- Cumhuriyette ana dillerin korunmasına
yönelik olarak parlamentonun ve mensubu olduğunuz komitenin
yürüttüğü çalışmalar konusunda bilgi verebilir misiniz?
Dil konusundaki sorunlar ulusal
politikamızın en önemli ve en zor problemlerinden birisidir
ne yazık ki. Çok dilli ülkelerde halkların dilini koruyup,
dillerin gelişme alanlarını muhafaza edecek yasalar olmazsa
küçük halkların dillerini koruyabilmeleri oldukça zordur.
“RF üyesi halkların dilleri” konusunda
mevcut federal yasa dünyadaki genel normlara uygundur,
ülkedeki halkların kendi dilleri ile eğitim görmelerine,
kendi dillerini günlük yaşamda kullanmalarına ve
geliştirmelerine bir engel yoktur diyebilirim.
Fakat yine de tüm yasaların mükemmel bir
biçimde işlediğini de söyleyemeyeceğim. Özellikle de
halkların, dil konusunda akıllıca bir politik tavırları
yoksa. Benim fikrimce, halkların dillerinin korunması
meselesi daha ciddi şekilde ele alınmayı gerektiriyor.
Parlamentonun çalışmalarına gelince: 1994
yılında “KBC halklarının anadilleri hakkında” bir yasa
çıkarttık ve bu gün yürürlükte olan yasa budur. Dillerin
okunması öğrenilmesi geliştirilmesi konusu yasanın
76.maddesinde kabul edilmiş ayrıca da 1996 yılında hükümetin
hazırladığı program parlamento tarafından kabul edilerek
onaylanmıştır.
Adığelerin yaşadığı üç cumhuriyetin bilim
adam-larından oluşan ve Akademisyen Qumahue Muhadin
başkanlığında çalışan komisyonun hazırladığı kaynakları
Adığe alfabesini dilbilgisi kitaplarını biz parlamento
olarak onayladık ve yasanın gücünü arkasına koyduk.
Bu çalışmanın Adığe dili ile Adığey
dilini kaynaştırıp birleştireceği konusunda oldukça ümitli
olduğumuzu da ifade etmek isterim.
Bu çalışmalardan beklediğimiz olumlu
sonuçları alabilmemiz için Adığey parlamentosunun da bu
ortak çalışmaları destekleyen yasayı kabul etmesi ve
onaylaması gerekmektedir.
Bu yasaların günlük yaşamın içerisinde
işlerlik kazanabilmesi için özel bir kaynak ta ayrılmış
durumdadır, fakat üzülerek söylemeliyim ki kullanılabilen
miktar ayrılan kaynağın onda biri kadardır.
Adığe dilinin ve Balkar dilinin tıpkı Rus
dili gibi işlerlik kazanabilmesi için çok büyük bir çaba,
zaman, ekonomik güç ve özveri gerekmektedir. Yasaları
çıkartmak işin sadece bir bölümüdür asıl zor olan bölümü o
yasalara yaşamın içerisinde işlerlik kazandırabilmektir ki
bu noktada hepimize önemli görevler düşmektedir.
Tüm halkların dilinin gelişmesine her
yönüyle yardımcı olmak derken; bu diller ile kültür
faaliyetleri eğitim faaliyetleri yanı sıra devletin ciddi
manada desteğini de öngörüyor musunuz?
Dilin kuralları, tıpkı ekonominin
kuralları gibi olan evrensel kurallardır, dolayısıyla
dünyanın neresin-de olursa olsun bu doğrular geçerli
olmalıdır. Anadillerin korunup geliştirilmesi hukukçuların
üzerinde ciddiyetle durmaları gereken bir konudur. Dünyada
tüm halkları eşit derecede özgür, tüm kültürleri değerli
saydığımıza göre diller arasında oluşan bu ayrımcılığı da
reddetmemiz gerekir.
Büyük halklar kendi dillerini her yerde
geçerli kılmağa, yaşamın tüm alanlarına hakim kılmağa
çalışıyorlar. Küçük halklar da kendi ana dillerini kullanmak
hayatı onunla yaşamak arzusundadırlar aynı şekilde.
