NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : AĞUSTOS - EYLÜL 1997

03

YIL / SAYI : 1 / 3
SAYFA SAYISI : 48
KAPAK KONUSU : ABHAZYA ÖZEL SAYISI
 

 
 
 
 
 
 
 
 
Şovenizmin Yanlış Hesabı

Abrec Almir


 

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra onun enkazı üzerinde Rusya Federasyonu ve diğer komşu cumhuriyetlerin kurulmasıyla birlikte tüm politikacı, bilim adamı ve gazeteciler ağız birliği etmişçesine, Rusya'nın yeni dönemde belli başlı ve tutarlı bir Kafkasya politikası olmadığını söylemektedirler. Peki bunun sebebi nedir acaba? Kafkasya konusundaki bilgisizlik mi? Diplomatik sebepler mi? Eğer bu soruların cevabını "hayır" olarak seriyorsak, bu güne kadar bu enteresan ülke üzerine yazılar yazmış aydınların günahını alıyoruz ve onların gönüllerini incitiyoruz demektir.


Kütüphane, enstitü ve müzelerde Kafkas halklarının tarihi, kültürü ve arkeolojileri ü-zerine yazılmış büyükçe kitaplar ve 19. Yüz¬yılda bu bölgede bulunmuş Rus edebiyatçıların klasikleşmiş eserleri tozlu raflarda araştırmacıları ve ilgilenenleri beklemektedir.


Tiflis'ten Piyatigorsk'a atlı arabayla giden o zamanın aydın ve sanatçıları ilginçtir ki, Kafkasya’yı günümüzün telefon ve kameralarla donanmış aydın ve gazetecilerinden daha iyi anlayabiliyorlardı. Ve salt anlamakla kalmayıp, kalemlerini akıllıca ve ustalıkla da kullanarak eserler veriyorlardı. Merhameti ve doğruluğu ilke edinmiş olan bu büyük Rus şairlerinin kaleminden aşağıdaki satırlar dökülüyordu:

Kafkas! Uzaktaki diyar!
Özgürlüğün onuru!
Senin de şansın yok,
Kanlı savaşla yüz yüzesin!
Kara bulutların altındaki,
Mağaralar, sarp kayalıklar!
Övgü, altın ve ziynetin parıltıları
Size de esir edebilecekler mi acaba?

Kafkas’ta yanan ateşi ve özgürlüğü için savaşan insanları gören şair, tanrının kendisine verdiği akıl ve yeteneği utanma, onur gibi insanlığın yüce değerlerini de şiar edinerek kullanmıştır. Aynı şair daha sonra Kafkas’ı ateşe veren zalimin zulmüyle hayatını yitirmiştir.


Birilerine nasihat vermek istemiyorum, ki bunun bir yararı da olmayacaktır. Ancak, öncelikle şuna dikkat çekmek istiyorum. Nüfusu itibariyle küçük veya büyük olsun, bir ulus üzerine toplu bir değerlendirme yapılacaksa, öncelikle o ulusun tarihini iyi incelemek gerekir. O ulusun uğradığı tarihi haksızlıkları ve bunların sorumlularını da ortaya çıkardıktan sonra bugünkü konumunun da yeterli olup olmadığını saptayıp, daha sonra o ulus hakkında bir şeyler yazmak doğru olacaktır. Aksi takdirde yazılan yazı bilgisizliğin sisleri arasında yolunu şaşıracak, hedefini kaybedecektir.


Bugünlerde yaşadığımız zavallılığın nedeni de Rusya'nın kendini, kendi bilgi ve uygarlık hazinesinden uzaklaştırmış olmasıdır. Klasik Rus edebiyatının, tarih, felsefe ve kültüründeki çok değerli hazinelerden uzaklaşmamız, bilim adamlarımızın suyun süzgeçten geçmesi gibi Rusya'yı terk etmeleri, ulusal yararı göz ardı eden yöneticiler yüzünden bilimin Rusya'da bir kül gibi sönmesi, bugünkü hale gelişimizin nedenleridir. Bu hale düşmüş olan ülkenin politikası, tarihi, halklar arası ilişkiler üzerine yazılmış o kadar asılsız öykülerin, politik hikayelerin ve yalan gazete haberlerinin ortalığı doldurmasında da zaten şaşılacak bir şey yoktur.


