|
Yıllar geçecek,
koşullar değişecek, Çerkes ülkesi dinginliğe kavuşacak.
Gerçeği söylemek gerekirse ( Çerkeslerin ) savaşmadığı,
kanlarını akıtmadığı bir karış toprakları yok ülkelerinde.
Gün gelecek yazar, tarihin izini sürecek, belgeler
toplayacak, süslemeye gerek duymadan bu savaşı yazacak.
K.F.Stal
Rus Subayı. Kafkas Cephesinde Savaştı.
Dünya, içinde
kaybolunacak kadar büyük, ulusal kişiliğini de bulabileceğin
kadar küçük.
Kitabın yazımını bitirmiş olmama karşın içim rahat olmadı,
bir kaç belgenin izini sürmek için yollara düştüm. Belki
Türkiye’den ayrılmasam olabilirdi, fakat İstanbul’daki
arşivde çalışırken karşıma çıkan bir belge beni
İngiltere’ye, Londra’ya gitmeye mecbur etti. Yolcu, yolda
kalmaz, denmiş. İçinde yaşadığımız zamanla kıyaslamak
gerekirse, geçen yüzyılın zorlu koşullarına aldırmadan
İngiltere’ye dek giderek dillerini, adetlerini bilmedikleri
bir ülkenin parlamentosunda sorunlarını anlatan Adığelerin
bu davranışı benim yaptığımdan daha çok saygıya değer. İki
üç saat uçtuktan sonra ulaşabileceğin bir belgeyi
önemsememek, bu konuyu bilenlerin ayıplaması bir yana,
insanın kendi kendine saygısını kaybetmesi demekti.
Türkiye semalarına yükselen “Boing” İngiltere’ye yöneldi.
Uçakta tanıdıkların olmasa bile, hostesler yalnızlığını
hissettirmiyorlar: Bir taraftan istediğin müziği dinlemen
için kulaklık getirirlerken diğer taraftan birbirinden güzel
içkiler ikram ediyorlar. Yiyebilirsen birbirinden ilginç
yiyecekler önüne yığılıyor. Bundan da sıkılırsan birbirinden
ilginç video filmler gösteriliyor.
Fakat ben İngiliz Havayolları Şirketine uyum gösteremiyorum.
Günümüz gerçeklerini bir saniye unutmadan düşünmem gereken
çok şey var. Soru, soruyu çağrıştırıyor. Adığeler niçin
darmadağın edildi? Bunun suçlusu kim ? Niçin yüzyılın
taşdeğirmeninde Adığeler öğütüldü? Sonra, keşke Apaçi -
Hindistan belgeselini izlemez olaydım! Onların çekmiş
oldukları ızdırabı, Adığelerin yerlerinden, yurtlarından
sürülürlerken çekmiş oldukları ızdıraba benzetiyorum. Ne
kadar zormuş küçük ulus olmak! Ondan da zor cennet gibi bir
ülkede yaşamak... Bir de birlik ve beraberliğin
sağlanamaması da ona eklenirse, zamanla dünyada hiç
yaşamamış gibi olursun !..
Bir buçuk saat kadar uçtuktan sonra kabin görevlisi hoşuma
gitmeyen bir anons yaptı: “ İngiltere’de yoğun sis
olduğundan, Paris’e inmek zorundayız, özür diliyoruz... “
Yol arkadaşlarım gibi, duymuş olduğum bu sözler beni de
tasalandırdı. Yeter artık dedim, yıllar boyunca Adığelerin
üzerinden eksik olmayan sis, bir gün olsun kalksın. Şimdi bu
kadar işimin arasına o da girmese olmaz mıydı ?..
Bir kaç saat Orli Havaalanında kaldık. Paris’in bir kaç
yerini göstereceğiz, denince sevindim. Meğer daha çok
sevindirecek ve düşündürecek olan şeyler, beni bekliyormuş.
Gerçeği söylemek gerekirse otobüse inip binmekten bıktığım
için, gideceğim yerde karşılaşacağım şeyin ne olduğunu
bilmediğimden tasalanıyordum ve Paris Antropoloji Müzesini
gezmek istemiyordum. Fakat birden aklıma gelen şey beni
heyecanlandırdı. General Zass’ı anımsadım, Adığe kellelerini
astırmış olduğu kazıklar da gözümün önüne geldi. İspirtoya
yatırdığı Adığe kellelerine yabancı ülkelerin müzelerine
gönderdiğini anımsayınca içim bir kez daha burkuldu.
Müze benim beklediğim gibi değilmiş. Zass’ı orada göremedim.
