NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : EKİM - ARALIK 1997

04

YIL / SAYI : 1 / 4
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
DİASPORADA YETİŞEN SANATÇILARIMIZ

Özdemir Özbay


 

Üç beş kişi bir yayın işi ya da başka bir kültürel etkinlik için bir araya geldiğimizde, bizden önceki kuşakların diasporada ne tür bir çalışma yaptığını soruşturur ve kendimize örnek olacak çalışmalar ararız. Çoğu zaman da hiç bir şey bulamamanın üzüntüsünü yaşarız. Arkasından başlarız bizden önceki kuşakları eleştirmeye, özellikle de Kafkas kökenli yazarlar, çizerler, besteciler eleştirilerin en ağırına, en acımasızına hedef olurlar.

 

Osmanlının son yüzyılı ile Cumhuriyet döneminde sivrilen Kafkas kökenli sanatçılar eleştirilir hep. Kimi arkadaşlarımız Çerkes kültürünü yapıtlarında işlemeyenlerin Çerkes kökenli olsa bile Çerkes sanatçısı olamayacağını savunurlar. Bu eleştiriler o kadar ileri gider ki, öyküsünü, şiirini, romanını Çerkes kültürüne yönelik olarak kaleme alanların bile ürettikleri yapıtların Çerkes edebiyatının malı olamayacağını bile savunurlar.

 

19. yüzyılın son yarısı ile 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde yapıt vermiş Kafkas kökenli çoğu sanatçı, Saray ile, Osmanlı yönetimi ile çok iç içe olmanın yarattığı ortam içinde, çoğunlukla Osmanlı Devletinin sorunları ile yoğrulmuşlardır. Öte yandan Çerkes kültürünün işlendiği, Çerkes kültürünün yoğunlaştığı bir ortama, bir platforma düşme şansını yaşam boyu elde edememiştir. Bu koşullarda yetişen bir bestecinin, bir ressamın ya da yazarın Çerkes kültürünü işleyen yapıtlar vermesi elbette olanak dışıdır. Bu hep böyle olagelmiştir.

 

Ama diyeceksiniz ki, aynı koşullarda yetişen bir Ahmet Mithat Efendi (Hağuır) nasıl oldu da “Çerkes Özdenleri”ni yazdı, ya da Namık İsmail (Zeyf) gibi ünlü bir ressam nasıl oldu da Çerkes Teavun Cemiyeti’ nin Beşiktaş’ ta ki okulunda Fransızca ve resim öğretmenliklerini üstlendi. Bu örnekler Muhaceret yaşamımızda yetişen Çerkes aydın ve sanatçılarının sayısını düşündüğümüzde bir katre kadar az kalmaktadır. Osmanlı döneminde bu böyle de, Cumhuriyet döneminde farklı bir durum mu var. Hayır....Cumhuriyet döneminde yazan ve çizenlerimizin hepsi, inanın ki Kemal Tahir kadar, ya da Yaşar Kemal kadar bizi işlememişlerdir. Sevgili Çetin Öner’ in kulakları çınlasın, “Dağlara Yazılıdır” ı kaleme almasaydı, bizi anlatan hiçbir yapıttan söz edemeyecektik. O da bu romandan sonra bir duraklama dönemine girdi, ama yeni bir şeyler yazacağından henüz umudumu yitirmedim. Haksızlık etmeyeyim, bir de Ayla Kutlu ablamızın “Bir Göçmen Kuştu O” var ya, Sayın Ayla Kutlu’nun “Sen de Gitme Triyandafilis” ini okurken diasporada böyle bir yazarımızın çıkışı ile hem gururlandım, hem de üzüldüm. Üzüldüm, çünkü Hatay’ dan Fransızların çekilişi sırasında yaşanan kargaşayı, her şeyin toza dumana boğulduğu ortamı anlatan bölümlerini Kafkasya’ dan sürgün edilişimize taşıdım, bu ulusal trajedimizin Ayla Kutlu’nun bu görkemli Türkçesi ile yazılmasını arzuladım. İnanın hiçbir Türk yazarı bu kitaptaki kadar Türkçeyi güzel ve yerinde kullanamamıştır.

 

Aydınlarımızın, yazarlarımızın, sanatçılarımızın bizim kültürümüzü işlememiş olsalar bile bizim toplumumuzdan çıkmaları bizim sanatçımız olmaları için yeterlidir diyorum. Ürettikleri yapıtlar insanlığın ortak kültürünün içerisinde yer almıştır. Anayurdumuzun dışındaki varlığımızdan söz edilirken bu tür yapıtları dışlamamızın bir anlamı yoktur.

