|
Tolstoy,
Hacı Murat’ı anlatan romanına “Çağımızın Bir Kahramanı”
adını vermişti. 133 yıldır sürgünde yaşamak zorunda
bırakılan bir halkın tasa ve kıvançlarını içtenlikle
paylaşan, onların kendi kaderlerini kendi ana yurtlarında
tayin etmek için çaba gösteren, dünyanın neresinde olursa
olsun Adığelerin etkinliklerine koşan bir insana en uygun
sıfatın “Çağımızın Bir Kahramanı” olması gerektiğine
inanıyorum.
Adını çok
duyduğum İhsan ile nihayet 125. Yıl anma toplantısında
tanışmıştım. Suriye’ye yerleştirilmiş bir ana ve babanın
oğlu olan İhsan Saleh, liseyi Suriye’de bitirdikten sonra
Ankara’da tıp öğrenimine başlamış, İstanbul Tıp Fakültesinde
bitirmiş. İhtisasını Almanya’da yapmış. Askerliğini
Suriye’de yaptıktan sonra Almanya’ya dönerek çalışmaya
başlamış
İhsan Saleh,
Adığelerin yıllarca çekmiş olduğu acının izlerine hem
Anadolu’da hem de Suriye’de tanık olmuştur. Anadiliyle
konuşmanın “büyük suç!” kabul edildiği, asimilasyonun
önlenemez yükselişinin Adığe halkını kemirdiği, yok olmanın
eşiğine getirdiği zamanlarda; bir ulusun gelişmesi, kendi öz
değerlerine sahip çıkmasının ancak ve ancak Anavatanda
mümkün olabileceği gerçeğini yakalamış. Yaşamını da bu
uğurda savaşmaya adamış.
İhsan
Saleh’i dünyanın neresinde olursa olsun, Adığelerin yaptığı
toplantılarda görmek olası. Dünya Adığe Örgütünün
kuruluşundan beri aktif üyelerinden. Almanya’da yaşayan işçi
hemşehrileriyle dernek çalışmalarını yürütüyor. Onlara Adığe
tarihini, Kafkasya’yı öğretiyor. Törelerimizin
güzelliklerini yeniden keşfetmeleri için yol gösteriyor.
“Almanya’ya
ve Suriye’ye vergi veriyorum. Doğu Almanya ile Batı Almanya
birleştikten sonra vergi oranlarımız, Doğu Almanya’nın
kalkındırılması neden gösterilerek arttırıldı.” Diyor İhsan
Saleh Yaşadığı, çalışıp kazandığı ülkelere vergi vermekten
kaçınmıyor. Onları en vefakar arkadaşları bu konularda neler
yapıyorlarsa İhsan da onlardan geri kalmıyor. “Yalnız” diyor
Saleh“tüm benliğimizle bağlı olduğumuz Anavatanımıza da
vergi vermek zorunda olduğumuzu unutmamak gerekir.” İhsan
Salih, sözlerine şöyle devam ediyor: “Perestroyka’dan sonra
eşim, oğlum ve ben oturduk, Kafkasya için neler yapmamız
gerektiğini tartıştık. Oraya yapılması gerekenin çok
olduğunu, ancak kendi öz gücümüzle yapabileceklerimizin
olduğuna da kanaat getirdik. O çalkantılı, o her yerin toz
duman olduğu zamanlarda Kafkasya’daki kardeşlerimizin
ilaca, hastanelerin tıbbi malzemelere, gıda ve giyecek
maddelerine ihtiyaçları olduğunu tespit ettik. Yaşadığım
kentte bir yardım kampanyası açarak hastaneler için tıbbi
malzemeden tutunda, özürlüler için tekerlekli sandalyeye dek
oradaki halkımızı bir nebzecik olsa da rahatlatacak, soluk
aldıracak dört tır dolusu eşya götürdük.”
