|
Her yıl 8 Mart tarihi Çerkes toplumunda değilse de, dünyada
“Kadınlar Günü” olarak kutlanıyor. Kadın bazı toplumlarda
yok sayılırken, bazı toplumlarda el üstünde tutuluyor.
Çerkes toplumu da tarih boyunca kadına her zaman hak ettiği
değeri vermiş, hatta bu özelliği ile içinde yaşadığı diğer
toplumlara örnek olmuştur. Toplumumuzun bu özelliğinden yola
çıkarak Çerkes toplumunda kadının yeri konusunda, kültürümüz
konusunda kendisinden dergimizin gönüllü danışmanı olarak
yararlandığımız bir kişiyle, Sayın CANKAT DEVRİM’le
yaptığımız sohbeti sizlerle paylaşmak istiyoruz…
Kadınlarımıza verilen önemden bahsedelim istiyoruz. Bu
konuda bize söyleyecekleriniz nelerdir?
Her ulusun, en kıymetli olması gereken varlıkları
kadınlarıdır. Kadınlar annelerimiz, teyzeleri¬miz,
halalarımız, kız kardeşlerimizdir. Bizleri yetiştirenler
onlardır. En sıcak, en şefkatli ifadeler onlar için
kullanılmıştır (ana sıcaklığı, ana kucağı).
Bizim toplumumuza özel bir şeyler söyleyecek olursak; Çerkes
kadınının eskiden beri toplum içerisinde çok önemli bir yeri
vardır. Çerkes toplumu, yaşamında kadını onuruna yakışır,
kadının üreticiliğini, kadının fedakârlığını, kadının
kuruculuğunu göz ardı etmeyen çok özel bir yere koymuştur.
Çerkes kadını toplumunda çok saygı görür, hak ettiği için
saygı görür. O da Çerkes ölçülerine göre, gerektiği şekilde
erkeklere, diğer kadınlara, hatta çocuklara saygı gösterir.
Bu çok önemli bir dengedir. Çerkes kadını yuvasının
temelidir, üreticidir çalışkandır. Görevlerini bilir
görevlerinin hatırlatılması gerekmez. Yani kadın sadece anne
olduğu için değil, kendi davranışları sebebiyle de saygıyı
hak etmiştir. Bu hak edilen saygı da hem özde, hem davranış
biçimlerinde yerini almıştır.
Peki bir Çerkes kadınına karşı bir Çerkes erkeği nasıl
davranır?
Bir Çerkes kadını yanlarından geçerken, köylerimizde yaşı ne
olursa olsun bütün Çerkes erkekleri ayağı kalkarlardı. Biz
bunları hep böyle gördük. Çerkes köylerinde yol hemen
evlerin arsalarından başlamaz. Arada yol kenarları, bahçeler
ve çimenlikler vardır. Oralarda genellikle akşamüzerleri
veya günün uygun zamanlarında yaşlılar oturup sohbet
ederlerdi. Bu esnada küçücük bir kız çocuğu da geçiyor olsa,
hemen ayağa kalkarlardı. Kadınlar da erkeklerin sohbetlerini
bölmemek ve onları rahatsız etmemek için, mümkün olduğunca
onların oturdukları yerden geçmezlerdi. Ara yollardan, arka
sokaklardan dolaşırlardı. Zorunlu olarak geçerlerse de ayağa
kalkan erkeklerin hepsini selamlayıp yollarına öyle devam
ederlerdi.
Bizim çocukluğumuzda henüz at kullanılıyordu. Atıyla giden
bir Çerkes erkeği, bir hanım gördüğü zaman derhal atından
inerdi. Bunu ben de uygulamışımdır. Şehirde yaşamama rağmen
evden tembihliydim. Bazen arkadaşımın atına biner, Çerkes
köyüne girdiğim zaman attan inerdim. Yolda bir Çerkes
hanımıyla karşılaştık mı, hemen atımızdan inerdik. Bizim
köylerimiz birbirine yakındır, yardım edilmesi gereken hanım
varsa yardım teklif ederdik. Böyle bir durumda hanımlar
bazen yardım teklifini kabul ederler, memnun kalırlar, (bir
Çerkes erkeğinin görevidir bu), aksi takdirde teşekkür eder
giderlerdi. Ben ve benim yaş grubum genellikle bu yaşamı, bu
güzellikleri yaşadık. Herkesin herkese hitabında zarafet ve
ölçü vardı. Söylenmesi gereken öyle çok şey var ki. Başlı
başına bu konu hakkında kitap yazılsa yeridir.
