NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : OCAK - ŞUBAT 1998

05

YIL / SAYI : 2 / 5
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
İRON EDEBİYATI

Yahya Alpay


 

İron Edebiyatı’nı iki bölümde incelemek gerekmektedir.


1. 1798 yılından önceki dönem
2. 1798 yılından sonraki dönem


1798 yılı İronlar’da yazının kabul yılıdır. Bu tarihten önce yazılı olmamakla beraber:
1. Nart Efsaneleri
2. Kahraman Övgüleri
3. Düğünlerde, şölenlerde söylenen şarkılar
4. Ölümlerde, felaketlerde ve kederli günlerde söylenen mersiyeler yani “ağıtlar”
5. Bebeklere söylenen ninniler. Halk arasında söylene gelmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.


Oset halkı sayıca çok olmamakla beraber asırlarca zengin bir edebiyata sahip olmuşlardır.


O yaratıcılığın başında Nart “Neart=Ocağımız” gelmektedir. Nartlar İron halkının değerli ve sonsuz kültür hazinesidir. Öyle bir hazine ki onları Dünya Mitolojisi ile aynı paralele koymamız mümkündür.


Nartlar İronlar İçin Neden Değerlidir?
Çünkü Nartlar’da güzel hasletler vardır, cesurdurlar, yiğitlikte kusursuz ve emsalsizdirler. Hayatı ve birbirlerini ölesiye sevmektedirler. Hayatlarını sürdürebilmek uğruna düşmanlarına saldırmaktan ve dövüşmekten çekinmezler.


Nartlar’da toplum hayatı çok önemliydi. Bir kişinin tek başına sofraya oturup yemek yediği görülmezdi. Ziyafeti, oyun oynamayı ve eğlenceyi çok severlerdi. Boş zamanlarını ok ve yay kullanmak ve taşatma yarışmaları düzenleyerek değerlendirirlerdi. Onlarca esaret, ölüm demekti. Gururlu ve korkusuzdular. Öyle ki “ Tanrı’ya baş eğdi” demesinler diye evlerinin kapılarını bile çok yüksek yaparlardı.


Nartlar gençlerine de çok değer verirlerdi. Onların ahlaklı, faziletli ve cesur yetişmeleri için her türlü gayreti sarfederlerdi.


Kısaca söylememiz gerekirse Nartlar’daki bu güzel hasletler Kafkasya’da yaşayan veya çeşitli nedenlerle dünya yüzüne dağılmış tüm Kafkas halklarının ortak hasletleridir.


Bu nedenle de Nartlar’a Kafkas Halkları ayrı ayrı sahip çıkmaktadır.


İkinci dönemi yani 1798 yılından sonraki dönemi de:
1. 1798 yılından 1905 yılına kadar
2. 1905 yılından 1917 yılına kadar
3. 1917 yılından günümüze kadar şeklinde bölümlere ayırabiliriz.


1798-1864 yılları arasının Kafkasya’da amansız mücadele yılları olması ve sürgünlerin de bu döneme rastlaması nedeniyle eser vermeye fırsat bulunamamış, ancak o zaman bu mücadelede kahramanlık gösterenler için düzenlenen ağıtlar veya övgüler ağızdan ağıza günümüze ulaşmıştır.


Adlarına övgüler veya ağıtlar düzenlenen İron kahramanlarından bazıları şunlardır:


Tlattı Çermen
Aşleibek ile Buzi
Kozırtı Taymuraz
Alıkkatı Hazbi
Habetı Botaz
Berojtı Totıraz
Rubaytı Totıraz ve diğerleri


Bu kahramanların hikayeleri ve ağıtları veya övgüleri ayrı bir inceleme konusu olabilecek niteliktedirler. Bu nedenle adları verilmekle yetinilmiştir.
İron öykülerini dört bölümde inceleyebiliriz:


1. Canlılar üzerine öyküler:
İhtiyar Kurt
Akılsız Devenin Sonu
Kedi ile Kaz
Ad Koyucu Tilki


2. Hayal geliştirici öyküler
Göğün Aynası
Bakır Kalede Yaşayan Kız
Develerin Padişahı
Padişahla Tahta Süvari


3. Yaşam tarzı öyküler
Talihli Eşek
Üç Kardeş
İnatçının Pişmanlığı
Derebeyinin Kızı


4. Düşündürücü öyküler
Akıl ve Talih
Akıllı ve Deli
Tuzlu Yemeğin Değeri
Hilebazın Öyküsü


Toplumun ahlaki değerlerine ve yaşayışlarına aykırı olmayan yönlendirici ve ibret verici öykülerdir.

