NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : OCAK - ŞUBAT 2006

47

YIL / SAYI : 9 / 47
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 

“Adığe dilim yiterse Adığe ruhum biter, Çünkü dilsiz ulusun ömrü kısadır”

Çeviren: ERGÜN YILDIZ*

“Ünlü Adığe şairi Mukoj Anatole, diline olan sevgisini işte böyle dile getirmiş...

Unesco tarafından 1999 yılında alınan kararla “Ana Dil Günü” olarak kabul edilen 21 Şubat tarihi, 1952 yılında Bangladeş’te ana dilini korumak amacıyla mücadele eden bir grup insanın, topluca katledildiği gündür. Anadil Günü 2000 yılından bu yana dünyanın pek çok ülkesinde kutlanmakta, halkların varlığını devam ettirebilmesi için ana dilin önemini, her yıl dünya insanlarına tekrar tekrar hatırlatmaktadır.”

21 Şubat 2006 tarihli Adığe Psalhe Gazetesi’nde yer alan, Jılase Marite’nin Dade Suwfedin ile röportajını, dilin mevcut kayıplarıyla birlikte daha da önem kazandığı günümüzde, konuya dikkatinizi çekmek için aşağıda sunuyoruz;

Şairin sözünü ettiği mesele, ulusun tüm bireylerini ilgilendiren ve düşünülmesi bile insanı huzursuz eden önemli bir meseledir. Çünkü halkın dilinin yok olması demek, halkın gücünün yok olması demektir ve sessiz sedasız tükenişin yoluna girmektir.

Fakat her ne kadar ana dilin hatırlandığı özel günler kabul edilmiş olsa da, ne kadar çeşitli organizasyonlarla bu konu gündemde tutulmaya çalışıyor olsa da; anadili var edecek ve devamını sağlayacak olan şey devletlerin, halkın anadiline verdikleri değer, ona layık gördükleri yerdir.

Bu konuda geçtiğimiz günlerde bir çalışma yürütmüş olan KBC parlamentosu eğitim, bilim komiteleri başkan yardımcısı, sosyal bilimci Dade Suwfedin ile bir röportaj yaptık:

- Cumhuriyette ana dillerin korunmasına yönelik olarak parlamentonun ve mensubu olduğunuz komitenin yürüttüğü çalışmalar konusunda bilgi verebilir misiniz?

Dil konusundaki sorunlar ulusal politikamızın en önemli ve en zor problemlerinden birisidir ne yazık ki. Çok dilli ülkelerde halkların dilini koruyup, dillerin gelişme alanlarını muhafaza edecek yasalar olmazsa küçük halkların dillerini koruyabilmeleri oldukça zordur.

“RF üyesi halkların dilleri” konusunda mevcut federal yasa dünyadaki genel normlara uygundur, ülkedeki halkların kendi dilleri ile eğitim görmelerine, kendi dillerini günlük yaşamda kullanmalarına ve geliştirmelerine bir engel yoktur diyebilirim.

Fakat yine de tüm yasaların mükemmel bir biçimde işlediğini de söyleyemeyeceğim. Özellikle de halkların, dil konusunda akıllıca bir politik tavırları yoksa. Benim fikrimce, halkların dillerinin korunması meselesi daha ciddi şekilde ele alınmayı gerektiriyor.

Parlamentonun çalışmalarına gelince: 1994 yılında “KBC halklarının anadilleri hakkında” bir yasa çıkarttık ve bu gün yürürlükte olan yasa budur. Dillerin okunması öğrenilmesi geliştirilmesi konusu yasanın 76.maddesinde kabul edilmiş ayrıca da 1996 yılında hükümetin hazırladığı program parlamento tarafından kabul edilerek onaylanmıştır.

Adığelerin yaşadığı üç cumhuriyetin bilim adam-larından oluşan ve Akademisyen Qumahue Muhadin başkanlığında çalışan komisyonun hazırladığı kaynakları Adığe alfabesini dilbilgisi kitaplarını biz parlamento olarak onayladık ve yasanın gücünü arkasına koyduk.

Bu çalışmanın Adığe dili ile Adığey dilini kaynaştırıp birleştireceği konusunda oldukça ümitli olduğumuzu da ifade etmek isterim.

Bu çalışmalardan beklediğimiz olumlu sonuçları alabilmemiz için Adığey parlamentosunun da bu ortak çalışmaları destekleyen yasayı kabul etmesi ve onaylaması gerekmektedir.

