NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : HAZİRAN - TEMMUZ 1997

02

YIL / SAYI : 1 / 2
SAYFA SAYISI : 48
 

 
 
 
 
 
 
 
 
ABHAZ HALK MASALLARI

Meremkuıl Vladimir

Çev: Özdemir Özbay


 

Abaza halkının sözlü edebiyatı; şiiri, masalı, folkloru ve diğer halk kültürü ürünleri, komşu halklarda olduğu gibi çok değişik tür (Janr)lerden oluşmaktadır. Özellikle "Nartlar" adıyla bilinen epos ile atasözleri, bilmeceler, masallar folklor türlerinin zenginliği arasındadır.

Folklorun derinliklerine ulaşmak çok zordur. Halkların üretmiş oldukları folkloru incelerken;bazı türlerin bir halkın folklorunda daha çok ağırlıklı olarak işlendiğini, bazı türlerin ise çok az bulunduğunu, daha başka söylemek gerekirse, halk folklorunda türlerin aynı eşitlikte işlenmediğini görürüz. Örneğin günümüz Abaza folklorunda şarkı, yok denecek kadar azdır. Hatta, "Çift Sürme, Rareyta, Khına Kızı Minat", gibi birkaç şarkı dışında bu türde hiç bir şey kalmamıştır, diyebiliriz. Folklorumuz günümüze ulaşana dek çok kayba uğramıştır, çok şey unutulmuştur. Bu nedenle halk edebiyatımızda bazı türlerin eksik olduğu da bir gerçektir.

Folklorda, nazım biçiminde yer alan tür (janr)ler daha belirgin ve canlıdır. Bu türlerin kurallarının belirgin oluşu, şiir türü ürünlerini unutturmamıştır. Bu türler sözlü biçim içerisinde pekişmiştir. İşte bu şekilde zenginleşen Abaza folklorunun içerisinde de kimi uyuşmazlıklara, karmaşaya rastlamak olasıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi şarkılar dilimizde yaşamadı. Oysa bu şarkılar nazım kuralları ile oluşmuştu. Şarkıların ayrı makamları vardı. Abaza folklorunda günümüze ulaşan "Çift Sürme Şarkısı, Rareyta, Khına Kızı Minat", yağmur duası olan "Dzivara" ve birkaç şarkının yaşama şansı, kendilerine özgü şiir kurallarının olması, güçlü bir müzikalitesinin ve makamının olmasından kaynaklanmaktadır.

Abaza halk folklorunda yaşamı anlatan her tür şarkı "üretim ve emeği anlatan, onlara değer veren şarkılar" vardı. Keza mitolojide de dil tanrılarının panteonunda aynı özelliği görmek olasıdır.

"Abaza şarkıları şu veya bu nedenle unutulmuştur" şeklinde yaklaşımlarda bulunanlar olabilir. Buna pek çok neden de gösterilebilir. Kuşkusuz bizce en önemli neden, Abaza halkının dilliliği (Bilinquizim), yani çift dille konuşmalarıdır. Yani Abaza halkının günlük yaşamında ikinci bir dil kullanması, halkın yıllar içinde üretmiş olduğu şarkıların unutulmasında etken olmuştur. Abaza halkı ile Khabardey halkı, kültürleri, ses tanıları ile adeta çakışırcasına benzeşiyordu. Hatta bu benzeşmeye tek kültür, tek ses bile diyebiliriz. Bu ilişkilerden dolayı yaşamları da iç içeydi. Bu birliktelik folklora de yansıdı. Abaza halk ozanları iki dillerde ürün veriyorlardı. Zamanla Khabardeyce söylenen şarkılar çoğaldı. Tarihi gelişimi, kahramanlık şarkılarını, folkloru incelediğimiz zaman yukarıda ki savımızda ne kadar haklı olduğumuzu göreceğiz. Abaza folkloru ve kültürünün Adığe halkları arasında saygın değeri vardır. Abaza halk çalgısı "Pkhartsa", "Abaza Atlıları" dansı, Abazaca bestelenmiş şarkılar birbirine karışarak yaşayan halkın 19. yüzyılda ürettiği müşterek yapılar olmuştur.

Abaza halkının ismi, Kuzey Kafkasya'da her zaman duyuldu. Daha sonraları Adığe boylarına karışan Abazalar gün geçtikçe azaldı. Abaza halkının yetiştirdiği bilim adamları, ürettikleri bilimsel yapıtları her iki dilde Abazaca, Khabardeyce olarak yazdılar. Üretimlerini iki halk için yaptılar. 19. yüzyılda yaşayan K'uaç Adil Geri (1841-1872), Meker Wumar (1847-1891) gibi yazarlar bu iki dilliliğin (Bilinquizim)in belirgin örneklerindendir.

Meker Wumar, Arap harfleriyle bir alfabe hazırlamış, bu alfabe ile gençlere okuma- yazma öğreterek halkı aydınlatmaya çalışmıştı. Günümüze ulaşan kimi belgelerden anladığımız kadarıyla Meker Wumar, çok sayıda okuma kitabı da yazmıştır.(3) Ancak bu kitaplar sağlığında basılamadı. 1886 yılında basılmış olan bir yapıtında, Arap alfabesini Khabardeyce ya da uygulandığını görüyoruz.(4) Basılamayan okuma kitabı da Khabardey diline uyarlanmıştır. İç içe yaşayan, birbirine kenetlenmiş bir halkın ortaklaşa kullandıkları dilin Khabardeyce olduğu dikkate alınırsa, Wumar'ın yazı dili olarak Khabardeyce'yi kullanmasının nedeni anlaşılmış olur. Abaza halkının iki dili de iyi bilmesi, kullanması ürünlerini bu dillerle üretmesinde etken olmuştur. Wumar'ın öğrencilerinden olan Tobil Tolistan da ilk yapıtlarını Khabardeyce vermiştir. Bu gün bile iki halkın kültürü, folkloru iç içe, birbirine kenetlenmiş olarak yol almaktadır. "Abaza folkloru ile Adığe folkloru tek folklordur" desek yalan olmaz. Ancak her iki dilinde kökeni, kaynaklandığı coğrafya aynı, genetik ve tipolojik açısından benzeşiyorlar olsa bile, benzeşmeyen kimi hususların olması, sözlü edebiyat türlerinden birinin bir dilde bulunup diğer dilde bulunmaması; farklılığın, bu dillerden birinde, dillerin ayrışarak farklı diller haline gelme aşamasında unutulmuş olduğu olasılığını da göz ardı etmemek gerekir. Bir dile giren sözcük, folklor üretilirken sözcüğün yabancı sözcük olduğu unutulmakta, halkın kendi malıymış gibi kabul görmektedir. Her ne kadar Abaza folkloru ile Adığe folkloru tıpatıp benzeşse de, ayrıntılarda farklılıkların bulunmadığını söyleyemeyiz. Zira bu iki halkın konuştuğu diller binlerce yıldır katettikleri yolculukları sırasında farklılaştıklarına göre, bu iki dille üretilmiş olan folklorda da benzeşmeyen yönlerin bulunması doğaldır. Öte yandan Abaza halkının bu gün Khabardeyce olarak söylediği kimi şarkıların, kendi öz şarkıları olduğunu da söyleyebiliriz. Zira, her ne kadar bu şarkılar Adığe dili ile söylense de, bestecileri, esinlenilen olaylar Abaza halkının içinden çıkmıştır.

