NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : HAZİRAN - TEMMUZ 1997

02

YIL / SAYI : 1 / 2
SAYFA SAYISI : 48
 

 
 
 
 
 
 
 
 
ÇAĞIMIZIN BİR KAHRAMANI; İHSAN SALEH

Mevlüt Atalay


 

Tolstoy, Hacı Murat’ı anlatan romanına “Çağımızın Bir Kahramanı” adını vermişti. 133 yıldır sürgünde yaşamak zorunda bırakılan bir halkın tasa ve kıvançlarını içtenlikle paylaşan, onların kendi kaderlerini kendi ana yurtlarında tayin etmek için çaba gösteren, dünyanın neresinde olursa olsun Adığelerin etkinliklerine koşan bir insana en uygun sıfatın “Çağımızın Bir Kahramanı” olması gerektiğine inanıyorum.

 

Adını çok duyduğum İhsan ile nihayet 125. Yıl anma toplantısında tanışmıştım. Suriye’ye yerleştirilmiş bir ana ve babanın oğlu olan İhsan Saleh, liseyi Suriye’de bitirdikten sonra Ankara’da tıp öğrenimine başlamış, İstanbul Tıp Fakültesinde bitirmiş. İhtisasını Almanya’da yapmış. Askerliğini Suriye’de yaptıktan sonra Almanya’ya dönerek çalışmaya başlamış

 

İhsan Saleh, Adığelerin yıllarca çekmiş olduğu acının izlerine hem Anadolu’da hem de Suriye’de tanık olmuştur. Anadiliyle konuşmanın “büyük suç!” kabul edildiği, asimilasyonun önlenemez yükselişinin Adığe halkını kemirdiği, yok olmanın eşiğine getirdiği zamanlarda; bir ulusun gelişmesi, kendi öz değerlerine sahip çıkmasının ancak ve ancak Anavatanda mümkün olabileceği gerçeğini yakalamış. Yaşamını da bu uğurda savaşmaya adamış.

 

İhsan Saleh’i dünyanın neresinde olursa olsun, Adığelerin yaptığı toplantılarda görmek olası. Dünya Adığe Örgütünün kuruluşundan beri aktif üyelerinden. Almanya’da yaşayan işçi hemşehrileriyle dernek çalışmalarını yürütüyor. Onlara Adığe tarihini, Kafkasya’yı öğretiyor. Törelerimizin güzelliklerini yeniden keşfetmeleri için yol gösteriyor.

 

“Almanya’ya ve Suriye’ye vergi veriyorum. Doğu Almanya ile Batı Almanya birleştikten sonra vergi oranlarımız, Doğu Almanya’nın kalkındırılması neden gösterilerek arttırıldı.” Diyor İhsan Saleh Yaşadığı, çalışıp kazandığı ülkelere vergi vermekten kaçınmıyor. Onları en vefakar arkadaşları bu konularda neler yapıyorlarsa İhsan da onlardan geri kalmıyor. “Yalnız” diyor Saleh“tüm benliğimizle bağlı olduğumuz Anavatanımıza da vergi vermek zorunda olduğumuzu unutmamak gerekir.” İhsan Salih, sözlerine şöyle devam ediyor: “Perestroyka’dan sonra eşim, oğlum ve ben oturduk, Kafkasya için neler yapmamız gerektiğini tartıştık. Oraya yapılması gerekenin çok olduğunu, ancak kendi öz gücümüzle yapabileceklerimizin olduğuna da kanaat getirdik. O çalkantılı, o her yerin toz duman olduğu zamanlarda  Kafkasya’daki kardeşlerimizin ilaca, hastanelerin tıbbi malzemelere, gıda ve giyecek maddelerine ihtiyaçları olduğunu tespit ettik. Yaşadığım kentte bir yardım kampanyası açarak hastaneler için tıbbi malzemeden tutunda, özürlüler için tekerlekli sandalyeye dek oradaki halkımızı bir nebzecik olsa da rahatlatacak, soluk aldıracak dört tır dolusu eşya götürdük.”