 

İşte bu nedenlerle göçmenlik yaşamı süresi içerisinde aramızdan sivrilenleri yüzeysel de olsa anlatmaya, onları kısa kısa sevap ve günahları ile yeni kuşaklara tanıtmanın yararlı olacağını düşündüm. Halkımızın kendi içinden çıkanları tanımaya hakkı vardır diye düşündüm ve bu sayıdan başlayarak bu ünlülerimizin kısa biyografilerini vermeye çalışacağım.

 

Bu sayıda ünlü ressamımız Namık İsmail’ den söz edeceğim; Namık İsmail 1890 yılında İstanbul’ da doğmuştur. Çerkesçe aile adı “Zeyf” tir. Ailesi 1864 sürgününde Kafkasya’ nın Kuban bölgesinden gelerek İstanbul’ a yerleşmiştir. Babası İsmail Bey Askeri Tophane Vezne Kalemi Müdürü olarak çalışmıştır.

 

Beşiktaş İlkokulu, Hamidiye Mektebi, Saint Pulchérie, Saint Benoit gibi okullarda okuduktan sonra Galatasaray Lisesi’ne girmiştir. Çocukluğunda devamlı kalemle resimler çizdiği anlatılır. Bu yeteneği o dönemde Galatasaray Lisesi Müdürü olan ozan Tevfik Fikret tarafından keşfedilmiştir. Kendisi gibi Kuzey Kafkasya kökenli olan hocası ressam Şevket Dağ ve Tevfik Fikret’in desteği ile resim çalışmaya başlamıştır.

 

Bu arada Galatasaray’ın son sınıfında Arapçadan başarılı olamadığı için okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Sanayii Nefise Okulunu bitirdikten sonra II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlük ortamı içerisinde hocası Şevket Dağ’ın teşviki ve desteği ile eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gönderilmiştir. Orada Ecole Nationale des Arts Décoratife’te eğitimini sürdürmüş, daha sonra Julian Akademisinde çalışmış, Çallı İbrahim’in desteği ile 1912-1914 arasında Cormon Atelyesinde çalışmalarını sürdürmüştür.

 

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Türkiye’ye dönmüş, Yedek Subay olarak Kafkas cephesinde görev almıştır. Genel Karargahta, başka ressamlarla savaş resmi yapmak üzere görevlendirilmiştir. Bu arada, yaptığı resimleri Celal Esat Arseven ile  birlikte sergilemek üzere Berlin’e gönderilmiştir. Orada iki yılı aşkın bir süre Corynth ve Liebermann atelyelerinde çalışmıştır.1917 yılında resimlerini Viyana’da sergilemiş ve büyük beğeni toplamıştır. Paris’te Pierre Loti’nin “Les Desenchantees” adlı romanının resimli baskısı için açılan yarışmayı kazanmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra önce müfettiş olarak çalışmış, sonra  da Güzel Sanatlar Akademisinin Müdürlüğüne atanmıştır.

 

Genellikle anlatıma önem veren(Ekspresyonist) ve akademik tarzda çalışan Namık İsmail’in sürekli değişiklikler, yenilikler arayan ilginç bir sanatı ve tekniği vardır. Bir yandan realist figürler,bir yandan da izlenimci peyzajlar ve çiçek resimlerini bir arada çalışmıştır. O, ressam Halil Dikmen’in deyimi ile “Resmi entelektüel bir endişe ile incelemeye çalışmış,kendine seçtiği değişik hedeflere ulaşmak için değişik espride yapıtlar bırakmıştır.”1923 yılında yaptığı, Resim ve Heykel müzesinde bulunan  “Harman” konulu tablosunda  bu endişe ve  izlenimi  açıkça görürüz. Empresyonist izlenimi ise realist biçimde vermiş, doğanın, güneşin renklerinin parlaklığını çok ustaca işlenmiştir. 1925 yılında yaptığı “Denizde Sabah”, “Mehtap” 1927 yılında yaptığı “Mehtapta yalılar” konulu yapıtlarında şiiri resimler gibidir. 1929 yılında yaptığı “Ankara Baharı” konulu peyzajında ise doğanın o andaki atmosferini renkli ifade edebilme endişesi sezilir. Bu resimde şekilsel kaynaklar tamamen ikinci planda bırakılmıştır. 1930 yılında yaptığı “Mahir Tomurcuğun Portresi” adlı tablosunda ışık ve gölgeden yararlanarak hacim değerlerini ön plana alan realist bir sanat yaklaşımı sezinlenmektedir.

