|
|
|
| |
|
|
|
NART
DERGİSİ |
|
BASIM TARİHİ |
: |
OCAK - ŞUBAT 2006 |
47 |
|
YIL
/ SAYI |
: |
9 / 47 |
|
SAYFA SAYISI |
: |
64 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
Neden “Ethem Bey” dosyası...
Cumhur Bal
Ulusların tarihlerinde yaşadıkları çok kötü olaylar,
bunların da doğal, sosyal, siyasal, politik, dinsel vb. nedenleri
vardır. Ne yazık ki süreç içerisinde müdahale edilemediği ya da
edilmediği için bunlar yaşanmış ve tarih sayfalarında yerlerini
almışlardır.
Kuşkusuz biz Çerkesler’in binlerce yıllık tarihindeki bildiğimiz
en acı olay, 19. y.y’ın ikinci yarısında yaşadıkları büyük sürgün ve
soykırımdır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğunu savaşlarda kaybeden
Çerkesler, geri kalanlarının %85-90’ı da topraklarından sürülünce, yok
olma tehlikesiyle yüz yüze gelmişlerdir. Diasporada henüz tutunmaya
başladıkları bir sırada, bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar sonucu
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ile birlikte, Çerkes nüfusun da
parçalanması, yaşanan bunca olumsuzlukların tuzu biberi olmuştur. Vatan
kaybetmenin ne olduğunu çok iyi bilen Çerkesler, Kurtuluş Savaşı'na
canla başla katılmışlar ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devletinin
kurulmasına büyük katkılar sağlamışlardır.
Ulusların kaderlerini belirleyen başka bir etken ise;
istemeseler de kendileri ile bütünleştirilmiş olaylardır. İşte buna en
güzel örneklerden bir tanesi Çerkes Ethem olayıdır.
Önce “hain Çerkes Ethem” denmiş, sonra tüm Çerkesler
Ethem ile bütünleştirilerek“hain Çerkesler (!)” imajı yaratılmaya
çalışılmıştır. Sürgünden sonra Türkiye’deki Çerkesler’i en olumsuz
etkileyen olaydır “hain Çerkes Ethem” iddiası. Başlangıçta politik
çekişmeler nedeniyle Ethem beye vurulan “hainlik” yaftası, ileriki
aşamalarda da siyasal ve sosyal amaçlar için resmi ideoloji tarafından
Çerkesler üzerinde kullanılmıştır. Her konuda ön saflarda yer alan ve öz
güveni yüksek olan Çerkesler’in önüne, onları ezsin, frenlesin diye
“hain Çerkes” vurgusu daha net yapılarak Ethem Bey hep konulmuştur.
Hainliğin ne olduğunu hiç bilmeyen Çerkesler, bu kara leke ile ezilmeye,
sindirilmeye çalışılmış, bundan istenen sonuç da fazlasıyla alınmıştır.
İsimlerinin “hain” yaftasının yanına konulmasını kabullenemeyen
Çerkesler, hainlikten de, Çerkeslikten de Ethem’den de uzak durmaya
çalışmışlar, bunun yolunu da Çerkesliklerini saklamakta bulmuşlardır.
Bizim bu araştırma dosyasını hazırlamamızın nedeni, Ethem Beyin
hain mi, yoksa kahraman mı olduğunu yeniden tartışmaya açmak değildir.
Tarihçiler bunu zaten yaptılar, yapıyorlar da.
Ethem’i dün hain ilan edenler, bugün “Çerkes Ethem
olmasa idi Kurtuluş Savaşı daha başlamadan biterdi” diyorlar. Diyelim ki
Ethem Bey, itibarı iade edilerek kahraman ilan edildi. O’nu Çerkesler
ile özdeşleştirip, onun şahsında tüm Çerkesler’i hainlik ile suçlayan,
baskılandıran zihniyetin, 86 yıldır Çerkesler’e verdiği tahribatı kim
ortadan kaldıracak, sorarız? Türkiye'deki Çerkesler’in kimlikleri,
kültürleri, dilleri ve geleneklerinin yok olma aşamasına gelmesinin ve
bu denli asimile olmalarının temel nedenlerinden birinin, Ethem Beye ve
kendilerine yapıştırılmış olan bu yafta olduğu unutulmamalıdır.