Abaza şarkılarını inceleyebilmek için derinlemesine araştırma yapmak gerekmektedir. Abaza folklorunda şarkının az olmasına karşın masal türü çok önemli bir yere sahiptir. Masalların kurgulanması, sınıflandırılması diğer halk masalları ile benzerlik içindedir. Abaza folkloru ilk kez 1939-1940 yıllarında derlenmeye ve yayımlanmaya başlamıştır. Bu yıllardan önce A.N.Genko, 1929-1934 yılları arasında Abaza folkloru üzerinde araştırma yaptı. 1934 yılında Abaza grameri üzerindeki çalışması, ölümünden çok sonra "Abazinski Yazık-Grammatiçeski Oçerk Nareçiya T'apa'anta" adıyla basıldı.(5) A.N. Genko, bu araştırmaları sırasında "Abazaların çok özel olarak diğer Çerkes boylarından farklı, belirgin bir folklorunun bulunmaması nedeniyle Abaza dili üzerine yaptığım çalışmalar zorlaşmaktadır." diye yazmıştı.(6) Daha sonra Abaza folklorunun varlığını, bu folkloru derinlemesine inceledikten sonra kabul etmiştir. Abaza dili açısından önemli bir yapıt vermiş olan A.N.Genko'nun bu sözleri söylemesinin nedeni, o dönemde Abaza folkloru konusunda yeterli araştırmanın yapılmamış olması idi. Hiç kuşku duymuyoruz ki Abaza folkloru çok zengindir. Diğer halkların sözlü edebiyatlarının taşıdıkları tüm özelliklere sahiptir.

İlk derlenen Abaza masalları 1940 yılında "Çerkes Khapşı" gazetesinde yayımlandı. Aynı yıl ve sonraki yıllarda bu gazetede pek çok Abaza masalı yayımlanmıştır.

Daha önceleri yazı dili olmayan Abazalar, yazı diline kavuştuktan sonra folklor araştırması yapanların sayısı hızla artmıştır.

Folklorun derlenmesi, düzenlenmesi, yayımlanması; kısaca folklorun yaşatılması için onu ciddiye alarak benimsemek, emek vermek, işlemek gerekir. Bu dönemde Abaza literatürü henüz doğmamıştı. İşte o zamanlar bu boşluğu Nart Destanı tekstleri, masallar gazete sayfalarında yer alıyordu. Genç Abaza edebiyatçıları folklor malzemelerini derleyerek işlemişlerdir. Kısaca, Abaza edebiyatı folklordan doğmuş, folkloru yapıtlarında malzeme olarak kullanmıştır.

Abaza folklorunu ilk derlemeye ve yazmaya başlayan araştırmacıların kendilerine özgü üslupları ve redaksiyonları vardı. Redaksiyon, en belirgin olarak öykü türü masallarda (Novella) kendini gösterir. Bu tür masallardaki isimsiz kahramanlar, çağımızda kullandığımız adları almaktadır. Halk nasıl sınıfsal bölümlere ayrılmakta ise; masallar redakte edilirken, derlenirken ve yazılırken, masalları derleyenlerin, yazanların ve redakte edenlerin sınıfsal konumlarının masala da yansıtılmış olduğunu görmekteyiz. Folklor halkın yaşam biçimini, yaşam felsefesini yansıtır. Halkın yaşam biçimi ve yaşam felsefesi de genç edebiyatçıların rengini, kokusunu ve dokusunu; edebiyat kişiliğini oluşturur. Edebi türlere özellikle folklor ve masal yansır. Jır Hamid'in 2.Dünya Savaşından önce yazdığı "Kadınların Özgürlüğünün olmayışı" başlıklı yazı, özellikle bu türü yansıtıyor.

Bilindiği gibi Jır Hamid, Abaza edebiyatının temelini atanlardandır. Ününü yazdıklarına, yazdıklarını da folklora borçludur. Sözünü ettiğimiz yıllarda ?Çerkes Khapşı? da yayımlanan novella türü masallar bir ölçüde redakte edilmiş olsa bile fabl türü söylenen masallarda hiç bir redaksiyon olmamıştır.(7) Şimdi genç Abaza edebiyatının, folklorun yol göstericiliğiyle nasıl yol aldığını görelim: Abaza Halkının sözlü edebiyatı savaştan önce 1940-1941 yıllarında derlenmeye başlayarak gazete sayfalarında görülmeye başlamışsa da, savaşın etkisiyle kesintiye uğramıştır. Çok geç yaşam bulan Abaza edebiyatı, araya savaşın girmesiyle istenilen gelişimi gösteremedi.

Büyük savaştan sonra Abaza folklorunun ürünleri yeniden yayımlanmaya başlandı. 1947 yılında Tobil Talustan, "Abaza Tawrıkher" (Abaza Söylenceleri) yayımlandı. (8) Bu yapıtta bağımsız yazılar bulunuyordu: "Damış Oğlu Ğuırp'iy", K'ıt'ım, K'ıt'ış, K'ak'ana", "Çoban Bat'a ile Kızı Koyun Çobanı Zaçi'nin Öyküsü", "T'at'ış", "Yılkı Çobanı Mıdpiy İle Deniz Aygırının Öyküsü", "Üç Kardeşin Prensi Aldatması", "İki Avcı İle Yaşlı Çobanın Öyküsü", "Kurtpa Gork Tavuğun Oğlu", bu masallardan bazıları idi.

1955 yılında Şakhrıl Konstantin ile Tobil Talustan'ın birlikte hazırladıkları "Abaza Tawrıkher" (Abaza Söylenceleri) yayımlandı.(8) Bu derleme otuz bir teksten oluşmaktadır. Masaların çoğu fabl türündendir. Daha çok hayvan ve bitkileri konu alan bu masallardan bazıları: "Yılan İle Fare", "Tilki İle Atın Dostluğu", "Tilkinin Kurdu Delirtmesi", "Eşek İle Kedi", "Ve Ayı, Ve Kurt, Ve Tilki", "Kurt İle Sıpa", "Topal Tilki" başlıklarını taşımaktadır.

Abaza tekstlerinin gerektirdiği şekilde folklorik araştırmalara konu olup, bu araştırmaların yayımlanmaya başladığı dönem, Abaza dilinin gramatikal açıdan yazı dili, eğitim dili olarak işlediği dönemlere rastlar. Dilin özelliklerini, işlevini, gramerini; kısacası dili tam yerli yerine oturtmak için gereksinim duyulanları folklorda aramak gerekmektedir. Zira folklor dili temiz, saf, katıksızdır. Abaza folklorunu ilk kez yazıya aktaran bayan Ketevana Lomatidze?dir. Bu araştırmacının Abaza dilinin T'ap'anta diyalekti üzerine yazdığı "Abaza dili T'ap'anta diyalekti-tekstlerle birlikte"(9) adlı monografisi 1944 yılında yayınlanarak Abaza halkının sözlü sanatını oluşturan janrların hepsi gözler önüne serilmiştir. Bu yapıt destanlar, atasözleri, şarkılar, bilmeceler, masallar ve söylencelerden oluşmuştur. 77 tekst bulunmaktadır. Her tekstin bitiminde, tekstin hüviyetini görüyoruz. Yani tekstin kimden alındığını, kimin derlediğini, anlatanın yaşını, dilini bulabiliyoruz. Bu tekstler 1939-1941 yılları arasında derlenmiştir.

Ketevana Lomatidze?nin ikinci monografisi olan "Aşkarıwua Diyalekti ve bu diyalektin diğer Abaza- Abhaz diyalektlerin yanındaki yeri" adlı yapıtı 62 teksti içermekte ve bu tekstlerde yine folklor janrlarının hemen hepsini bulmak mümkün olmaktadır.(10)

Ketevana Lomatidze, Huıj Duu (Büyük Huıj), Huıj Çık'uın (Küçük Huıj), Apsuwua adlı köylerde derlediği tekstlerle, 1947 yılında Abhazya Özerk Cumhuriyetinin Psıkhuı köyünde yaşayan Aşkarıwuaların anlattıkları tekstlere de bu derlemesinde yer vermiştir. Kısaca Ketevana Lomatidze, Abaza köylerini ve Abaza aksanlarını birkaç yapıtına tam olarak aktarmıştır, diyebiliriz.

