|
Abhazya ile
Gürcüstan arasında patlak veren savaşın getirdiği
tahribatlar, savaştan sonra tarafların çeşitli tarihlerde ve
yerlerde devam ettirdikleri, barış görüşmelerinden bir sonuç
alınamaması karşısında, Türkiye'de yaşamakta olan Kafkas
kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yedi milyon insan
adına, sizleri bu savaş ve barış konusunda çok özet halinde
aydınlatarak, Abhazya'nın halen içinde bulunduğu sıkıntıları
yansıtmak istiyoruz.
Öncelikle Biz, savaşın başlamasını müteakip, Türkiye'de
yasal olarak kurulmuş 60 derneğin (Kafkas Kültür Dernekleri)
temsilcileri tarafından görevlendirilmiş, bir insani yardım
Komitesiyiz. Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesi adıyla,
insani yardım çalışmalarını yapmaktayız.
Özellikle Abhazya'ya konulmuş olan ambargolar sonucunda
Abhazya Cumhuriyeti'nin kendi sesini ve davasını dünyadaki
kişi ve kuruluşlara iletme şansı olmadığından size Gürcistan
ile Abhazya arasındaki sorunu çok kısa biz özetini yapmak
suretiyle duyurmayı insani bir görev sayıyoruz.
Konu hakkında düşünce sahibi olmanıza yardımcı olur
umuduyla, sorunun kısa bir geçmişini hatırlatmayı faydalı
bulduk.
Bildiğiniz gibi, Abhaz halkı bugün yaşamakta olduğu bölgede,
tarihsel olarak tespit edilmiş otokton bir halktır. Tabii
güney-doğudaki Gürcüler için de kendi bölgelerine şamil
olmak üzere bu tesbiti yapmak mümkündür.
En eski tarihi kaynaklardan itibaren, yazılı belgeler Abhaz
halkının bu coğrafi bölgede yönetim kurduğunu, dönemin
hukuki özelliklerini taşıyan devlet biçimlerini
oluşturduğunu, açık bir şekilde kaydetmektedir.
Coğrafi bölge olarak komşu olan Abhazya ve Gürcüstan'in
tarihsel ve kültürel beraberliği asırlar boyu sürmüştür.
Başlangıçta her iki halk da Hıristiyanlığı benimsemişlerdir.
Gürcu halkı ve yönetimi uzun süren bu Abhazlar ile ortak
yönetimlerinden sonra 1801'den itibaren fiilen Çarlık
Rusya'sının egemenliğine ve koruyuculuğuna girmiştir. Bu
itibarla, Gürcüstan'ın tarihte yüzü ve istikameti sürekli
olarak Rusya'ya dönük olmuştur. Abhazlar'da ise durum farklı
bir gelişim göstermektedir. Şoyle ki; Abhazya 1801 yılındaki
Çarlık ordularının işgaline karşı etnografik ve kültürel
yönden aynı kökten geldiği sabit olan Kuzey Kafkasya'daki
halklarla birlikte Çarlık İdaresi'ne karşı bağımsızlık
mücadelesi vermiştir. Kuzey Kafkasyalılar ile birlikte
Çarlık İdaresi'ne karşı yürütülen bu mücadele 1864 ve 1874
sürgünlerine kadar devam etmiş ve Abhazya halkı önemli
derecede insan kaybına uğramıştır.
Daha sonraki dönemlerde, özellikle Çarlık İdaresi'nin
yıkılma ve Sovyet Devrimi'nin oluşumu sürecinde, Abhazya
halkı bağımsızlık mücadelesine devam etmiş, Kuzey
Kafkaslılar ile birlikte hareket etmesinin sonucu 1918'de
kurulan Dağlı Halklar Cumhuriyeti'ne fiilen katılmıştır.
