|
I. TARİH VE DEMOGRAFYA
Abhazya ülkesinin
ve Abhaz halkının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Abhaz
tarihi Antik Yunan kaynaklarından izlenebilmektedir.
Grekler, antik çağda seyyah bir toplum idiler. Gittikleri,
ticari ilişki kurdukları her toplumu, dil farkını ayırt
etmeksizin “barbar” ismi ile nitelendirirlerdi. Karadeniz’in
doğu kıyılarında yaşayanları da günümüze taşıyarak
tanınmalarına neden olmuşlardır. Antik Grekler, ayırım
yapmadan Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan herkese
“COLCHİS” demişlerdir. Strabo’ya göre M.Ö. I.’de Abhazya’nın
sınırları bugünkü Pitsunda kentinin bulunduğu yerden,
Trabzon’a kadar uzanmaktaydı Hekataios (M.Ö.500),
Heniokhai’yi (WubıhYurdu) Abhazya’nınsınırları içinde
göstermektedir. Karyanda ise (M.Ö.500) Akhaioi (Achaenos)
olarak belirttiği toplumu ve bölgeyi yine Abhazya ile
çakıştırmaktadır. Akınlar halinde Yunanistan yarımadasına
gidip, antik Grek kültürünü yücelten, uygarlıklar kuran
Akha’ları daha sonraki, büyük destanların doğduğu
çağlarda,Yunanistan’dan gelip Anadolu kıyılarında Troia’yı
kuşatırken görmekteyiz. Abhazya’nın kuzeyinde yaşayan bu
Akhaioi’lar Antik Yunan Akha’larının atalarıdır. İliada ve
Odiccea’da kahramanlıkları anlatılan Akha’lar, Kafkas
kültürünü Yunanistan’a taşımışlar ve orada yerli kültürle
kaynaşarak büyük uygarlıklar yaratmışlardır.
Antik çağ
coğrafyacılarına göre Soçi ve Gagra civarı Akha yurdu idi.
Akha’ların Wubıh, Abhaz ve Abazin’lerin ataları oldukları,
bugün artık su götürmez bir gerçek olarak bilim çevrelerince
bilinmektedir. Bu yöreler, Ortaçağ başlarında, Bizans
İmparatorluğu’nun nüfuz alanı olarak görülmektedir.
Dolayısıyla İmparator Justinyanus döneminde Hıristiyan dini
ile tanışmışlardır. Özellikle Pitsunda yöresi, Abhaz
Hıristiyanlığının dini ve kültürel merkezi olmuştur. Bu
dönemin Hıristiyan kaynakları ve Ortaçağ Gürcü tarihçileri
Abhazların varlığından söz etmektedirler. 8.Yüzyıl
sonlarında Bizans İmparatorluğu’nun gücü azalınca, Abhaz
Kralı Levan II, Abhazya, Egrisi, Likhe’yi de kendi tacı
altında Abhaz Krallığı olarak birleştirmiştir. (Chronicen
I.S. 25’ı, Quacisivilis’in (1955 baskısı) Giderek Abhaz
Krallığı bugünkü batı Gürcüstan’ı da içine alan bir
genişliğe ulaşmıştır. Bu durum 200 yıl sürmüştür. Bu dönem
Abhaz Kralı Bagrat III.’ün Gürcü tahtına geçerek iki devleti
birleştirdiği tarihe kadar sürmüştür. 790-975 tarihleri
arasında “Abhazia” adı,bütün batı Gürcüstan’a verilen ad
olarak kalmıştır.
13. yy’da
Moğolların batıya yürüyerek Selçuklu Devleti’ni yıkmaları
sonucu Gürcüstan’ın özellikle doğu ve orta kısmı Moğolların
eline geçmiştir. Tiflis yakılıp yıkılmış, Moğol vahşetinden
kaçan Gürcüler batıda yoğunlaşmıştır. Bu olaylar sonucu
devlet yönetimi çökmüş, devlet eskiden olduğu gibi yine
Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüştür.
Ançabadze’nin günümüze ulaştırdığı bilgilere göre, 14.yy’da
Mingrel (Laz) Prensi Georgi Dadiani, Abhaz Hanedanı
Çaçbaları kuzeye sıkıştırarak Abhazya’nın güneyini, bugünkü
Gal ve Oçamçıra bölgelerini ele geçirmiştir.
Bu zaman dilimi
içinde sıkışan nüfusun bir kısmı, kuzeydekileri de iterek
harekete geçmiş, küçük bir grup Abhaz ile Abhazya ve Wubıh
bölgesi arasında oturanlar, bugünkü Adler, Loov Mitesta (Abazaca’da
mıtsaşta -ateş yolu-) ile mızımta vadisinden kalkarak ve
Kulhor geçitlerinden kuzeye, bugünkü Çerkesk ve Khabardey
topraklarına doğru yayılmışlardır. Abhazya topraklarında
kalanlar ise zaman zaman Mingrelya egemenliğine
başkaldırarak çatışmalara girmişlerdir. Tam bu sıralarda 16.yy’ın
başlarında Osmanlılar, Abhaz Halkı ile İslamiyet’i
tanıştırmışlardır. 1500-1800 arası 300 yıl, Türk-Abhaz
ilişkilerinin yoğun yaşandığı dönem olarak hatırlanmaktadır.
