|
Ğhuaze,
“rehber, kılavuz” anlamına gelen Çerkesçe (Adığece) bir
sözcüktür. Aynı zamanda 1911-1912 yıllarında İstanbul’ da
Çerkes Teavün Cemiyeti (Çerkes Yardımlaşma Derneği)
öncülüğünde bir grup Çerkes (Kafkaslı) aydın tarafından
çıkarılan haftalık bir gazetenin adıdır.
Çerkes
halkının ulusal varoluş mücadelesinde Çerkes Teavün
Cemiyeti’ nin ve Ğhuaze gazetesinin çok önemli bir yeri
vardır. Ne var ki bu gazete ve dernek, Türkiye Kamuoyunda
olduğu gibi, Çerkes aydınları arasında da yeterince
bilinmemektedir.
Sınırlı
olanaklar ve kısa bir süre içerisinde yapılan bu çalışmanın
başlıca amacı, Ğhuaze gazetesini ana çizgileriyle
tanıtmaktır.
Esasen bu
konuda daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılmasının yararına
ve gereğine de işaret etmeliyiz. Böyle bir çalışma, 1908
sonrası dönemde Osmanlı İmparatorluğu’ nun sosyo-ekonomik,
siyasal ve kültürel yapısı içerisinde Ğhuaze gazetesinin
konumunu, işlevini ve önemini ortaya koymaya yönelik
olabilir. Ya da böyle bir çalışma, daha dar kapsamda;
örneğin;Ğhuaze, 1911’ lerde yayın yaşamına giren benzeri
diğer gazete ve yayınlarla birlikte ele alınarak
karşılaştırmalı bir inceleme ve değerlendirme çalışması
biçiminde yürütülebilir.
Belki
bunlardan da önce Ğhuaze’ nin tıpkı basımının yapılması, ya
da hiç değilse içeriğinden özgün seçkiler yayımlanması
düşünülebilir.
Ne var ki bu
düzeylerdeki çalışmalar, ya eşgüdümlü ortak bir ekip
çalışmasını gerektirir; ya da konuya ilgi duyan bir
araştırmacının, yeterince zaman ve olanak bularak, amatör
bir ruhla da olsa profesyonel bir anlayış ve disiplin
içerisinde böyle bir çalışmaya yoğunlaşabilmesini
gerektirir.
Hemen
belirtelim ki bizim olanaklarımız bu denli kapsamlı bir
çalışmaya elvermemektedir. Bu nedenle sunmaya çalıştığımız
bu çalışma, daha dar kapsamlı bir çerçevede kalmıştır. Ancak
yukarıda belirtilen düzeydeki daha geniş kapsamlı
çalışmaları genç arkadaşlarımızdan beklediğimizi, gerektiği
takdirde bu tür çalışmalarda olanaklarımız ölçüsünde severek
yer alabileceğimizi belirtmek isteriz.
Şunu da
ekleyelim ki; ana çizgileriyle de olsa Ğhuaze gazetesini
tanıtırken, yazarlarının kişilikleriyle, onların sosyo-ekonomik
ve kültürel yapılarıyla, siyasal biçimlenme ve eğilimleriyle
de bağlantı kurmak çok yararlı olurdu. Ne var ki buna da
olanak bulamadığımızı üzülerek belirtmeliyiz. Bunun yukarıda
kısmen değinilen çeşitli olanaksızlıklarımız yanında, belki
onlardan da önce gelen asıl nedeni, her halde, geleneksel
Çerkes terbiyesinden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki; bilindiği
gibi Xabze adı verilen Çerkes töresinde ve kültüründe
kişilerin kendilerini övmeleri, övünmeleri ayıp
karşılanmakta, yadırganmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki bu
anlayışın etkisiyle yazarlarımız, sanatçılarımız,
aydınlarımız övünme düzeyine varması söz konusu olmasa,
objektif bir gerçekçilik içinde kalsa bile, kendilerinden
söz etmek istememişler, kitaplarında kendilerini
tanıtmamışlardır. Bu da bizi, maalesef üretken insanlarımızı
tanıma ve özellikle göçmenlik sürecindeki mücadelemizin
gösterdiği aşamaları bir bütünlük içinde görüp kavrayabilme
fırsat ve olanağından önemli ölçüde yoksun bırakmaktadır.