Lomatidze'nin 1977 yılında yayınlanan çalışması "Abhaz Dili İle Abaza Dilinin Tarihleri, Karşılaştırmalı Analizleri" (11) adını taşımaktadır. Bu kitapta 18 tekst bulunmaktadır. Ayrıca Lomatidze tarafından kaleme alınan ve Rusça'ya çevrilmiş olan "Abaza Dili"(12) adlı yapıtının içinde de tekstler vardır. Bütün bu yapıtlarda işlenen tekstlerin sayısı 158'i bulmaktadır.

Abaza Folkloru ile ilgili kimi tekstleri, G.P.Serduçenko?nun çalışmaları arasında görmekteyiz.(13) "Onlardan Hangisi Daha Büyüktü?", "Ayı İle Tilki", "Kadının Erkeği Kaçırışı" ile "Yazık Abazin" (Abaza Dili) adlı yapıt bu çalışmaları arasındadır.(14)

Bu tekstler daha sonra 1965 yılında Tığu Vladimir'in hazırladığı "Abaza Usulü Masallar"(15) adlı kitapta yer aldı. Tığu Vladimir, 1968 yılında "Lo'k'u Lok'u Lokutsa"(16) adıyla masal derlemelerini yayınladı. Bu yapıtta, "Sayısal ve Sözel Tekerlemeler, Çocuk Şarkıları, Masallar, Anekdotlar, Bilmeceler" bulunuyordu. Ancak hemen şunu eklemeliyiz ki her iki çalışma da bilimsel araştırmalarda bulunması gereken özelliklerden uzaktır. Tekstlerin kimin tarafından söylendikleri, derleme yapanın kimliği, hangi tarihte ve nerede anlatıldığı gibi tekstlerin kimliğini oluşturan bilgiler kitapta bulunmamaktadır.

Abaza Folkloru üzerinde yapılan çalışmalar bu araştırmalarla bitmemektedir. Sözünü ettiğimiz çalışmalardan önce, savaş öncesi dönemlerde, okurların gerek Abaza dilinde gerekse, Rus dilinde Abaza folkloru örneklerini okuma olanağı buldukları gerçeğini gizleyemeyiz. Açıklamalarımızın dışında, Abaza masalları Rusça olarak "Krasnaya Çerkesiya" gazetesinde savaştan önce yayınlanmıştı. Ayrıca birkaç söylence "Bolşevnaya Sably"(17), "Skazky Çetirehbrade" (18) adlı yapıtlarda da yer almıştır.

1985 yılında, Moskova'daki bilimsel yayınevi "Nawka" Rus dilinde "Abazınskoe Narodnye Skazkiy"(19) adı ile Abaza Masalları derlemesini yayınlamıştır. Bu kitabı yayınlayan Tığu Vladimir, daha önce sözünü ettiğimiz derlemelerine de yer vermiştir.

Karaçay-Çerkesk Bilimsel Araştırma Enstitüsü 1967 yılından bu yana Abaza Folkloru'nun derlenmesi ve incelenmesi çalışmalarını sürdürmektedir. Sözünü ettiğimiz tarihten bu yana hiç aksatılmadan folklor araştırma ve inceleme çalışmaları sürdürülmektedir. 1954 yılında basılan "Abaza Halk Eposu: Nartlar"(20), bu önsözü hazırlamamıza neden olan "Abaza Halk Masalları" adlı yapıtlar bu araştırmaların ürünleridir. Bu kitaptaki tekstlerin ancak bir veya iki tanesi daha önce yayınlanmıştır. Masallar yazıya aktarılırken anlatanın aksanına sadık kalınmıştır. Tekst sonlarında anlatanların hüviyeti, nerede anlatıldığı, hangi yılda derlendiği gibi hususlara yer verilmiştir. Bunların dışında anlaşılması zor olan sözcükleri açıklayan bir sözlük, açıklama ve yorumlar da eklenmiştir. Abaza folklorunun araştırılmasının nedeni onları derlemek, sınıflandırmak, öğrenmek için değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Abaza dili üzerinde araştırma yapmak, Abaza gramerinin yerli yerine oturmasını sağlamak, Abaza edebiyatının gelişmesi için gerekli olan materyalleri Abaza folkloru içinde aramak, bulmak... folklor araştırmalarının başlıca nedenleri arasındadır. Doğrusunu söylemek gerekirse, Abaza folkloru araştırmaları, Abaza dilinin ve edebiyatının dinamiği, yol göstericisi, itici gücü olmuştur. Ona geniş ve pürüzsüz yol açmıştır.

Abaza folklorunun derinlemesine yapılan çalışmaları günümüze rastlamaktadır. Ancak daha geniş ve büyük boyutlu çalışmaların da ufukta göründüğü bir gerçek. Folklorun tüm türlerini araştıran ve gözler önüne seren yapıtlar henüz elimizde yok. Bu tür yapıtların ortaya çıkabilmesi için gereken iki şey var: anadilimizle yüzyıllardır halkımızın söylemiş olduğu folklor ürünlerinin yazıya aktarılması gerekir. Böyle bir çalışma yapılmadan elimizdeki materyalin neler olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Daha başka bir şekilde söylemek gerekirse, Abaza halk folklorunun envanterini çıkarmak gerekir. İkincisi de yapılan araştırmaların zaman kaybedilmeden hemen basılmasıdır.

Bizim sözünü ettiğimiz 1947-1955 yılları arasında yayınlanan derlemelerimiz "Abaza söylenceleri" adını taşımaktadır. Peki, bu derlemelere niçin "Söylence (Tauwrıkh)" adı verilmiştir. Bu teksilerden hangileri "masal" türündendir? "Söylence (Tauwrıkh)" olarak adlandırılan bu iki derlemede yer alan tekstlerin adları tartışma götürebilecek niteliktedir. Ancak, bu terimlerin hepsini sırasıyla sayarsak bile, bu tekstlerin çoğunun "Söylence (Tauwrıkh)" adıyla adlandırıldığını görürüz. Söylence sözcüğünü savaş öncesi yayınlanan yazılarda da görüyoruz. Peki, bunların hangisi gerçekten tekstin kimliğini daha iyi bir şekilde yansıtmaktadır? Tekstleri sınıflandırırken "Lok'u" (masal) mı demeliyiz; yoksa "Tauwrıkh" (söylence) mı? Bizce masal deyimini kullanmak daha yerinde olur. Bu ismin kullanılması, tarih ve gerçekçilik açısından da daha uygundur. Zira başka halklarda gelişim ve oluşumlar bu yolu izlemişlerdir. Örneğin Khabardey dilinde önce "Masal" (Pşıse) sözcüğü tekstlerde yer almıştır. Karaçay dilinde ise masalın karşılığı "Comakh" dır. Masal ile söylencenin karıştırıldığı tekstler de bulunmaktadır.

Peki, bir dilin kendine ait sözcüğü varken, yabancı bir terimin gelip dilin içine yerleşmesinin anlamı nedir? Bu sorunun yanıtını şöyle verebiliriz: Tauwrıkh (Arapça tarih), Abazin, Khabardey ve Karaçay dillerine giren yabancı bir sözcüktür. Masala yakın anlamı olan bir sözcük bile değildir. Ancak bu sözcük, sözlü folklor ürünlerinden nesir tarzında söylenen tekstlerin terimi haline gelmiştir. Abaza folklorunun düz (nesir) anlatımları gelişerek günümüze doğru yol alırken, üretilen ürünler "Lok'u" (masal) terimi ile karşılanamaz hale gelmiştir. Gerçekten de masalın Abazaca tam karşılığı "Lok'u" dur. Masal, insan düşünün ürünüdür. Vahşi hayvanlar üstüne söylenen masallar, bunun en güzel örneğidir. Bu masallara söylence demek yanlıştır.