Eskiden büyük aile tipleri vardı. Büyük ailede büyükbaba,
büyükanne, halalar, amcalar vs. ve onların aileleri hep bir
avlu içerisinde yaşarlardı. Ailenin en büyük erkeği kadar,
ailenin en büyük hanımının da otoritesi vardı. Bu otorite,
ille de zora dayanan bir otorite değildi. Zaten her biri
kendi yuvasında çocukluktan itibaren bu görgüye göre, Çerkes
anayasasına, Çerkes xabzesine göre şekilleniyordu.
Dolayısıyla gittikleri yuvada da aynı anayasa geçerliydi.
Evde büyükannenin erkek kadar otoritesi vardı. Erkeğin
otoritesinin de bir sınırı vardı.
Erkeğin yapması gereken, erkeğe yakışan işler nelerdir?
Aynı şekilde kadınların yaptıkları işler konusunda neler
söyleyebilirsiniz?
Ağır işleri yapmak, hayvanların yetiştirilmesi, bakımı,
toprağın sürülmesi vb. bütün bu ağır işler erkekler
tarafından yapılırdı. Çerkes kadınları elde imkân olduğu
sürece kesinlikle ağır işlere sürülmemişlerdir. Ancak
sürgündeki şartlarımızda böyle imkânlar yoktu. Ormanlar,
bataklıklar içine getirilip bırakılmıştık. O zaman şartlar
gereği yapılması gereken işler, el birliğiyle, kadın erkek
birlikte yapılırdı. Genç kızlar elleri kaba olmasın diye,
güneş altında fazla yanmasınlar diye tarlalarda
çalıştırılmıyorlardı. Kadın, kendisine bahşedilmiş fiziki
güzelliğini deforme edecek, kuvvet isteyen çalışma
şekillerinden daima uzak tutulurdu. Hiç unutmuyorum, 1992
yılında elleri kürek gibi büyümüş şekillerini tamamen
kaybetmiş hendekler içerisinde hendek kazarken bir takım
hanımlar kadınlar gördüm. Çerkes değillerdi benim
gördüklerim. Kadın, erkek eşitliği diye kadının fiziksel
olarak zorlanmaması gereken yerde değer yargıları göz ardı
edilmiş kadınlar hendek kazıyor. Artık deformasyon öyle ki o
hanımı gördüğünüzde şüphe edersiniz. İşte Çerkesler’de bu
yok.
Erkekler kayış işleri de yaparlar. Öküz derisinden ham
Çerkes kaşıyışı yapardı. Onu hanımlar yapmazlar. Zor bir
iştir. Eğerleri erkekler yapar. Zor işleri erkekler, zarif
işleri, kadınları zorlamayacak işleri hanımlar yaparlardı.
Çerkes hanımları evde dikiş, nakış, örgü işleri, evin
idaresi konularında, evin en büyüğü olan hanımın
direktifleri doğrultusunda, ev içerisinde veya dışarıda
küçük işler yaparlardı. Buna karşın, o tarihlerde ayakkabı
fabrikaları, konfeksiyonlar olmadığı için aile bireylerinin
ayakkabı ve giysilerini de eski Çerkes ev hanımları
yapıyorlardı. Mesela, hayvanın üzerinden yüzülmüş bir deriyi
o hanım terbiye ediyordu. Bu ayrı bir uzmanlık alanıydı. Söz
gelimi, kullanılacağı yere göre keçi derisi, sığır derisi
farklı farklı şekillerde terbiye ediliyordu.