İron şarkılarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Sevgi üzerine şarkılar
“Akarsu kenarında bulak,
Onun için çok içmişim.
Beyaz tenlisin kara kaşlım,
Seni onun için sevmişim.”

“Fındık yaprak açmıyor,
Sebebi soğuk olmalı.
Geceleri uyku tutmuyor,
Sebebi sevgi olmalı” gibi


2. Kahramanlık şarkıları


3. Avcılık üzerine şarkılar


4. Gelin alma ve ziyafet şarkıları


5. Neş’elendirici şarkılar


6. Beşik sallama şarkıları “ninniler”,
“Elim beşiğini sallıyor,
Ay, beşiğinle oynuyor
Büyük adam olasın, Alol, lay”
“Seslenirim sev ülkeni,
Bizden sonra ondan bıkma;
Ona hizmetten yorulma, Alol, lay”


7. Topluma malolmuş şarkılar
“ Karısı iyi olan kimse,
Niye gitsin düğünlere?...
Düğün kendi evinde.
Karısı huysuz olan kimse,
Yılandan niye korksun?...
Yılan kendi evinde.”

İnsanların yaşantısında şarkı büyük bir yer tutmaktadır.


İronlar şarkıyla sever yeni doğan bebeğini. Şarkıyla anlatır misafire sevincini. Yolcusunu şarkıyla uğurlar. Gurbetten ve savaştan dönen yakınına şarkıyla sevinir. Güneşin doğuşunu şarkıyla karşılar. Şarkıyla atar tarlasına tohumunu. Bereketli sonbahara ve yeni güne övgü şarkıyla. Şarkıyla uyutur genç anne beşikteki bebeğini. İneklerin bol süt vermesi şarkıyla sağlanır. Şarkıyla arar avcı dağdaki kısmetini. Dağda çoban, kırda çiftçi şarkıyla giderir yorgunluğunu. Şarkıyla alevlenir hayat dolu delikanlıların, genç kızların yüreklerinde sevgi ateşi, ilanı aşk şarkıyla. Yeni gelinin yeni evine ayak atışı şarkıyla.


“Seni ben çok severim,
Bilir misin ne kadar?...
Kalbim kadar, canım kadar”
Şarkı götürür nesilden nesile kibarlığı, dürüstlüğü ve uygarlığı. Şarkıyla gülünür, uygunsuz işlere, tembellere, korkaklara.


Şarkıyla övülür, özgürlük uğruna canını seve seve feda eden kahramanlar.

1864-1905 yılları arasında İron Edebiyatı:


Bu dönemin en belirgin İron şair ve yazarlarının başında “1869-1906” yılları arasında yaşayan Hedeggatı Kosta gelmektedir. Kosta İronlar’ın uyanmasında, milli hislerinin galeyana gelmesinde en belirgin etken olmuştur. Kosta kalemin iyi kullanmasını bilen bir şair olduğu kadar, fırçasının hakkını da layıkıyla veren bir ressamdır. Silahlı mücadele ile koca Rus İmparatorluğu’na karşı başarılı olunamayacağına inanmış olması nedeniyle, mücadelesini silah yerine kalemiyle ve fırçasıyla sürdürmüştür.


Bakınız büyük şair koskoca Rus İmparatorluğu’na karşı halk çocuğu barışı nasıl konuşturuyor:


“ Sen vampirsin, vampir,
Evet, sen her zaman
Sıcak kan emiyorsun.”
“Ama yeter! Senin akılsız
Kana susamış, ayıplı
Sürecini,
Beli bükülmüş insan
Yeni yaşantısı uğruna,
Atacak sırtından...
Yakında...yakında...”

Yokluk içinde hayatını sürdürmeye çalışan Kosta’ya bir arkadaşı şiirlerini telif hakkı alarak yayınlamasını ve çektiği sefaletten kurtulmasını teklif eder.
Büyük şair ona şu karşılığı verir:


“Halkımın yüreği,
Ekinimden payım.
Yurdumun kaderi,
Sonbaharda harmanım.” Ayrıca:


“Ben yazılarımı alışveriş konusu yapamam, şiirlerimin bir mısrası “satırı” için bile para almaya tenezzül etmem. Para karşılığında yazılan yazının saygınlığına inanmam” diyerek telif hakkındaki hatırlatmayı gayet nazik bir şekilde cevaplar.
Bakınız bir şiirinde halkı bir araya toplayacak öndere nasıl sesleniyor.