RF federal yasalarına göre, bu
federasyonun içerisindeki her halk kendi ana dili ile ilgili
kararları verme hakkına sahiptir. Halkların dillerini
garanti altına alan KBC yasalarında şöyle bir hüküm vardır:
“Çocuklarına ana dilini öğretmek anne babanın görevidir”. Bu
ifade her anne babanın kendi dilini çocuğuna öğretebilmesi
özgürlüğü demektir.
Fakat öte yandan pratikte bunun böyle
işlemediğinin, bu hakkı insanların kullanmadığının delili de
yaşamın kendisidir.
Bir başka önemli konu ise KBC’de yaşayan
halkların dillerinin yasa ile devlet dili olarak kabul
edilmiş olmalarıdır. Bunun yanı sıra cumhuriyetimizdeki
yasaya göre devlet dilinin devletin hükmettiği her yerde
okutuluyor olması gerekir.
Bunun uygulaması ise orta öğretimde
eğitim dili olarak Rusçanın yanı sıra Adığece veya Balkarca
dillerinden birisinin zorunlu olarak okutulması şeklinde
olmaktadır.
Şüphesiz bu uygulamanın halkların
birbirinin diline karşı yakınlık duyması benimsemesi gibi
bir olumlu sonucu olmakta, aynı zamanda eğitim dili olarak
kullanılması dillerin gelişmesine de katkı sağlamaktadır..
Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız: Bizler
birlikte yaşadığımız birlikte çalıştığımız yanı
başımızdaki insanların düşünce biçimini, yaşamı algılayışını
ve kültürünü kavramak anlamak istiyorsak, onların dilini de
kavramak ve anlamak zorundayız. Cumhuriyetin tüm halkları
her üç dili de hiç bir ayrım yapmadan aynı derecede değer
vermek ve kullanmak gerektiğini kavramalı, bunu yaşamın
gerektirdiğini bilerek içlerine sindirebilmelidirler.
Bu yıl festival haline dönüştürülen
“dilim, dünyam, yaşamım” adı ile eğitim kurumları ve
eğitmenler arasında düzenlenen yarışmaların ana dilin
gelişimine katkısı gerçekten önemlidir. Bu tür yarışmalar
hem ana dillerin öneminin kavranmasına fayda sağlamakta hem
de o dilleri öğreten başarılı eğitimcileri teşvik edici
olmaktadır.
- Adığe dili 11 yıl önce yasa ile
devletin resmi dili olarak kabul edilmiş olmasına rağmen,
bugüne kadar pratikte istenen gelişme sağlanabilmiş
değildir. Üstelik görünen o ki durum her geçen gün daha da
kötüye gitmektedir bu konuda. Sizce bunun nedeni ne
olabilir?
Doğrudur. Cumhuriyetimiz parlamentosu
1994 yılında aldığı bir karar ile Adığe ve Balkar dillerini
de RF’nun resmi dili olan Rusçanın yanında devlet dili
olarak kabul etti.
Fakat yasa çıkartmakla bir dil devletin
resmi dili haline gelmiyor, bunun için devletin o dili
koruyup geliştirmeyi, uygulama alanlarını genişletmeyi,
hayatın her sahasında kullanılabilirliğini sağlamayı, kültür
ekonomi, bilim, sanat alanlarında geçerli kılmayı kendisine
görev edinmesi ve bunun için özel çaba sarf etmesi
gerekiyor.
Anadilini devlet dili olarak kabul eden
cumhuriyetlerin umdukları ile pratik yaşamda ortaya çıkan
durum birbiri ile örtüşmüyor. Dillerin yasal açıdan birbiri
ile eşit hale gelmiş olması onların uygulama ve
kullanılabilirlik açısından da eşit hale geldiklerini
anlamını taşımıyor.
Ülkelerde iki üç dilin geçerli olması
halkların birbiri ile kaynaşması, birbirini tanıyıp
kabullenmesi ve işbirliği açısından önemlidir elbette.