Daha sonra SSCB'nin oluşmasını müteakip, Abhaz halkı 26 Mart
1921 tarihinde Gürcistan ile eşit haklara sahip bir
cumhuriyet olarak birliğe katılmak istediğini bir
deklerasyon ile ilan etti. 28 Mart 1921 tarihinde bu
deklerasyon Kafkas Bürosu tarafından alınan bir karar ile
onaylandı. Aynı karar, 31 Mart 1921 tarihinde Lenin'e
telgraf ile bildirildi. Ancak Abhazya halkı tarafından
çekilmiş olan bu telgraf Lenin tarafından olumlu veya
olumsuz bir şekilde cevaplandırılmadığı gibi devrimin ikinci
adamı olan Stalin'in baskısı sonucu KPMK Kafkasya Bürosu
tarafından alınan bir kararla Abhazya halkının eşit
cumhuriyet olma önerisi red edilerek Gürcistan ile özel bir
federasyon sözleşmesi yapılması ve Abhazya ile Gürcüstan'ın
ortak bir yönetim kurması karar altına alındı. Burada
bir-iki konuyu vurgulamak zorundayız. Gürcistan Devrim
Konseyi 21 Mayıs tarihinde Abhazya Cumhuriyeti tarafından
ilan edilen deklerasyonu kabul ettiğini bir beyanname ile
açıkladı. (Ab.A.S.S.R. Hükümet Arşivi, Font 38, iş 74,
s.176). Ayrıca Abhaz liderliği bu siyasal gelişmeyi kabul
etmedi ve 1925'de kendi anayasasını hazırlayarak özel
parlamentosunu kurdu ve bayrak sahibi oldu. Ancak 1926-27
yıllarında yapılan ve iki tarafın heyetlerinin katılımıyla
yeni bir anayasa hazırlandı. Bu anayasa 1927 yılında
Gürcistan parlamentosunda onaylanarak kabul edildi. Kabul
edilen bu anayasanın 2. ve 3. maddelerine göre Gürcü-Abhaz
federasyonu anayasal olarak kabul edilmekte idi. Fakat 1931
tarihinde bu anayasa da Stalin'in girişimleriyle uygulamadan
kaldırılarak Abhazya'nın statusü düşürüldü ve özerk bir
cumhuriyet haline getirildi.
Ayrıca Gürcistan Cumhuriyeti SSCB'ne katılırken gerek
coğrafi olarak ve gerekse etnik yapı olarak Abhazya'yı ve
Abhaz halkını Gürcistan Cumhuriyeti'nden ayrı tuttu. Daha
doğrusu ayrı olduğunu kabul ederek hareket etti.
SSCB'nin kuruluşundan beri, Abhazya ile Gürcistan arasında
mevcut olan siyasal statü mücadelesi çeşitli şekiller almak
suretiyle ve değişik statülerle, Sovyetler Birliği'nin
dağılmasına kadar devam etti. Sovyetler Birliği'nin
dağılmasıyla, Gürcistan Cumhuriyeti 1922 Anayası'na
döndüğünü ve üniter bir devlet olduğunu dünya kamuoyuna
deklere etti ve BM'e katıldı. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi,
Gürcistan'ın Cumhuriyet olduğu dönemde ve Gürcistan
Anayasası'nda Abhazya bir suje olarak, bir yönetim olarak
veya bir siyasal statü olarak yer almadığı için,
Gürcistan'ın 1922 Anayasası'na dönmesiyle, Abhazya'nın
durumu da gerek hukuki ve gerekse siyasi bakımdan boşlukta
kaldı. Abhazya yönetimi kendi statüsünün ne olacağı
hususunun görüşülmesi için Gürcistan yöneticilerine birkaç
kez müracatte bulundu. Ancak, Abhazya yönetiminin görüşme
isteklerine, Gürcistan yönetimi hiçbir şekilde yanıt
vermedi. Bunun üzerine Abhazya yönetimi 23 Temmuz 1992'de
bağımsızlığını ilan ederek, karşılıklı hukuksal durumlarını
12 Ağustos'ta görüşmek için Gürcistan'dan talepte bulundu.
Gürcistan'ın ise Abhazya'nın bu talebine 14 Ağustos 1902
tarihinde, Abhazya'yı askeri bir harekatla işgal ederk yanıt
verdi.
Abhazya halkı ve yönetimi, gerek hukuk açısından, gerekse
siyasal nedenler bakımında savaşın başlamasına neden olmadı.