“Halkın utancından
Kayalar bile inler.
Hey yiğit! Nerdesin,
Görsene yok oluyoruz”

“ Gelsene gelsene,
Çobanımız arkamızdan,
Toplasana hepimizi,
Bir araya dua gibi.

Kosta yüreğindeki özgürlük ateşiyle dolu şiirleri, öyküleri, övgüleri ve kederlerini içeren yazıları yalnız İronca ve Rusça değil aynı zamanda İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, İsveççe, Yunanca, İspanyolca, Hintçe, Norveççe, Arapça, İzlandaca, Bulgarca, Lehçe, Çekçe ve Slovakça’ya çevrilmiş olmasına rağmen maalesef Türkiye’de çok az bilinmektedir.


1906 yılında en verimli çağında 47 yaşında yakalandığı amansız hastalığa yenik düşmüştür.


Bakınız ölümünden kısa bir süre önce akranlarından birine nasıl sesleniyor:
“Akranım! Güneşim ölüyorum,
Beni kendine dert etme sakın!...
Ben şimdi son sözlerimi söylüyorum.
Sevgili güzel yurduma haber ver,
Ben onu kalbimde götürüyorum.”

Bu dönemin diğer önemli yazarları ve şairleri şunlardır:
1.Elğuzati İvani (1755-1830)
“Alğuz Padişaha Övgüler”


2.Elbızdıks (1881-1923)
“İki Kız Kardeş” (4 perdelik dramatik bir piyes)
“Amiron” (3 perdelik trajik bir piyes)


3.Korotı Davut (1880-1924)
“Ben Yapmadım Kedi Yaptı” (14 bölümden oluşan bir güldürü piyesi)


4.Koçişatı Poze (1888-1910)
“Yalancı Adam” (7 bölümden oluşan güldürü)


5.Tlattı Hoğ (1880-1932)
“Nart Güzeli Kimi Bekliyordu”

1905-1917 yılları arasındaki dönem


1. Tokatı Alihan (1895-1920)
“Sihirli Boncuk”
“Karçiçeği”
“Dağda Hayat”


2.Arnigon İlaş (1888-1946)
“Allahaısmarladık”
“Kaygı veya Tasa”
“Çiçek”
“Bakınca”
Şair Bakınca adındaki şiirinde:
“Ağacı tayfun sallayınca
Parça parça olursa dallar;
Nasıl sevinebilir sonbahar
Dallarda meyve oynamayınca”

Nerdesiniz adlı şiirinde ise;
“Eğer güzel yurdumuzdan,
Uzaklara kaçarsak hepimiz;
Kuşkusuz dağlarımız arkamızdan,


Beddua edecekler” diyerek anayurdumuzdan göç edenleri,göçmemeye ikna ve ikaz etmeye çalışmaktadır.


3.Gediatı Çomak (1882-1931)
“Mücadelenin Yaşı”
“Akşam Oldu” şiirinde:
“Akşam oldu gün karadı oturuyorduk,
Eski soğuk taş kışların döşemesinde.
Altı kişiydik, arkadaştık, akrandık


Ölüm sessizliği vardı,hapishanede, Çünkü odun kokusundan başlarımız ağrıyordu.


Pencereler ve kapılar, sımsıkı kapalı,
Nöbetçi askerin, ayak seslerinin yankısı
Gecenin sessizliğinde duyuluyordu.” demek suretiyle o devirdeki İron aydınlarının yurtları ve halkları uğruna, ne dayanılmaz çileler çektiğini dile getiriyor.


4.Koçoytı Arşen (1872-1844)
“Dostlar”
“Zannetmiyorlardı”
“Levan” gibi yazılarında ,o zamanki yaşantıyı yansıtan ve yönetimi yeren kısa ve manalı kritikler yazmıştır.


5.Malite Year (1887-1844)
“Barış” adlı şiirinde
“Yükseltin göklere kalenizi,
Güneşe ulaştırın yolunuzu.
Haydi koşun gayretle ileriye,
Kalmayın bu yarışın gerisinde.” diyerek halkımızı birlik ve beraberliğe çağırmış, çağın gerisinde kalmamaya içtenlikle teşvik etmiştir.