Abhazya’da Osmanlı egemenliği, Rus saldırıları sonucu
1810’da sona ermiştir. Bu dönemde Abhaz nüfusunun büyük bir
çoğunluğu İslamiyet’i kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren
Rus Abhaz çatışmaları başlamaktadır. Abhaz halkı, Çar
yönetimini her fırsatta ayaklanarak kabul etmediğini
belirtmiştir. 1864’te biten Kafkas-Rus savaşları, bütün
Kuzey Kafkasya’da olduğu gibi Abhazya’da da halka çok büyük
felaketler getirmiştir. Bu dönemde Abhaz tahtında bulunan
Çaçba Hamid (Mikhail Şervaşidze) aynı zamanda Çar
ordularında da tuğgeneral idi. Rusya ile inatla çatışmanın,
halkı yok edeceğini biliyordu. Buna rağmen 11-12 Mayıs
1864’deki intihar savaşlarını engelleyememiştir. Felaket
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıyla büyümüş ve Abhazya tarihinin
en büyük nüfus kaybına ve kıyımına sahne olmuştur. Ülkede
bugün yaşayan Abhazlar 100 000 civarındadır. Türkiye’de
yaşayan Kuzey Kafkasyalıların 500 000 kadarının Abhaz
kökenli olduğu dikkate alındığında bu trajik sürgünün
boyutları açıkça gözler önüne serilecektir. 1918 yılı
içerisinde Abhazya’da ilk Sovyet yerel yönetimi kurulmuştur.
Kırk gün süren bu yönetim Menşevik Gürcü Hükümetinin
saldırısı sonucu ortadan kalkmıştır.
Yeni yönetim
kurulduktan hemen sonra mahalli askeri devrim komitesinin
yöneticileri olan Eşba Efrem, Lakoba Nester, Platon
Agiyaşvili, N. Akırtaa, V.İ.Lenin ve J.Stalin’e Abhzaya’ya
ilişkin verecekleri kararlarında ağırlık noktalarının şu üç
isteği kapsamasını bildirmişlerdir:
- Abhazya’nın
birinci derecede bir devlet olarak ilan edilmesi,
- Abhazya’nın
Sovyet Federasyonu içinde yerini alması,
- Halkın kendi
kaderine terk edilmemesi ve Sovyet Rusya ile bağdaştırılması
(henüz Gürcüstan’a bağlı değildir)
Özgür Abhaz
Cumhuriyeti’nin kurulmuş olduğu 31 Mart 1921’de Lenin’e
bildirilmişken Gürcüstan ancak 21 Mayıs’ta “Bağımsız
Abhazya Cumhuriyeti”ni tanıdığını açıklamıştır. Bu güzel
gelişmeleri tehlikeler de bekliyordu. 5 Temmuz 1921’de
Komünist Parti merkez bürosunda toplanan Stalin ve
Avanesin’in verdiği karar şöyleydi: “Parti çalışmaları
açısından Abhazya’nın özerk cumhuriyet statüsünde ve
Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalması
gerekmektedir”. Stalin’in bu müdahalesi, Abhazya
Cumhuriyeti’ne ve Abhaz halkına duyduğu ve saklayamadığı kin
ve düşmanlığını da belirtmektedir. Stalin’in bu tutumunun
Sosyalist Rusya Federatif Cumhuriyeti’nin (RSFSR) ve
Sovyetler Birliği Sendikaları Komitesinin (VİSK) tepkisiyle
karşılaştığı 8 Eylül 1921’de açıklanmıştır.
Bütün bu
direnmelere karşın, Abhazya 1922 yılında, başlangıçta
anlaşmalı bir federatif statüyle Gürcüstan devletine
bağlanmıştır.
1931 yılında ise
“Karşılıklı Anlaşma ve Özel İttifak” tek yanlı olarak
bozulmuştur. Abhazya yalnızca özerklik hakkına layık
görülerek Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.
1937-1953 tarihleri arası Stalin ve Beria’nın Abhazya’ya
yönelik karakteristik baskılarının uygulandığı yıllar olarak
tarihe geçmiştir. Bu süreç içerisinde Abhazya paralelindeki
diğer küçük cumhuriyetlerde ise Abhazya’dakinin tersine
değişik bir uygulama gelişmiştir. Beria ve Stalin’in baskı
ve zorla göç ettirim yöntemleri sonucu zaten karışık olan
Abhazya’nın demografik sorunları giderek karmaşık hale
gelmiştir. Tarih boyunca, kültürü, dili, sosyal yaşamı hep
farklı olagelmiş olan Abhazya ve Gürcüstan, zorla kıyılmış
bir nikah ile birbirine bağlanmış olan eşler gibi idi. Abhaz
ve Gürcü halkının bu farklılığı açık ve biline gelen bir
gerçektir. 1877 yılında Gürcüstan’da yayımlanan “Tiflis
Vestnik” gazetesinin açıkça belirttiği gibi, “Abhazlar,
etnografik, sosyal, ekonomik yaşamları ve dünya anlayışları
ile komşusu oldukları uluslardan çok farklıdırlar.” 19.yy’ın
70’li yıllarına kadar bu ülkede nüfus çoğunluğunu,ülkenin
yerli halkı olan Abhazlar oluşturmakta idi. 1926 yılına
gelindiğinde ise 60 değişik etnik grup yaşar olmuştur.