Dolayısıyla Ğhuaze’ yi, yazarlarının kişilikleriyle birlikte
tanımamız mümkün olamamıştır.
Belirtilen
sınırlı çerçevede de olsa bu çalışmada, Ğhuaze’ yi ana
çizgileriyle tanıtırken, aynı zamanda konuya ilgi çekmeye ve
1911’ lerde Çerkes aydınlarının Ğhuaze çerçevesinde kendi
sorunlarına nasıl yaklaştıklarına ilişkin ipuçlarının
bulunabileceği genel bir değerlendirme zemini oluşturmaya
çalışmış olacağımızı düşünüyoruz.
Ğhuaze’ nin
48 sayısını bizzat görmüş, 57 sayı çıkmış olduğunu öğrenmiş
olmamıza karşın, bu çalışmada yer alan değerlendirmeler,
esas itibariyle, henüz okuma olanağı bulabildiğimiz ilk 12 (oniki)
sayısına dayanmaktadır. Daha geniş inceleme ve
değerlendirmeler, konuya ilgi duyan araştırmacılara ve
zamana bırakılmıştır.
ĞHUAZE VE
TARİHSEL KONUMU
Ğhuaze “ilk”
midir?. İlk gazetecilik deneyimimiz: Ğhuaze adı, Ğhuaze’ nin
ilk gazetecilik girişimi olduğunu belirtmekle birlikte, bu,
Ğhuaze’ nin Çerkeslerin ilk yayını olduğu anlamına
gelmemelidir. 1800’ lü yıllarda Anayurtta yazılmış ve
yayınlanmış çeşitli eserler vardır. Hatta Sayın Pr. Dr.
SIKHUN Hasan’ ın vurguladığı gibi, Çerkesler bugüne kadar 6
değişik alfabe kullanmışlardır. Çerkeslerin M.Ö. 1500’ lü
yıllarda yazı yazdıkları bilinmektedir. Khabardey
araştırmacı ve bilim adamı WURIS Hatali’ nin, Adığece olarak
(Khaberdey diyaleğiyle) Nalçik’ ta yayımlanan Adığe Txıbzem
Yi Txıde ( Adığe Yazıdilinin Tarihi) adlı kitabında,
Çerkeslerin çok daha eski tarihlerden beri yazıyı
bildikleri, çeşitli alfabeler kullandıkları, M.Ö. 1500’ lü
yıllarda eski Grek harfleriyle Abazaca-Adığece yazıldığı
anlaşılan tabletler bulunduğu ifade edilmekte, daha da ileri
gidilerek, Adığe aile armalarının, M.Ö. 4000’ lerde
kullanılan özel bir alfabenin harflerinden oluşabileceği
ihtimali bile ileri sürülebilmektedir. Bütün bunlar,
üzerinde önemle durulması, araştırılması gereken konular
olarak araştırmacıların, özellikle de konunun asıl sahibi
olan Çerkeslerin ilgi ve çabalarını beklemektedir.
Bizim
bunlardan söz etmemizin nedeni, hem bir hatırlatmada
bulunmak, hem de Ğhuaze’ nin Çerkes tarihindeki ilk yayın
olmadığını, belki muhaceret sürecindeki ilk periyodik
yayınlarımızdan biri olduğunu* belirtmekten ibarettir.
Öte yandan
bir noktaya daha değinmekte yarar vardır. Muhaceret
sürecindeki ilk periyodik yayınlarımızdan biri olan ve
Çerkes tarihinde çok önemli yeri bulunan Ğhuaze gazetesini,
aradan 70 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın,
Çerkes aydınının dikkatine sunmak şöyle dursun, onu henüz
tam olarak okuyup inceleme fırsat ve olanağı bulamamış
olmamız da gerçekten son derece acı ve düşündürücüdür. Buna,
Ğhuaze’ ye ilişkin tanıtım yazılarına bile
rastlayamadığımızı da eklemeliyiz. Sadece varlığını
bildiğimiz, adını duyduğumuz ve çok önemli olduğuna
inandığımız bu gazeteyi, yayınlanmasından yaklaşık 75 yıl
sonra -o da kısmen olmak üzere- tanıma olanağı bulabilmiş
olmak, yine de sevindirici olarak değerlendirilmelidir. Ama
herhalde ancak buruk bir sevinç olarak .