Önümüzdeki sayılarda tanıklıklarda da anlatılacaktır. Dedelerimiz,
babalarımız bizleri okumaya şehre gönderirken “aman oğlum Çerkes
olduğunu söyleme” diyerek yolcu ederlerdi. 'Neden?' diye sorduğumuz
sorunun cevabı da, “sen söyleme oğlum, ne yapacaksın!” diye
geçiştirildiği için Çerkesliğimizi öcü olarak görmeye başlamıştık.
Mümkün olsa idi bir giysi gibi çıkarıp atmak, çıkarıp kurtulmak isterdik
birçoğumuz. Okulda köyümüzü söylemek zorunda kaldığımızda, Çerkes
olduğumuz da ortaya çıktığından, bir kısmımız kurtulamadık bu
giysimizden. Ama sonra gördük ki, Çerkesliğinin bilinemeyeceği kadar
uzaklara gidebilenler bu kimliğini bırakmış ve uzaklaşmış, çocuklarına
ise Çerkesliğinden hiç bahsetmemiştir. Çevremizde bunu yapmak zorunda
kalmış insanlar o kadar çok ki...
Şimdi sormak istiyorum; dünyanın en eski kültürlerinden
birinin mirasçıları olarak bizler bunu hak ettik mi? Birilerinin politik
geleceğine, bir ulusun binlerce yıldır ürettiği ve gelecek kuşaklara
taşıdığı kültürü feda edilebilir mi? Bu 86 yılda geriye döndürülemeyecek
ne kadar çok şey kaybettiğimizi daha iyi görüyor, bundan sonra arta
kalan değerlerimizden bir tek şey daha kaybetmek istemiyoruz.
Bunun için de çağrıda bulunuyoruz:Ya, beğenmediğiniz
kişilerin isminin başına koyduğunuz “Çerkes” sıfatını alın! Ya da, hepsi
Çerkes olan Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Adil Candemir, Mahmut Atalay,
Keriman Halis, Yusuf İzzet Paşa, Rauf Orbay, Ahmet Mithat Efendi, Avni
Lıfij, Avni Arbaş ve tüm toplumun tanıdığı diğer birçok insanımızın da
isimlerinin önüne “Çerkes” sıfatını koyun.
86 yıldır beklenen
cevap!
Düzenleyen: HAKAN EKEN
SUNUŞ
Her devrim kendi çocuklarını yer...
Bir Telgraf:
Güney Cephesi / 13 Aralık 1920
Genelkurmay Harekat Şubesi Müdürü
Salih Bey’e
(...)
... memleketin ve ortak olan amacımızın elde edilmesi
uğrunda, her gün
hizmet eden ve edeceklerin, neden yok edilmeye değer
görüldüğünü sordum. “Biz kendimizden biliyoruz, onlar ne vakit olsa
başımıza beladır”, demek kadar akıl almayan bir cevapla sorunu
kapadılar. Çektiğimiz emeklerin boşa gitmemesi için birbirimize
sarılmalıyız. Cevabınızı bekliyorum...
(...)
Kuvayı Seyyare ve
Kütahya dolayları komutanı Ethem1
Bu soruya ne cevap geldiğini sanırım bilmeyenimiz
yoktur...
Dönemin siyasi iktidarı verdi bu yanıtı. Cumhuriyetin
onbeşinci yılında çıkan af,
bir çoğunu unutturdu ama bu afla vatana dönmeyi kabul
etmeyenlerden biri olan Ethem Bey, “Hain Çerkes” sıfatından kurtulamadı.
Bugüne kadar hiçbir iktidar da bu konuda farklı bir
adım atmadı.
Bu nasıl bir dokunulmazlıktır?
Sultan Vahdettin neredeyse aklanmışken, halifelik
uluslararası ilişkilerde bir koz olarak kullanılabilir mi diye
sorulabilirken, idam edilenler için anıtlar dikilirken, mafya elebaşları
devlet için kurşun sıkan şerefli insanlar olarak ilan edilirken, 80
küsur yıldır süren bu kararlılık nereden gelmektedir?..
İşte, 86 yıl önce Kuvayı Seyyare komutanı Ethem bey’in
beklediği gerçek cevabı bu dosyada bulmaya çalışacağız.