 

Viyana ve Berlin’de sergilenen savaş resimleri arasındaki “Topçular, Süvari Hücumu, Tifüs” çizginin ve kompozisyon gücünün ilginç örnekleridir. “Lale Devri” ve “Düşünen Kadın” tabloları ise Harman tablosundaki gibi realist bir anlatımı sergilerler. Namık İsmail’in bu yapıtları dışında “Michelangelo” hakkında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmış bir araştırması ile yüzlerce sanat yazısı bulunmaktadır. Yapıtların büyük bir bölümü Resim ve Heykel Müzesi ile Milli Eğitim bakanlığında ve Özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Akademik tarzda çalışan bu expresyonist ressam için “Akademinin ikinci kurucusu” denir. Güzel Sanatlar Akademisinin gelişmesinde büyük emeği vardır. Sanat çevrelerinde O, Türkiye’de Devlet Binalarında, binanın özelliklerine göre belli bir oranda resim ve heykel türünden sanat yapıtlarının bulunması için uğraşı veren ve başarılı olan ilk sanatçı olarak anılır. Ressamlığının yanı sıra Dergah ve Yeni Mecmua gibi yayın organlarında makaleleri yayımlanmıştır.

 

Entelektüel bir çevre içerisinde yetişen Namık İsmail, mensubu olduğu Çerkes toplumunu sorunlarına sırt çevirmemiş, o dönemde Çerkes Teavün Cemiyetinin çalışmalarına katılmış, hatta 1919-1922 yılları arasında Beşiktaş Çerkes Okulunda Fransızca ve resim dersleri vermiştir.

 

Bütün bu açıklamalardan sonra ,”Çerkes kültürü ile ilgili olarak vurduğu bir tek fırça darbesi bile yok” diyecek yakın dostlarımı görür gibiyim. Yıllar önce idi, yaşayan en ünlü Çerkes kökenli ressamlarımızdan bir saygıdeğer hemşehrimiz ile, Bağlarbaşı’ndaki Derneğimizde sohbet ederken, Kuzey Kafkasya Kültürünün resim çalışmalarında bakir ve bol malzeme içerdiğini söylemiş ve örneğin Çerkes yaşlılarının çehrelerinin çok ilginç hatlar taşıdığını, bu nedenle böyle bir portre yapmayı ilginç bulup bulmadığını sormuştum. Bu ünlü ressamımız, sorumu biraz da şövence bulmuş gibi yüzünü buruşturarak:

“Bütün yaşlıların çehresi ilginçtir. Neden salt Çerkes yaşlısı portresi yapayım?” yanıtını vermişti. Oradan kalbim kırık ayrılmıştım. Daha sonra, Büyük Çerkes sürgünün 130. Yılında düzenlene etkinlikler içerisinde, Diaspora Çerkes ressamlarının tablolarından oluşan bir karma resim sergi projesi için İstanbul’da çalışmalarını sürdüren genç ama erken üne kavuşan bir ressam kardeşimiz ile görüşüyordum. Henüz önerimi tam anlatmamışken:

 

“Ağabey, şimdi siz resim yapıyorum diyen herkesten bir şeyler alırsınız, Benim resimlerimi de onların yanına koyarsınız. Resim piyasasındaki değerimi düşürürsünüz.” demişti. Konu 130. Yıl gibi ulusal bir boyutta ve önemli bir anlam taşımasına karşın, bu genç ressamımızın düşünce ve davranışında ticari ve kişisel itibar ağır basmıştı.

 

Şimdi düşünüyorum da Namık İsmail varsın “Ulusal kültürümüz ile ilgili tek fırça darbesi” vurmasın. O, Beşiktaş’ta açılan Çerkes Okulu’nda, o denli ününe karşın, soydaşı olan çocukları eğitmeye çalışırken aklına ticari ve kişisel itibar riskini hiç düşürmemişti ya, bu davranışı bile, onu toplumumuzun bir sanatçısı olarak kabul etmeye yeter buluyorum.

 

Bu zarif, renkli ve entelektüel sanatçımızın, 30 Ağustos 1935 tarihinde henüz 43 yaşında iken Kadıköy-Köprü vapurunda geçirdiği bir kalp krizinden yaşamı noktalanmıştır. Beşiktaş Mezarlığında yatan  Sanatçımızı saygı ile anıyorum.

 

BİBLİYOGRAFYA

1. Yeni Kafkasya  No.9. İstanbul 1958

2. Resimli Yeni Lugat Ansiklopedisi, Cilt 4. s.1964

3. Hayat Ansiklopedisi, Cilt 5. s. 2432

4. Hayat Mecmuası 1958 yıllığı.

5. S.E.Berzeg-Ö.Özbay, Kuzey Kafkasya Göçmenlerinde Besteciler-Ressamlar-Hattatlar. Kuzey Kafkasya Kültür Derneği, Gençlik Kolu Yayınları No.1. Ankara 1971

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...