|
Sovyetler
Birliği'nin dağılmasından sonra onun enkazı üzerinde Rusya
Federasyonu ve diğer komşu cumhuriyetlerin kurulmasıyla
birlikte tüm politikacı, bilim adamı ve gazeteciler ağız
birliği etmişçesine, Rusya'nın yeni dönemde belli başlı ve
tutarlı bir Kafkasya politikası olmadığını söylemektedirler.
Peki bunun sebebi nedir acaba? Kafkasya konusundaki
bilgisizlik mi? Diplomatik sebepler mi? Eğer bu soruların
cevabını "hayır" olarak seriyorsak, bu güne kadar bu
enteresan ülke üzerine yazılar yazmış aydınların günahını
alıyoruz ve onların gönüllerini incitiyoruz demektir.
Kütüphane, enstitü ve müzelerde Kafkas halklarının tarihi,
kültürü ve arkeolojileri ü-zerine yazılmış büyükçe kitaplar
ve 19. Yüz¬yılda bu bölgede bulunmuş Rus edebiyatçıların
klasikleşmiş eserleri tozlu raflarda araştırmacıları ve
ilgilenenleri beklemektedir.
Tiflis'ten Piyatigorsk'a atlı arabayla giden o zamanın aydın
ve sanatçıları ilginçtir ki, Kafkasya’yı günümüzün telefon
ve kameralarla donanmış aydın ve gazetecilerinden daha iyi
anlayabiliyorlardı. Ve salt anlamakla kalmayıp, kalemlerini
akıllıca ve ustalıkla da kullanarak eserler veriyorlardı.
Merhameti ve doğruluğu ilke edinmiş olan bu büyük Rus
şairlerinin kaleminden aşağıdaki satırlar dökülüyordu:
Kafkas! Uzaktaki diyar!
Özgürlüğün onuru!
Senin de şansın yok,
Kanlı savaşla yüz yüzesin!
Kara bulutların altındaki,
Mağaralar, sarp kayalıklar!
Övgü, altın ve ziynetin parıltıları
Size de esir edebilecekler mi acaba?
Kafkas’ta yanan ateşi ve özgürlüğü için savaşan insanları
gören şair, tanrının kendisine verdiği akıl ve yeteneği
utanma, onur gibi insanlığın yüce değerlerini de şiar
edinerek kullanmıştır. Aynı şair daha sonra Kafkas’ı ateşe
veren zalimin zulmüyle hayatını yitirmiştir.
Birilerine nasihat vermek istemiyorum, ki bunun bir yararı
da olmayacaktır. Ancak, öncelikle şuna dikkat çekmek
istiyorum. Nüfusu itibariyle küçük veya büyük olsun, bir
ulus üzerine toplu bir değerlendirme yapılacaksa, öncelikle
o ulusun tarihini iyi incelemek gerekir. O ulusun uğradığı
tarihi haksızlıkları ve bunların sorumlularını da ortaya
çıkardıktan sonra bugünkü konumunun da yeterli olup
olmadığını saptayıp, daha sonra o ulus hakkında bir şeyler
yazmak doğru olacaktır. Aksi takdirde yazılan yazı
bilgisizliğin sisleri arasında yolunu şaşıracak, hedefini
kaybedecektir.
Bugünlerde yaşadığımız zavallılığın nedeni de Rusya'nın
kendini, kendi bilgi ve uygarlık hazinesinden uzaklaştırmış
olmasıdır. Klasik Rus edebiyatının, tarih, felsefe ve
kültüründeki çok değerli hazinelerden uzaklaşmamız, bilim
adamlarımızın suyun süzgeçten geçmesi gibi Rusya'yı terk
etmeleri, ulusal yararı göz ardı eden yöneticiler yüzünden
bilimin Rusya'da bir kül gibi sönmesi, bugünkü hale
gelişimizin nedenleridir. Bu hale düşmüş olan ülkenin
politikası, tarihi, halklar arası ilişkiler üzerine yazılmış
o kadar asılsız öykülerin, politik hikayelerin ve yalan
gazete haberlerinin ortalığı doldurmasında da zaten
şaşılacak bir şey yoktur.
Moskova'da yayınlanmakta olan Megapolis Kontinent dergisinde
sevgili Adığeyimiz üzerine bir yazı görünce doğrusu
sevinmiştik. Ancak yazıyı okuduktan sonra hayretten dona
kaldık. Makalenin yazarı Sergey Pletnev sayı ve oranları
konuşturarak fikir yürütüyordu ve en çok diline doladığı da
%22 idi. Bu sayıya itiraz etmek de mümkün değildi, zira biz
Adığelerin Cumhuriyet'teki nüfus oranları gerçekten buydu.