(1) Gizli Belgelerle Çerkes Ethem, Ergun Hiçyılmaz,
Varlık yayınları, İstanbul 1993, sf.79–80
AMAÇ
Toplumsal olaylar, her zaman objektif bilgi ve belgelere
sığdırılamayacak dinamiklere sahiptir. Çoğu zaman bu tür kaynaklar da
yeterince bulunamayabilir. Yaşanan olaylara ve elde edilen bilgilere
dayanarak herkesin hem fikir olacağı sonuçlar çıkarmak, hem olay ve
tanıklıkların, hem de belgelerin niteliği gereği mümkün olmayabilir.
En önemlisi, bugünü etkileyen dünün olayları,
tarihçileri de bireysel olarak etkilemektedir. Bu da tarihçilerin aynı
olay ve belgelere bakarak farklı, hatta taban tabana zıt görüşler
sunmasını kaçınılmaz hale getirmektedir. Hele siyasi paradigma farkları
da işin içine kaçınılmaz olarak girmektedir ki; henüz toplumların,
olayların, insanı etkileyen her türlü paradigmanın üstünde/dışında bir
tarihçi var olmamıştır. Olsaydı bile, belki de böyle biri, en güvenilmez
tarihçi olarak görülebilirdi.
Nihayetinde tarih bilgisi ve görüşü, bireylerin ve
grupların özeline bırakıldığında, onların günümüze ve geleceğine ilişkin
özel tavır ve tutumlarını belirlemede yararlandıkları bir kaynaktan
başka bir şey olmayacaktır.
Ancak tarih bilgi ve görüşünün bir merkezden empoze
edildiği toplumlarda, empoze edilen tarihin doğru ve yanlışları, farklı
görüş sunamayan kimi kişi ve gruplardan bazılarının, mağduriyetine yol
açmaktadır.
Türkiye’de de ne yazık ki yakın zamanlara kadar,
ilkokuldan üniversiteye dek paketlenip sunulan tarih görüşünün (ki bizde
ve birçok ülkede bu tarih görüşüne resmi tarih dendiğinden, bundan sonra
biz de yeri geldikçe bu ifadeyi kullanacağız) dışına çıkmak, büyük
riskleri göze almayı gerektiriyordu.
Ancak son yıllarda kısmen iç dinamiklerin, esasen de
Avrupa Birliği (AB) süreci ve iki kutuplu dünyanın ortadan kalkması ile
hakim olan küreselleşme sürecinin getirdiği kıvraklığa, asgari düzeyde
de olsa uyma zorunluluğu gibi, dışsal dinamiklerin etkisi ile, resmi
tarih görüşüne yönelik eleştiriler ve getirilen alternatif tarih
tezleri, kendilerini ifade etme olanakları bulmaya başlamıştır.
Bu noktada, Çerkesler’in de Ethem bey konusundaki
görüşlerini, derli toplu bir biçimde ifade etme zamanı gelmiştir.
Ethem bey, 20. yy.’ın ilk çeyreği içinde yaptıkları ile,
yalnızca nüfus cüzdanında yer alan adı ile suçlanmış olsaydı, başka
vesilelerle etnik kimliği öne çıkarılmamış olsaydı, Manyas’taki 14
Çerkes köyü kendisi ile ilgili olarak sürgüne tabi tutulmamış olsaydı,
bu Çerkesler’in artık derli toplu bir şeyler söylemelerini gerektiren
bir konu olmayabilirdi.
Hatta “Hain Çerkes” sıfatlamasıyla, hem iktidara ve/veya
rejime muhalif yönüyle, hem de bir takım devletin olumsuz, tartışmalı
eylem ve uygulamalarının, Osmanlı’nın son elli yılında üst düzey idari
ve askeri yönetim kadrolarında yer almış Çerkesler’e mal edilme çabaları
(ki bu konuda Ermeni tehciri hakkında son yıllarda söylenmeye
başlananlar ciddi bir örnektir) ile karşılaşılmamış olsaydı,
Çerkesler’in bu konuyu tartışmamaları anlaşılabilirdi.