ĞHUAZE’NİN
NİTELİĞİ
Ğhuaze,
sunacağımız örneklerden ve içeriğinden de anlaşılacağı gibi,
Kuzey Kafkasya kültürel dergi, Kamçı aylık siyasi gazete,
Yamçı aylık sosyo-kültürel dergi, Nartların Sesi gazetesi ve
Kafdağı dergisi gibi son dönem yayınlarımızla aynı paralelde
bir periyodik yayın organıdır. Ancak, bugün adına üzülerek
belirtelim ki, 1911’ lerdeki Ğhuaze, 1960’ lardan, 1970’
lerden hele 1980’ lerden sonraki yayınlarımızdan çok daha
ileri düzeyde, çok daha özgür ve başarılı bir periyodik
niteliği taşımaktadır.
Öyle
anlaşılıyor ki Ğhuaze, ulusal ve siyasal anlamda göreli
olarak, bugünkünden çok daha geniş bir özgürlük ve hoşgörü
ortamında yayımlanmıştır. Ele aldığı konular, yaptığı
tesbitler, benimsediği yaklaşımlar ve önerdiği çözümler,
bunu açıkça göstermektedir. Nitekim Ğhuaze’ nin gerek
Çerkesler özelinde, gerekse Osmanlı İmparatorluğu genelinde
parmak bastığı sorunlar ve önerdiği çözümler, çağdaşı olan
başka bazı yayın organlarınca da benimsenmiş ve
savunulmuştur. Bu Ğhuaze’ nin başarısını olduğu kadar,
istibdat baskısından kurtulmuş, resmi ideoloji şövenizminin
baskısına henüz girmemiş bulunan o günlerdeki basının, daha
geniş görüşlü, daha özgürlükçü, daha evrensel arayışlı,
insan hakları konularında belki daha duyarlı ve çifte
standartlar oluşturmamış, hakkaniyet ölçülerine daha bağlı
ve saygılı bir tutum içinde olduğunu da düşündürmektedir.
Bu
nitelikleriyle Ğhuaze, hiç değilse 1960’ lı yıllarda
incelenip tanınabilmiş olsaydı, sonraki yayınlar onun
deneyim birikimlerinden yararlanır, “Amerika’ yı yeniden
keşfetmek” zorunda kalmaz, daha ileri adımlar atabilir,
belki daha etkili olabilirlerdi. Bugüne kadar sadece
arşivlerde kalmış olmasından üzüntü duyduğumuz bu gazetenin,
daha geniş bir biçimde aydınlarımızın bilinç dağarcığına
girmesini diliyoruz.
Ğhuaze,
“siyasi, iktisadi, ictimai, ilmi haftalık gazete” olarak ilk
kez 2 Nisan 1911 Pazartesi günü yayımlanmaya başlamıştır.
Sahibi: Yusuf Suad NEĞHUÇU, Sorumlu Müdürü: M. Tevfik Tal’at
XHIYT, Yönetim Yeri: Çemberlitaş’ ta Çerkes kulübüdür.
Fiyatı 20 para, abone bedeli: altı aylığı bir mecidiye,
yıllığı 1.5 mecidiyedir. 25´37
cm. ölçülerinde (küçük boy) 8 sayfalık bir gazetedir.
Bugünkü ölçülerle 20´25
cm. ölçülerinde (küçük boy) 40 sayfalık bir dergi
kapasitesinde olduğu söylenebilir. Bu kapsamdaki bir yayını,
amatörce bir yaklaşımla hemen hemen hiç aksatmadan hem de
haftalık olarak yayımlayabilmek, herhalde alkışlanacak bir
başarı sayılmalıdır. Ğhuaze’ yi oluşturan saygıdeğer
büyüklerimizi, minnet ve şükranla anıyor, bu vesile ile
onlara bir kez daha Tanrı’ dan rahmet diliyoruz.