Aşağıdaki tablo
şoven Gürcü yönetiminin yavaş yavaş Abhaz halkını yok
edişini açık bir şekilde göstermektedir:
|
1886 Sonlarında Nüfus Dağılımı |
|
Abhazlar |
58.961 |
|
Mingreller |
3.414 |
|
Gürcüler |
515 |
|
Yunanlar |
2.056 |
|
Ruslar |
972 |
|
Ermeniler |
1.337 |
|
Estonlar. |
637 |
|
Diğerleri |
1.460 |
Bu demografik
durumun Abhazların aleyhine nasıl bozulduğunu aşağıdaki
tablo trajik bir şekilde gözler önüne sermektedir:
|
Abhazya’da Nüfus Değişimleri (1897-1992) |
|
Yıllar |
Abhazlar |
Gürcüler |
Ruslar |
|
1897 |
58.697 |
25.375 |
5.135 |
|
1926 |
55.918 |
57.949 |
20.456 |
|
1939 |
56.147 |
91.067 |
60.201 |
|
1959 |
61.197 |
158.221 |
86.715 |
|
1970 |
77.276 |
199.595 |
92.889 |
|
1992 |
95.000 |
240.000 |
76.000 |
Yukarıdaki iki
tablonun karşılaştırılmasından görülen en bariz, en çarpıcı
husus 1896 da Abhazya da 515 Gürcü yaşarken 1992 de nüfusun
240.000 e ulaşmasıdır. 1870 yılından itibaren ülke nüfusunun
karmaşıklığı derhal etkisini göstermiştir. Bir gurup
Abaza’nın Osmanlı topraklarına sürülmesi üzerine boş
araziler yağmalanmıştır .Gürcü, Rus, Ermeni, Alman, Bulgar,
Azeri ve diğer unsurlarla birlikte yaşam belirmeye
başlamıştır.
1877 deki birinci
nüfus sayımı kayıtlarına göre ülke nüfusunun % 53
kadarı Abhaz iken 1926 yılında Abhaz nüfusu yarı yarıya
azalmıştır. 1979 yılında yapılan sayım ise Abhaz
nüfusunun % 17 ye düştüğünü göstermektedir. Gürcü nüfusu
ise aksine büyük bir artış göstermektedir.
Yukarıda
açıklandığı üzere, Batı Gürcüstan topraklarından Abhazya
ya ailelerin yerleştirilmesi, Çar yönetimi döneminde
başlamıştır. Gürcü menşeviklerinin uyguladıkları
ulusları birbirine düşürme, terör ve Abhazların zorla
Gürcüleştirilmesi politikası, menşevik devlet adamı Ş.Z.Elıara’nın
ağzından belgelenmiştir. Eliara 1926 yılında Gürcüstan’da
S.İ.K teşkilat toplantısında “Hiç ara vermeden Abhaz
halkının hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk” demektedir.
Stalin’in baskı
yönetimi süresince Abhaz halkının yaşamı giderek bir
trajediye dönüşmüştür. Bir gece içerisinde yüzlerce kişi
Abhaz köylerinden toplanarak götürülmüş, bir çoğu
katledilmiş,aydınlar kökten silinmiştir. Baskı rejimi
yıllarında Abhazya’nın en seçkin insanları yok
edilmiştir. Bu toplu katliamlar, nüfusu az olan Abhazya
için büyük bir yıkım olmuştur.
Bu arada Abhaz
dili yasaklanıyor, Abhaz tarihi, kültürü, ulusal devlet
bilinci, yerel coğrafi isimler, Abhaz alfabesi yok
ediliyordu. 1937-1938 yıllarında Gürcü alfabesi temel
alınarak yeni bir alfabe hazırlanmış, Abhaz sözcüğü
yazışmalardan çıkartılmış, Abhaz kimliği körletilerek,
herkesin Gürcü olduğu duyurulmuştur.
1937 den 1953
yılına kadar Gürcüstan”nın değişik yörelerinden birçok aile
zorla Abhazya ya yerleştirilmiştir. Savaştan sonraki
yıllarda da bu uygulamalar sürmüş ,Abhaz okullar
kapatılarak Gürcüce öğretim yapan okullar açılmıştır.
1948 yılında
Sohum kale ye gelen Stalin utanmaz ve ahlaksız bir eda
ile şöyle konuşuyordu”Biz Gürcüler Abazinlere nazaran
Abhazlara daha yakınız. Talihsiz Lakoba bunu bir türlü
anlayamıyordu... Stalin bu sözlerle Abhaz Ulusal lideri
Lakoba’yı, Gürcülüğü kabul etmediği için, öldürüldüğünü
övünerek açıklıyordu.
Abhazların ana dil
yasağının yanı sıra, parti ve devlet atılma ve işsiz kalma
tehlikelerine de göğüs germeleri gerekiyordu. Gürcüler
dışındaki diğer etnik gruplarda bu uygulamalarından
nasiplerini almışlardır. Örneğin; Mesket Türkleri ile
Rumlar Kazakistan’a sürüldüler. Bu arada Abhazca olan
SOHUM kent ismi Gürcüleştirilerek “SUKHUMİ” olarak
değiştirildi.
1948 yılında
başlatılan, Abhazya’nın Gürcüleştirme politikası l951
tamamlanmış, bu süre zarfında bütün yerleşim isimleri
değiştirilmiştir. 1990 yılında bu değişikliklerin oranı
%96 ya ulaşmıştır. Gürcüleştirme politikaları giderek
çeşitli tepki ve huzursuzluklara yol açmış ve mücadele
zorunluluğu doğmuştu. Bu mücadelenin bir göstergesi olarak
da, Abhazya anayasasında değişikliğe gidilerek
Gürcüstan’dan ayrılma istekleri dile getirildi Bu
sırada Gürcüstan K. P. Merkez Komitesi Sekreteri İ.V.
