NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : OCAK - ŞUBAT 2005

42

YIL / SAYI : 8 / 42
SAYFA SAYISI : 64
KAPAK KONUSU : 41-42 BİRLEŞTİRİLMİŞ SAYI
 

 
 
 
 
 
 
 
 
ÇERKES KÜLTÜRÜNDE KADIN SAYGIYI HAK EDEREK KAZANIR

Cankat Devrim


 

Her yıl 8 Mart tarihi Çerkes toplumunda değilse de, dünyada “Kadınlar Günü” olarak kutlanıyor. Kadın bazı toplumlarda yok sayılırken, bazı toplumlarda el üstünde tutuluyor. Çerkes toplumu da tarih boyunca kadına her zaman hak ettiği değeri vermiş, hatta bu özelliği ile içinde yaşadığı diğer toplumlara örnek olmuştur. Toplumumuzun bu özelliğinden yola çıkarak Çerkes toplumunda kadının yeri konusunda, kültürümüz konusunda kendisinden dergimizin gönüllü danışmanı olarak yararlandığımız bir kişiyle, Sayın CANKAT DEVRİM’le yaptığımız sohbeti sizlerle paylaşmak istiyoruz…

Kadınlarımıza verilen önemden bahsedelim istiyoruz. Bu konuda bize söyleyecekleriniz nelerdir?


Her ulusun, en kıymetli olması gereken varlıkları kadınlarıdır. Kadınlar annelerimiz, teyzeleri¬miz, halalarımız, kız kardeşlerimizdir. Bizleri yetiştirenler onlardır. En sıcak, en şefkatli ifadeler onlar için kullanılmıştır (ana sıcaklığı, ana kucağı).


Bizim toplumumuza özel bir şeyler söyleyecek olursak; Çerkes kadınının eskiden beri toplum içerisinde çok önemli bir yeri vardır. Çerkes toplumu, yaşamında kadını onuruna yakışır, kadının üreticiliğini, kadının fedakârlığını, kadının kuruculuğunu göz ardı etmeyen çok özel bir yere koymuştur. Çerkes kadını toplumunda çok saygı görür, hak ettiği için saygı görür. O da Çerkes ölçülerine göre, gerektiği şekilde erkeklere, diğer kadınlara, hatta çocuklara saygı gösterir. Bu çok önemli bir dengedir. Çerkes kadını yuvasının temelidir, üreticidir çalışkandır. Görevlerini bilir görevlerinin hatırlatılması gerekmez. Yani kadın sadece anne olduğu için değil, kendi davranışları sebebiyle de saygıyı hak etmiştir. Bu hak edilen saygı da hem özde, hem davranış biçimlerinde yerini almıştır.

Peki bir Çerkes kadınına karşı bir Çerkes erkeği nasıl davranır?


Bir Çerkes kadını yanlarından geçerken, köylerimizde yaşı ne olursa olsun bütün Çerkes erkekleri ayağı kalkarlardı. Biz bunları hep böyle gördük. Çerkes köylerinde yol hemen evlerin arsalarından başlamaz. Arada yol kenarları, bahçeler ve çimenlikler vardır. Oralarda genellikle akşamüzerleri veya günün uygun zamanlarında yaşlılar oturup sohbet ederlerdi. Bu esnada küçücük bir kız çocuğu da geçiyor olsa, hemen ayağa kalkarlardı. Kadınlar da erkeklerin sohbetlerini bölmemek ve onları rahatsız etmemek için, mümkün olduğunca onların oturdukları yerden geçmezlerdi. Ara yollardan, arka sokaklardan dolaşırlardı. Zorunlu olarak geçerlerse de ayağa kalkan erkeklerin hepsini selamlayıp yollarına öyle devam ederlerdi.