Abhazya yönetimiyle ve halkıyla kendi topraklarına yapılan
bir saldırıyı ve askeri işgali geri çevirmek amacıyla
direnme savaşı verdi. Bunun sonucudur ki, püskürtülen Gürcü
askeri güçlerine karşı hiçbir takip yapılmadığı gibi, göç
etmeden ve savaşa katılmadam kalan Gürcüler'e karşı da,
hiçbir eylem ve işlem yapılmadı. Esasen Abhaz yönetimi ve
halkının, Gürcü halkıyla sorunu olmasından ziyade, Gürcü
yönetiminin Abhazya'ya karşı tarihi emelleri bu savaşa neden
olmuştur.
Sıcak savaşın kısa sürede bitmesini müteakiben, taraflar
çeşitli dönemlerde Uluslararası Kuruluşların temsilcilerinin
gözetiminde barışı kurmak için görüşmelere başladılar. Bu
görüşmelerin en önemlisi kanımızca 3-4 Eylül 1992 tarihinde
yapılmış olan Moskova Görüşmeleri'dir. Çünkü, Moskova
Görüşmeleri'nde, Abhazya yönetimi taraf olarak ve bir
devletler hukuku sujesi olarak kabul edilerek görüşmeler
sürdürülmüştür. Ne var ki, bugüne kadar bu barış
görüşmelerinden olumlu ve somut bir netice almak mümkün
olmamıştır. Gürcistan Devleti'nin, Rusya Federasyonu ile ve
BDT ülkeleri ile kurduğu dialoglar ve ikili ilişkiler
sonucunda Abhazya'ya yoğun bir şekilde ambargo uygulanmasına
başlanmıştır. Başlangıçta Çeçen savaşı nedeniyle konulduğu
iddia edilen bu ambargolar, yoğunlaşarak devam etmiş,
Abhazya'nın ülke içi ve ülke dışı telefon görüşmelerinin
bile kesilmesine kadar vardırılmıştır. Bu ambarglari tek tek
kısaca tanıtmak istiyoruz.
1. Abhazya'ya konulmuş olan ekonomik ambargo:
Gürcistan Devleti'nin gerek dünya kamuoyu ve gerekse Rusya
ve BDT nezdinde yapmış olduğu girişimler sonucunda Abhazya
Cumhuriyeti ekonomik olarak dünyada ve komşularından tamamen
tecrid edilmiş durumdadır. Bunun sonucu olarak Abhazya kendi
ürettiği veya üretebileceği yeraltı ve yerüstü hiçbir
ekonomik kaynağını dışarıya gönderme imkanına sahip
olamamaktadır. Örneğin; bugün Abhazya için en verimli geçim
kaynağı olan narenciye ürünlerini hemen bitişiğindeki Soçi
pazarına götürüp satma imkanını dahi elde edememektedir.
Ayrıca bu ekonomik ambargonun sonucu olarak, Abhazya halkı
ve Cumhuriyeti için hayati ehemmiyeti haiz olan hiçbir
gıdayı, ilacı, giyim eşyasını dışarıdan getirememektedir.
Bunun sonucu olarak yerinde bir tabirle Abhazya açlığa
mahkum edilmiş bir durumdadır.
2. Ulaşım ambargosu:
Birinci paragrafta ifade ettiğimiz gibi, Abhazya halkı şu
anda ölümcül bir hastalığa yakalanmış olsa bile karayolu,
havayolu ve denizyolu ile ülke dışına giderek tedavi olma
imkanına sahip değildir. Karayolu sınırları tamamen askeri
kontrol altına alındığı gibi Abhazya Cumhuriyeti'ne ait olan
limanlar da ambargo altındadır. Bu durum ise Abhazya için
ulaşım yolları açısından tamamıyla dış dünya ile kopuk bir
durum yaratmıştır.
3. İletişim ambargosu:
Abhazya Cumhuriyeti'nin bugün dış dünya ile hiçbir şekilde
telefon, mektup, telgraf gibi iletişim araçlarından doğrudan
yararlanma imkanı söz konusu değildir. İnsanların gerek
Abhazya'nın dışında ve gerekse dışarıdaki insanların Abhazya
toprakları içerisinde kalan yakınlarına ulaşması doğrudan ve
yasal yollarla mümkün olamamaktadır. Ancak Moskova aracılığı
ile veya dolaçlı yollarla haberleşme sağlanması imkan
dahilinde olabilmektedir.