Kaputinov, Sohum’da düzenlenen binlerce kişinin katıldığı
bir toplantıda söz alarak bu soruna ne şekil verilirse
verilsin müzakeresinin bile yapılamayacağını açıklamıştır.
Bu gelişmelerden
ve çalışmalardan somut sonuçlar alınamaması, Abhazya’da
Gürcü olmayan etnik grupları hareketlendirdi. Karşılığında
da Tiflis’te ve Gürcüstan’ın diğer kentlerinde yeniden
hortlayan Gürcü Menşevik bayrakları altında yürüyüşler
propagandalar yapılmaya başlandı. Nasyonal sosyalizme
yönelik idealleri gaye edinen ve Gürcü olmayanları zorla
Gürcüleştirme eylemine yönelik programlara devam ediliyordu.
Bir Gürcü
edebiyatı yayın organı olan, devletin yönetiminde yayınlanan
“Literaturuli Sakartvelo -Gürcü Edebiyatı” adlı gazete,
Gürcü nasyonal sosyalizminin en çarpıcı örneğini, Hitler’e
rahmet okuturcasına veriyordu. Gazetede şöyle deniyordu:
“Gürcüstan’da Gürcülükten başka bir şey olmamalıdır.
Gürcüstan’da, Gürcü olmayan da Gürcüdür. Gürcüce
konuşulmalı, Gürcüce yazılmalıdır. Her insan Gürcü kültürü
ile yetiştirilmeli, Gürcü gelenek ve görenekleri ile
yaşamalıdır. Yoksa hiçbir surette Gürcü sayılmaz.”
Abhazya Özerk
Cumhuriyeti’nde bundan böyle sosyo-ekonomik ve kültürel
kalkınmanın yeniden başlatılmasının hak ve özgürlüklerin
arttırılmasıyla mümkün olduğu, bunun da Abhazya’nın
1921’deki statüsüne kavuşturulmasıyla olabileceği artık
tartışma götürmez bir gerçek olarak su yüzüne çıkmıştı.
Efrem Eşba, altmış
yıl önce, olacakları biliyormuşçasına şöyle diyordu:
“Abhazya bağımsız bir statüde, SSCB’nin bir üyesi olmalıdır.
Bu ulusal düşmanlıkları kışkırtan unsurları yenmenin tek
silahı, Abhaz ve Gürcü uluslarının emekçi halklarının
arasında hak eşitliğine dayanan kardeşliğin, kardeşlik
güvencesinin yerleştirilmesidir. Bu iki halk arasında, bu
güvenlik kavramı yerleşince istenilen sonuca ulaşabilmek
mümkün olacaktır.”
Bütün bu
huzursuzlukların ve kaynaşmanın sonucu, Abhaz ulusal
Cephesi Birliğinin öncülüğünde, Gudauta bölgesinin tarihi
Lıkhnı köyünde 18 Mart l989’da tarihi büyük kurultay
toplanmıştır. Bu toplantıya partinin Abhazya bölgesi büro
üyeleri, ulusal parlemento üyeleri, sanatcılar,
bilimadamları, yazarlar, Abhazya’da bulunan etnik
toplulukların temsilcileri ile halktan binlerce kişi
katılmıştır. Toplantıda bu yazımıza kaynak olarak
yararlandığımız tarihi karar çıkmıştır.
1- KP SS Merkez
Komitesi, SSC şurası, SSC Bakanlar kurulu, Abhazya
Cumhuriyetinin statüsünün yeniden ele alınarak
Cumhuriyetin yeniden kurulması için Lenin’in sağlığında
1921’de ilan ettiği gibi ;
Statüyü tekrar
gözden geçirerek SSC Devletlerinin hak eşitliği için,
çeşitli özellikler gösteren devletlerin çok yönlü Lenin
prensipleriyle bağdaşmasını sağlamaları gerekir.
Bildiri Gürcüstan
KP tarafından 29 Mart 1989 tarihinde reddedilmiştir.
Olaylar bu şekilde gelişirken, bir yandan da Gürcüstan
devlet üniversitesinin bir şubesinin Sohumkale’de
açılması gündeme gelmiştir. Sovyet ve Abhaz yetkilileri
var olan gerginliği de dikkate alarak bu programın
uygulanmasını ertelemişlerdir. Bunun üzerine saldırgan
Gürcü milisleri Sohum da şiddetli çatışmalara neden
olmuşlardır. 15-l6 Temmuz 1989 da 11 ölü 127 yaralı ile
sonuçlanan Abhaz Gürcü çatışmasından sonra Abhazlar, 18
Mart l989 bildirgesinin en kısa zamanda yaşama
geçirilmesinin gereğine inanmışlardır.
25 Ağustos 1990
günü Abhazya Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu’nda yapılan
oylamada, 72 milletvekilinin 70’i Abhazya’nın Gürcüstan’a
bağlanmadan önceki statüsüne kavuşturulması
doğrultusunda oy kullanmışlardır. Böylece Abhazya 1921’de
olduğu gibi, egemen bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kalmak
istediğini dünya kamuoyuna duyurmuştur.
Tarihinde
Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin 11. Çağrısının 10.Oturumundakabul
edilen Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin Bağımsızlık
Deklarasyonu, “Abhazya’nın bağımsız bir Cumhuriyet olduğunu
sevinçle ilan” ediyordu.