Halkın sözlü folklor ürünleri "Lok'u" janrı ile başlamış, gelişerek ve genişleyerek yol almıştır. Gelişim ve genişleme ise başka adlar aranmasına neden olmuştur. Gerçekten folklorik türleri birbirinden ayırmak için sıkıntıya düşen halk, diline yeni giren bir sözcüğü, "tauwrıkh"ı bu türlerden birine isim olarak vermiştir. Bu sözcük nasıl Abazin diline girmişse , aynı biçimde değişim ve gelişmelerden kaynaklanan nedenle, başka bir sözcük olan "Khabar" da Abazin diline girmiştir. Aynı sözcük diline "Khıbar", Karaçay diline "Khapar" olarak girerken, başka pek çok dile başka başka söyleyişle yerleşmiştir. Arapça bir sözcük olan "Khabar", başka dillerde de aynı anlamı korumuştur. Bugün Abaza folklorunda ve Abaza dilinde "Khabar", nesir türlerinden birinin adı olarak kullanılmaktadır. "Khabar" halkın yaşamında ortaya çıkan, bazı olayların anlatımı ya da yeni kuşaklara aktarılması türünün adıdır; ya da bu olayları yaratanların kendi anlatımlarıdır.

Abaza folklorunda "epos" (destan) masal değildir. "söylence" (tauwrıkh) da değildir. Nart destanları, halkın deyimiyle "khabar"dır. Zira "nartlar" var olan bir soy, yaşamış bir halktır. Zaten "nartlar" sözcüğü de yaşamış olan bir halkı tanımlayacak bir biçimde çoğul bir ifadeyle isimlendirilmiştir.

Abaza literatüründe -diğer literatürlerde de olduğu gibi- ilk ürünler folklora dayalı olarak üretilmiştir. 1947 yılında basılan "Abaza Söylenceleri" (21) nin Tobil Talustan'ın elinden çıktığı belirgindir. Kimi nesir yazılar, şiirmiş gibi düzenlenmiştir. (K'ıt'ım, K'ıt'ış, K'ak'ana) Bu tür şiirleri içerisinde ritim bulunan düzyazılara benzetebiliriz. Eğer bu tür yazılara şiir diyeceksek, ritim, vezin, uyak gibi şiire özgü değerleri taşımaları gerekir. Savaş öncesi yayınlanan tekstlerde, 1955 yılında basılanlar da dahil, yukarda değindiğimiz özellikleri taşımaktadırlar (22). Sözünü ettiğimiz ilk yapıtın içinde "Hacı K'upa'nın Kahramanlığı" adında bir tekst yer almaktadır. Bu tekst, masal ya da söylence değildir. Bu tekst, Tobil Talustan'ın kendi yazdığı bir teksttir. Türk-Rus savaşı sırasında Bibard köyünde yaşayan Hacı K'upa'nın göstermiş olduğu kahramanlığı anlatmaktadır. Hacı K'upa, Lo prensi Şohım'ın elinden düşen bayrağı kaparak yere düşürmemiştir (23). Padişahın bu başarıyı prensin subaylarına ödüller vererek değerlendirmesine karşın Hacı K'upa'nın adını kimse anmamıştır. Kuşkusuz bu yazıyı masal olarak kabul etmek olası değildir. Bu yazının en önemli yanı, yazıda anlatılan olayların ve halktan olan isimlerin okuyucuya tanıtılmış olmasıdır. Bu tür olayları aktaran tekstler henüz Abazin literatürünün normlarının çizilmediği zamanlarda yazılan metinlere benzemektedir. Bu metinlerin folklor tekstleri arasında yer alması, folklor yapıtlarında bulunmaması gereken yabancı sözcüklerin yer almasına da neden olmaktadır.

1950'li yılların başına geldiğimizde Abaza diline yakışmayan bir sayı sistemi ile karşılaşmaktayız. Bu sayı sistemi, daha önce dilimizde yeri olmayan onluk sayı sistemidir. Bu tür sayı sayma sistemi, Abaza diliyle hiç uyuşmadığı gibi ses uyumuna da ters düşmektedir. Bu gerçeklere karşın Tobil Talustan'ın yayınladığı derlemelerde bile onluk sayı sistemi 1955 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Ses uyumuyla uyuş­mayan bu sayı sistemi - ki hala kimi okul programlarında yer almaktadır - sözlü olarak değil de yazılı olarak literatürümüzde yer almaktadır. Örneğin, "Murat 100 som verirsen kızımı sana veririm." ya da "Murat yüz som verirsen kızımı sana veririm." Anlam, dil ahengi, redaksiyon açısından olumsuz örnek olan bu yanlışlıklar, henüz edebiyat normları, yazın kuralları oturmamış olan Abazin dilini olumsuz yönden adeta kösteklemiştir. Halkın sözlü folklor ürünlerine bu tür yanlışlıklarla yaklaşıldığında, henüz kuralları oturmamış genç literatürün gelişmesi engellenmiş, folklor ürünleri de yazıya aktarılırken bilimsellikten uzaklaşılmış olur. Folklor, gelişim içinde olan genç edebiyatla birlikte derlenip hak ettiği yeri alır. Yaşamın içinden gelen, yaşamı yansıtan olayları, folklor oluşturan öğeleri içinde her zaman yazıya aktarmak mümkün olmamaktadır. Yaşam, folklorun kaynağı olarak çok zengindir. Bu zenginliklerin aktarılması için folklor ürünlerinin ve genç edebiyatın yazım aracı olan dilin zenginleştirilmesi gerekmektedir. Halkın sözlü ürünlerini çok güzel söyleyen, çalan halk ozanları, ustalar vardır. Bu nedenle de folkloru olan halkların mutlaka gelişmekte olan bir edebiyatları da vardır.

Biz (masal=lok'u) ve (söylence=tauwrıkh) isimlerini belirtirken "Masal'ın daha öncelikli olduğunu, tarih içinde çok uzun bir yol alarak günümüze ulaştığını, "tauwrıkh" teriminin ise dilimiz açısından çok daha genç olduğunu, bu sözcüğün dilimize ve komşu halkların diline Arapça'dan geçtiğini, dilimize yerleşme nedenini anlatmıştık. Dilde de folklorda da bu iki sözcük ayrı ayrı anlamlarda kullanılmaktadır. Hayvanlar üzerine söylenen masallara söylence denemez. Örneğin "Pire İle Bit Masalı" yerine "Pire İle Bit Söylencesi" demek doğru olmaz. Bu klasik Abaza sözcük Lok'u aynı işlevi üstlenmiş olan Abaza sözcüklerindendir.

Peki, Abazin masallarının diğer halkların masallarından farklı yönleri var mıdır? Bu masallar nasıl adlandırılmaktadır? Abazin halk masallarının kurgusu, diğer halk masallarının kurgusuna benzemekte midir? Abazin masallarını nasıl sınıflandırabiliriz?

Bir konuyu yinelemek suretiyle tekrar vurgulayalım: Abazin masallarının kurgusu, sınıflandırılmaları, özellikle hayvanlardan söz eden masallar, gerçeküstü masallar, yaşamı anlatan masallar, hikaye şeklinde kaleme alınan (novella) masallar şeklinde kurgulanmış ve bu şekilde de sınıflandırılması gerekmektedir.