Ancak tüm bunlar görmezden gelinemeyecek bir şekilde
gündemde yerini korumaya devam ediyor. Ayrıca;
1- Hem resmi tarih tezinin, özellikle suçlanan insanlara
ilişkin bölümlerinin önemli ölçüde tasfiye edilmeye ya da düzeltilmeye
başladığı bir dönemde sessiz kalmanın, ileride getireceği telafisi zor
kayıplara yol açmasını önlemek;
2- Hem, Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilip, yeni
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulduğu 20. yy. başlarındakine denk bir
dönüşüm olmasa bile, Türkiye’nin kucağına doğduğu o tarihsel dönemin
yıkılıp gitmiş olması nedeniyle, yeniden yapılanma arayışlarının ve
zorunluluğunun ortaya çıktığı 21.yy.’ın bu ilk çeyreğinde, Çerkesler’in
o dönemde yitirdikleri kimliklerine yeniden sahip olabilmeleri için
yapılan ve yapılacak olan her şeye bir katkı sağlamak için;
Çerkesler’in, “Kuvayı Seyyare Komutanı Ethem”in, namı
diğer “hain Çerkes Ethem”in yaşamı ve yaptıları ile hak edip hak
etmediklerini, başka kimsenin ortaya çıkaramayacağı bilgi, belge ve
tanıklıklarla değerlendirip Türkiye kamuoyuna sunmasını kaçınılmaz hale
getirmiştir.
Hain ya da değil, dosyamızın ana amacı bu olmadığı gibi,
bu konudaki yargıların göreceli olacağına yukarıda değinilmişti. Bu
konuda ulaşılabilecek belgeler, eski ve yenilerin farklı okunması ve
tanıklıklar, araştırmacılar için yeni kaynaklar sunacaktır sadece.
Dosyanın asıl amacı Çerkes kimliğinin bugüne kadar,
Ethem bey olayı nedeniyle haksız yere yaralanmasının artık önüne geçmek
ve diğer kimliklerle birlikte Çerkes kimliğinin de ötelenmesi ve
sindirilme-sinin nedenlerini ortaya koymaktır.
Resmi tarih tezi nezdinde tarihe ve kamuoyuna, alın
Ethem beyinizi verin Çerkes kimliğimizi demek istiyoruz. Bununla
Ethem beyi Çerkesler’in de ötelediği anlamı çıkmamalı. Böyle yapılırsa
dosya baştan kendi tezleri ile çelişik hale gelir. Ethem bey Çerkes
toplumu içinde doğmuş, yetişmiş ve muhtemelen birçok karakteristik
özelliğini bu kültürden almıştır. Ancak dosya ilerlediğinde görülecektir
ki, mücadelesi etnik kimlik temelinde olmaktan çok uzaktır. Sırf bu
nedenle bile ve özellikle hain ilan edildikten sonra, Çerkes olarak
sıfatlandırılması hem bireysel olarak hem de Çerkes toplumu açısından
hak edilmemiş bir sıfatlandırmadır. Bu nedenle onun kendi kimliği ile
değerlendirilmesinin istendiği, Çerkes kimliğinin bunu isteyip de
alamayanlara bırakılmasının istendiği anlaşılmalıdır. Burada yeri
gelmişken, hain kategorisine sokulanlara Çerkes ve ait oldukları diğer
etnik kimlikleri yaftalanırken, Bu süreçte, kahramanlar arasında yer
alan ve etnik açıdan Türk olmayan hiçbir tarihi kişiliğin bu sıfatları
ile adlandırılmamaları uygulanan çifte standardın apaçık örneklerinden
biridir.
Bu nedenle, dosyamızda gerekmedikçe, Çerkes Ethem
ifadesini kullanmadık. Yine gerekmedikçe kullanmayacağız. Ancak
alıntılar içinde ve bir suçlamanın vurgulandığı durumlarda
kullanılacaktır. Dikkatli okuyucular için bu yazımın bir hatadan
kaynaklanmadığını burada belirtmeyi uygun gördük.
YÖNTEM
I- Yazılı kaynaklar
Bilindiği kadarıyla, Ethem bey, yaşamı boyunca kendi
kontrolü altında bir eser yayınlayamamıştır. Kurtuluş savaşı öncesinde,
fiili ve neredeyse aralıksız askeri görevlerde bulunmuş ve cepheden
cepheye sürüklenen bir yaşam sürmüştür.
i. Kurtuluş savaşı yıllarında ise askeri koşullar içinde
yazılmış çoğunluğu telgraflar şeklinde bazı yazışmaları mevcuttur.