Bu yasaların günlük yaşamın içerisinde işlerlik kazanabilmesi için özel bir kaynak ta ayrılmış durumdadır, fakat üzülerek söylemeliyim ki kullanılabilen miktar ayrılan kaynağın onda biri kadardır.

Adığe dilinin ve Balkar dilinin tıpkı Rus dili gibi işlerlik kazanabilmesi için çok büyük bir çaba, zaman, ekonomik güç ve özveri gerekmektedir. Yasaları çıkartmak işin sadece bir bölümüdür asıl zor olan bölümü o yasalara yaşamın içerisinde işlerlik kazandırabilmektir ki bu noktada hepimize önemli görevler düşmektedir.

Tüm halkların dilinin gelişmesine her yönüyle yardımcı olmak derken; bu diller ile kültür faaliyetleri eğitim faaliyetleri yanı sıra devletin ciddi manada desteğini de öngörüyor musunuz?

Dilin kuralları, tıpkı ekonominin kuralları gibi olan evrensel kurallardır, dolayısıyla dünyanın neresin-de olursa olsun bu doğrular geçerli olmalıdır. Anadillerin korunup geliştirilmesi hukukçuların üzerinde ciddiyetle durmaları gereken bir konudur. Dünyada tüm halkları eşit derecede özgür, tüm kültürleri değerli saydığımıza göre diller arasında oluşan bu ayrımcılığı da reddetmemiz gerekir.

Büyük halklar kendi dillerini her yerde geçerli kılmağa, yaşamın tüm alanlarına hakim kılmağa çalışıyorlar. Küçük halklar da kendi ana dillerini kullanmak hayatı onunla yaşamak arzusundadırlar aynı şekilde.

RF federal yasalarına göre, bu federasyonun içerisindeki her halk kendi ana dili ile ilgili kararları verme hakkına sahiptir. Halkların dillerini garanti altına alan KBC yasalarında şöyle bir hüküm vardır: “Çocuklarına ana dilini öğretmek anne babanın görevidir”. Bu ifade her anne babanın kendi dilini çocuğuna öğretebilmesi özgürlüğü demektir.

Fakat öte yandan pratikte bunun böyle işlemediğinin, bu hakkı insanların kullanmadığının delili de yaşamın kendisidir.

Bir başka önemli konu ise KBC’de yaşayan halkların dillerinin yasa ile devlet dili olarak kabul edilmiş olmalarıdır. Bunun yanı sıra cumhuriyetimizdeki yasaya göre devlet dilinin devletin hükmettiği her yerde okutuluyor olması gerekir.

Bunun uygulaması ise orta öğretimde eğitim dili olarak Rusçanın yanı sıra Adığece veya Balkarca dillerinden birisinin zorunlu olarak okutulması şeklinde olmaktadır.

Şüphesiz bu uygulamanın halkların birbirinin diline karşı yakınlık duyması benimsemesi gibi bir olumlu sonucu olmakta, aynı zamanda eğitim dili olarak kullanılması dillerin gelişmesine de katkı sağlamaktadır..

Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız: Bizler birlikte yaşadığımız birlikte çalıştığımız yanı başımızdaki insanların düşünce biçimini, yaşamı algılayışını ve kültürünü kavramak anlamak istiyorsak, onların dilini de kavramak ve anlamak zorundayız. Cumhuriyetin tüm halkları her üç dili de hiç bir ayrım yapmadan aynı derecede değer vermek ve kullanmak gerektiğini kavramalı, bunu yaşamın gerektirdiğini bilerek içlerine sindirebilmelidirler.

Bu yıl festival haline dönüştürülen “dilim, dünyam, yaşamım” adı ile eğitim kurumları ve eğitmenler arasında düzenlenen yarışmaların ana dilin gelişimine katkısı gerçekten önemlidir. Bu tür yarışmalar hem ana dillerin öneminin kavranmasına fayda sağlamakta hem de o dilleri öğreten başarılı eğitimcileri teşvik edici olmaktadır.

- Adığe dili 11 yıl önce yasa ile devletin resmi dili olarak kabul edilmiş olmasına rağmen, bugüne kadar pratikte istenen gelişme sağlanabilmiş değildir. Üstelik görünen o ki durum her geçen gün daha da kötüye gitmektedir bu konuda. Sizce bunun nedeni ne olabilir?

Doğrudur. Cumhuriyetimiz parlamentosu 1994 yılında aldığı bir karar ile Adığe ve Balkar dillerini de RF’nun resmi dili olan Rusçanın yanında devlet dili olarak kabul etti.