Bizim çocukluğumuzda henüz at kullanılıyordu. Atıyla giden bir Çerkes erkeği, bir hanım gördüğü zaman derhal atından inerdi. Bunu ben de uygulamışımdır. Şehirde yaşamama rağmen evden tembihliydim. Bazen arkadaşımın atına biner, Çerkes köyüne girdiğim zaman attan inerdim. Yolda bir Çerkes hanımıyla karşılaştık mı, hemen atımızdan inerdik. Bizim köylerimiz birbirine yakındır, yardım edilmesi gereken hanım varsa yardım teklif ederdik. Böyle bir durumda hanımlar bazen yardım teklifini kabul ederler, memnun kalırlar, (bir Çerkes erkeğinin görevidir bu), aksi takdirde teşekkür eder giderlerdi. Ben ve benim yaş grubum genellikle bu yaşamı, bu güzellikleri yaşadık. Herkesin herkese hitabında zarafet ve ölçü vardı. Söylenmesi gereken öyle çok şey var ki. Başlı başına bu konu hakkında kitap yazılsa yeridir.


Eskiden büyük aile tipleri vardı. Büyük ailede büyükbaba, büyükanne, halalar, amcalar vs. ve onların aileleri hep bir avlu içerisinde yaşarlardı. Ailenin en büyük erkeği kadar, ailenin en büyük hanımının da otoritesi vardı. Bu otorite, ille de zora dayanan bir otorite değildi. Zaten her biri kendi yuvasında çocukluktan itibaren bu görgüye göre, Çerkes anayasasına, Çerkes xabzesine göre şekilleniyordu. Dolayısıyla gittikleri yuvada da aynı anayasa geçerliydi. Evde büyükannenin erkek kadar otoritesi vardı. Erkeğin otoritesinin de bir sınırı vardı.

Erkeğin yapması gereken, erkeğe yakışan işler nelerdir? Aynı şekilde kadınların yaptıkları işler konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Ağır işleri yapmak, hayvanların yetiştirilmesi, bakımı, toprağın sürülmesi vb. bütün bu ağır işler erkekler tarafından yapılırdı. Çerkes kadınları elde imkân olduğu sürece kesinlikle ağır işlere sürülmemişlerdir. Ancak sürgündeki şartlarımızda böyle imkânlar yoktu. Ormanlar, bataklıklar içine getirilip bırakılmıştık. O zaman şartlar gereği yapılması gereken işler, el birliğiyle, kadın erkek birlikte yapılırdı. Genç kızlar elleri kaba olmasın diye, güneş altında fazla yanmasınlar diye tarlalarda çalıştırılmıyorlardı. Kadın, kendisine bahşedilmiş fiziki güzelliğini deforme edecek, kuvvet isteyen çalışma şekillerinden daima uzak tutulurdu. Hiç unutmuyorum, 1992 yılında elleri kürek gibi büyümüş şekillerini tamamen kaybetmiş hendekler içerisinde hendek kazarken bir takım hanımlar kadınlar gördüm. Çerkes değillerdi benim gördüklerim. Kadın, erkek eşitliği diye kadının fiziksel olarak zorlanmaması gereken yerde değer yargıları göz ardı edilmiş kadınlar hendek kazıyor. Artık deformasyon öyle ki o hanımı gördüğünüzde şüphe edersiniz. İşte Çerkesler’de bu yok.


Erkekler kayış işleri de yaparlar. Öküz derisinden ham Çerkes kaşıyışı yapardı. Onu hanımlar yapmazlar. Zor bir iştir. Eğerleri erkekler yapar. Zor işleri erkekler, zarif işleri, kadınları zorlamayacak işleri hanımlar yaparlardı.


Çerkes hanımları evde dikiş, nakış, örgü işleri, evin idaresi konularında, evin en büyüğü olan hanımın direktifleri doğrultusunda, ev içerisinde veya dışarıda küçük işler yaparlardı. Buna karşın, o tarihlerde ayakkabı fabrikaları, konfeksiyonlar olmadığı için aile bireylerinin ayakkabı ve giysilerini de eski Çerkes ev hanımları yapıyorlardı. Mesela, hayvanın üzerinden yüzülmüş bir deriyi o hanım terbiye ediyordu. Bu ayrı bir uzmanlık alanıydı. Söz gelimi, kullanılacağı yere göre keçi derisi, sığır derisi farklı farklı şekillerde terbiye ediliyordu.