Gazetenin
ilk 12 sayısında imzası bulunanlar şunlardır: Tahir
Hayreddin, Hayriye Melek XHUNÇ, Y.S., Ahmed Lütfullah ŞAR,
MET Çünatıho Yusuf İzzet, Şahap Rıza, Süleyman Tevfik ,
Ahmed Cavid, M.Tevfik Tal’at XHIYT , A.F.Nejat, NENEY
İsmail, A.Fikret, eski Evkaf Nazırı Şemseddin, S.Fehmi ,
Hacı Numanzade Sufyan , Ali Sıdkı, Aziz TUTEREŞ , H.F. ,
Düzceli Balkhız, Ali, Hacı oğlu Danyal, Sawsırukh, Colanlı
M. Yahya, Jabağhı, A.N., Donkişot, Rekindezade İsmail Zühdü,
A. LAXHUŞUKH, A.Hikmet, M.Hilmi, Adanalı Osman Kamil, Mekke
Emiri Hüseyin , E.A., H.Fehmi, Ömer Hilmi......
Başta da
değinildiği gibi Ğhuaze sözcüğü Adığece’ de kılavuz, rehber
anlamına gelmektedir. Nitekim Ğhuaze Gazetesi 3. Sayısından
itibaren büyük Ğhuaze başlığının hemen bitiş alt köşesinde
köşeli parantez içinde küçük yazılmış bir
[Rehber]
sözcüğüne de yer vermiştir.
ĞHUAZE’NİN
ÜZERİNDE DURDUĞU TEMEL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Ğhuaze’ nin
üzerinde durduğu temel sorunlar iki ana grupta toplanabilir:
A- Bunlardan
birincisi Çerkes ulusal ve toplumsal sorunlarıdır ki
yaklaşık % 70 ağırlık taşımaktadır.
B- İkincisi
ise Osmanlı ülkesinin çağdaşlaşma, uygarlaşma sorunudur ki,
bu da yaklaşık % 30’luk bir ağırlıkla ele alınmakta ve
incelenmektedir.
A- Çerkes
ulusal ve toplumsal sorunları çerçevesinde üzerinde durulan
konuları ana çizgileriyle şöyle özetlemek mümkündür:
1. Bugünkü
Çerkes ulusal sorununun temel kaynağı anayurttan ayrılıştır.
“Yistanbılak’o” veya “Büyük Göç” olarak anılan bu olay,
Çarlık Rusyası yönünden bir sürgün, Osmanlı İmparatorluğu
yönünden politik bir başarı, Çerkesler yönünden ise tam bir
hezimettir, yok oluşa yürümektir. Bu olay, insanlık
açısından da bir halkın kıyımı, katliamı olup, kapkara bir
lekedir.
Sorun şu
aşamalarla çözülebilir:
1.a) Her
şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu, Kuzey Kafkasya’ dan
göçmen çekme politikasına derhal son vermeli, Çerkes göçü
derhal durdurulmalıdır.
1.b) Osmanlı
Topraklarına daha önce gelmiş veya getirilmiş olanların,
öncelikle biyolojik ve fiziksel olarak varlıklarını
korumaları için elverişli uygun coğrafi koşullarda
yerleşmeleri sağlanmalıdır. Böylece iklim uyuşmazlıklarından
elverişsiz coğrafi koşullardan kaynaklanan hastalık ve
ölümler önlenmiş olacaktır. Dolayısıyla Çerkes göçmenler
Kafkasya’ dakine benzer coğrafi özelliklere sahip yörelere
yerleştirilmeli, bu yerleşimin ulusal kültürel varlığı
koruyabilmek bakımından mümkün olduğu kadar toplu yerleşim
biçiminde yerleştirilmesine imkan ve fırsat verilmelidir.
1.c) Osmanlı
topraklarında kaldıkları sürece Çerkes göçmenlerin insanca
yaşama hakları güvence altına alınmalı, hastalık , açlık,
yokluk, yerel saldırılar gibi kötü koşullara ve tehlikelere
karşı korunmalı ama esas olarak da bir an önce anayurtlarına
dönmeleri teşvik edilmeli, bu konuda kolaylaştırıcı ve
özendirici önlemler alınmalıdır.
