletleridir.
Bu nedenle de Nartlar’a Kafkas Halkları ayrı ayrı sahip
çıkmaktadır.
İkinci dönemi yani 1798 yılından sonraki dönemi de:
1. 1798 yılından 1905 yılına kadar
2. 1905 yılından 1917 yılına kadar
3. 1917 yılından günümüze kadar şeklinde bölümlere
ayırabiliriz.
1798-1864 yılları arasının Kafkasya’da amansız mücadele
yılları olması ve sürgünlerin de bu döneme rastlaması
nedeniyle eser vermeye fırsat bulunamamış, ancak o zaman bu
mücadelede kahramanlık gösterenler için düzenlenen ağıtlar
veya övgüler ağızdan ağıza günümüze ulaşmıştır.
Adlarına övgüler veya ağıtlar düzenlenen İron
kahramanlarından bazıları şunlardır:
Tlattı Çermen
Aşleibek ile Buzi
Kozırtı Taymuraz
Alıkkatı Hazbi
Habetı Botaz
Berojtı Totıraz
Rubaytı Totıraz ve diğerleri
Bu kahramanların hikayeleri ve ağıtları veya övgüleri ayrı
bir inceleme konusu olabilecek niteliktedirler. Bu nedenle
adları verilmekle yetinilmiştir.
İron öykülerini dört bölümde inceleyebiliriz:
1. Canlılar üzerine öyküler:
İhtiyar Kurt
Akılsız Devenin Sonu
Kedi ile Kaz
Ad Koyucu Tilki
2. Hayal geliştirici öyküler
Göğün Aynası
Bakır Kalede Yaşayan Kız
Develerin Padişahı
Padişahla Tahta Süvari
3. Yaşam tarzı öyküler
Talihli Eşek
Üç Kardeş
İnatçının Pişmanlığı
Derebeyinin Kızı
4. Düşündürücü öyküler
Akıl ve Talih
Akıllı ve Deli
Tuzlu Yemeğin Değeri
Hilebazın Öyküsü
Toplumun ahlaki değerlerine ve yaşayışlarına aykırı olmayan
yönlendirici ve ibret verici öykülerdir.
İron şarkılarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Sevgi üzerine şarkılar
“Akarsu kenarında bulak,
Onun için çok içmişim.
Beyaz tenlisin kara kaşlım,
Seni onun için sevmişim.”
“Fındık yaprak açmıyor,
Sebebi soğuk olmalı.
Geceleri uyku tutmuyor,
Sebebi sevgi olmalı” gibi
2. Kahramanlık şarkıları
3. Avcılık üzerine şarkılar
4. Gelin alma ve ziyafet şarkıları
5. Neş’elendirici şarkılar
6. Beşik sallama şarkıları “ninniler”,
“Elim beşiğini sallıyor,
Ay, beşiğinle oynuyor
Büyük adam olasın, Alol, lay”
“Seslenirim sev ülkeni,
Bizden sonra ondan bıkma;
Ona hizmetten yorulma, Alol, lay”
7. Topluma malolmuş şarkılar
“ Karısı iyi olan kimse,
Niye gitsin düğünlere?...
Düğün kendi evinde.
Karısı huysuz olan kimse,
Yılandan niye korksun?...
Yılan kendi evinde.”
İnsanların yaşantısında şarkı büyük bir yer tutmaktadır.
İronlar şarkıyla sever yeni doğan bebeğini. Şarkıyla anlatır
misafire sevincini. Yolcusunu şarkıyla uğurlar. Gurbetten ve
savaştan dönen yakınına şarkıyla sevinir. Güneşin doğuşunu
şarkıyla karşılar. Şarkıyla atar tarlasına tohumunu.
Bereketli sonbahara ve yeni güne övgü şarkıyla. Şarkıyla
uyutur genç anne beşikteki bebeğini. İneklerin bol süt
vermesi şarkıyla sağlanır. Şarkıyla arar avcı dağdaki
kısmetini. Dağda çoban, kırda çiftçi şarkıyla giderir
yorgunluğunu. Şarkıyla alevlenir hayat dolu delikanlıların,
genç kızların yüreklerinde sevgi ateşi, ilanı aşk şarkıyla.
Yeni gelinin yeni evine ayak atışı şarkıyla.
“Seni ben çok severim,
Bilir misin ne kadar?...
Kalbim kadar, canım kadar”
Şarkı götürür nesilden nesile kibarlığı, dürüstlüğü ve
uygarlığı. Şarkıyla gülünür, uygunsuz işlere, tembellere,
korkaklara.
Şarkıyla övülür, özgürlük uğruna canını seve seve feda eden
kahramanlar.
1864-1905 yılları arasında İron
Edebiyatı:
Bu dönemin en belirgin İron şair ve yazarlarının başında
“1869-1906” yılları arasında yaşayan Hedeggatı Kosta
gelmektedir. Kosta İronlar’ın uyanmasında, milli hislerinin
galeyana gelmesinde en belirgin etken olmuştur. Kosta
kalemin iyi kullanmasını bilen bir şair olduğu kadar,
fırçasının hakkını da layıkıyla veren bir ressamdır. Silahlı
mücadele ile koca Rus İmparatorluğu’na karşı başarılı
olunamayacağına inanmış olması nedeniyle, mücadelesini silah
yerine kalemiyle ve fırçasıyla sürdürmüştür.