Bunlara bir kaç not ve bildiri de eklenebilir.
ii. Bunlar dışında genellikle başta emniyet ve
istihbarat örgütlerinin ele geçirdiği söylenen çeşitli notlar ve yazılar
bulunmaktadır. Bunlar içinde Celal Bayar’a yazılan bir mektup ve örgüt
(komite) programı önemlidir.
Ancak tüm bunların aslına uygunluğu, yukarıda değinilen
nedenden dolayı tartışmaya açıktır.
Son olarak takip altında tutulan, hain ilan edilen
birisi hakkında Türk istihbarat ve emniyet güçleri tarafından toplandığı
söylenen belgelere ise çok dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Bunlar
arasında en önemlilerden olan Celal Bayar’a yazılan mektup ve “Türkiye
Kurtuluş Fırkası Komitesi” (Cenup Vilayetleri Yıldırım Komitesi)2 adlı
örgütün programı gibi konulara, 1938 affı ile dönmeyi reddetmiş olan
Ethem beyin risale ve anılarında yer verilmemiş olması önemlidir. O
yıllarda olduğu gibi, 80’li 90’lı yıllarda birkaç not, birkaç cümleye
dayanarak insanlara hayali örgütler kurdurulup, cezalar verildiği
düşünülürse, yukarıda değinilen örgütün programının önemli bir
bölümünün, Celal Bayar’a yazıldığı iddia edilen mektup ve başka
“belgelerden” aktarılarak yaratıldığını iddia edenler olacaktır, fazla
şaşırmamak gerekir.
iii. Sürgün yıllarında ise yazdığı “Anılar”3 adlı bir
eser ve yeni ortaya çıkan, yaşamının son yıllarında yazmış olduğu bir
risale4 söz konusudur. Anıları, risalesinde belirttiği gibi5 Suriye’deki
Fransız yetkililerince bastırılmak vaadiyle alınmış ancak sonra
“kaybedilmiştir”. Anılarının sonra Türk istihbaratınca ele geçirildiği
söylenmektedir. Ancak anıların Emniyet Genel Müdürlüğü arşivlerinde
bulunamadığı da belirtilmektedir.6 Dünya yayınları tarafından nasıl olup
da, 1962 yılında bu anıların ele geçirilerek basılmış olduğuna ilişkin
de soru işaretleri mevcuttur.
Ethem beyin abisi Reşit beyin torununun çocuğu olan,
araştırmacı Emrah Cilasun’un uzun süre gizli kaldıktan sonra aile içi
ilişkiler çerçevesinde eline geçen risale7 yazılı kaynakların içinde
belki de en yeni ve görece en güvenilir olanıdır. Ancak yasak ve baskı
yıllarında, bu belgenin de en azından zarar görmüş olabileceği
düşünülebilir.
iıv. Bunlar dışında 20. yy’ın ilk çeyreğindeki ve
sonrasındaki olayları kapsayan, dönemin diğer tanıklarına ait anı,
biyografi, otobiyografi ve diğer bilimsel eserler de kaynaklarımız
arasında yer alacaktır. Bu alanda, bugüne kadar pek üstünde durulmayan
Yunanca ve Arapça anı, belge, biyografi ve hatta döneme ilişkin roman
türü kaynaklara da bakmak yararlı olacaktır.
II- Anlatılar (Sözlü tarih çalışmaları)
Çerkes toplumunun belki de bu alanda yapacağı en önemli
katkı, yakın zamana kadar saklanmak zorunda kaldıkları kimi
tanıklıkları, yazılı ya da maddi belgeleri ilgilenen araştırmacılara
sunarak gün ışığına çıkarmaları olacaktır.
BÖLÜMLER
Dosyamızın tümünde, daha önce yapılan çalışmaların bir
özetini sunmaktan çok (ki bu bile kulaktan dolma bilgilerle fikir sahibi
olunan bir dönemde, epeyce önemli bir katkı olacaktır), herhangi bir
savunma ya da karşı saldırı kaygısı gütmeden, Türkiye tarihinin o en
dinamik günlerinde, bugün soluk figürler haline indirgenen unsurların en
azından dosya kapsamında bizi ilgilendiren kadarının gerçek tasvirini
sunmaya çalışacağız. Tabi burada başrolde Ethem bey olacaktır.