Çerkes olmayan toplumlardan “Çerkes dikişi” diye bir söylem
duyarsınız. Çerkes dikişi son derece itinalı, bugün
makineyle yapılan dikişin elle yapılanıdır. Kadınlarımızın
diktikleri ayakkabılara bakacak olursanız (Çerkes
ayakkabısı) dikişler son derece güzel ve itinalıdır. Hem
fonksiyonel hem de şıktır. Çerkes hanımları evde,
“vereşhande” dedikleri eyer yastıkları, çantalar (şhante),
tabanca kılıfları, eyer, öteberi koydukları küçük çantalar
gibi eşyalar yaparlardı. Çocukluğumuzda karşılaşmışızdır,
Çerkes işi yapan saraçlar vardı. Bir de saraçların
yaptıkları eşyaların aynılarını Çerkes hanımlarının
ellerinden çıkmış olarak görürsünüz. Arada çok fark vardır.
Şekil olarak aynı ama zarafet olarak, incelik olarak çok
farklıdır. Çerkes hanımları incecik sırımlar hazırlar, ham
keçi derisinden veya geyik derisinden yapılmış sırımların
kenarlarını güzelce yuvarlatırlar, ona uygun delikler
açarlardı. Bu itinalı çalışma sonucu hem kalite, hem estetik
olarak fark ederdi yapılan iş.
Çerkes hanımların elbiselerinin üzerindeki motifleri zaten
biliyorsunuz. O motifleri öyle güzel yaparlar ki görenler
bunların elde yapıldığına inanamazlardı. Bütün ev halkının
giydiği kumaşları Çerkes hanımları dokurdu. Çoğu zaman
duymuşuzdur, dünyada meşhur Kabardin denilen kumaşlar
vardır. Ruslar Kabardeylere “Kabardinler” veya “Kabardin”
derler. Bütün Çerkeslerin dokuduğu bir kumaş şeklidir bu.
Basit tezgâhlarda ve dar olarak dokunurdu. Sıkı dokunmuş bir
kumaştı bu, bütün dünyaya ihraç ediliyordu Kafkasya’dan.
İhraç edenler herhalde Kabardeylerdi ki Kabardin kumaşı diye
meşhur oldu.
Bir evde bir hanım olduğunu derhal anlarsınız; evin düzeni,
tertibi bunu belli eder. Düzce’de Kafkas Derneği’nde çok iyi
tanıdığım bir bey, (o zamanlar tabi işler zor) Bolu valisini
Düzce’nin Çerkes köylerine götürmüş. İlk götürdüğü köylerden
biri Derdil adında bir Abaza köyüdür. Zorlukla, döne döne
çıkarlar yoldan ve dağın tepesindeki köye ulaşırlar. Vali,
böyle bir yerde karşılaştığı manzara karşısında hayran
kalıyor. “Bu nedir, benim karşılaştığım şey nasıl bir
şeydir?” diyor. Tertemiz masalar kurulmuş, kolalı örtüler,
kolalı peçeteler, kendisinin o güne kadar hiçbir köyde
rastlamadığı, çatalı, bıçağı, tabak takımları. Genç kızlar
moda dergilerinden fırlamış gibi. Ancak, tabi belirtmek
lazım kıyafetleri de Çerkes kültürüne göre. Kızlarımız
kadınlarımız giydikleri giysilerde, hiçbir zaman kendilerin
teşhir edecek bir pozisyona girmezler. Yani, o gözde
kıyafetlerinin nasıl itinalı yakıştırılmış olduğunu ifade
etmek için moda dergilerinden fırlamışlar gibi ifadesini
kullanıyorum. Onların davranış şekilleri, hitapları,
büyüklere küçüklere davranışları, her şey ölçülü hiçbir
şekildedir, tesadüfe bırakılmamıştır. “Bu ne biçim bir
millettir. Hayatımda böyle şey görmedim. Bunlara hayran
olmamak mümkün mü?” diyor vali. Ondan sonra, idari bakımdan
o güne kadar yapılmayan, düşünülmeyen işler Düzce’ye yağmaya
başladı. Bu anlattıklarım 1964 senesidir.