Moskova'da yayınlanmakta olan Megapolis Kontinent dergisinde sevgili Adığeyimiz üzerine bir yazı görünce doğrusu sevinmiştik. Ancak yazıyı okuduktan sonra hayretten dona kaldık. Makalenin yazarı Sergey Pletnev sayı ve oranları konuşturarak fikir yürütüyordu ve en çok diline doladığı da %22 idi. Bu sayıya itiraz etmek de mümkün değildi, zira biz Adığelerin Cumhuriyet'teki nüfus oranları gerçekten buydu. Makale yazarının demografik sayılara sıkı sarılması rastlantı değildi. O kendi görüş ve düşüncelerini haklı çıkarmak için bunlardan yararlanıyordu.


Sergey Pletnev'in ortaya attığı iddialar ger-çekten korkutucuydu ve tüyleri diken diken ediyordu. Ona göre Adığeler Cumhuriyet'te iktidarı kanunsuz bir şekilde ele geçirmişlerdi ve tek bir halkın egemenliğine dayalı küçük bir ülke oluşturmuşlardı. Bu Cumhuriyet'te ulus ve ırk ayırımına dayalı bir rejim kurulduğu gibi komşu Krasnodar Eyaleti'nin topraklarını da ele geçirmek için uğraşılıyordu. Bu ülkedeki Adığe yönetimi Rusya'dan ayrılıp bağımsız bir devlet olmayı amaçlıyordu.


Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkemizdeki bazı Rusların bu %22 ile ilgili ileri sürdükleri iddiaları anımsayacak olursak, Sergey Pletnev'in yanlış hesaplarının da nereden kaynaklandığını ve neyi amaçladığını anlamak kolaylaşacaktır.


O günlerde "Slavların Birliği" adlı derneğin Adığe Cumhuriyeti'nin kuruluşuna nasıl engeller çıkarmaya çalıştığını ve bu oranı (%22) esasa alıp, ülkedeki Rusları harekete geçirerek cumhuriyete gerek olup olmadığının referandumla belirlenmesini istemelerini yeni¬den anımsayalım.


Bu görüşlerin sahipleri o zamanlar, yıllarca Adığelerle bir arada yaşamış olan Rus hal-kını Adığeyin bir cumhuriyet olarak Rusya'ya katılmasının yanlışlığına inandıramamışlardı. İnsan kitlelerine egemenlik deklarasyonunun kötü, referandumun iyi olduğunu kabul ettirememişlerdi.


Şimdi gözlerimizi dört açıp, ulusal ayrımcılık yapan ve insan haklarını yok eden Adığelere karşı mücadele ettiğini öne süren makale yazarının gerçek amaçlarının neler olduğunu ortaya çıkarmaya çalışalım. Bu kışkırtıcı yazarın gerçek amaçları şunlardır.


1. Öncelikle Adığey Anayasası'ndaki Adığece ve Rusça'yı resmi dil olarak kabul eden madde kaldırılmalıdır. Çünkü bu madde Adığece bilmeyenlerin başkan seçilmesini engellemektedir. Başkan olmak isteyecek Rusların Adığece öğrenecek halleri yoktur. Bu madde kaldırıldığı takdirde çoğunluk olan Ruslar şüphesiz ki Rus başkan seçecek ve istediklerini yapacaktır.


2. Adığelerin bilgi ve yeteneklerine de bakılmaksızın hükümetteki oranları da nüfuslarının karşılığı gibi %22 olmalı, kalan %78 Ruslara verilmelidir.


3. Adığelerin Parlamento'daki oranları da ister istemez nüfuz oranları kadar olmalıdır. Böylelikle Parlamento'dan özellikle ulusal yapılanma ile ilgili yasaların geçmesi engellenmiş olacaktır.


4. Parlamento çoğunluğu Rusların eline geçince yeni bir göçmen yasası çıkarılıp ülkenin her yanından Ruslar Adığey'e doldurulacak ve böylece Adığelerin nüfus oranları %3 ve 5'lere düşürülecektir. Böylece Adığe Cumhuriyeti de kavgasız ve gürültüsüz bir şekilde ortadan kaldırılmış olacaktır.


5. Bu şekilde Rus nüfus oranı %95'lere ulaştığında bir referandumla Cumhuriyet ortadan kaldırılacaktır.


6. Ve Adığeler hiç de ihtiyaçları olmayan bu baş ağrısı Cumhuriyet'ten kurtulunca rahatlayacaklardır. Canlarını sıkmakta olan dil, başkanlık, bayrak, marş, arma gibi şeylerden kurtulacaklar ve sonunda demokrasinin nasıl iyi bir şey olduğunu da anlamış olacaklardır.