Fakat yasa çıkartmakla bir dil devletin resmi dili haline gelmiyor, bunun için devletin o dili koruyup geliştirmeyi, uygulama alanlarını genişletmeyi, hayatın her sahasında kullanılabilirliğini sağlamayı, kültür ekonomi, bilim, sanat alanlarında geçerli kılmayı kendisine görev edinmesi ve bunun için özel çaba sarf etmesi gerekiyor.

Anadilini devlet dili olarak kabul eden cumhuriyetlerin umdukları ile pratik yaşamda ortaya çıkan durum birbiri ile örtüşmüyor. Dillerin yasal açıdan birbiri ile eşit hale gelmiş olması onların uygulama ve kullanılabilirlik açısından da eşit hale geldiklerini anlamını taşımıyor.

Ülkelerde iki üç dilin geçerli olması halkların birbiri ile kaynaşması, birbirini tanıyıp kabullenmesi ve işbirliği açısından önemlidir elbette.

Öte yandan devletlerde tek bir dil olması (ekonomik maliyet, eğitim sisteminin yapılanması, kullanım kolaylığı, yayın kolaylığı vb.) birçok açıdan avantaj sağlasa da, bizim ülkemizde uygun bir tercih değildir. Çünkü bu topraklardaki halklar, yüzyıllardır bu bölgelerde gelişmiş dillerin sahipleri olarak bir arada yaşamaktadırlar. Zaten, içerisinde bulunduğumuz sistem açısından da tek dilli hiç bir federal yapı yoktur yeryüzünde.

Cumhuriyetimizde üç dilin de kullanılması bazı zorlukları beraberinde getirse de, halkların birbirini tanıması sevmesi kaynaşması bakımından çok büyük yararlar sağlamaktadır aynı zamanda.

Şöyle bir örnek vermek istiyorum: 1930’dan 1980’li yıllara kadar geçen sürede Sovyetler Birliği’nde kullanılan dil sayısı 194’ten 124’e düşmüştür. Okullarda okutulan dillerin sayısı ise (Rusça hariç) 104’ten 44’e düşmüştür. 80’li yılların ikinci yarısında Rus olmayan halkların ülkedeki oranı sadece %19 idi. Bütün bu olumsuz gelişme süreci bizim dilimize de yansıdı. Eğer bir dilin işlevi az ise onu kullanan, kullanma ihtiyacı duyan insan sayısı da o oranda az oluyor ne yazık ki.

Bahane çok... Adığeler olarak anadilimizin değe-rini düşürmenin zararlarını yeterince gördük. Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız: Temiz bir dili olmayan toplum sağlıklı toplum değildir, o nedenle bu gün anadilimiz konusunda çalışan insanlara hak ettikleri değeri göstermek gerekir.

- Bilim adamlarının söylediğine göre dünyada konuşulan dillerin yarısı kısa süre içerisinde yok olacakmış. Adığe dilini de aynı tehlikenin beklediğini düşünüyor musunuz?

Böyle bir tehlikeyi önlemek ve halkların ana diline yönelik KBC parlamentosunun aldığı kararlara işlerlik kazandırabilmek için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle tüm ülkeler gibi bizimde ideale ulaşılmasını sağlayacak çalışmaları tamamlamamız gerekir.

İkincisi, ulusal konularda çok net devlet politikalarımız olması gerekir,milli eğitimin iyileştirilmesine yönelik çalışmaları bunun dışında tutuyorum.

Bu çalışmaların içerisinde olması gereken eğitim ve dil öğrenimine yönelik yeni programlar hazırlanması gerekiyor. Geçmiş dönemde hata ile veya şartların yetersizliği nedeni ile yapılamayan veya yanlış yapılan birçok şeyin yeniden gözden geçirilerek düzeltilmesi düzenlenmesi gerekiyor.

Bu çalışmalarda şunu da belirlemek gerekiyor: devlet dili olarak tanıdığımız üç dilin de önümüzdeki on yıl içerisinde eşit şekilde gelişmeleri için gereken tüm şartların eşit şekilde sağlanması için gereken maddi kaynak, yapılması gerekli çalışma programı, görev dağılımı ve yetkilendirme, bütün bunlar yeni programda çok açık şekilde gösterilmelidir.

Dili geliştiren en önemli etken onun kullanım alanının yaygınlaşmasıdır, hükümet bu durumu göz önüne alarak bu amaca uygun yasalar çıkartmalıdır.

Anadilimizi öğreten eğitimcilere yardımcı kaynaklar devlet tarafından düzenli şekilde basılmalıdır.