Öteki milletlerde olduğu gibi Çerkeslerde de milletin temeli
ailedir. Eğer bir milletin hanımları bilinçli iseler, milli
bilinçleri varsa, o toplum ölümsüz olur yaşar. Eğer o
toplumun kadınları milli bilinç taşımıyorlarsa, o zaman o
aileyi yok ederler. Aile yok olunca da zaten toplumun
ömründen söz edilemez.
Bir Çerkes adamı Çerkes kadınını kesinlikle incitmez. Evde
kadına hitap ederken kesinlikle kaba tabirler kullanmaz. Ne
zamana kadar? Kadınlarımız, kızlarımız gerçek birer
prensestir. Kadın gerçek bir hanımefendi gibi davrandığı
sürece haksız muamelelerle karşılaşmaz. Ender olarak
karşılaşsa bile kendisi haklı taraftadır. Diğeri her tarafta
ayıplanır, toplum içerisinde yeri olmaz. Ama Çerkes hanımı
da öyle yetişmiştir ki, erkek gururuyla oynamaz. Erkeğini
tahrik etmez. Danslarımıza bir bakın. Danslarımızda Çerkes
hanımında gerçek bir prenses tavrı hissedilir.
Hareketlerinde dengeli, zaman zaman neşeli ama laubali
olmayan bir tavrı vardır. Çerkes danslarında hanımın
sergilediği hava bir prensesin davranışı gibi, yaşlarından
beklenmeyecek derecede olgun, gerektiğinde neşeli ama
aşırıya gitmeyen, oldukça dengeli bir şekildedir. Dans
sırasındaki hallerini şöyle bir düşünün, anlarsınız.
Bazıları Çerkes hanımının dans esnasındaki hareketlerini bir
güvercin gibi veya bir heykel gibi tasvir eder. Kafkasya’da
1830’larda yaşayan İngiliz seyyahlarından biri şöyle diyor:
“Dünyada en çok sevdiğim şey Çerkes kızlarının dansa
çıkışları ve yerlerine dönüşleridir”. Bazı ulusların halk
oyunlarında, danslarında kadının tavırlarına bakınız, mesela
İspanyol dansı. İspanyol kadınının tavrını gözünüzün önünde
nasıl canlandırırsınız? Haşin, erkeği tahrik eden bir hali
vardır. Doğal olarak bu, ulusların kendi yaşamları,
geçmişten gelen tecrübeleri yönünde düzenlemeleriyle ilgili
bir şeydir. Bu iyi kültür, kötü kültür ifadesi gibi değil.
Zaten böyle bir şey söz konusu değildir, ancak bir halkın
kültürü bu, öteki halkın kültürü budur.
Çerkes erkeği ile Çerkes kadınının toplum içindeki yeri bir
terazinin iki ucu gibidir. Çerkes erkeği mutfak tarafına
kesinlikle yönelmez, mutfakta oturmaz. Kadınların işlerine
müdahale etmez. Mutfağın tanzimi, yemeklerin hazırlanması,
hepsi büyükannenin kontrolündedir. Büyükanne ve büyükbaba
gerektiğinde birbirlerine istişare ederler. Emirleri büyük
baba verir. Bunları ne güzel yazdı, rahmetli Osman Çelik
“Genar” adlı eserinde. Yaşadığı olayları ve Türkiye’de
gördüğü olayları romanına ne güzel işledi. Büyük
ailelerimizde büyük babalarımız yoksa bile, büyük anneler
son derece otoriterdir. Son derece de sevecendir. Büyük aile
tipinde amcalar, halalar vardır. Büyük gelinler vardır.
Kendi annemden örnek verecek olursam, bir gün kapıya bir
memur geliyor, “kızım anneni çağır” diyor, “aaa annem yok
ama öteki annemi çağırayım” diyor çocuk. “Nasıl olur” diyor
memur, “iki tane annesi olur mu insanın”. Çocuk o zamana
kadar hiç düşünmemiş, o da şaşırıyor... Çerkesler çok
evlilik yapmazlar. Ancak, anneler evde ayrı, otorite
aynıdır. Ailedeki davranışları da aynıdır. Onun için,
onların birbirinden farklı olduğunu haliyle çocuklar da
düşünemiyorlar.
|