 

İhsan’ın sözünü ettiği yardım malzemelerini getirdiği zaman ben de Maykop’taydım. Yeni Cumhuriyet olmuş Adığey,  bu malzemelerin getirilişini, dağıtılışını günlerce konuşmuştu. Maykop’da altmış dört  ayrı halk yaşıyor. Tam anlamıyla mozaik bir devlet, Adığey İhsan, hiç bir halkı kayırmadan getirdiği yardım malzemelerini sivil toplum örgütlerine vermişti, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için. “Biz, hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun birlikte yaşamak zorunda olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış içinde yaşamalıyız.” Diyordu. İhsan Saleh, ben buraya kadar getirdim bundan sonrası sizin işiniz.” Demeden Saleh malzemelerin sayımını oğluyla birlikte yapmıştı.

 

Yeri gelmişken hemen söyleyelim: İhsan Saleh Alman olan Dorothee ile evli. Bir çocukları var. Gerek Dorothee gerekse ahrete göç etmiş olan Dorothee’nın annesi, Almanya’da yaşayan Adığe elçilerinden. Almanya’da yaşayan pek çok hemşehrimizin saygı ve sevgiyle ondan söz ettiğini duymuştum. “Kaçırılma olayları başladığında -Sabancı ve Çeçen dostlarımızın kaçırılmasını ima ediyor- artık Kafkasya’ya gidemeyiz. Baksana, insanlar kaçırılarak fidye isteniyor” dediğimde Dorothee, Ben seni daha yürekli sanıyordum. Demek ki sizi oralardan uzaklaştırmak için planlar hazırlayan, yıldırmak isteyenlerden korkuyorsun, öyle mi?” dedi, diyor İhsan.

 

“Peki, ev aldın Maykop’ta. Oraya yerleşecek misin? Sayın Dorothee’da oraya yerleşecek mi?” diyorum. Şaşırıyor Saleh? Sorumu anlamıyor. “Ne kadar anlamsız bir soru” diyor içinden. Sonra yüzü aydınlanıyor: “Evet, yerleşeceğiz, planımızı gerçekleştirmek için bir engel çıkmazsa  1999’da Maykop’a yerleşeceğim.” Diyor.

  

NI  PERIT

 

Maykop’ta iken bir gün İhsan Saleh’in beni aradığını, bir konuda konuşmak istediğini söylediler. Buluştuk. Kafkasya’daki nüfusumuzun azlığından, asıl anavatanda  olması gereken nüfusun sürgünde bulunmasından yakınıyordu. Sözü fazla uzatmadan “Kafkasya’da en kalabalık nüfusa sahip olan bir aile belirledik. Bu konuda yöneticiler bana çok yardım etti. Onlara teşekkür ediyorum. Benim amacım şu; iki yıl süreyle bu aileye 1000 $ vermek  istiyorum. Ayrıca onların gereksinim duydukları yardımı da yapacağım. İki yıl sonunda bu çok çocuklu anneye bir altın madalya takmak istiyorum. Anneye bir isim bulalım.” Dedi. Konu hakkında pek çok öneriler getirdim. Konuşmamıza tanık olanlar da öneriler getirdiler. Sonunda, bu vefakar, gerçekten halkını diriltmek için riske sokan bu anaya “NI PERIT” adı verildi. İhsan, kendi ailesi içinde  bu yardım için bir fon oluşturdu. Eşi, çocuğu ve kendisi düzenli olarak her ay belirli bir miktar para yatırıyorlar. “NI PERIT”ı artık sadece Adığey’de aramıyorlarmış. Khabardey Balkar ve Karaçay Cerkesk’te de bu ödül için adaylar arıyorlarmış.