Nart Dergisi olarak bu çabalarla;
* 20. yy’ın ilk çeyreğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşu sırasında başarılanlarla, bu başarı için ödenen bedeller ve
başarılamayanlar hakkında okurun daha objektif bilgi sahibi olmasını,
* bunun devamı olarak da, 21. yy’ın ilk çeyreğindeki
yeniden yapılanma sürecinde daha az bedel ödenerek, daha çok başarılar
elde edilmesine,
karınca kararınca bir katkı sağlamayı ummaktayız.. Ancak
bir şeyler anlatabilmek için, dosyamız esas olarak, Ethem bey ve 20.
yy’ın ilk çeyreğinde elde edilen başarılar için ödenmiş en önemli
bedellerden biri olan kimlik konuları ile sınırlıdır. Burada kimlik,
günümüzün moda tabiri ile alt kimliktir, ya da etnik, kültürel
kimliktir. Ne dersek diyelim, artık bir tabu olarak görülmemesi
gereken, varlığı ile değil, yokluğu ile sorunlara neden olan kimlik
konusu dosyamızın ana bölümlerini belirleyecektir. Bunları kısaca
dört ana başlıkta toplayabiliriz .
I- 20. yy’ın İlk Çeyreğinde Anadolu,
Bölge ve Dünyadaki Dengeler
Bugün lise mezunu, orta yaşta, sokaktaki vatandaş tabir
edilen herhangi bir Türk vatandaşı ile sohbet edildiğinde, Türkiye
tarihinin; 1918’de 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı
İmparatorluğu’nun artık yaşayamayacağına karar vermiş ve cumhuriyetle
yönetilen yeni bir ulus devleti kurmak kararı ile, bu sırrını paylaşan
birkaç yakın arkadaşıyla, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da
Samsun’da Anadolu’ya çıkması ile başladığını söyleyecektir. Bundan sonra
da kongreler, meclisin oluşturulması, ona bağlı düzenli bir ordu
kurulması, iç isyanların bastırılması ve Yunanlılara karşı taarruz
edilerek 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı olayları arka arkaya
gelecektir.
Yani tarih, zeki ve yetenekli bir lider ve ona çok yakın
bir kadronun çok iyi kurgulanmış planlarının başarı ile uygulanmasından
ibarettir.
Acaba böyle midir?
Yoksa bugünümüze çok mu benzemektedir? Yani, yarın hangi
sürprizle güne başlanacağının bilinmediği, toplumun, devletin
tepesindeki kişilerle ana muhalif unsurların hangisinin doğru, dürüst,
hangisinin, çıkarcı ya da işbirlikçi olduğunun bilinemediği, hangisinin
önce kendisini mi, yoksa toplumu mu düşündüğünün seçilemediği, dünyaya
hakim devletlerin ve güçlerin çeşitli gizli ya da açık komplolarla her
şeye hükmetmekte olduğuna inanılıp, onlara karşı ancak fantastik film ve
dizilerde mücadele edilebileceğine inanıldığı, yolsuzlukların,
kayırmacılıkların, rüşvetin her yeri sardığı, çoğunluğun “bana
dokunmayan yılan bin yaşasın”dediği bugünlere mi benzemektedir? Dün
ortalıkta olmayan kişi ve grup-ların bir anda en önemli aktörler haline
geldiği, bugün her şeye hakim görünenlerin yarın adının anılmadığı
günümüz Türkiyesine mi benzemektedir? Hangi iş planlanarak
başlatılmakta, hangisi bitirilebilmektedir? Ya da, her şeyin değiştiği
söylenirken, geniş kesimler neden kendileri için aslında hiçbir şeyin
değişmemiş olduğundan kuşkulanmaktadırlar?
Eğer yukarıda söylenenler bugünün gerçeği ise, yenik
bitirilmiş bir savaşın ardından işgal edilmiş bu toprakların o günkü
koşullarının, bugünkünden çok daha farklı olduğunu düşünmek, buna tam
bir teslimiyet-le inanmak ne kadar mümkündür? Dosyamızın bu bölümünde bu
konulara değinen yazılar bulunacaktır .
II- Ethem Beyin Yaşam Öyküsü, Eylemleri
ve Görüşleri
1 920
yılının son günlerine kadar yaptıkları ve yaşadıkları konusunda, sonraki
dönem için olandan çok daha fazla kaynak bulunmaktadır. 1921’den ölümüne
kadar geçen sürede ise illegal sayılabilecek yaşam koşulları nedeniyle
kaynaklar çok daha az ve güvenilirlikten çok daha yoksundur. Ancak
özellikle bu dönemde yaptıkları ve yapmadıkları, söyledikleri ve
söylemedikleri ile kendisinin ihanetle suçlanışını daha doğru olarak
yorumlamak mümkün olacaktır. Bu bölümde iddialarla eylemlerin
tutarlılığını anlamaya yönelik derleme ve analiz çalışmalarına yer
verilecektir.