1917 yılından günümüze kadar olan bölüm ayrıca inceleme konusu olacağından bu sunuşumuzda ele alınmamıştır.

14.02.1998
Derleyen ve sunan
Yahya Alpay

YAŞAMAK İMKANSIZ
Astsubaylar söz sahibi olmuşsa,
Kanunlarda geçerlilik kalmamışsa;
Yumruk eğer saygınlık kazanmışsa,
Yalancılık, doğruluk sayılmışsa
İnsan onuru ayak altı kalmışsa,
Orda artık yaşanması imkansız...

Hemen her gün ölüye ağlarcasına
Zincir sesi uzaktan duyulmuşsa,
İnsanlar hep yaşamaktan bıkmışsa;
Ve de başlar öne eğik kalmışsa
Yarınının kaygısına düşmüşse,
Orda artık yaşanması imkansız...

Sevgi ve de doğruluk kalmamışsa,
Nefret ve kin hakimiyet kurmuşsa;
Suçsuzların kanı yerde kalmışsa
Bayağılık her yerde göl olmuşsa,
Eşkıyalar hanlık ilan etmişse
Orda artık yaşanması imkansız...

Yazan Çeviren
Yahya Alpay
“Kanıkuatı Jnak”
1851-1899

1855-1944 yıllarında yaşamış İron şair ve yazar Gediatı Şeka “Teduatrı Cekza” nın enteresan bir şiiri:


AĞAÇLARIN ŞİKAYETİ
Ağaçlar toplanır bir gün,
Hepsi mahzun hepsi üzgün.
İlk söz alır yaşlı Çınar,
Adet üzere söze başlar.
“Baltadır” bizi mahveden
Odur sayımızı tüketen”.
Bir kenarda sessiz duran
Kestane de üzgün sesle:
“Balta değildir, suçlusu
Biziz onun sorumlusu...
Kesemezdi balta bizi
Temin ederim ki sizi,
Uzak dururdu o sizde,
Sapı olmasaydı, bizden...
Sapı olmasaydı bizden
İnan çıkamazdı kilerden.”

İron’ların en genç şairlerinden olan Yeyeutu “Çeçemtı Ehşar” ın bir şiiri:

DÜŞÜNCELER BİN GÖZLÜDÜR
Düşünceler bin gözlüdür, gözetirler,
Otakları yıldızlarla yan yana yüksek.
Denizin dibinde balıklara ulaşırlar,
Yerini gölgesinde güneşi görürler.

Araştırmayan düşüncenin gök’ü olmaz
Öylece öğrenmeğe gücü yetmez.
O saklanır sabahın yüreğinde,
O saklanır yolların kenarında.

BİZ KİM İDİK?
Biz de Kafkasyalı idik
Ana, baba ve dededen.
Bizde seçmelerden idik
Adet, an’ane, görgüden.

Biz de Kafkasyalı idik
Kama, fişeklik, giyimden
Biz de Kafkasyalı idik
Attan, yamçıdan, kamçıdan

Kalmasa Kafkasyalı giyimi,
Kimse bilmese dilini;
Ayrılsak attan kamçıdan
Şaşılacak şey değil mi?...
Yine de gurur verici,
Kafkasyalıyım değimi...

Şiirleri Çeviren
Yahya Alpay

İRON İle KEŞKON* “Fıkra”
İron ile Keşkon bir yerden tavuk çalarlar. Pişirdikten sonra:
Bu ikimize yetmez, en iyisi bunu birimiz yesin derler.
- Ama hangimiz yesin der İron.
Keşkon bir süre düşündükten sonra:
-Gece hangimiz daha güzel rüya görürse, sabahleyin o yesin der.
Yatarlar.
Keşkon uyuduktan sonra İron kalkar tavuğu yer ve yatar.
Sabah uyanınca İron Keşkon’a sorar:
-Evet ne rüya gördün? anlat.
-Dostum!.. şaşılacak bir rüya:
Sanki beni melekler havaya kaldırıp aydınlık bir yere götürdüler, der.
O zaman İron hemen:
- Ben de seni uçarken gördüm ve sandım ki artık sen geri dönmezsin, o nedenle tavuğu yedim, der.

Yazan Çeviren
Koratı Davut Yahya Alpay
1890-1924
*Keşkon: Kabartay.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...