4. Seyahat özgürlüğüne ambargo:
Bilindiği üzere Abhazya Cumhuriyeti ve bu cumhuriyetin
ulusunu teşkil eden Abhazya halkı dört yıllık bir zamandan
beri Gürcistan Devleti ile her türlü fiili, hukuki, ekonomik
ve sosyal olarak ilişkilerini kesmiş durumdadır. Bu
keyfiyeti Gürcistan Devleti de bütün görüşme ve yazışmalarda
da kabul etmektedir. Durum bu merkezde olduğu halde Abhazya
Cumhuriyeti vatandaşının herhangi bir belge, kimlik ve
pasaport ile Abhazya dışına gitme şansı yoktur. O kadar ki,
başka cumhuriyetlerin tabiyetinde olup aynı pasaportu
taşıyan insanların yasal hakları Abhazyalılar için mümkün
olmamaktadır. Kısaca burada haksız ve çifte standarda dayalı
bir uygulama söz konusu olmaktadır. Keza başka ülkelerden
Abhazya'ya gitmek isteyen insanların bu ülkeye yönelik
olarak her türlü seyahat hak ve özgürlükleri
kısıtlanmaktadır, hatta imkansız hale getirilmiştir.
5. Uluslararası insani yardım ambargosu:
Gürcü-Abhaz savaşı başladığı günden beri başta Türkiye olmak
üzere, devletler ve uluslararası yardım kuruluşları
Gürcistan Devleti'ne insani yardım adı altında her türlü
gıda, ilaç, giyecek vs ekonomik yardımları yapmaktadır. Ne
var ki bu yardımlardan bugüne kadar Abhazya Cumhuriyeti ve
halkı hiçbir şekilde yararlandırılmamıştır. Oysa ki en az
Gürcüstan'daki insanlar kadar savaşın tüm yıkımını kendi
ülkesinde yaşayan Abhazya'daki insanların da bu yardımlara
ihtiyacı vardır. Fakat Gürcüstan'ın tek taraflı ve avantajlı
durumda olan konumu bu yardımların Abhazya'ya ulaşmasını
kesin olarak engellemektedir. O kadar ki, Türkiye'de yaşayan
Kafkas kökenli insanlarımızın ve Devletimizin katkısı ile
Abhazya'ya gönderilen insani yardımların yarısı dahi
Gürcüler tarafından alıkonmuştur.
6. Diplomatik ve hukuki ambargo:
Abhazya Cumhuriyeti'nin kendisini uluslararası devletler,
sivil toplum örgütleri, siyasi ve ekonomik kurul ve
kuruluşlarda temsil hakkını elde edemediği için,
uluslararası platformlarda bütün avantajlar Gürcistan
Devleti'nin lehine işlemektedir. Bunun sonucu olarak kaleme
alınan bildiriler, yapılan yazışmalar ve ortaya konan hukuki
değerlendirmelerde tek taraflılık söz konusu olmakta ve
Abhazya'nın yasal ve meşru hakları hiçbir şekilde
uluslararası platformlarda gündeme gelememektedir.
Bu durumun çarpıcı bir sonucunu göçmenlerin geri dönüşünde
ve göçmen nedeniyle alınan yardımlarda ve bu yardımların
paylaşılmasında açıkça görmekteyiz. Şöyle ki; Gürcistan
Devleti dramatik bir şekilde mülteciler sorununu, daima
gündemde tutarak iki önemli sonucu elde etmektedir.
Bunlardan birincisi mülteciler nedeniyle insani yardımı
alabilme imkanını elde etmesi, diğeri de sürekli olarak
Abhazya ile barışın kurulmasını mülteciler sorunlarına
endekslemek suretiyle Abhazya Cumhuriyeti'ni barış istemeyen
uzlaşmaz bir tutumda göstermek gibi. Oysa ki, Abhazya
Cumhuriyeti mülteci mübadelesi konusunda taraflar arasında
ve gözlemcilerin nezaretinde yapılan tüm görüşmelerde,
varılan sonuçları miktar olarak anlaşmalarda tesbit edileni
çok aşan bir şekilde mülteciler sorununa olumlu ve sıcak
bakmakta ve uygulamayı da bu şekilde yapmaktadır. Örneğin;
bugüne kadar anlaşmaların üzerinde olmak üzere Abhazya'ya
geri dönen mülteci sayısı 100 bine yaklaşmaktadır. Nevar ki,
Abhazya Cumhuriyeti yukarıda değindiğimiz nedenle bu durumu
dış dünyaya yansıtamadığı gibi, fevkalade bir şekilde
ekonomik olarak müzayaka içerisinde olmasına karşın 100 bin
kişilik geriye dönen mülteciye karşılık uluslararası devlet
ve kuruluşlardan hiçbir şekilde insani yardım alamamaktadır.