Çerkes olmayan toplumlardan “Çerkes dikişi” diye bir söylem duyarsınız. Çerkes dikişi son derece itinalı, bugün makineyle yapılan dikişin elle yapılanıdır. Kadınlarımızın diktikleri ayakkabılara bakacak olursanız (Çerkes ayakkabısı) dikişler son derece güzel ve itinalıdır. Hem fonksiyonel hem de şıktır. Çerkes hanımları evde, “vereşhande” dedikleri eyer yastıkları, çantalar (şhante), tabanca kılıfları, eyer, öteberi koydukları küçük çantalar gibi eşyalar yaparlardı. Çocukluğumuzda karşılaşmışızdır, Çerkes işi yapan saraçlar vardı. Bir de saraçların yaptıkları eşyaların aynılarını Çerkes hanımlarının ellerinden çıkmış olarak görürsünüz. Arada çok fark vardır. Şekil olarak aynı ama zarafet olarak, incelik olarak çok farklıdır. Çerkes hanımları incecik sırımlar hazırlar, ham keçi derisinden veya geyik derisinden yapılmış sırımların kenarlarını güzelce yuvarlatırlar, ona uygun delikler açarlardı. Bu itinalı çalışma sonucu hem kalite, hem estetik olarak fark ederdi yapılan iş.


Çerkes hanımların elbiselerinin üzerindeki motifleri zaten biliyorsunuz. O motifleri öyle güzel yaparlar ki görenler bunların elde yapıldığına inanamazlardı. Bütün ev halkının giydiği kumaşları Çerkes hanımları dokurdu. Çoğu zaman duymuşuzdur, dünyada meşhur Kabardin denilen kumaşlar vardır. Ruslar Kabardeylere “Kabardinler” veya “Kabardin” derler. Bütün Çerkeslerin dokuduğu bir kumaş şeklidir bu. Basit tezgâhlarda ve dar olarak dokunurdu. Sıkı dokunmuş bir kumaştı bu, bütün dünyaya ihraç ediliyordu Kafkasya’dan. İhraç edenler herhalde Kabardeylerdi ki Kabardin kumaşı diye meşhur oldu.


Bir evde bir hanım olduğunu derhal anlarsınız; evin düzeni, tertibi bunu belli eder. Düzce’de Kafkas Derneği’nde çok iyi tanıdığım bir bey, (o zamanlar tabi işler zor) Bolu valisini Düzce’nin Çerkes köylerine götürmüş. İlk götürdüğü köylerden biri Derdil adında bir Abaza köyüdür. Zorlukla, döne döne çıkarlar yoldan ve dağın tepesindeki köye ulaşırlar. Vali, böyle bir yerde karşılaştığı manzara karşısında hayran kalıyor. “Bu nedir, benim karşılaştığım şey nasıl bir şeydir?” diyor. Tertemiz masalar kurulmuş, kolalı örtüler, kolalı peçeteler, kendisinin o güne kadar hiçbir köyde rastlamadığı, çatalı, bıçağı, tabak takımları. Genç kızlar moda dergilerinden fırlamış gibi. Ancak, tabi belirtmek lazım kıyafetleri de Çerkes kültürüne göre. Kızlarımız kadınlarımız giydikleri giysilerde, hiçbir zaman kendilerin teşhir edecek bir pozisyona girmezler. Yani, o gözde kıyafetlerinin nasıl itinalı yakıştırılmış olduğunu ifade etmek için moda dergilerinden fırlamışlar gibi ifadesini kullanıyorum. Onların davranış şekilleri, hitapları, büyüklere küçüklere davranışları, her şey ölçülü hiçbir şekildedir, tesadüfe bırakılmamıştır. “Bu ne biçim bir millettir. Hayatımda böyle şey görmedim. Bunlara hayran olmamak mümkün mü?” diyor vali. Ondan sonra, idari bakımdan o güne kadar yapılmayan, düşünülmeyen işler Düzce’ye yağmaya başladı. Bu anlattıklarım 1964 senesidir.