Folklor ürünlerinin sınıflandırılmasında en çok kullanılan yöntem (Aarne) ve (Tomson) un sınıflandırma yöntemleridir. N.A.Anreev ise bu yöntemleri biraz daha açmıştır (24). Abaza masallarının çoğunu adı geçen bilim adamlarının sınıflandırmalarının içinde görebiliriz. Abaza folklorunda - diğer halkların da olduğu gibi - vahşi hayvanlar üzerine anlatılan masallar çok değildir. Oysa hayvanlar üzerine anlatılan masallar hem çocuklar, hem de büyükler için de zevkle dinlenen masallardır. Abaza insanı da bu tür masalları zevkle dinlemektedir. Bu masallarda halk, hayvanları, fabllarda olduğu gibi alegorik bir biçimde temsili anlamda kişilikler taşıyan kahramanlar gibi görmemektedir.

Abaza folklorunda (tıpkı diğer halklarda olduğu gibi) vahşi hayvanlar üzerine söylenen masallar pek çok değerlidir. Bu azlık, halkın masal sevmemesinden, dinlememesinden kaynaklanmamaktadır. Hayvan masalları yetişkinler için de çocuklar için de zevkle dinlenecek parçalardır. Abaza insanı bunları zevkle dinlemektedir. Bu masallarda halk, hayvanları fabllarda olduğu gibi alegorik bir biçimde, temsili anlamda kişilikleri taşıyan kahramanlar gibi görmemektedir.

Eski çağlarda, insanoğlunun vahşi hayvanlardan, ya da bitkilerden türediği gibi inançları vardı. Eski insanın totem inanışı, hayvan masallarında belirgin olarak görülmektedir. Totem sözcüğünün Polinezya yerlilerinin dilindeki anlamı "Benim kardeşim" anlamına geldiği bilinmektedir. Totemin işlevi, soyları, klanları, boyları ve halkı şemsiyesi altına alarak korumaktı. Totem öldürülemezdi. Bir süre sonra totemizm kültlerini oluşturmaya başladı.

Günümüzde pek çok halkın ateşle ilgili ilginç inanç sistemlerinde totemizmin kalıntılarını görmekteyiz. Araştırmacılara göre hayvanlarla ilgili masallar, söylenceler şeklinde ve büyük afsun dualarına dönüşmüştür.(25)

Eski çağlardaki insanoğlunun yaşamı, bu kuşakların totemsel inançlarını gösteren hayvan masallarında görüldüğü üzere, insan unsuru ile masal kahramanı hayvanların pek yakın olmadıkları, aralarında bir eşitlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Hayvanlarla ilgili masallar ortaya çıkmadan önce, hayvanların içerisinden kimi belirgin kahramanlarla ilgili kimi söylenceler ortaya çıkmıştır. Bu masal kahramanlarının önemi, onların konuşmalarından açıkça anlaşılamıyordu. Hayvan söylenceleri insanoğlunu yaşama hazırlamak gibi özellikleri dışında, bu söylencelerden başka anlamlar çıkarmak olanaklı değildir. Bu masallar insanoğluna öneriler götürüyordu, insanların hayvanlara nasıl davranması gerektiğini halka anlatıyordu.(26)

Daha önce de söylediğimiz gibi, Abaza folklorunda diğer halkların olduğu gibi, Totemizmin inanç sisteminin kalıntısı olan izler halen görülebilmektedir. Abaza halk masallarında Ayı, Tilki, Kurt, Köpek, Kedi, Fare, Yılan, Kartal, Bıldırcın ve başka hayvanlar masal kahramanı olarak yaşamaktadır.

Abaza masallarının kahramanlarından olan Ayı, diğer hayvanlardan daha güçlü, daha önde bir kahraman olarak belirlenmektedir. Diğer hayvanlar ise, her zaman ayıdan korkmakta, onun emirlerini yerine getirmektedir. İleri yaşlardaki bir karı kocanın küçük çocukları ile ormana gidişleri, Ayı'nın çocuğu kaçırması, Onu besleyip büyütmesi, pehlivan olarak yetiştirdiği çocuğun ana ve babaya dönüşü gibi olayları anlatan bir masal gerek Abaza masalları gerekse "Mışokua Batır" adı ile Khabardey masallarının arasında yer almaktadır. (Abazaca söylenişi ile Mişipa Batır) Bu masal birçok yönü ile diğer Abaza masallarına benzemekte ise de, masal kahramanının ortaya çıkması biraz farklıdır. O, dişi ayı ile oduncunun çocuğu olarak doğmuştur. Daha önce de söylediğimiz gibi Abaza folkloru Totemizm izleri taşımaktadır. Örneğin, 1969 yazında konuştuğumuz anlatımcılar, insanın ayı soyundan geldiğini söylemişlerdi. Bunu kanıtlamak için de: Ayı yavrusunun bir şeylerden korkması, ya da Anne ayının öldürülmesi durumlarında "Mımmaaa..! (Anneee..!) sesi çıkararak ağladığını iddia ettiler. Ayı kültün özellikleri başka halkların masallarında da iz bırakmıştır.

Sibirya'da ve Uzakdoğu Asya da yaşayan kimi halklar, Ayıya saygı gösteriyor, Ayıyı yüceltiyor, ondan korkmuş gibi davranışlar sergiliyorlardı. "Onun ismini yücelten, değer veren şarkılar söyleyerek tapınıyorlardı. Bu durum ilginçti, Ayının yaratılışı, ya da doğuşunu anlatan ilginç masallar söylüyorlardı."(27) Ayının önceleri gökyüzünde yaşadığını, Tanrı ile gökyüzünde ki bir kaleyi paylaştığını, aralarında anlaşmazlık çıkınca gökyüzünden yer indiğini, bu olaydan bu yana yeryüzünde yaşadığını, anlatıyorlardı.(28). Nasıl ki her masalda kesinlikle tilki kahraman yer alırsa, Abaza masallarında da Tilki başkahraman olarak yerini alır. Bay Tilki Abaza masallarında da hırsızdır, kurnazdır, hilebazdır, yalancıdır, tatlı dillidir. Ama zinhar ona inanılmaz, çünkü kafasında her zaman kötülük vardır. Nereden nasıl yararlanacağını çok iyi bilmektedir. Kısacası istenmeyen tüm kötü sıfatları taşımaktadır. Kendi çıkarı için düşünemeyeceği, yapamayacağı hiçbir kötülük yoktur. Bu yollarla da her zaman karnınım doyurup, yaşamını sürdürmektedir.

Tilkiden biraz daha büyük olan, ancak tilkinin şakalarına, alaylarına devamlı maruz kalan masal yaratığı ise kurttur. Bütün halk masallarında olduğu gibi Abaza halk masallarında da Kurt, akılsız, atak ve aptal olarak tanımlanmıştır. Tilki kurnazdır, Kurdun isteklerini yerine getirirmiş gibi yaparak onu aldatır. Ona her istediğini yaptırır. "Tilki ile Kurt" başlıklı masal bu ilişkiyi çok genel bir şekilde gözler önüne sermektedir. Masalın özeti şudur: "Hırsız Tilki, çaldığı tavukla can havliyle köpeklerden kaçmaya çalışmaktadır. Kaçarken Kurt ile karşılaşır. Kurdu kandırıp köyden tavuk getirmeye gönderir. Yolda köpeklerle karşılaşan kurt postu yolunmuş, yara bere içerisinde canını kurtarır. Ancak öcünü alacaktır. Bunu her koşulda yerine getirecektir. Ancak kurnaz Tilki, öncelikle kurda yaralarını nasıl iyileştireceğini anlatır.

"git de dikenlerin içerisinde yuvarlan, oradan çık ısırgan otların üzerinde yuvarlan, sonra göle gir, gölden çıkınca inine dön, vücudun inin içinde kuyruğun dışarıda kalacak şekilde yat, ben seni gelip tedavi edeceğim."

Bu aldanış Kurdun sonu olur, inin dışına sarkan kabarık kuyruğu gören avcılar onu sürüyerek çıkarıp öldürürler.