İhsan’ın
sözünü ettiği yardım malzemelerini getirdiği zaman ben de
Maykop’taydım. Yeni Cumhuriyet olmuş Adığey, bu
malzemelerin getirilişini, dağıtılışını günlerce konuşmuştu.
Maykop’da altmış dört ayrı halk yaşıyor. Tam anlamıyla
mozaik bir devlet, Adığey İhsan, hiç bir halkı kayırmadan
getirdiği yardım malzemelerini sivil toplum örgütlerine
vermişti, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için. “Biz,
hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun birlikte yaşamak
zorunda olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Karşılıklı sevgi,
saygı ve anlayış içinde yaşamalıyız.” Diyordu. İhsan Saleh,
ben buraya kadar getirdim bundan sonrası sizin işiniz.”
Demeden Saleh malzemelerin sayımını oğluyla birlikte
yapmıştı.
Yeri
gelmişken hemen söyleyelim: İhsan Saleh Alman olan Dorothee
ile evli. Bir çocukları var. Gerek Dorothee gerekse ahrete
göç etmiş olan Dorothee’nın annesi, Almanya’da yaşayan Adığe
elçilerinden. Almanya’da yaşayan pek çok hemşehrimizin saygı
ve sevgiyle ondan söz ettiğini duymuştum. “Kaçırılma
olayları başladığında -Sabancı ve Çeçen dostlarımızın
kaçırılmasını ima ediyor- artık Kafkasya’ya gidemeyiz.
Baksana, insanlar kaçırılarak fidye isteniyor” dediğimde
Dorothee, Ben seni daha yürekli sanıyordum. Demek ki sizi
oralardan uzaklaştırmak için planlar hazırlayan, yıldırmak
isteyenlerden korkuyorsun, öyle mi?” dedi, diyor İhsan.
“Peki, ev
aldın Maykop’ta. Oraya yerleşecek misin? Sayın Dorothee’da
oraya yerleşecek mi?” diyorum. Şaşırıyor Saleh? Sorumu
anlamıyor. “Ne kadar anlamsız bir soru” diyor içinden. Sonra
yüzü aydınlanıyor: “Evet, yerleşeceğiz, planımızı
gerçekleştirmek için bir engel çıkmazsa 1999’da Maykop’a
yerleşeceğim.” Diyor.
NI PERIT
Maykop’ta
iken bir gün İhsan Saleh’in beni aradığını, bir konuda
konuşmak istediğini söylediler. Buluştuk. Kafkasya’daki
nüfusumuzun azlığından, asıl anavatanda olması gereken
nüfusun sürgünde bulunmasından yakınıyordu. Sözü fazla
uzatmadan “Kafkasya’da en kalabalık nüfusa sahip olan bir
aile belirledik. Bu konuda yöneticiler bana çok yardım etti.
Onlara teşekkür ediyorum. Benim amacım şu; iki yıl süreyle
bu aileye 1000 $ vermek istiyorum. Ayrıca onların
gereksinim duydukları yardımı da yapacağım. İki yıl sonunda
bu çok çocuklu anneye bir altın madalya takmak istiyorum.
Anneye bir isim bulalım.” Dedi. Konu hakkında pek çok
öneriler getirdim. Konuşmamıza tanık olanlar da öneriler
getirdiler. Sonunda, bu vefakar, gerçekten halkını diriltmek
için riske sokan bu anaya “NI PERIT” adı verildi. İhsan,
kendi ailesi içinde bu yardım için bir fon oluşturdu. Eşi,
çocuğu ve kendisi düzenli olarak her ay belirli bir miktar
para yatırıyorlar. “NI PERIT”ı artık sadece Adığey’de
aramıyorlarmış. Khabardey Balkar ve Karaçay Cerkesk’te de bu
ödül için adaylar arıyorlarmış.