II. BAĞIMSIZLIK VE YENİ GELİŞMELER
Abhazya
Parlamentosu bağımsızlık sonrası Gürcüstan’la olan ve
kangren haline gelen ilişkilerini somut bir biçimde nihai
bir şekle bağlamak için 23 temmuz 1992 tarihinde, tarihi bir
karar alarak Abhazya Özerk S.S.C. ’nin 1978 anayasasını
yürürlükten kaldırmıştır. Böylece birlik antlaşmasından
önceki statüye dönülmüş oluyordu. Abhazya Parlamentosu’nun
bu tarihi kararı şöyle ifadesini bulmuştur.
I. Abhazya Özerk
S.S.C ‘nin 1978 anayasası geçersizdir.
II. Yeni bir
anayasa kabul edilinceye kadar Abhazya S.S.C.’nin 1925
anayasası yürürlükte olacak ve şu an yürürlükte olan yasama,
yürütme ve yargı sistemi aynen muhafaza edilecektir.
Abhazya
Parlamentosu’nun bu tarihi kararı almasından önceki siyasal
gelişmeleri özetle gözden geçirecek olursak :
Bilindiği üzere
Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle S. S. C. B. ’ye bağlı
ülkelerin oluşturduğu birliğin dağılma süreci başlar.
Birlikten ayrılan cumhuriyetler arasında yeni hukuki
ilişkilerin kurulması zorunlu hale gelir. Bu zorunluluk
Abhazya ile Gürcüstan’ın hukuki ilişkilerini de etkiler.
Abhazya’nın
statüsü ve Gürcüstan ile S. S. C. B. Arasındaki karşılıklı
ilişkiler 1978 anayasası ile düzenleniyordu. Gürcüstan
Yüksek Sovyeti 1989 ve1990 yıllarında peşpeşe aldığı
kararlarla 24.2.1920 tarihinden itibaren kurulan bütün
devlet kurumları ile bu kurumlar ve makamlarınca alınan
bütün hukuki kararları geçersiz saymıştır. S. S. C. B. ‘nin
dağılmasından sonra birlikten ayrılan devletlerle Gürcüstan
geçici askeri konseyi 1992 Şubatında 1921 Gürcüstan
anayasasına dönme kararı almıştır. Bu anayasa da ise Abhazya
‘nın Gürcüstan’a bağlı olduğuna dair hiçbir hüküm
bulunmamaktadır. Böylece Abhazya ‘nın Gürcüstan içerisindeki
fiili varlığı kendiliğinden sona ermiş oluyordu.
Bütün bu
gelişmelerin arkasından Gürcüstan’ın nasıl Abhazya ‘ya
saldırdığı, Gürcü yönetiminin jenosite varan kıyımı Abhaz
direnişi ve bu direniş sonucunda Gürcüstan’ın Abhazya’dan
zorunlu çekilişi dünya kamuoyu tarafından yakinen
bilinmektedir. Savaştan sonraki duruma göz atacak olursak
:
III.
SAVAŞTAN SONRAKİ DURUM
Bilindiği üzere
Gürcüstan hükümeti ile Abhazya halkı arasında yukarda ifade
ettiğimiz nedenlerden ötürü bir savaş olmuş, bu savaş
sonucunda Abhazya halkı de facto bir şekilde bağımsızlığını
ilan etmiş durumdadır. Taraflar arasında 3 Eylül 1992
tarihinden beri savaşın durdurulması, insan haklarının
temini, taraflar arasındaki ekonomik ve hukuki sorunların
düzenlenmesi, Abhazya Cumhuriyetinin siyasi statüsünün De
Yura haline getirilmesi yani siyasi statünün belirlenmesi ve
uluslararası örgütlerin yapabilecekleri insani yardımlar
gibi konularda süre gelen görüşmeler halen tıkanmış bir
vaziyette devam etmektedir. Ancak bu süreç içerisinde
Abhazya Cumhuriyetinin karşılaşmış olduğu çok ciddei ve
hayati sorunlara bugüne kadar bir çözüm getirilememiştir.
Bunun sonucu olarak bugün Abhazya Cumhuriyeti çok ciddi bir
şekilde ekonomik olarak müzayaka içerisinde bulunmaktadır.
Bu sorunları kısa pragraflar şeklinde özetlemek mümkündür:
1-Abhazya’ya
konulmuş olan ekonomik ambargo:
Gürcüstan
Devleti’nin gerek dünya kamuoyu ve gerekse Rusya ve BDT
nezdinde yapmış olduğu girişimler sonucunda Abhazya
Cumhuriyeti ekonomik olarak dünyada ve komşularından
tamamiyle tecrid edilmiş durumdadır. Bunun sonucu olarak
Abhazya kendi ürettiği veya üretebileceği yeraltı ve yer
üstü hiçbir ekonomik kaynağını dışarıya gnderme imkanına
sahip olamamaktadır. Örneğin; bugün Abhazya için en verimli
geçim kaynağı olan narenciye ürünlerini hemen bitişiğindeki
Soçi pazarına götürüp satma imkanını elde edememektedir.
Ayrıca bu ekonomik ambargonun sonucu olarak, Abhazya Halkı
ve Cumhuriyeti için hayati ehemmiyeti haiz olan hiçbir
gıdayı, ilacı, giyim eşyasını dışarıdan getirememektedir.
Bunun sonucu olarak yerinde bir tabirle Abhazya açlığa
mahkum edilmiş bir durumdadır, diyebiliriz.