Öte yandan devletlerde tek bir dil olması
(ekonomik maliyet, eğitim sisteminin yapılanması, kullanım
kolaylığı, yayın kolaylığı vb.) birçok açıdan avantaj
sağlasa da, bizim ülkemizde uygun bir tercih değildir. Çünkü
bu topraklardaki halklar, yüzyıllardır bu bölgelerde
gelişmiş dillerin sahipleri olarak bir arada
yaşamaktadırlar. Zaten, içerisinde bulunduğumuz sistem
açısından da tek dilli hiç bir federal yapı yoktur
yeryüzünde.
Cumhuriyetimizde üç dilin de kullanılması
bazı zorlukları beraberinde getirse de, halkların birbirini
tanıması sevmesi kaynaşması bakımından çok büyük yararlar
sağlamaktadır aynı zamanda.
Şöyle bir örnek vermek istiyorum:
1930’dan 1980’li yıllara kadar geçen sürede Sovyetler
Birliği’nde kullanılan dil sayısı 194’ten 124’e düşmüştür.
Okullarda okutulan dillerin sayısı ise (Rusça hariç) 104’ten
44’e düşmüştür. 80’li yılların ikinci yarısında Rus olmayan
halkların ülkedeki oranı sadece %19 idi. Bütün bu olumsuz
gelişme süreci bizim dilimize de yansıdı. Eğer bir dilin
işlevi az ise onu kullanan, kullanma ihtiyacı duyan insan
sayısı da o oranda az oluyor ne yazık ki.
Bahane çok... Adığeler olarak
anadilimizin değe-rini düşürmenin zararlarını yeterince
gördük. Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız: Temiz bir dili
olmayan toplum sağlıklı toplum değildir, o nedenle bu gün
anadilimiz konusunda çalışan insanlara hak ettikleri değeri
göstermek gerekir.
- Bilim adamlarının söylediğine göre
dünyada konuşulan dillerin yarısı kısa süre içerisinde yok
olacakmış. Adığe dilini de aynı tehlikenin beklediğini
düşünüyor musunuz?
Böyle bir tehlikeyi önlemek ve halkların
ana diline yönelik KBC parlamentosunun aldığı kararlara
işlerlik kazandırabilmek için neler yapılması gerektiğini
düşünüyorsunuz?
Öncelikle tüm ülkeler gibi bizimde ideale
ulaşılmasını sağlayacak çalışmaları tamamlamamız gerekir.
İkincisi, ulusal konularda çok net devlet
politikalarımız olması gerekir,milli eğitimin
iyileştirilmesine yönelik çalışmaları bunun dışında
tutuyorum.
Bu çalışmaların içerisinde olması gereken
eğitim ve dil öğrenimine yönelik yeni programlar
hazırlanması gerekiyor. Geçmiş dönemde hata ile veya
şartların yetersizliği nedeni ile yapılamayan veya yanlış
yapılan birçok şeyin yeniden gözden geçirilerek düzeltilmesi
düzenlenmesi gerekiyor.
Bu çalışmalarda şunu da belirlemek
gerekiyor: devlet dili olarak tanıdığımız üç dilin de
önümüzdeki on yıl içerisinde eşit şekilde gelişmeleri için
gereken tüm şartların eşit şekilde sağlanması için gereken
maddi kaynak, yapılması gerekli çalışma programı, görev
dağılımı ve yetkilendirme, bütün bunlar yeni programda çok
açık şekilde gösterilmelidir.
Dili geliştiren en önemli etken onun
kullanım alanının yaygınlaşmasıdır, hükümet bu durumu göz
önüne alarak bu amaca uygun yasalar çıkartmalıdır.
Anadilimizi öğreten eğitimcilere yardımcı
kaynaklar devlet tarafından düzenli şekilde basılmalıdır.
Tüm eğitimin ana dil ile verildiği dil ve
kültür üzerine eğitim veren lise düzeyinde
okullarımız olmalıdır. Cumhuriyetteki halkların dilleri ve
dil ile ilgili sorunları konusunda devlet başkanına veya
hükümete doğrudan bağlı bir yardımcı komisyon
oluşturulmasının büyük yararlar sağlayacağını düşünüyorum.