III- Ethem Beyin Çerkes Kimliği ve Diğer Kimlikler
Karşısındaki Duruşu
Ethem bey, Kurtuluş Savaşı’na askeri ve siyasi olarak
ihanetle suçlanmasının yanı sıra, başından itibaren yakın çevresindeki
Çerkes’leri kayırıp kollamak ile, zaman içinde de Çerkes ulusçuluğu
yapmakla suçlanmaktadır. Özellikle “Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i
Hukuk Cemiyeti”nin oluşumuna, kardeşleri ve yakın arkadaşları ile
katkıda bulunduğu ileri sürülmektedir.8
Çerkesler’i ne kadar kayırıp kolladığı belge ve
tanıklıklarla anlatılacaktır. “İhanet etmiş” bir kişinin, neden
dolayımlı ilişkilere ihtiyaç duyduğu sorgulanacaktır. Dönemin ve/veya
görevlerinin gereği başka siyasi, askeri hedefler için Balkanlar’a,
Azerbaycan’a, İran’a, Türkistan’a ve Afganistan’a giden bir “hain”
Çerkes’in, yerleştiği Suriye – Ürdün bölgesinde, İngilizler’in de
desteğini alarak o gün, bugünkünden daha güçlü ve oran olarak daha fazla
bulunan Çerkes topluluğunun başına geçip, bir Çerkescilik peşinde
koşmadığı; ya da 1940’lı yıllarda faşist Hitler Almanya’sının
ordularının Kafkasya kapılarına dayandığı ve kendisine işbirlikçilerden
hükümet ve ordular kurmaya çalıştığı günlerde, neden İttihatçı ve sıkı
bir Almancı olduğu günlerin hatırına sığınarak, Kafkasya Çerkesler’inin
başına geçmeye kalkışmadığı da bu bölümde sorgulanacak konular
arasındadır.
IV- Diaspora Çerkesler’inin 20. yy’daki Kimlik Sorunu ve
21.yy İçin Olası Açılımlar
Son olarak, Diapora Çerkesleri’nin 21. yy.’da Türkiye’de
ve yaşadıkları diğer ülkelerde, Kafkasya ile ilgili çözüm modelleri de
içselleştirilmiş olarak, nasıl barış içinde ve asimile edilmeden
birlikte var olabileceklerinin ipuçlarını, bu tarih çalışmasının
vereceği bulgular çerçevesinde yakalamaya çalışacağız.
Günümüzün moda deyimiyle,
interaktif bir nitelikte gelişecek olan dosyamız
katılımlarınızı bekliyor.
Karşılıklı etkileşimle beslenmesi halinde, istenen
sonuçlara çok daha kısa sürede varacağımızı umuyoruz...
Yukarıda belirttiğimiz dosya içeriği ile ilgili bilgi,
belge ve materyal katkılarınız için;
-
nartdergisi@kafkasfederasyonu.org
adresine bir mail atabilir,
-
www.kafkasfederasyonu.org
sayfamızın “Ethem Bey”
başlıklı bölümüne yazabilir,
- 0312.212 21 40 no.lu telefona faks çekebilir,
- 0312.222 85 89/5 no.lu telefondan bize
ulaşabilirsiniz.
2 Toplumsal Tarih, Haziran 98, sayı 54, Oğuz Aytepe,
sf.46
3 1- Dünya Yayınları, 1962
2 - Berfin Yayınları, İstanbul, Ağustos 1993
4 Baki İlk Selam - Çerkes Ethem, Emrah Cilasun, Belge
Yayınları
5 Cilasun, sf. 164
6 Toplumsal Tarih, Haziran 98, sayı 54, Sedat
Bingöl, sf. 37’deki dipnottan
7 Cilasun, sf. 17
8 S. Bingöl a.g.e., sf. 35
-
Devamı gelecek sayıda
|
|
|
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ
|
|
TÜM SAYILAR |
| |
|
|
.. |
|
... |