Makale yazarının demografik sayılara sıkı sarılması
rastlantı değildi. O kendi görüş ve düşüncelerini haklı
çıkarmak için bunlardan yararlanıyordu.
Sergey Pletnev'in ortaya attığı iddialar ger-çekten
korkutucuydu ve tüyleri diken diken ediyordu. Ona göre
Adığeler Cumhuriyet'te iktidarı kanunsuz bir şekilde ele
geçirmişlerdi ve tek bir halkın egemenliğine dayalı küçük
bir ülke oluşturmuşlardı. Bu Cumhuriyet'te ulus ve ırk
ayırımına dayalı bir rejim kurulduğu gibi komşu Krasnodar
Eyaleti'nin topraklarını da ele geçirmek için uğraşılıyordu.
Bu ülkedeki Adığe yönetimi Rusya'dan ayrılıp bağımsız bir
devlet olmayı amaçlıyordu.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkemizdeki bazı Rusların bu
%22 ile ilgili ileri sürdükleri iddiaları anımsayacak
olursak, Sergey Pletnev'in yanlış hesaplarının da nereden
kaynaklandığını ve neyi amaçladığını anlamak
kolaylaşacaktır.
O günlerde "Slavların Birliği" adlı derneğin Adığe
Cumhuriyeti'nin kuruluşuna nasıl engeller çıkarmaya
çalıştığını ve bu oranı (%22) esasa alıp, ülkedeki Rusları
harekete geçirerek cumhuriyete gerek olup olmadığının
referandumla belirlenmesini istemelerini yeni¬den
anımsayalım.
Bu görüşlerin sahipleri o zamanlar, yıllarca Adığelerle bir
arada yaşamış olan Rus hal-kını Adığeyin bir cumhuriyet
olarak Rusya'ya katılmasının yanlışlığına
inandıramamışlardı. İnsan kitlelerine egemenlik
deklarasyonunun kötü, referandumun iyi olduğunu kabul
ettirememişlerdi.
Şimdi gözlerimizi dört açıp, ulusal ayrımcılık yapan ve
insan haklarını yok eden Adığelere karşı mücadele ettiğini
öne süren makale yazarının gerçek amaçlarının neler olduğunu
ortaya çıkarmaya çalışalım. Bu kışkırtıcı yazarın gerçek
amaçları şunlardır.
1. Öncelikle Adığey Anayasası'ndaki Adığece ve Rusça'yı
resmi dil olarak kabul eden madde kaldırılmalıdır. Çünkü bu
madde Adığece bilmeyenlerin başkan seçilmesini
engellemektedir. Başkan olmak isteyecek Rusların Adığece
öğrenecek halleri yoktur. Bu madde kaldırıldığı takdirde
çoğunluk olan Ruslar şüphesiz ki Rus başkan seçecek ve
istediklerini yapacaktır.
2. Adığelerin bilgi ve yeteneklerine de bakılmaksızın
hükümetteki oranları da nüfuslarının karşılığı gibi %22
olmalı, kalan %78 Ruslara verilmelidir.
3. Adığelerin Parlamento'daki oranları da ister istemez
nüfuz oranları kadar olmalıdır. Böylelikle Parlamento'dan
özellikle ulusal yapılanma ile ilgili yasaların geçmesi
engellenmiş olacaktır.
4. Parlamento çoğunluğu Rusların eline geçince yeni bir
göçmen yasası çıkarılıp ülkenin her yanından Ruslar Adığey'e
doldurulacak ve böylece Adığelerin nüfus oranları %3 ve
5'lere düşürülecektir. Böylece Adığe Cumhuriyeti de kavgasız
ve gürültüsüz bir şekilde ortadan kaldırılmış olacaktır.
5. Bu şekilde Rus nüfus oranı %95'lere ulaştığında bir
referandumla Cumhuriyet ortadan kaldırılacaktır.
6. Ve Adığeler hiç de ihtiyaçları olmayan bu baş ağrısı
Cumhuriyet'ten kurtulunca rahatlayacaklardır. Canlarını
sıkmakta olan dil, başkanlık, bayrak, marş, arma gibi
şeylerden kurtulacaklar ve sonunda demokrasinin nasıl iyi
bir şey olduğunu da anlamış olacaklardır.
Şimdi madalyonun diğer yüzüne de bir göz atalım. Zaten işin
doğrusu da madalyonun bu yüzüne bakarak işe başlamaktır.