Bakınız büyük şair koskoca Rus İmparatorluğu’na karşı halk
çocuğu barışı nasıl konuşturuyor:
“ Sen vampirsin, vampir,
Evet, sen her zaman
Sıcak kan emiyorsun.”
“Ama yeter! Senin akılsız
Kana susamış, ayıplı
Sürecini,
Beli bükülmüş insan
Yeni yaşantısı uğruna,
Atacak sırtından...
Yakında...yakında...”
Yokluk içinde hayatını sürdürmeye çalışan Kosta’ya bir
arkadaşı şiirlerini telif hakkı alarak yayınlamasını ve
çektiği sefaletten kurtulmasını teklif eder.
Büyük şair ona şu karşılığı verir:
“Halkımın yüreği,
Ekinimden payım.
Yurdumun kaderi,
Sonbaharda harmanım.” Ayrıca:
“Ben yazılarımı alışveriş konusu yapamam, şiirlerimin bir
mısrası “satırı” için bile para almaya tenezzül etmem. Para
karşılığında yazılan yazının saygınlığına inanmam” diyerek
telif hakkındaki hatırlatmayı gayet nazik bir şekilde
cevaplar.
Bakınız bir şiirinde halkı bir araya toplayacak öndere nasıl
sesleniyor.
“Halkın utancından
Kayalar bile inler.
Hey yiğit! Nerdesin,
Görsene yok oluyoruz”
“ Gelsene gelsene,
Çobanımız arkamızdan,
Toplasana hepimizi,
Bir araya dua gibi.
Kosta yüreğindeki özgürlük ateşiyle dolu şiirleri, öyküleri,
övgüleri ve kederlerini içeren yazıları yalnız İronca ve
Rusça değil aynı zamanda İngilizce, Fransızca, Almanca,
Çince, İsveççe, Yunanca, İspanyolca, Hintçe, Norveççe,
Arapça, İzlandaca, Bulgarca, Lehçe, Çekçe ve Slovakça’ya
çevrilmiş olmasına rağmen maalesef Türkiye’de çok az
bilinmektedir.
1906 yılında en verimli çağında 47 yaşında yakalandığı
amansız hastalığa yenik düşmüştür.
Bakınız ölümünden kısa bir süre önce akranlarından birine
nasıl sesleniyor:
“Akranım! Güneşim ölüyorum,
Beni kendine dert etme sakın!...
Ben şimdi son sözlerimi söylüyorum.
Sevgili güzel yurduma haber ver,
Ben onu kalbimde götürüyorum.”
Bu dönemin diğer önemli yazarları ve şairleri şunlardır:
1.Elğuzati İvani (1755-1830)
“Alğuz Padişaha Övgüler”
2.Elbızdıks (1881-1923)
“İki Kız Kardeş” (4 perdelik dramatik bir piyes)
“Amiron” (3 perdelik trajik bir piyes)
3.Korotı Davut (1880-1924)
“Ben Yapmadım Kedi Yaptı” (14 bölümden oluşan bir güldürü
piyesi)
4.Koçişatı Poze (1888-1910)
“Yalancı Adam” (7 bölümden oluşan güldürü)
5.Tlattı Hoğ (1880-1932)
“Nart Güzeli Kimi Bekliyordu”
1905-1917 yılları arasındaki dönem
1. Tokatı Alihan (1895-1920)
“Sihirli Boncuk”
“Karçiçeği”
“Dağda Hayat”
2.Arnigon İlaş (1888-1946)
“Allahaısmarladık”
“Kaygı veya Tasa”
“Çiçek”
“Bakınca”
Şair Bakınca adındaki şiirinde:
“Ağacı tayfun sallayınca
Parça parça olursa dallar;
Nasıl sevinebilir sonbahar
Dallarda meyve oynamayınca”
Nerdesiniz adlı şiirinde ise;
“Eğer güzel yurdumuzdan,
Uzaklara kaçarsak hepimiz;
Kuşkusuz dağlarımız arkamızdan,
Beddua edecekler” diyerek anayurdumuzdan göç
edenleri,göçmemeye ikna ve ikaz etmeye çalışmaktadır.
3.Gediatı Çomak (1882-1931)
“Mücadelenin Yaşı”
“Akşam Oldu” şiirinde:
“Akşam oldu gün karadı oturuyorduk,
Eski soğuk taş kışların döşemesinde.
Altı kişiydik, arkadaştık, akrandık
Ölüm sessizliği vardı,hapishanede, Çünkü odun kokusundan
başlarımız ağrıyordu.
Pencereler ve kapılar, sımsıkı kapalı,
Nöbetçi askerin, ayak seslerinin yankısı
Gecenin sessizliğinde duyuluyordu.” demek suretiyle o
devirdeki İron aydınlarının yurtları ve halkları uğruna, ne
dayanılmaz çileler çektiğini dile getiriyor.