Abhazya Cumhuriyeti'ne ve Abhazya halkına uygulanan bütün bu
ambargolara objektif bir şekilde yaklaştığımızda bazı
gerçekler karşımıza çıkmaktadır.
A) Abhazya halkına uygulanan bu ambargolar, tarafların
halihazırdaki konumlarına ve taraf olma kabüllerine uygun
değildir.
B) Bu ambargoların uygulanmasında, objektif uluslararası
hukuki bölgeler devletler üstü bölgeler ve uygulama
anlaşmaları Gürcüstan Devleti'nin tek taraflı müsamaha
görmesi nedeniyle tarafgirane bir politik yol izlenmektedir.
C) Abhazya Cumhuriyeti'nden, uluslararası hukuk kurallarına
ve devletlerarası anlaşmalara, ayrıca taraflar arasındaki
görüşmelere aykıri olarak insan hak ve özgürlüklerinden
mahrum bırakılması, yaşama hakkının zorla elinden alınması,
açlığa mahkum edilmek suretiyle gayrımeşru bir şekilde
barışa zorlanması, Gürcistan ile yapılacak barışı
hızlandırmayacak, aksine daha da uzamasına neden olacaktır.
Ayrıca bir halkın açlığa mahkum edilerek barışa
zorlanmasına, izin ve icazet veren uluslararası bir yasal
belge, bir hukuki metin, bir teamül ve anlayış yoktur. Böyle
bir uygulama da söz konusu olamaz. Bunun yanında bu ağır
koşullar altında tesis edilecek bir barışın kurulsa bile
adil ve kalıcı olacağını iddia etmek mümkün değildir.
Abhazya ile Gürcistan arasındaki savaşın ve politik,
hukuksal krizlerinin analizini özet bir şekilde sizlere
sunmaya çalıştık. Bugün barış görüşmelerinden yukarıda temas
ettiğimiz nedenler ile olumlu bir sonuç alınamamaktadır.
Ayrıca Abhazya Cumhuriyeti ve halkının gerçek durumu da
yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibidir. Biz mevcut
problemleri ve sebeplerini mümkün olduğu ölçüde objektif
olarak sizlere ulaştırabildiğimize inanıyoruz.
Bizler inanıyoruz ki, Gürcistan Devleti'nin iyi niyet
göstermesi halinde, Abhazya ile Gürcistan arasında da,
Çeçenistan ile Rusya Federasyonu arasında olduğu gibi, bir
saldırmazlık anlaşması, öncelikle imzalanabilir. Bu anlaşma
ile taraflar askeri güce başvurmadan aralarındaki sorunları
barışçı yollar ile çözmeyi garanti edebilirler.
Garantörlüğün teminat altına alınabilmesi, bölge
devletlerinin, AGİT'in ve BM'in himayelerinde oluşturulacak
birimler ile sağlanabilir.
Bütün bunların yanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan
yedi milyonu aşkın Kafkaslı adına sizlerden Abhazya'daki
mevcut bu acil ve haksız durumun, insan hak ve
özgürlüklerine ve yaşam hakkına uygun olarak düzeltilmesi
konusunda, ilgili devletler nezdinde teşebbüse acil olarak
geçmenizi, adil ve kalıcı bir barışın kurulmasında sahip
olduğunuz tarihi, siyasi ve kültürel bilincin ışığı altında
etkili insaiyatifinizle yardımcı olmanızı diliyoruz.
Saygılarımızla,
Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi adına, başkan
Dr. Cemalettin Ümit
25.9.1997
Birleşik Kafkasya Konseyi Başkanlığı'na,
Konseyinizin Temmuz-Ağustos-Eylül Aylık Haber Bülteni'nde
yayınlanmış olan ve Prof. Dr. Anıl Çeçen tarafından
hazırlanmış olduğu anlaşılan "Gürcistan ve Abhazya Arasında
Barış ve İşbirliği Sağlanması için Protokol Taslağı" isimli
yazı hakkındaki düşüncelerimizi sizlere önemle iletiyoruz.