Her ne şekilde olursa olsun daha çok
insanın Adığe dilini konuşması gerekiyor. Yazı dili, dilin
korunmasındaki en önemli araçlardan birisidir. Biz
Adığelerin bir sözlü edebiyat dilimiz olmasına karşın iki
yazılı edebiyat dilimiz var. Bu konuda yapılacak işlerin
başında da ortak Adığe alfabesine ve ortak Adığe yazı diline
işlerlik kazandırmak geliyor.
Geçmişe değer vermezseniz geleneğiniz
olmaz, geleneğiniz olmazsa kültürünüz olmaz, kültürünüz
olmazsa eğitiminiz olmaz, eğitiminiz olmazsa yaşamı kavrama
yeteneğiniz olmaz, yaşamı kavrama yeteneğiniz olmazsa önce
kendinize, sonra başkalarına gereken saygıyı gösterme
yetiniz olmaz. Bütün bunların olmaması demek millet olma
yeteneğinizi yitirdiğiniz anlamına gelir ki, o duruma düşmek
istemiyorsak en kısa sürede toplum pedagojisinin öncelikli
kurallarını yerine getirmemiz gerekir.
Dilin toplumda hak ettiği yeri bulması,
hak ettiği gücü kazanması için, yetişen nesillerin o dili
iyi bilmeleri ve gündelik yaşamda kullanmaları gerekir.
Bunun anlamı ise ilköğretimden başlayarak ana dilin
öğrenilmesine öğretilmesine özel önem vermemiz gerektiğidir.
Üzülerek söylemeliyim ki toplum yapısını,
psikolojisini tanıyan; cemiyetin çocuk eğitimini ve çocuk
ruh sağlığını ciddiye alan, alt yapısını kendimizin
hazırladığı bir program sahibi bile değiliz.
Ulusal dili öğreten eğitmenlerin
ücretlerinde sağlanan % 15-20 oranındaki fark daha sonra
iptal edildi, bunun nedeni nedir?
Elbette ki ücretlerdeki bu farkın iptal
edilmesi ciddi bir hatadır, bu iptale ekonomik darboğaz
sebep gösterildi ise de, bugüne kadar anadilin ihmal
edilme-sinden doğan sakıncalar ve toplumun geleceğini tehdit
eden tehlike karşısında bunun ekonomik maliyetinin sözü bile
edilmemeli idi.
Anadil ile eğitim başlı başına bir zorluk
ve sıkıntıdır zaten, bunun yanısıra pek çok engel de
mevcuttur sayabileceğim. İşte tüm bu engelleri aşabilmek
için bir teşvik olmak üzere ana dil eğitimi verenlerin
ücretlerinde bir fark olması gerekir.
- Bugün dünya anadil günüdür, son olarak
bu konuda Adığe Psalhe gazetesi okurlarına ne söylemek
istersiniz?
Adığe dili mevcut devletimizin ve ulusal
varlığımızın en önemli göstergesidir, dilimiz yok olduğu gün
bizler de yokuz demektir. O nedenle ana dilimizin korunması
ve geliştirilmesi, okunup öğretilmesi halkımızın varlığı ve
geleceği için hayati öneme sahip bir konudur. Dolayısıyla
durumun farkında olarak bu korumayı ve gelişmeyi sağlayacak
olanlar yine bizleriz.
Anadil sadece dil değildir, o eğitimdir,
yetişen nesile kültürü sağlıklı ve tamam bir biçimde
aktarmanın aracıdır. Dilimizin güzelliğini saflığını ifade
gücünü ve tanımlama kabiliyetinin farkında olmamız bunu
dünyaya da göstermemiz gerekir. Bu hepimizin aynı derecede
sorumluluğudur. Yöneticilerin de, ana babaların da,
eğitimcilerin de, dil bilimcilerin de, yazarların ve
şairlerin de, gazete, radyo tv gibi topluma dönük çalışan
kurumların da bu konuda gereken sorumluluğu göstermeleri
gerekir.
Dünya anadil gününde; dünyaya dağılmış
Adığelerin de kendi dillerini kullanabildikleri konuşup
yazabildikleri okuyabildikleri güzel günlere ulaşabilmeyi
diliyorum.
Kendi dilimiz ve kültürümüz ile dünya halkları arasındaki
yerimizi alabilmemiz için çalışan tüm insanlara teşekkür
ediyorum.