2.Çerkeslerin
Osmanlı toprakları içinde pek çok toplumsal sorunları
vardır. Bu sorunların çözümü için şunlar yapılmalıdır:
2.a)
Elverişsiz coğrafi koşullarda ve dağınık biçimde
yerleştirilen Çerkes köyleri nispeten daha elverişli coğrafi
bölgelere toplanıp birleştirilmelidir.
2.b)
Geçimlerini sağlayabilmeleri bakımından , daha önce vaad
edilmiş bulunan toprak, sermaye ve araç gereç yardımı, hiç
değilse geçindirebilecek düzeyde ve bir an önce
verilmelidir.
2.c) Gerek
Çerkeslerde , gerekse tüm Osmanlı ülkesinde okullaşma ve
eğitim olanakları arttırılmalıdır. Halk iş gücü ve yerel
imkanlarla, devlet de gerekli sermaye, araç ve gereçlerle bu
çabaya katılmalı , hiç değilse zekat ve aşar vergileri bu
amaca tahsis edilmelidir. Her alanda ve her fırsatta eğitim
teşvik edilmeli ve kolaylaştırılmalıdır. Basın ve yayın
organları da önemli ölçüde yaygın eğitim işlevi görmeyi
üstlenmelidir.
2.d)
Çerkesler bir yandan genel eğitime, bir yandan da kendi
dillerini, kültürlerini, tarihlerini öğrenmeye ve
kendilerini geliştirmeye önem vermelidirler. Geleneklerin,
günün koşullarına uygun olanlarını, aynen olduğu gibi; uygun
olmayanlarını da geliştirip uygun hale getirerek yaşatmaya
çalışmalıdır.
2.e) Adığe
dili için genelde geçerli olabilecek ortak bir alfabe
hazırlanmalı, bu alfabe ile ürünler verilmeli,dil ve kültür
geliştirilmelidir. Bu amaçla yapılan çalışmalardan henüz
sonuç alınmamış olmakla birlikte, bir süre Latin ve Arap
kökenli alfabeler gayr-ı resmi olarak denemeli, daha sonra
konu yeniden ele alınıp, üzerinde uzlaşılabilecek bir
alfabeye ulaşılmalıdır.
2.f)Memurluk
zihniyeti ve hevesi artık bırakılmalı, sanata, ticaret ve
sanayiye, serbest mesleklere yönelinmelidir. Özellikle
gençler buna teşvik edilmelidir.
2.g)Evlenmelerin önündeki geleneksel ve ekonomik engeller
kesinlikle ve ivedilikle kaldırılmalı, gittikçe azalan
Çerkes nüfus arttırılmaya çalışılmalıdır. Zengin ve soylu
sayılan yaşlıların, istedikleri genç kızlarla evlenmeleri
gibi dengesiz ve yanlış evliliklerin asla mutluluk
getirmediği artık iyice anlaşılmalıdır. Evliliklerde çağ
dışı feodal sınıflaşmaların son derece zararlı etkileri
artık iyice görülmeli ve bu türlü değer yargıları hızla terk
edilmelidir .Wase (başlık) veya mehr-i muaccel gibi artık
geleneksel esprisini iyice yitirmiş kurumlar da tümüyle
kaldırılmalı ya da sembolik düzeye indirilerek ıslah
edilmelidir.
3.Feodal
sınıflar ve kölelik sorunu
3.a) Feodal
sınıflaşmalar ve kölelik, hemen her toplumda görülen
tarihsel bir olgudur. Bunu sadece Çerkeslere özgü imiş gibi
gösterip ,Çerkes cariyeleri diye niteleyerek pazarlamaya
kalkışmak, tümüyle insanlık dışı büyük bir sahtekarlık ve
insafsızlıktır. Buna asla izin verilmemelidir.
3.b) Kölelik
halkın pek çoğuna kabul ettirildiği gibi, doğal da değildir.