2-Ulaşım
Ambargosu:
Birinci paragrafta
ifade ettiğimiz gibi, Abhazya Halkı şu anda ölümcül bir
hastalığa yakalanmış olsa bile karayolu, havayolu ve deniz
yolu ile ülke dışına giderek tedavi olman imkanına sahip
değildir. Karayolu sınırları tamamen askeri kontrol altına
alındığı gibi Abhazya Cumhuriyeti’ne ait olan limanlar da
ambargo altındadır. Bu durum ise Abhazya için ulaşım yolları
açısından tamamiyle dış dünya ile kopuk bir durumu tevlid
etmektedir.
3-İletişim
Ambargosu:
Abhazya
Cumhuriyeti’nin bugün dış dünya ile hiçbir şekilde telefon,
mektup, telgraf gibi iletişim araçlarından doğrudan
yararlanmak imkanı söz konusu değildir. İnsanların gerek
Abhazya’nın dışında ve gerkse dışarıdaki insanların
Abhazya toprakları içerisinde kalan yakınlarına ulaşması
doğrudan ve yasal yollarla mümkün olamamaktadır. 14 Nisan
1997 tarihinde Rusya’nın Rostov kentindeki santral aracılığı
ile yapılan tek telefon bağlantısı da kesilerek Abhazya
dünyadan tecrid edilmiş bulunmaktadır.
4-Seyahat
Özgürlüğü Ambargosu:
Bilindiği üzere
Abhazya Cumhuriyeti ve bu cumhuriyetin ulusunu teşkil
eden Abhazya halkı dört yıllık bir zamandan beri
Gürcüstan Devleti ile her türlü fiili, hukuki, ekonomik ve
sosyal olarak ilişkilerini kesmiş durumdadır. Bu keyfiyeti
Gürcüstan Devleti de bütün görüşme ve yazışmalarda da kabul
etmektedir. Durum bu merkezde olduğu halde Abhazya
Cumhuriyeti vatandaşının herhangi bir belge, kimlik ve
pasaport ile Abhazya dışına gitme şansı yoktur. O kadar ki
başka cumhuriyetlerin tabiiyetinde olup aynı pasaportu
taşıyan insanların yasal hakları Abhazyalılar için mümkün
olamamaktadır. Kısaca burada haksız ve çifte standarta
dayalı bir uygulama söz konusu olmaktadır. Keza başka
ülkelerden Abhazya’ya gitmek isteyen insanların bu ülkeye
yönelik olarak her türlü seyahat hak ve özgürlükleri
kısıtlanmaktadır. Hatta imkansız hale getirilmiştir.
5-Uluslararası
İnsani Yardım Ambargosu :
Gürcü-Abhaz savaşı
başladığı günden beri başta Türkiye olmak üzere, devletler
ve uluslararası yardım kuruluşları Gürcüstan Devleti’ne
insani yardım adı altında her türlü gıda, ilaç, giyecek vs.
ekonomik yardımları yapmaktadırlar. Ne var ki bu
yardımlardan bugüne kadar Abhazya Cumhuriyeti ve halkı
hiçbir şekilde yararlandırılmamıştır. Oysa ki Gürcüstan’daki
insanlardan kadar Abhazya’daki insanlar da bu insani
yardımlara muhtaçtır. Fakat Gürcüstan’ın tek taraflı ve
avantajlı durumda olan konumu bu yardımların Abhazya’ya
ulaşmasını kesin olarak engellemektedir. Burada da yukarıda
ifade ettiğimiz gibi başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere
diğer devletler ve yardım kuruluşlarının takip ettikleri
politika ve uygulamaları açısından çifte standart bir
anlayışa sahip olduklarını ve bir metot izlediklerini açıkça
ortaya koymaktadır.
6-Diplomatik ve
Hukuki Ambargo:
Abhazya
Cumhuriyeti’nin kendisini uluslararası devletler, sivil
toplum örgütleri, siyasi ve ekonomik kurul ve kuruluşlarda
temsil hakkını elde edemediği için uluslararası
platformlarda bütün avantajlar Gürcüstan Devleti’nin lehine
işlemektedir. Bunun sonucu olarak kaleme alınan bildiriler,
yapılan yazışmalar ve ortaya konulan hukuki
değerlendirmelerde tek taraflılık söz konusu olmakta ve
Abhazya’nın yasal ve meşru hakları hiçbir şekilde
uluslararası platformlarda gündeme gelememektedir.
Bu durumun çarpıcı
bir sonucunu, göçmenlerin geri dönüşünde ve göçmen nedeniyle
alınan yardımlarda ve bu yardımların paylaşılmasında açıkça
görmekteyiz. Şöyle ki : Gürcüstan Devleti dramatik bir
şekilde mülteciler sorununu, daima gündemde tutarak iki
önemli sonucu elde etmektedir. Bunlardan birincisi
mülteciler nedeniyle insani yardımı alabilme imkanını elde
etmesi, diğeri de sürekli olarak Abhazya ile barışın
kurulmasını mültecilerin sorunlarına endekslemek suretiyle
Abhazya Cumhuriyeti’ni barış istemeyen uzlaşmaz bir tutumda
göstermek gibi. Oysa ki, Abhazya Cumhuriyeti mülteci
mübadelesi konusunda taraflar arasında ve gözlemcilerin
nezaretinde yapılan tüm görüşmelerde, varılan sonuçları
miktar olarak antlaşmalarda tespit edileni çok fazla aşan
bir şekilde mülteciler sorununa olumlu ve sıcak bakmakta ve
uygulamayı da bu şekilde yapmaktadır. Örneğin; bugüne kadar
anlaşmaların üzerinde olmak üzere Abhazya’ya geri dönen
mülteci sayısı 100 bini bulmuştur. Ne var ki, Abhazya
Cumhuriyeti yukarıda değindiğimiz nedenle bu durumu dış
dünyaya yansıtamadığı gibi, fevkalade bir şekilde ekonomik
olarak müzayaka içerisinde olmasına karşın 100 bin kişilik
geriye dönen mülteciye karşılık uluslararası devlet ve
kuruluşlardan hiçbir şekilde insani yardım alamamaktadır.