Tüm eğitimin ana dil ile verildiği dil ve kültür üzerine eğitim veren lise düzeyinde okullarımız olmalıdır. Cumhuriyetteki halkların dilleri ve dil ile ilgili sorunları konusunda devlet başkanına veya hükümete doğrudan bağlı bir yardımcı komisyon oluşturulmasının büyük yararlar sağlayacağını düşünüyorum.

Her ne şekilde olursa olsun daha çok insanın Adığe dilini konuşması gerekiyor. Yazı dili, dilin korunmasındaki en önemli araçlardan birisidir. Biz Adığelerin bir sözlü edebiyat dilimiz olmasına karşın iki yazılı edebiyat dilimiz var. Bu konuda yapılacak işlerin başında da ortak Adığe alfabesine ve ortak Adığe yazı diline işlerlik kazandırmak geliyor.

Geçmişe değer vermezseniz geleneğiniz olmaz, geleneğiniz olmazsa kültürünüz olmaz, kültürünüz olmazsa eğitiminiz olmaz, eğitiminiz olmazsa yaşamı kavrama yeteneğiniz olmaz, yaşamı kavrama yeteneğiniz olmazsa önce kendinize, sonra başkalarına gereken saygıyı gösterme yetiniz olmaz. Bütün bunların olmaması demek millet olma yeteneğinizi yitirdiğiniz anlamına gelir ki, o duruma düşmek istemiyorsak en kısa sürede toplum pedagojisinin öncelikli kurallarını yerine getirmemiz gerekir.

Dilin toplumda hak ettiği yeri bulması, hak ettiği gücü kazanması için, yetişen nesillerin o dili iyi bilmeleri ve gündelik yaşamda kullanmaları gerekir. Bunun anlamı ise ilköğretimden başlayarak ana dilin öğrenilmesine öğretilmesine özel önem vermemiz gerektiğidir.

Üzülerek söylemeliyim ki toplum yapısını, psikolojisini tanıyan; cemiyetin çocuk eğitimini ve çocuk ruh sağlığını ciddiye alan, alt yapısını kendimizin hazırladığı bir program sahibi bile değiliz.

Ulusal dili öğreten eğitmenlerin ücretlerinde sağlanan % 15-20 oranındaki fark daha sonra iptal edildi, bunun nedeni nedir?

Elbette ki ücretlerdeki bu farkın iptal edilmesi ciddi bir hatadır, bu iptale ekonomik darboğaz sebep gösterildi ise de, bugüne kadar anadilin ihmal edilme-sinden doğan sakıncalar ve toplumun geleceğini tehdit eden tehlike karşısında bunun ekonomik maliyetinin sözü bile edilmemeli idi.

Anadil ile eğitim başlı başına bir zorluk ve sıkıntıdır zaten, bunun yanısıra pek çok engel de mevcuttur sayabileceğim. İşte tüm bu engelleri aşabilmek için bir teşvik olmak üzere ana dil eğitimi verenlerin ücretlerinde bir fark olması gerekir.

- Bugün dünya anadil günüdür, son olarak bu konuda Adığe Psalhe gazetesi okurlarına ne söylemek istersiniz?

Adığe dili mevcut devletimizin ve ulusal varlığımızın en önemli göstergesidir, dilimiz yok olduğu gün bizler de yokuz demektir. O nedenle ana dilimizin korunması ve geliştirilmesi, okunup öğretilmesi halkımızın varlığı ve geleceği için hayati öneme sahip bir konudur. Dolayısıyla durumun farkında olarak bu korumayı ve gelişmeyi sağlayacak olanlar yine bizleriz.

Anadil sadece dil değildir, o eğitimdir, yetişen nesile kültürü sağlıklı ve tamam bir biçimde aktarmanın aracıdır. Dilimizin güzelliğini saflığını ifade gücünü ve tanımlama kabiliyetinin farkında olmamız bunu dünyaya da göstermemiz gerekir. Bu hepimizin aynı derecede sorumluluğudur. Yöneticilerin de, ana babaların da, eğitimcilerin de, dil bilimcilerin de, yazarların ve şairlerin de, gazete, radyo tv gibi topluma dönük çalışan kurumların da bu konuda gereken sorumluluğu göstermeleri gerekir.

Dünya anadil gününde; dünyaya dağılmış Adığelerin de kendi dillerini kullanabildikleri konuşup yazabildikleri okuyabildikleri güzel günlere ulaşabilmeyi diliyorum.

Kendi dilimiz ve kültürümüz ile dünya halkları arasındaki yerimizi alabilmemiz için çalışan tüm insanlara teşekkür ediyorum.

 

 

BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

 

TÜM SAYILAR

 

 

..
...