Tanrısal kökenli hiç değildir. Asilik-kölelik
ayrımı,tarihsel bir dönemin gereği olarak ekonomik, sosyal
ve siyasal nedenlerle ortaya çıkarılmış yapay bir ayrımdır
ve insanlıkla asla bağdaşmamaktadır. Binaenaleyh kölelik
kesinlikle kaldırılmalıdır. Ancak sadece bir fermanla
kaldırılması da mümkün değildir. Kölelik, en kalıcı ve
gerçekçi biçimde şu şekilde kaldırılabilir.
3.b)1-
Önce,köle ve cariye satışları fermanla ve yasalarla
yasaklanmalı, bu yasaklar titizlikle uygulanıp korunurken,
aynı zamanda yeni köleleştirmelere de asla izin ve imkan
verilmemelidir.
3.b)2- Tüm
basın ve yayın organları ve aydınlar kölelik olgusunun doğal
ve tanrısal olmayıp, siyasal ve yapay bir olgu olduğunu,
insanlıkla asla bağdaşmadığını her fırsatta vurgulayarak
işlemeli ve bu doğrultuda yeterli kamu oyu oluşturmaya çaba
göstermelidir.
3.b)3-
Kölelerin, halkın da kabul ettiği ve şeriata uygun olan
yazılı anlaşma (mükatebe) yoluyla azat edilmeleri kanunla
düzenlenerek gerçekleştirilmelidir. Bunun için belirli bir
mükatebe bedeli saptanabilir ve bu bedel de köleler adına
devlet hazinesinden karşılanabilir. Böylece kölelik hem
insanların düşüncesinde, inancında; hem de pratikte ve yasal
düzeyde kaldırılmış ve artık tarihe karışmış olur.
B- Ğhuaze
gazetesinin üzerinde durduğu Osmanlı İmparatorluğu’ nun
çağdaşlaşma ve uygarlaşma sorunları çerçevesinde ele aldığı
konuları ve önerilerini ana çizgileriyle şöyle
belirtebiliriz:
1-Meşrutiyet
ve onun getirdiği hak ve olanaklar özenle korunmalı ve
geliştirilmelidir.
2-Tutarlı ve
kişilikli bir dış politika izlenmelidir.
3-Ekonomi,
eğitim, yönetim, adalet, sağlık vb. gibi temel konularda
batıdan; batının deneyim birikimlerinden yararlanma yolları
aranmalı, ancak asla aynen taklide yönelinmemeli, kişilerin
yaratıcı yetenek ve becerilerini geliştirip kullanmalarına
imkan ve fırsat verilmelidir. Çünkü her ülkenin ve toplumun
yapısı ve özellikleri farklıdır. Her toplum kendine uygun
bir sistem geliştirmelidir. Ayrıca hiçbir taklit, aslı gibi
mükemmel ve etkili olamaz.
SONUÇ OLARAK
Sonuç olarak
diyebiliriz ki; Ğhuaze gazetesi, 1908 Meşrutiyetinin
getirdiği sınırlı ama ulusal-kültürel anlamda bugünkünden
çok daha doğru, gerçekçi ve ileri-özgürlük ortamında, daha
önce sürgün vurgununu ve uzun istibdat dönemini yaşamış
Çerkes halkı arasından yetişmiş aydınların, halkına ve
tarihe karşı sorumluluk duyarak, ulusal ve evrensel düzeyde
oldukça doğru, geçerli ve kalıcı çözümler önererek başarı
ile çıkardığı saygın bir yayın organı olarak tarihimizde
yerini alacaktır. O günkü koşullarda ne ölçüde etkili
olduğunu tespit etmek mümkün olmasa da, bugünkü mantıkla
bile doğru tespitler yaparak kitlelere ışık tutabilecek
nitelikte bir yayın olarak değerlendirilebileceğini
rahatlıkla söylemek ve savunmak mümkündür.
Halkına,
kültürüne, insanlık ve tarihine karşı böyle bir içtenlik ve
sorumluluk anlayışıyla hareket ederek, bu gazeteyi oluşturan
değerli aydınlarımızı takdir, minnet ve şükran duyguları
içinde rahmetle anarken, manevi huzurlarında saygı ile
eğiliriz. |