Durumun bu denli vahim olması dahi dikkate alınmadan ambargo
sürdürülmektedir. Nitekim, Bağımsız Devletler Topluluğu 28
Mart 1997 tarihli toplantısında, Abhazya’ya uygulanan
ablukanın devamına karar vermiştir.
Abhazya
Cumhuriyeti’ne ve Abhazya halkına uygulanan bütün bu
ambargolara objektif bir şekilde yaklaştığınızda bazı
gerçekler karşımıza çıkmaktadır.
A- Abhazya halkına
uygulanan bu ambargolar, tarafların hala hazırdaki
konularına ve taraf olma kabullerine uygun değildir.
Bu ambargoların
uygulanmasında, objektif uluslararası hukuki bölgeler,
devletler üstü bölgeler ve uygulama anlaşmaları Gürcüstan
Devleti’ni tek taraflı müsamaha görmesi nedeniyle
tarafgirane bir politik yol izlenmektedir.
Abhazya
Cumhuriyeti’nden, uluslararası hukuk kurallarına ve
devletlerarası antlaşmalara, ayrıca taraflar arasındaki
görüşmelere aykırı olarak insan hak ve özgürlüklerinden
mahrum bırakılması, yaşam hakkının zorla elinden alınması,
açlığa mahkum edilmek suretiyle gayrımeşru bir şekilde
barışa zorlanması, Gürcüstan ile yapılacak barışı
hızlandırmayacak aksine daha da uzamasına eden olacaktır.
Ayrıca bir halkın açlığa mahkum edilerek barışa zorlanmasına
izin ve icazet veren uluslararası bir yasal belge, bir
hukuki metin, bir teamül ve anlayış yoktur. Böyle bir
uygulama da söz konusu olamaz. Bunun yanında bu ağır
koşullar altında tesis edilecek bir barışın kurulsa bile,
adil ve kalıcı olacağını iddia etmek mümkün değildir.
Bu sorunların
yanında Abhazya Cumhuriyeti’nde 23 Kasım 1996 tarihinde
yapılması kararlaştırılan parlamento seçimleri ile ilgili
birkaç noktanın da altını çizmekte yarar görüyoruz.
BM Güvenlik
Konseyi 22 Ekim 1996 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
Abhazya Cumhuriyeti’nde parlamento seçimlerinin
yapılmamasını, bu seçimlerin yapılmasının barışa zarar
vereceğini ve görüşmeleri daha da zora sokacağını dile
getirerek buna yönelik bazı endişelerini Abhazya
Cumhuriyeti’ne yazılı olarak iletmiştir. Güvenlik
Konseyi’nin bu endişe ve değerlendirmelerine yönelik Abhazya
Cumhuriyeti Parlamentosunun görüşleri 30 Ekim 1996 tarihinde
yine yazılı olarak Güvenlik Konseyi’ne iletilmiş
bulunmaktadır. Bu mektupta dile getirilen bazı görüşlerin de
konuyla ilgilenecek kişi ve kişilerce bilinmesinde yarar
görmekteyiz.
4 Eylül 1994
tarihinden beri tarafların ve gözlemcilerin de onayladığı
görüşme tutanaklarından açıkça anlaşıldığı üzere Abhazya
Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasında fiili ve hukuki
hiçbir bağ kalmamıştır. Abhazya Cumhuriyeti her ne kadar de
jura olarak diğer devletlerce de tanınmadı ise de
görüşmelerde taraf olduğu ve fiilen bir cumhuriyet olarak
var olduğu bir vakadır. Bu nedenle Gürcüstan’ın Abhazya
Cumhuriyeti’ne ve Abhazya Cumhuriyeti’nin hukuksal
tasarruflarına müdahale yetkisi hukuken yoktur. Esasen
Abhazya Cumhuriyeti Özerk Cumhuriyet olarak Gürcüstan’ın
bünyesinde yer aldığı dönemlerde de Abhazya’da yapılan
parlamento seçimlerine müdahale hakkı yoktu.
Abhazya
Cumhuriyeti’nde yapılacak parlamento seçimleri bu ülkede
yaşayan bütün etnik grupların eşit haklarla temsil edileceği
demokratik bir seçim olacaktır. Bu etnik grupların yanında
Gal Bölgesi’ne geri dönüş yapan mültecilerin ve Abhazya’yı
kendi isteği ile terk edip geri dönenlerin de aynı haklara
sahip olarak seçme ve seçilme hakkına sahip olduklarını
ifade etmek isteriz.
Yapılacak olan
parlamento seçimleri Abhazya’nın iç işi olup Gürcüstan
Devlet Başkanı’nın ve parlamentosunun buna müdahale hakkı
yoktur.