"Kurt ile Yaşlı Adam" masalında da aynı biçimde Kurdun deliliği anlatılır. Kurt avcıların önünde koşmaktadır. Avcılar yetişirse ölüm kaçınılmaz olacaktır. Yaşlı adam Kurdu çuvalına koyup saklar, avcıları uzaklaştırır. Kurt kurtulur ama yaşlı adamı yemeden rahatlayamayacaktır. Onların tartışmasına rastlayan Tilki, gülerek yaklaşır, kurda seslenir; "Bu dünyada yaşadıkça vallahi inanmam, senin o çuvala sığacağına." der. Tilkinin sözlerine karşın kendisini kanıtlama gereksinimi duyan kurt çuvala girer, yaşlı adam da fırsat bu fırsat, çuvalın ağzını bağlayıp vura vura kurdu öldürür. Masalların korkulan kahramanı kurt, deli-dolu akılsız bir karakter olarak gösterilir. Bu aptal görünüm aslında kurda yakışmamaktadır. Eski çağlarda halk ondan korkmuş, çekinmiştir. Tabu olarak görüp, ismini bile söylememişlerdir. (Zıkhız rımhuakhız) Çok eski çağlarda Kurt bu günkü gibi Abazaca da "Kuıcma" ismi ile anılmıyordu, Kurdun adı ?La?(köpek) idi. ?Şuagala? ismi o zamandan günümüze kalmıştır. "Şuagala" (kapı bekleyen köpek), ya da Çoban köpeği. Diğer dillerde de bu ismin klasik söylenişi vardı. Khabardey dilinde önceleri "ha" ismi kullanılırdı. Oysa günümüz Khabardeyce'sinde "ha" köpek anlamına gelmektedir. Bu gün Khabardeyce'de kurt için kullanılan "Dığuıj" sözcüğü Khabardeyce'deki "Dığuej" (koca hırsız) isminden türemiş ve "Dığuıj" halini almıştır. Açıkladığımız üzere Khabardey ve Abaza dillerinin her ikisinde, kurdun eski ismi "la-ha-köpek"tir. Günümüzde Abazaca'da "Kucma" ismi ile, Khabardeyce'de "Dığuıj" ismi ile anılsa da, eski çağlarda kullanılış biçimi ile Abaza dilinde halen "Kucma - Dığuıj ve Kurt" veya La-Ha-Köpek kullanılıyor olsa da eski çağlardan kalan "Şuagala" ismi Abazaca'da "Hautsdz" ismi de Khabardeyce'de zaman zaman ve yerel olarak kullanılmaktadır.

Kurt birçok halkın totemi olmuştur. "Nart Destanlarının" baş kahramanı Sosrıkua çelik tekerlerle dizinden yaralanıp ölürken, kurt onun etini yemeyi reddeder. Bu nedenle Sosrıkua, küçük parmağının gücü kadar bir gücün kurdun omuz ve göğsüne aktarılması için Tanrıya yakarır. Nart Destanlarını üreten tüm Kafkas Halklarının folklorunda bu anlatım yaşamaktadır.

Abaza dilindeki "Şuagala" sözcüğünün (Şua-ga-la) şeklindeki analizine baktığımız zaman, bu ismin ev köpeği için, kapı önünü bekleyen köpek için söylendiği anlaşılmaktadır. Bu tür köpek kötü niyetli insanı korkutup uzaklaştıran köpektir. Bu nedenledir ki "Şua-ga-la" (korkutan köpek) ismi ona verilmiştir. Ancak masal kahramanı olan "Akuıcma- kurt" Abaza masallarında da diğer söylenen masallarda da tilkiye kanar, bu aptalca aldanış onun yok olasına neden olur.

Hayvan masallarındaki Kurdun zihinlerde bıraktığı imaj "Kötü Adam" tiplemesidir. Halkın hiçbir zaman beğenmediği, benimsemediği kötü tip bu nedenle kurt masallarda kötü tip rolünü yüklenmekte ve kötü bir sonla yok olmaktadır.

Hayvan masallarında tilki genellikle herkesi aldatır. "Bıldırcın ile Tilki" başlıklı masalda, kurnaz tilkinin az da olsa aldatılabildiği anlatılır. Tilki kendisine Bıldırcının yaptığı iyiliği unutarak onu yemeye kalkar, ancak küçük bıldırcın tilkiye şöyle seslenir: "Bagana.... (tilki milki gibi bir deyimdir) demeden bizim soyumuzdan birini yiyen iflah olmaz, kahrolur..." tilki bu bedduadan kurtulmak, "Bagana" diyebilmek için ağzını açınca küçük bıldırcın tilkinin ağzından uçarak uzaklaşır, canını kurtarır. Bu küçük masal "Tilki ile Bıldırcının Dostluğu" adı ile 1955 yılında yayımlanan Masal Derlemeleri arasında da yer almıştır. Bu masalda bıldırcının "Bagana..." yerine "Abaza..." sözcüğünü söyleyerek tilkinin ağzından kaçamaktadır.

Bu iki sözcüğün olayımızda işlevi tekdir ve ses olarak da benzeşmektedir. Her iki sözcükte üçer heceden oluşmaktadır. Ünlü harf olarak (a) sesinden her ikisinde de üçer ses bulunmaktadır. Bu nedenle her iki sözcük vokalizm açısından aynı gruptadır. Bu "vokalizm"in dışında, bıldırcının tilkiyi aldatması gülünç bir oyuna dönüşmektedir. Halk, konusunda bu tür komik tilki oyunları bulunan masalları sık sık anlatır. Örneğin "Horoz ile Tilki" adlı öyküde de bu özellik görülmektedir. Tilki ağaç dalına tünemiş olan horozu oradan indirip yemek için şu tatlı sözlerle ona yaklaşmaktadır;

- Eyy, yakışıklı, eyy güzeller güzeli horoz, eyy tanrının sevgili yaratığı... İnsen de birlikte namaz kılsak...

Horoz ise bu öneriyi;

- Yefendi? yi kaldır da birlikte elbette namaz kılarız.

Şeklinde yanıtlar.(burada yefendi imam köpektir) Köpeğin ismini duyan tilki ok gibi yerinden fırlar, horoz onunla alay edercesine arkasından uzun uzun öter. Tilki ise;

- Aman abdesim bozuldu.

Diyerek uzaklaşır. Bu tür oyun ve şakalar halk masallarında kullanılmıştır.

Hayvan masallarında tilki nasıl en kurnaz, en akıllı kahraman olarak gösteriliyorsa, eşekte o denli akılsız, aptal ve inat bir yaratık olarak gösterilmektedir. Çok kolay aldatılabiliyor, bu özelliğini anlatan bir örnek verelim;

Kuyuya düşen kurt, eşeğin kulaklarının güzelliğine övgü yağdırarak kulaklarına tutunur ve kuyudan kurtulur. Ancak kurtulan kurt eşeği acımadan yer. Burada ilginç olanı ise, bu denli aptalca davranan eşeğe kimsenin acımamasıdır.