Öteki milletlerde olduğu gibi Çerkeslerde de milletin temeli ailedir. Eğer bir milletin hanımları bilinçli iseler, milli bilinçleri varsa, o toplum ölümsüz olur yaşar. Eğer o toplumun kadınları milli bilinç taşımıyorlarsa, o zaman o aileyi yok ederler. Aile yok olunca da zaten toplumun ömründen söz edilemez.


Bir Çerkes adamı Çerkes kadınını kesinlikle incitmez. Evde kadına hitap ederken kesinlikle kaba tabirler kullanmaz. Ne zamana kadar? Kadınlarımız, kızlarımız gerçek birer prensestir. Kadın gerçek bir hanımefendi gibi davrandığı sürece haksız muamelelerle karşılaşmaz. Ender olarak karşılaşsa bile kendisi haklı taraftadır. Diğeri her tarafta ayıplanır, toplum içerisinde yeri olmaz. Ama Çerkes hanımı da öyle yetişmiştir ki, erkek gururuyla oynamaz. Erkeğini tahrik etmez. Danslarımıza bir bakın. Danslarımızda Çerkes hanımında gerçek bir prenses tavrı hissedilir. Hareketlerinde dengeli, zaman zaman neşeli ama laubali olmayan bir tavrı vardır. Çerkes danslarında hanımın sergilediği hava bir prensesin davranışı gibi, yaşlarından beklenmeyecek derecede olgun, gerektiğinde neşeli ama aşırıya gitmeyen, oldukça dengeli bir şekildedir. Dans sırasındaki hallerini şöyle bir düşünün, anlarsınız. Bazıları Çerkes hanımının dans esnasındaki hareketlerini bir güvercin gibi veya bir heykel gibi tasvir eder. Kafkasya’da 1830’larda yaşayan İngiliz seyyahlarından biri şöyle diyor: “Dünyada en çok sevdiğim şey Çerkes kızlarının dansa çıkışları ve yerlerine dönüşleridir”. Bazı ulusların halk oyunlarında, danslarında kadının tavırlarına bakınız, mesela İspanyol dansı. İspanyol kadınının tavrını gözünüzün önünde nasıl canlandırırsınız? Haşin, erkeği tahrik eden bir hali vardır. Doğal olarak bu, ulusların kendi yaşamları, geçmişten gelen tecrübeleri yönünde düzenlemeleriyle ilgili bir şeydir. Bu iyi kültür, kötü kültür ifadesi gibi değil. Zaten böyle bir şey söz konusu değildir, ancak bir halkın kültürü bu, öteki halkın kültürü budur.


Çerkes erkeği ile Çerkes kadınının toplum içindeki yeri bir terazinin iki ucu gibidir. Çerkes erkeği mutfak tarafına kesinlikle yönelmez, mutfakta oturmaz. Kadınların işlerine müdahale etmez. Mutfağın tanzimi, yemeklerin hazırlanması, hepsi büyükannenin kontrolündedir. Büyükanne ve büyükbaba gerektiğinde birbirlerine istişare ederler. Emirleri büyük baba verir. Bunları ne güzel yazdı, rahmetli Osman Çelik “Genar” adlı eserinde. Yaşadığı olayları ve Türkiye’de gördüğü olayları romanına ne güzel işledi. Büyük ailelerimizde büyük babalarımız yoksa bile, büyük anneler son derece otoriterdir. Son derece de sevecendir. Büyük aile tipinde amcalar, halalar vardır. Büyük gelinler vardır. Kendi annemden örnek verecek olursam, bir gün kapıya bir memur geliyor, “kızım anneni çağır” diyor, “aaa annem yok ama öteki annemi çağırayım” diyor çocuk. “Nasıl olur” diyor memur, “iki tane annesi olur mu insanın”. Çocuk o zamana kadar hiç düşünmemiş, o da şaşırıyor... Çerkesler çok evlilik yapmazlar. Ancak, anneler evde ayrı, otorite aynıdır. Ailedeki davranışları da aynıdır. Onun için, onların birbirinden farklı olduğunu haliyle çocuklar da düşünemiyorlar.
 

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

 

TÜM SAYILAR

 

 

..
...