İhsan’ın
kendi adına geliştirdiği pek çok projeden biri de,
dedelerinin göç etmiş olduğu .............. de okuyan
öğrenciler için oğlunun oluşturduğu bir fon daha var, Rami
henüz Dişçilikte Fakültesinde okuyor. Ancak, öğrenci olsa da
onunda Anavatanına karşı görevlerinin, sorumlulukların
olduğu unutmaması gerektiğine inanıyor. Oğlu, babasından
aldığı harçlıkların bir kısmını biriktirerek 1000 $’ı bir
öğrenciye veriyor. Bu öğrenci, okulda çalışan tüm
öğretmenlerin aday olarak gösterdikleri ve yukarıda
saydığımız değerlere uygun bulunan öğrenci oluyor.
Öğrencinin öğretmenine de böyle bir öğrenci yetiştirdiği
için 1000 $ veriliyor. “ İsterlerse bu parayı kendileri
yesin, isterlerse okulun bir gereksinimini karşılamak için
okula versinler. Bu onların bilecekleri bir şey.” diyor
İhsan. Oğlu her yıl bu ödülü vermek için Adığey’e
gidiyormuş. Kendisi ve eşi madden ve manen Anayurdundan uzak
kalmadığı gibi oğlunun da uzak kalmasına gönlü razı olmuyor.
ANAVATAN FONU
“Ben
Anavatanımdan uzaktayım. Ne yapabilirim...” demenin hiç bir
anlamı yok, diyor İhsan Saleh. “1864 Büyük Sürgününde
halkımızın çoğu Anayurtlarını terk zorunda bırakıldılar.
Kültürümüz, sözlü ve maddi değerlerimiz dünyanın pek çok
yerine dağıldı. Onları toplamak, değerlendirmek bizim en
önde gelen görevlerimizden biri. Belki de en önemlisi.”diyor
İhsan Saleh. Bu konuyu dert edinen on bir kişi bir araya
gelerek bir fon oluşturmuşlar. Bir bankaya hesap açtırarak
her ay düzenli olarak belirli bir meblağ yatırmaya
başlamışlar. Amaçları, bilim adamlarının her yıl bir ülkeye
gönderilerek araştırma yaptırmak, kaybolmaya başlamış sözlü,
yazılı kültürel değerlerimizi toplamak, bir araya getirmek.
Bu yıl Adığey’den dört bilim adamını Türkiye’de araştırma
yapmak için görevlendirmişler. Önümüzdeki yıllarda da bu
veya başka bilim adamları tarafından kültürel değerlerin
toplanması,yayımlanması çalışmaları sürdürülecek.
“Siz de bir
fon oluşturun” diyor İhsan Saleh. Türkiye’de üç milyon
Çerkes’in yaşadığı söyleniyor. Yılda kişi başına 1 $
verseniz üç milyon dolar yapar. Veremez misiniz amacınız
için 1 $’ı” Evet veremez miyiz acaba? Ben herkesin gönülden
kişi başına 1 $ verebileceğine inanıyorum. Ama bunun
organizasyonunu yapmak gerekir. Bu 1 $’ların insanlarımız
için büyük anlamlar taşıyacağına da inanıyorum.
İhsan,
Anavatana gittiğinde parasını devlet bankalarında
bozdurmaktan tutunda, sanatçılara, edebiyatçılara,
yöneticilere nasıl bir yardımda bulunabileceğine kadar her
şeyi önceden planlıyor. Söz vermekle kalmıyor, verdiği sözü
de yerine getiriyor.
Peki, bu
insana “Çağımızın Bir Kahramanı” sıfatını yakıştırmak çok mu
abartılı? Ben abartılı olduğuna inanmıyorum. İhsan Saleh’in
bu kadar çabasının yanı sıra Türkiye’ye kadar elini
uzatarak, şimdi içinde oturduğumuz, çeşitli kültürel
etkinlikler gösterdiğimiz dernek binamıza azımsanmayacak
kadar çok bir para yardımında bulunduğunu da eklemek
istiyorum. |