Zira o zaman Adığelerin tarihi vatanlarında başlarına gelen
felaketin sorumlusu da görülecek ve %22'lere düşmelerinin
gerçek nedenleri de ortaya çıkacaktır. "İşin başlangıcını
bilmeden sonunu da bilemezsin" der bir ata sözümüz.
Öncelikle Adığelerin uğradığı soykırımın sorumlusunu
saptadıktan sonra onu bu işten dolayı sorumlu tutmanın bugün
tam zamanıdır. Zira Rusya Federasyonu kendi kendine ve
hiçbir zorlama olmaksızın Sovyetler Birliği ile birlikte
Çarlık Rusyası'nın da mirasına sahip çıkmıştır. Böyle olunca
da Adığelerin uğradığı felaket¬ten dolayı sorumlu tutulması
ve tazminat ödemesi gerekmektedir.
Bugünkü Rusya, Adığelere karşı işlediği şu suçlardan dolayı
sorumlu tutulmalıdır.
1. 19. yy başlarında 1864'e kadar Çarlık Adığelere karşı
soykırım politikası izlemiştir. Adığelerin yarısı savaşlarda
öldürülmüş, yarısı da sürgün edilmiştir. Nüfus bu şekilde 20
kat azalmıştır.
2. Bir zamanlar bu günkü Gürcüstan kadar olan Çerkesya,
izlenen gasp politikası ne-deniyle günümüzün Adığey'i olarak
kalmıştır. Bu şekilde Adığeler kendi topraklarında köksüz
kalmıştır.
3. Ülkelerinde kalabilen 50 bin Adığe, Çar görevlilerince
göçe zorlanmış ve malları gasp edilmiştir. Bu yüzden bu
günkü Maykop ve Ceç rayonları ile Maykop şehrinde Adığe
kalmamıştır. Bu uygulamanın günümüzdeki adı etnik
temizliktir ve insanlıkça şiddetle kı-nanmaktadır.
4. Dış ülkelerdeki Adığelerin anavatanlarına dönüşlerini
engelleyen şartlar mevcuttur.
5. Tüm bunlar Adığeler üzerinde ölümcül etkiler yapmıştır.
Ulus bu güne kadar kendini toparlayamamıştır. Bu felaketin
ulusun nüfusu, psikolojisi, gelenekleri, dili, kültür ve
sanatı üzerinde yaptığı tahribatın hangi ölçülerle
değerlendirilip tedavi edilebileceği belli değildir.
Peki şimdi bu büyük vahşet ve zulüm uygulanmış olduğun
halkın karşısına geçip "nüfus oranınız %22'leri bulmazken
Cumhuriyet, bayrak, arma sizin neyiniz?" diye sorabilmek
için ne kadar yüzsüz olmak gerekiyor acaba?
Bunları söyleyebilecek kişinin, utanmanın ne olduğunu hiç
bilmeyen biri olması gerekir, diye düşünüyorum.
Tüm bunlardan sorumlu olan ve tazminat ödemesi gereken de
şüphesiz Rusya Federasyonu'dur ve bugünkü Rusya'dır.
Bu günkü Rusya, bu sorumluluklarından bir tanesini yerine
getirmiştir. O da Adığey Cumhuriyeti'dir. Ancak bir tek
Adığe dahi Adığe Cumhuriyeti'nde kalıncaya kadar bu
Cumhuriyet'in var olacağı da kanıtlanmalıdır.
Rusya'nın ikinci görevi ise anavatanlarından sürülmüş
olanlara hiçbir engel çıkarmadan ve onları destekleyerek
tekrar eski yurtlarında dönmelerini ve yerleşmelerini
sağlamaktır. Tarihi, politik ve insani bakımdan yapılması
gereken tek doğru şey de budur.
Rusya Federasyonu'nun üçüncü görevi de Adığeleri
rehabilitasyona tabi tutmasıdır. Onların elinden zorla
aldığı tüm topraklarını geri vermeli, 19. yy'daki
Çerkesya'yı yeniden oluşturmalıdır.
Rusya'nın dördüncü görevi ise Adığelere uyguladığı sürgün ve
soykırımdan dolayı tüm dünya önünde özür dilemektir. İşte o
zaman hak yerini bulmuş olacaktır.
Adığey Cumhuriyeti'nin Başkanı ile ilgili olarak da bir
sözüm olacaktır. Cumhur¬baş¬kanlığı Adığeler için sadece bir
makam koltuğu olmayıp, Adığe devletinin sembolü ve
kanıtıdır. Nüfus oranları ne olursa olsun, Adığe olmayan bir
başkana asla razı olmayacaklardır. |