Şimdi madalyonun diğer yüzüne de bir göz atalım. Zaten işin doğrusu da madalyonun bu yüzüne bakarak işe başlamaktır. Zira o zaman Adığelerin tarihi vatanlarında başlarına gelen felaketin sorumlusu da görülecek ve %22'lere düşmelerinin gerçek nedenleri de ortaya çıkacaktır. "İşin başlangıcını bilmeden sonunu da bilemezsin" der bir ata sözümüz. Öncelikle Adığelerin uğradığı soykırımın sorumlusunu saptadıktan sonra onu bu işten dolayı sorumlu tutmanın bugün tam zamanıdır. Zira Rusya Federasyonu kendi kendine ve hiçbir zorlama olmaksızın Sovyetler Birliği ile birlikte Çarlık Rusyası'nın da mirasına sahip çıkmıştır. Böyle olunca da Adığelerin uğradığı felaket¬ten dolayı sorumlu tutulması ve tazminat ödemesi gerekmektedir.


Bugünkü Rusya, Adığelere karşı işlediği şu suçlardan dolayı sorumlu tutulmalıdır.


1. 19. yy başlarında 1864'e kadar Çarlık Adığelere karşı soykırım politikası izlemiştir. Adığelerin yarısı savaşlarda öldürülmüş, yarısı da sürgün edilmiştir. Nüfus bu şekilde 20 kat azalmıştır.


2. Bir zamanlar bu günkü Gürcüstan kadar olan Çerkesya, izlenen gasp politikası ne-deniyle günümüzün Adığey'i olarak kalmıştır. Bu şekilde Adığeler kendi topraklarında köksüz kalmıştır.


3. Ülkelerinde kalabilen 50 bin Adığe, Çar görevlilerince göçe zorlanmış ve malları gasp edilmiştir. Bu yüzden bu günkü Maykop ve Ceç rayonları ile Maykop şehrinde Adığe kalmamıştır. Bu uygulamanın günümüzdeki adı etnik temizliktir ve insanlıkça şiddetle kı-nanmaktadır.


4. Dış ülkelerdeki Adığelerin anavatanlarına dönüşlerini engelleyen şartlar mevcuttur.


5. Tüm bunlar Adığeler üzerinde ölümcül etkiler yapmıştır. Ulus bu güne kadar kendini toparlayamamıştır. Bu felaketin ulusun nüfusu, psikolojisi, gelenekleri, dili, kültür ve sanatı üzerinde yaptığı tahribatın hangi ölçülerle değerlendirilip tedavi edilebileceği belli değildir.


Peki şimdi bu büyük vahşet ve zulüm uygulanmış olduğun halkın karşısına geçip "nüfus oranınız %22'leri bulmazken Cumhuriyet, bayrak, arma sizin neyiniz?" diye sorabilmek için ne kadar yüzsüz olmak gerekiyor acaba?


Bunları söyleyebilecek kişinin, utanmanın ne olduğunu hiç bilmeyen biri olması gerekir, diye düşünüyorum.


Tüm bunlardan sorumlu olan ve tazminat ödemesi gereken de şüphesiz Rusya Federasyonu'dur ve bugünkü Rusya'dır.


Bu günkü Rusya, bu sorumluluklarından bir tanesini yerine getirmiştir. O da Adığey Cumhuriyeti'dir. Ancak bir tek Adığe dahi Adığe Cumhuriyeti'nde kalıncaya kadar bu Cumhuriyet'in var olacağı da kanıtlanmalıdır.


Rusya'nın ikinci görevi ise anavatanlarından sürülmüş olanlara hiçbir engel çıkarmadan ve onları destekleyerek tekrar eski yurtlarında dönmelerini ve yerleşmelerini sağlamaktır. Tarihi, politik ve insani bakımdan yapılması gereken tek doğru şey de budur.


Rusya Federasyonu'nun üçüncü görevi de Adığeleri rehabilitasyona tabi tutmasıdır. Onların elinden zorla aldığı tüm topraklarını geri vermeli, 19. yy'daki Çerkesya'yı yeniden oluşturmalıdır.


Rusya'nın dördüncü görevi ise Adığelere uyguladığı sürgün ve soykırımdan dolayı tüm dünya önünde özür dilemektir. İşte o zaman hak yerini bulmuş olacaktır.


Adığey Cumhuriyeti'nin Başkanı ile ilgili olarak da bir sözüm olacaktır. Cumhur¬baş¬kanlığı Adığeler için sadece bir makam koltuğu olmayıp, Adığe devletinin sembolü ve kanıtıdır. Nüfus oranları ne olursa olsun, Adığe olmayan bir başkana asla razı olmayacaklardır.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...