İlk odada asılı olan dünya haritasına bakınca kimselerin
haberi olmadan dünyada yaşayan bir ulus olmadığımızı
anladım. Karadeniz’e gözüm takıldı. Onun doğusundaki
yerlerin, üzerine boydan boya, latin harfleri ile “ÇERKESYA”
yazılıydı. Sonra “ŞAPSIĞ”, “ABZAH”, “VUBIH”, “BJEDIĞU”, “K’EMGUY”,
“MEHOŞ”, “BESLENEY”, “KABARTAY”, “KARAÇAY” bölgeleri
gösteriliyordu. Sadece bizim değil, dünyada yaşayan tüm
halklar aynı şekilde harita üzerinde yerlerini aldı. Bugünkü
haritalarda Adığelerin işgal ettikleri yere kıyasla, geçen
yüzyılda çok daha büyük bir yer işgal ediyordu. O da iyi,
içinde bulunduğum uluslar bana küçücük bir halkmış gibi
bakmıyorlar, dedim, geçen yüzyılla gururlanırken,
tasalanırken kendi kendime gülümsedim.
Tüm gün gezsen bıkmadan, usanmadan müzede göreceğin çok şey
var. Dünyada yaşayan insanların mumyadan yapılmış mankenleri
ulusal giysileriyle sergileniyor : Alman, Fransız, Çin...
Adığeler nerede? Zavallı Adığe yine bir yerlerde mi
unutulmuş?.. Karşıya bakınca giysisiyle, kamasıyla, yüz
şekliyle Adığeyi hemen tanıyorum. Siyah çerkeska, çizmelerin
konçunun biraz altına dek uzamış. Gümüş kemere, gümüş kama
ve tabanca bağlı. Beyaz gömleğin üzerindeki giysinin sağ ve
sol göğsünün üzerinde fişeklikler duruyor. Tepesi yeşil çuha
ile kaplı olan kalpak başında duruyor. Karınca belli kadının
gümüş kemeri hemen fark ediliyor. Parmak uçları bile
görünmeyen atlas giysisi boydan boya simle işlenmiş. İki
örgü olan siyah saçlarından bir örgüsü önde, diğeri arkada.
Buğday tenli uzun ve güzel yüzü ipek örtmenin altından
gülümsüyor. Uzun kolçakları, kazın nazik parmaklarını
gizliyor.
İşte Adığe giysisi, Adığe yüzü, Adığenin görünüşü!.. Şimdi
bana düşen yanına yaklaşmak, selam vermek ve konuşmak. Adığe
mankenlerin altına yazılmış olan yazı bana tercüme ediliyor.
Bende aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum: Bu kadın ile
erkek dünya insanlarından olan Adığelere ait.
Nüfusları Birkaç
milyona ulaşan Adığeler Kuzey Kafkasya’nın doğusunda,
Karadeniz’in doğu kıyıları, Psıje ırmağının sol yamaçları
dahil Kabartay’a kadar olan yerlerde yaşarlar. Başka
ulusların “Çerkes” demesine karşın onlar kendilerine “Adığe”
derler. Dünyanın en güzel ve bereketli toprakları üzerinde
yaşayan bu halk, tarihin bildiği en eski halklardandır.
Devletleri olmasa da - oysa olması gerekiyor - Adığeler’in
güzel örf ve adetleri var. Göze hoş görünen giysilerine Don
, Terek, Psıje Kazakları ile, Kafkasya’da yaşayan halklar
tarafından da giyilmeye başlanmış. Kadınlara saygı erkeklik
gururu sayılır. Konuk mutluluğun kaynağı. Güvenilir,
inanılır, temiz kalpli, sinirli, eli açık, sözünde duran
insanlar. Özgürlüklerini kuşla özdeşleştiriyor,
yiğitliklerini soylarının emaneti sayarlar. Adığe töresi,
Adığe namusu, Adığe yiğitliğinin ne anlama geldiği yarım
asırdan çok süren Kafkas-Rus Savaşlarında - 19.yy da
yapılmıştı - anlaşıldı, savaşın son beş yılını hiçbir yerden
en küçük yardım almadan Rus ordusunun karşısında durmalarına
karşın diz çökmediler, baş eğmediler... Fakat, ne Adığe
töresine, ne de Adığe’nin insanlık anlayışına uyan bir
huyları yüzünden çok büyük zarar gördüler: Birbirlerini
çekememeleri, herkesin kendini liderliğe layık görmesi
yüzünden ülkelerini birleştirecek bir önder etrafında
toplanamadılar...
Duyduğum sözler içimi burktu, daldım, üzüldüm. Evet, sevgili
halkım seni tanıyorum!.. Senin hakkında en iyi bildiğim şey
Adığe anlaşmazlığın, birlik ve beraberlik içinde olamadığın,
içim bir kez daha burkuluyor. |