4.Koçoytı Arşen (1872-1844)
“Dostlar”
“Zannetmiyorlardı”
“Levan” gibi yazılarında ,o zamanki yaşantıyı yansıtan ve
yönetimi yeren kısa ve manalı kritikler yazmıştır.
5.Malite Year (1887-1844)
“Barış” adlı şiirinde
“Yükseltin göklere kalenizi,
Güneşe ulaştırın yolunuzu.
Haydi koşun gayretle ileriye,
Kalmayın bu yarışın gerisinde.” diyerek halkımızı birlik ve
beraberliğe çağırmış, çağın gerisinde kalmamaya içtenlikle
teşvik etmiştir.
1917 yılından günümüze kadar olan bölüm ayrıca inceleme
konusu olacağından bu sunuşumuzda ele alınmamıştır.
14.02.1998
Derleyen ve sunan
Yahya Alpay
YAŞAMAK İMKANSIZ
Astsubaylar söz sahibi olmuşsa,
Kanunlarda geçerlilik kalmamışsa;
Yumruk eğer saygınlık kazanmışsa,
Yalancılık, doğruluk sayılmışsa
İnsan onuru ayak altı kalmışsa,
Orda artık yaşanması imkansız...
Hemen her gün ölüye ağlarcasına
Zincir sesi uzaktan duyulmuşsa,
İnsanlar hep yaşamaktan bıkmışsa;
Ve de başlar öne eğik kalmışsa
Yarınının kaygısına düşmüşse,
Orda artık yaşanması imkansız...
Sevgi ve de doğruluk kalmamışsa,
Nefret ve kin hakimiyet kurmuşsa;
Suçsuzların kanı yerde kalmışsa
Bayağılık her yerde göl olmuşsa,
Eşkıyalar hanlık ilan etmişse
Orda artık yaşanması imkansız...
Yazan Çeviren
Yahya Alpay
“Kanıkuatı Jnak”
1851-1899
1855-1944 yıllarında yaşamış İron şair ve yazar Gediatı Şeka
“Teduatrı Cekza” nın enteresan bir şiiri:
AĞAÇLARIN ŞİKAYETİ
Ağaçlar toplanır bir gün,
Hepsi mahzun hepsi üzgün.
İlk söz alır yaşlı Çınar,
Adet üzere söze başlar.
“Baltadır” bizi mahveden
Odur sayımızı tüketen”.
Bir kenarda sessiz duran
Kestane de üzgün sesle:
“Balta değildir, suçlusu
Biziz onun sorumlusu...
Kesemezdi balta bizi
Temin ederim ki sizi,
Uzak dururdu o sizde,
Sapı olmasaydı, bizden...
Sapı olmasaydı bizden
İnan çıkamazdı kilerden.”
İron’ların en genç şairlerinden olan Yeyeutu “Çeçemtı Ehşar”
ın bir şiiri:
DÜŞÜNCELER BİN GÖZLÜDÜR
Düşünceler bin gözlüdür, gözetirler,
Otakları yıldızlarla yan yana yüksek.
Denizin dibinde balıklara ulaşırlar,
Yerini gölgesinde güneşi görürler.
Araştırmayan düşüncenin gök’ü olmaz
Öylece öğrenmeğe gücü yetmez.
O saklanır sabahın yüreğinde,
O saklanır yolların kenarında.
BİZ KİM İDİK?
Biz de Kafkasyalı idik
Ana, baba ve dededen.
Bizde seçmelerden idik
Adet, an’ane, görgüden.
Biz de Kafkasyalı idik
Kama, fişeklik, giyimden
Biz de Kafkasyalı idik
Attan, yamçıdan, kamçıdan
Kalmasa Kafkasyalı giyimi,
Kimse bilmese dilini;
Ayrılsak attan kamçıdan
Şaşılacak şey değil mi?...
Yine de gurur verici,
Kafkasyalıyım değimi...
Şiirleri Çeviren
Yahya Alpay
İRON İle KEŞKON* “Fıkra”
İron ile Keşkon bir yerden tavuk çalarlar. Pişirdikten
sonra:
Bu ikimize yetmez, en iyisi bunu birimiz yesin derler.
- Ama hangimiz yesin der İron.
Keşkon bir süre düşündükten sonra:
-Gece hangimiz daha güzel rüya görürse, sabahleyin o yesin
der.
Yatarlar.
Keşkon uyuduktan sonra İron kalkar tavuğu yer ve yatar.
Sabah uyanınca İron Keşkon’a sorar:
-Evet ne rüya gördün? anlat.
-Dostum!.. şaşılacak bir rüya:
Sanki beni melekler havaya kaldırıp aydınlık bir yere
götürdüler, der.
O zaman İron hemen:
- Ben de seni uçarken gördüm ve sandım ki artık sen geri
dönmezsin, o nedenle tavuğu yedim, der.
Yazan Çeviren
Koratı Davut Yahya Alpay
1890-1924
*Keşkon: Kabartay. |