Abaza Masalları incelenirken karşımıza başyapıt olarak kabul edilebilecek güzellikte masallar çıkar. "Pire ile Bit" başlıklı masal bu tür güzel bir masaldır. Bu masalın diğer masallara benzemeyen yönü, onun şiirsel (poetik) yapısıdır. Bu tekst hiç değişmeden uzun bir yol kat etmiş ve günümüze ulaşmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu masal bir şiir dokusu göstermektedir. İçindeki diyaloglar aynı şekilde yerini koruyarak günümüze ulaşmıştır. Masal kahramanlarının soru ve yanıtları da aynı şekilde korunmuştur. Masalda başkahramanın sabit, statik hiç bir şey yapmayan bir görünümü yoktur. Aksine onun dinamizminin sınırı yoktur. Zira durmadan yol almaktadır. Yol boyunca domuz, ağaç, kartal, tavuk, insan yığınla yaratığa uğramaktadır. Bu yolculukta soruları ve yanıtları da taşımaktadır. Bu sorular ve yanıtlar yolculuk sürdükçe giderek artmaktadır. Soruları doğuşu ile peş peşe ortaya çıkan olaylar, olaylarla ilgili tekrar sorular bir uyum içerisinde masalın kurgusunu, bütünlüğünü tamamlamaktadır. Masal tamamlanırken olayların başladığı başlangıç yerine dönülmektedir. Masal da böylece bitmektedir. Kısacası "Pire ile Bit"in masalı Abaza halkının sözlü edebiyat ürünlerinin kanonik yapısına uygun biçimde bir akış göstermektedir. Bu kanonik yapıya uygunluk özelliği, bu gün konuşulan Abazaca?da da artık pek kullanılmayan klasik sözcüklerin günümüze taşınmasını sağlamaktadır. Örneğin: masal başından başlayarak gelişirken "Akhua-Domuz", "Aceğe- Meşe kozalağı", "Akhş-Bir tür kartal, alıcı kuşu", "Nars-Çerkes içkisi boza kaynatılırken dipte kalan kalın ve iri tortu", "Rkhra- Kıl, tüy" gibi bugün pek kullanılmayan binlerce yıl ötesine ait sözcüklerin günümüze taşımaktadır.

"Pire ile Bit" in masalı Kümülatif Masal, yani Birleşik Masal denilen masal türünün çok güzel bir örneğidir. Kümülatif masallarda bir olay diğer bir olaya bağlanarak, sujeye başka sujeler eklenerek, masalın genişleyerek sürmesi özellikleri ağırlık kazanır. Bu tür masallarda masal, anlamsız, amaçsız bir olayla başlar. Örneğin, ?Pire ile Bit?in masalında başlangıç şöyledir; bir gün bit ile pire, gezelim dolaşalım diye yola koyulurlar. Derken bir su birikintisi ile karşılaşırlar. Pire:

- "Atla geç" der. Bit, "sen de atla" der. Pire hafif gövdesiyle zıplayarak bataklığı aşıp, karşı kıyıya ulaşır. Bit zıplar ağır gövdesiyle çamurun içine düşer, saplanıp kalır. Pire, "arkadaşım, bacanağım biti kurtarmalıyım" diyerek domuza koşup ondan yardım ister. Bu olayla birlikte masalda kümülatif özellik artık belirginleşmektedir. Bir olayın arkasından başka bir olay gelişerek masalın başındaki kahramana dönülmektedir. Pireye bir avuç darı verilir, darıyı anaç Gurk'a götürür, anaç tavuk bir civciv verir, pire civcivi kartala götürür. Kartal bundan sonra meşe ağacının üstüne pislemeyeceğine söz verir, meşe ağacı bir avuç kozalak verir, pire kozalağı domuza götürür, domuz pireye bir kıl verir, pire bu kılı çamur birikintisine uzatır. Bit domuz kılına tutunarak bataklıktan kurtulur.

Kümülatif masalların kurgusunu ve kompozisyonunu kavramak kolaydır. Bu kompozisyonun üç ana unsuru vardır. Ekspozisyon (olayın sergilenişi), kümülatsia (olayların birbirini izleyişi), final (masalın bitişi).(30)

Baş tarafta da anlatıldığı üzere, olayların sergilenmesi (ekspozisyon) önemsiz bir olayla başlar; (bit ile pire gezmeye çıkmıştır) masalı oluşturan olayların nasıl başladığını, nasıl yola çıktığı anlaşılmadan sürer. Bu bölüm, bu nedenle masalın ana unsuru (ekspozisyon) olmaktadır. Başlangıcın arkasından (kümülatif özellik) gösteren bölüm gelir. Olaylar birbirini açıklayarak, her olay bir sonrakine destek vererek masal sürüp gider. V.Y.Propp, kümülatif masallardan söz ederken; "bunlar günümüzü ve bizi tanımlayan formlar, görüntüler değildir. Çok eski, çok erken çağlardaki görünümleri açıklayan formlardır" demektedir. (31)

Hayvan masalları gerek kendi düzenleri ve yapıları açısından, gerekse halka yönelik özellikleri açısından yaşamı sergileyen masallar olarak tanımlanabilir. (32)

Hayvan masallarının bazılarının Abaza folkloruna başka halkların folklorundan katılma olasılığı da vardır. Ancak bu tür yabancı masallar Abaza Masalları arasına yerleşirken Abaza Folklorunun özelliklerini de kazanmaktadır. Kısacası Abazalaşmaktadır. Örneğin; "Hoca" motifi taşıyan masallar Abaza Folkloruna yukarıdaki özelliklerle ve değişimle yerleşmiştir.

Hayvan masalları, dinleyicisi olan halka (çocuklara) yöneliktir. Bu, çocuklara yönelik masallar daha kapsamlı bir biçimde, içine mitolojik öğelerle sihir ve sihirbazlığa yönelik öğeleri de alarak gelişmiştir. İşte bu nedenledir ki çocuklara yönelik masallar, daha kısa, yalın ve öğrenilmesi daha kolay masallar olmaktadır. Masallardaki taşlamalar ve halka yönelik özellikler daha sonra değişmeye başlamışlar ve böylece hayvan masalları giderek halkın yaşamına yönelik masallara yaklaşmıştır. Zira günümüzde bu hayvan masalarındaki kahraman tiplemeleri insan davranışlarını, insan tiplerini göstermektedir. Daha başka bir anlatımla masalın hayvan kahramanı günümüz insan tiplerini gösterir hale gelmiştir.

Destansal öykülerde olduğu gibi hayvan masalları da bir yerde halkın ansiklopedik kaynağıdır, halkın ansiklopedisidir. Halkın yaşamı, felsefesi, görünüşü, hatta anlayışı, sezgisi, halkın değer yargıları masallara yansımıştır.

Abaza masalları topluluğu içerisinde gerçek üstü masallar da bulunur. Bu janr'ı sözlü ürünlerin içerisinde özellikle belirgin biçimde görürüz. Kısaca söylersek, gerçekte masal diyebileceğimiz parçalar, bu gerçeküstü masallardır. Bu masallarda hiç olmamış, olması düşünülemez olaylar, hiç yaratılmamış, hayal bile edilemeyecek varlıklar olduğu için daha başka bir ifadeyle tamamı insan ürünü olduğu için "Gerçeküstü Masal" adını almaktadır. Bu masallar bu belirgin özellikleri ile hayvan masallarından ve öykü özelliği gösteren ve ( Novella) denilen masallardan yaşamdan alınan masallardan farklı bir yapıya sahiptirler. Hangi gerçeküstü masalı ele alırsak alalım içinde kesin olarak gerçeküstü bir olay ya da bir yaratık bulunacaktır. Bu özelliklere sahip olan masallar gelişim göstermezler, durağan bir yapıya sahiptirler. Daha doğrusu, hayal ürünü öğeler bulunmayan masal gerçeküstü masal olamaz. Bu masallardaki kötü ve korkunç olarak nitelendirebileceğimiz öğeler, masal kahramanlarının ya karşısındadır ya da yanında yer almak zorundadır.

Gerçeküstü masallarda suje zenginliği göze çarpar. Gerçeküstü masalların fantastik sujeleri çoğu zaman benzeşir. Gerçeküstü masallar ve bu masalların sujeleri günümüze doğru yol alırken değişime uğramıştır. Zamanla bu sujeler birleşmiş, karışmıştır (kontaminatsia) Bu karışan, birleşen masalar yeni bir grup masalı oluşturmuştur. Daha az bir zaman geçtikten sonra da gerçeküstü masal, kendi şiirsel oluşumunu, mitolojiyi ve sihir öğelerini içine alarak bir yere ulaşırken geçmiş çağların geleneksel yaşamının söylencelerini ayağa kaldırmış ve kendi kabuğuna çekilmiştir.