 

İhsan’ın kendi adına geliştirdiği pek çok projeden biri de, dedelerinin göç etmiş olduğu .............. de okuyan öğrenciler için oğlunun oluşturduğu bir fon daha var, Rami henüz Dişçilikte Fakültesinde okuyor. Ancak, öğrenci olsa da onunda Anavatanına karşı görevlerinin, sorumlulukların olduğu unutmaması gerektiğine inanıyor. Oğlu, babasından aldığı harçlıkların bir kısmını biriktirerek 1000 $’ı bir öğrenciye veriyor. Bu öğrenci, okulda çalışan tüm öğretmenlerin aday olarak gösterdikleri ve yukarıda saydığımız değerlere uygun bulunan öğrenci oluyor. Öğrencinin öğretmenine de böyle bir öğrenci yetiştirdiği için 1000 $ veriliyor. “ İsterlerse bu parayı kendileri yesin, isterlerse okulun bir gereksinimini karşılamak için okula versinler. Bu onların bilecekleri bir şey.” diyor İhsan. Oğlu her yıl bu ödülü vermek için Adığey’e gidiyormuş. Kendisi ve eşi madden ve manen Anayurdundan uzak kalmadığı gibi oğlunun da uzak kalmasına gönlü razı olmuyor.

 

ANAVATAN FONU

 

“Ben Anavatanımdan uzaktayım. Ne yapabilirim...” demenin hiç bir anlamı yok, diyor İhsan Saleh. “1864 Büyük Sürgününde halkımızın çoğu Anayurtlarını terk zorunda bırakıldılar. Kültürümüz, sözlü ve maddi değerlerimiz dünyanın pek çok yerine dağıldı. Onları toplamak, değerlendirmek bizim en önde gelen görevlerimizden biri. Belki de en önemlisi.”diyor İhsan Saleh. Bu konuyu dert edinen on bir kişi bir araya gelerek bir fon oluşturmuşlar. Bir bankaya hesap açtırarak her ay düzenli olarak belirli bir meblağ yatırmaya başlamışlar. Amaçları, bilim adamlarının her yıl bir ülkeye gönderilerek araştırma yaptırmak, kaybolmaya başlamış sözlü, yazılı kültürel değerlerimizi toplamak, bir araya getirmek. Bu yıl Adığey’den dört bilim adamını Türkiye’de araştırma yapmak için görevlendirmişler. Önümüzdeki yıllarda da bu veya başka bilim adamları tarafından kültürel değerlerin toplanması,yayımlanması çalışmaları sürdürülecek.

 

“Siz de bir fon oluşturun” diyor İhsan Saleh. Türkiye’de üç milyon Çerkes’in yaşadığı söyleniyor. Yılda kişi başına 1 $ verseniz üç milyon dolar yapar. Veremez misiniz amacınız için 1 $’ı” Evet veremez miyiz acaba? Ben herkesin gönülden kişi başına 1 $ verebileceğine inanıyorum. Ama bunun organizasyonunu yapmak gerekir. Bu 1 $’ların insanlarımız için büyük anlamlar taşıyacağına da inanıyorum.

 

İhsan, Anavatana gittiğinde parasını devlet bankalarında bozdurmaktan tutunda, sanatçılara, edebiyatçılara, yöneticilere nasıl bir yardımda bulunabileceğine kadar her şeyi önceden planlıyor. Söz vermekle kalmıyor, verdiği sözü de yerine getiriyor.

 

Peki, bu insana “Çağımızın Bir Kahramanı” sıfatını yakıştırmak çok mu abartılı? Ben abartılı olduğuna inanmıyorum. İhsan Saleh’in bu kadar çabasının yanı sıra Türkiye’ye kadar elini uzatarak, şimdi içinde oturduğumuz, çeşitli kültürel etkinlikler gösterdiğimiz dernek binamıza azımsanmayacak kadar çok bir para yardımında bulunduğunu da eklemek istiyorum.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...