Taraflar
arasındaki statü belirleme çalışmalarına gelebilecek
zararlar konusuna gelince: Abhazya Cumhuriyeti’nin
statüsünün belirlenmesi ve hukuki yapısının oluşturulması
ulusların kaderini tayin etme hakkından kaynaklanarak
Abhazya halkının kendi iradesiyle belirlenecek bir husustur.
Bu nedenle bu konunun Güvenlik Konseyi’nde gündeme gelmesine
bile gerek olmadığı kanısındayız. Abhazya Cumhuriyeti ile
Gürcüstan Devleti arasındaki münasebetlerin tanzim ve
tesbiti devletler hukuku ilkelerine göre yapılmalıdır.
Gürcüstan
Devleti’nin toprak bütünlüğünü ısrarla ifade eden devlet ve
kuruluşların, savaş devam ederken kan akıtılmasının
durdurulması ve savaşın sona erdirilmesi için Abhazya
yönetimi tarafından yapılmış olan ısrarlı çağrılara cevap
vermemiş olmaları gerçekten şaşkınlık yaratmaktadır.
Bugün Gal
Bölgesi’nde mevcut, stabilize durumunun bozulması için,
Gürcüstan Devleti tarafından basın-yayın yolu ile, radyo ve
televizyon aracılığı ile ve diğer çeşitli tahrik ve
provokasyonlar yapılmaktadır. Abhazya Cumhuriyeti’nin bu
bölgede mültecilere yönelik hiçbir haksız eylemi söz konusu
değildir. Bunun için bu eylemleri yapan kimselerin
kimliklerinin belirtilmemiş olması da dikkate şayandır.
Abhazya Cumhuriyeti ve halkı olarak BM tüzüğünde yazılı olan
ve bütün imzalayan devletlerce uyulması zorunlu bulunan
büyük ve küçük ulusların hak eşitliği ilkesinin Abhazya’ya
da uygulanmasını talep ediyoruz. Gerek BM temsilcilerinin ve
gerekse Rusya Federasyonunun bu ilkeler doğrultusunda
hareket ederek Abhazya’da adil bir barışın kurulmasını
acilen sağlamaları en içten isteğimizdir.
Güvenlik
Konseyi’ne yazılan mektubun içeriğini teşkil eden görüş ve
düşünceleri burada kısaca vurgulamak istedik.
İfade etmeye
çalıştığımız sorunlar ve sorunların çözümlenmemesinin
nedenleri kanımızca bu yazıda ifade edilmiştir. Bunun
yanında: Bu haksız ambargoların devam etmesi Türkiye
Cumhuriyeti bakımından ayrıca çok hassas ve önemli sonuçları
doğurabilme olasılığını da belirtmek durumundayız. Zira
öncelikle Türkiye Cumhuriyeti bir bölge ülkesi olup,
Kafkasya’da büyük çıkarları vardır. Ayrıca Kafkasya’daki ve
Abhazya’daki halklarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında
vazgeçilmeyecek kadar önemli tarihi, maddi ve manevi bağlar
söz konusudur. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olan 7 milyonu aşkın Kafkas kökenli insan bu haksız
uygulamalar ve ambargolar karşısında çok hassas bir konuma
gelmiştir. Bu haksız uygulamaların ve tek taraflı himayeci
politikaların devam etmesi durumunda insiyatif dışı
olayların oluşmasına engel olmak belki mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle Kafkasya bölgesinde barış ve istikrarın adil bir
şekilde kurulması Türkiye Cumhuriyeti’ni çok yakından
ilgilendirmekte ve menfaatine olmaktadır.
Abhazya halkını
ekonomik ambargo altına aldırmak suretiyle her türlü insan
hakları ve özgürlüklerini kısıtlamak ve dışarı ile olan
bağlantısını keserek bir nevi ölüme terk etmek suretiyle bu
halkla barışa ulaşmanın imkansız olacağının Gürcü
yönetimince çok iyi bilinmesi ve anlaşılması gerektiğine de
inanıyoruz. Tabii aynı yaklaşımı sorunlu olduğu diğer
halklara da göstermelidir.
Netice olarak
dünyada henüz kirlenmemiş bir doğaya sahip olan etnik ve
kültürel özelikleriyle, korunması gerekli dünyadaki sayılı
coğrafi bölgelerden birini teşkil eden Kafkasya’nın ve
özellikle Abhazya’nın barışa ve istikrara kavuşması, huzurun
sağlanması, hukuk ve insan haklarının teminat altına
alınması gerektiğine inanıyor, tarih boyunca özgürlükleri
için, yaşamları için, büyük devletler tarafından
uğratıldıkları haksızlıklara karşı usanmadan, yılmadan
mücadele eden Abhaz halkının artık özgürce yaşama, huzura
kavuşması için Dünya Kamu Vicdanına sesleniyoruz ve
“ABHAZYA’DA AMBARGOYA SON” diyoruz.
“Tanrı bütün dünya
uluslarını özgür ve mutlu kılsın, fakat Abhazya’yı da
unutmasın.”
Kaynaklar
1- Kafkasya
Abhazya Dayanışma Komitesi’nce hazırlanan “Abhazya Dosyası”
2- Özdemir Özbay
“Dünde Bugüne Kuzey Kafkasya”
3-Kafkasya Abhazya
Dayanışma Komitesi’nin 28.10.1996 tarihli “Abhazya
Cumhuriyeti Hakkında Bilgilendirme ve Öneriler” yazısı |