A. Bu yazının içeriğine, Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi
ve bu Komite'ye vücut veren 60'ı aşkın dernek adına kesin
olarak katılmadığımızı, katılmamızın da hiçbir şekilde
mümkün olmadığını, aşağıdaki sebeplerden dolayı açık ve
kesin bir şekilde ifade ediyoruz.
I) Abhazya Cumhuriyeti, Gürcistan ile yapılmakta olan barış
görüşmelerinde, baz alınacak şekilde bir statünün
hazırlanması için gerek Komite'miz kanalı ile, gerekse
doğrudan olarak, şimdiye kadar hiçbir şahıs ve kuruluşa
öneride bulunmamıştır.
II) Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi olarak bugüne kadar
izlediğimiz politika, statü belirleme konusunun Abhazya
Devleti'nin sorunu olduğu şeklindedir. Biz diaspora adına,
Komite olarak onların belirleyeceği politikayı
izleyeceğimizi sürekli olarak deklere etmiş bulunmaktayız.
Zaman zaman kendi aramızda belirli dostlar ile konuyu sohbet
halinde tartışmaktayız. Ancak, hiçbir şekilde bu yazıda
öngörüldüğü gibi bir statü çalışmasına Komite olarak angaje
olmadık.
İ) Bu nedenle, biz de, Komite olarak herhangi bir kişi veya
kuruluşa, böyle bir çalışma yapmasını önermedik.
B. Yapılan çalışmada, niyet ne olursa olsun, önemli
değildir. Ancak bu çalışma, Abhazya Cumhuriyeti'nin
statüsünü 1931'de verilmiş olan otonomi durumundan çok daha
gerilere götürmektedir. Bunu anlamanın ve istemenin imkanı
yoktur. Gerekirse konu tek tek tartışılır.
C. Yapılan çalışmada sosyolojik olarak, tarihsel olarak ve
özellikle gelinen noktada, Abhazya halkının hiçbir şekilde
tanınmadığı veya dikkate alınmadığı ortaya çıkmaktadır.
D. Uğruna binlerce kişınin öldüğü bir özgürlük savaşının
sonunda, böyle bir statüyü Abhazya halkına reva görmek,
onları yeniden Gürcüstan'a kesin ve mutlak bağımlı kılmayı
önermekle eşit olacaktır. Diaspora olarak buna bizim
hakkımız yoktur.
E. Kaldı ki, böyle bir önerinin yapılması, barış
görüşmelerini olumsuz yönde etkileyecek, Abhazya tarafına
zaaf getirecektir. Bu nedenlerle, bu çalışmaya ve çalışmanın
içeriğine katılmadığımızı bir daha ifade ediyoruz.
Yayınlanmasına gelince:
Bilebildiğimiz kadarı ile, Abhazya konusunda Türkiye'de
yaşamakta olan Kafkas orijinli insanlar fikren bir birlik
içerisindedirler. Abhazya ile ilgili çalışmaları sürdürmek
üzere, Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi'ni kurdular.
Birleşik Kafkasya Konseyi'nin de bu birlik ve beraberlik
içerisinde olduğunu düşünmekteyiz. Bu duruma göre, böyle bir
çalışmanın, içeriğinin, getirip götüreceği hesaplanmadan,
doğru olup olmadığı tartışılmadan, Komite'ye herhangi bir
bilgi verilmeden kamuoyuna yayın yoluyla açıklanmış olmasını
kesin olarak tasvip etmiyoruz. Bu tarz bireysel ve keyfi
davranışlarının da toplumumuza zarar getireceğine kesinlikle
inanıyoruz. Hele, böyle, bir halkın özgürlüğü ve hayatı ile
ilgili konularda çok hassas davranılmasının zaruriliğini
özellikle ve önemle hatırlatmayı zorunlu buluyoruz.
Bu olumsuzlukları giderecek olan tavır ve tutumların acilen
sözlü ve yazılı olarak en kısa zamanda kamuoyumuza
duyurulmasını bekliyoruz.
Saygılarımızla,
Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi
adına, Başkan
Dr. Cemalettin Ümit |