Tarih öncesi çağlarda halk sınıflara bölünmemiş anonim bir yaşam sürdürmüştür. İşte bu çağlarda halk, insanoğluna kötülük yapmak isteyen, insanoğluna zarar vererek onun gelişimini engellemek isteyen, onun yaşamına son verebilecek oluşumların varlığına inanıyordu. İlk insan işte bu dünya görüşünün yükü altında, bu korkuyu taşıyarak yaşıyordu. Bu kötülüklerden korunmak için insanoğlunun asla yapmaması gereken, asla söylememesi gereken birçok tabuya inanıyordu.

Abaza Masalları içerisinde yer alan (zıkhız rımkhuakhız), gerçeküstü masallarda masal kahramanı yedi kat yerin altına inmekte, orada özgürlüğe kavuşturduğu kız, onun kara koja değil de beyaz kojun sırtına atlaması halinde yeryüzüne dönebileceğini anlatmış iken, can havli ile kara koçun sırtına binmekte, bulunduğu yerden bir daha yerin yedi kat altına inmektedir. Kahramanımız orada da büyük kahramanlıklar göstermektedir. Halkın suyunu kesen Büyük Sürüngen (krokodil) canavarı öldürmekte, her yıl kartalın yavrularını yiyen yılanı öldürmekte, bu iyiliği unutmayan kartal onu sırtına bindirerek yeryüzüne geri getirmektedir. Yiyeceği kalmayan kartala bacak kaslarından keserek vermekte ve kartalı beslemektedir.

Masal kahramanı yeryüzüne döner, yolunu bekleyen sevgilisine kavuşur. Ona kötülük yapan arkadaşları da hak ettikleri cezayı bulur.

Sürüngen- canavar, (at'ıkua- ablagua - krokodil) Abaza folklorunda iç çağ mitolojisinin kalıntısı olarak yer almıştır. Canavarın su başını tutması yüzünden halk su alamamaktadır. Ondan su alabilmek için ona yem olarak bir kız sunmaları gerekmektedir. Bu konuyu anlatan "Arbatçığu- Horoz Atlı", "Canavarı Yerinden Eden Kadın" gibi masallarda insanın canavara kurban olarak sunulduğu çok eski gelenekler anlatılmaktadır.

Sürüngen canavar (Krokodil) motifi diğer Kafkas Halklarının kozmogonilerinde (dünyanın yaratılışı inancı) de yer almaktadır. Bu düşünüşün bir örneğini Ay ve Güneş Tutulmaları karşısında söylenen sözlerden anlamaktayız. Ayın Dünya ile Güneş arasına girmesi ile Güneş Tutulması meydana geldiğinde, Canavar Güneşi yakaladı, Dünyanın Güneş ile Ay arasına girmesi ile Ay Tutulduğunda ise canavar Ay'ı tutsak aldı denildi. Bu deyimler dilimizde bu gün bile yaşamaktadır.

Abaza Masallarında bunların dışında da mitolojik kahramanlar yaşamaktadır. Örneğin çok zor bir işin peşinde koşarken masal kahramanının karşılaştığı dev kadın (Naçğuırçıdza- K'ık'a Duu - Dev Anası) nın gizlice göğsüne atılıp memesini emmesi, onun oğlu haline gelmesi sonucu, bu dev kadın artık kahramanımıza yardım etmektedir. Masallardaki ve tüm folklor janr'larındaki dev kahramanlar, aslında mitolojik yaratıklardır. Bunlar insanoğlunun düşmanlarıdırlar. Zaman zaman insanoğlunu yedikleri de anlatılır. Ancak insanoğlu akıl yolu ile onları alt etmektedir. Abaza Masallarındaki "Küçük Khabj"ın Devleri Yenmesi? teksti bunun bir örneğidir. Bu kahraman aklı ve kurnazlığı ile devleri bir köşeye sıkıştırmakta, elindeki yanan ağaç dalları ile (K'uastkha) ille onları ormana sürerek yok etmektedir.

Abaza Masallarında "Wusaraj-Kahin,Yaşlı Bilge" adlı bir kişilik (personaj) vardır. Bu kişilik genellikle ya yaşlı bir erkek, ya da yaşlı bir kadın olarak belirginleşir. Bu tip çok akıllıdır. Masal kahramanlarına öğütlerde bulunur, onlara yol gösterir, gelecekten haber verir. Onları başarılı kılar.

Abaza Folklorunda, tüm sözlü edebiyatında olduğu gibi yiğitlik, kahramanlık gösteren karakterler vardır. Bu tip folklor janrlarına kültürümüz yabancı değildir. Bu nedenledir ki Abaza Masallarının kahramanları, mitolojinden doğarak kötülük taşıyan güçlere karşı (Akhtonizm) direnmektedirler.

Abaza Masallarının kahramanları genellikle güçsüz, ezilen, hasta olan, zorluklarla karşı karşıya kalan insanlara, çocuklara ve kadınlara, yaşlılara yardım ederler. Masallardaki kadın kahramanlar ya hiç konuşmayan, bir şey yapmayan kahramanlardır, ya da kötülük yapan (Dev Uçan Cadı- Arbaçığu gibi) kadınlardır, veya erkek giysisi giyerek öç almaya çalışan, savaşçılara karşı koyan kadın tipidir. Bu tür kadınlar masalın baş kahramanına yardımcı olurlar, onunla ilgili kararlar alırlar, kahramana doğru yol gösterirler, onu yardımcısı ya da eşi olurlar.

Bu masalların yapısında üç bölüm vardır; masalların başlangıçlarına "Masal Başı" ya da "Başlatıcı"adı verilir. Başlatıcı ismi sanırız daha uygun düşmektedir. Bu bölüm genellikle çok kısadır. "Bir Dede ile Bir Nine Vardı", "Çok İyi Bir Adam Vardı", "Acımasız Bir Prens Vardı" şeklinde başlar, bu bölümler... Başlatıcı kişiler, masalın nerede geçtiğini ya da kahramanlarının kim olduğunu şahıs göstererek, çok özele indirgeyerek anlatmamaktadırlar. Daha doğrusu başlatıcı bölüm, bir yere veya kişiye yönelik değildir. Masaldaki Abaza Dili çok sağlamdır, gerçekçidir. Masal dili, Abaza Dilinin olanaklarını uygun bir biçimde ve gerektiği gibi kullanmaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz masal başlatıcılarındaki son ek (suffiks)-K'-sesinin Abaza Dilinde taşıdığı işlevleri (tekil ya da yakalayamama) gibi anlamları masal dilinde de kullanılmaktadır.

Masal başlatıcısının söylenmesinden hemen sonra masalın konusu başlamaktadır. Masalda, masal geciktirici ( Retardatsia), (Masalı söyleyen, masala yakın olan, başka bir konuyu ya da olayı anlatarak ya da bu olayı ve sorun hakkındaki düşüncelerini, anlayışını, görünüşünü anlatarak masalın anlatımını yavaşlatan) olaya karışmaktadır. Bunun dışında yavaş yavaş, azar azar inişler, susuşlar, duraklamalar araya girmektedir. (örneğin masaldaki kontaminatsia- yani başka başka sözlerin birleşip yeni anlamı olan bir söz ortaya çıkarma durumu - yani bu birleşimin içine giren masalda, kadının, devin canının nereden çıkabileceğini, hayat damarının nereden geçtiğini sorması, ancak devin kadına yanıltıcı bilgiler vermesi, ikinci ve üçüncü kez de yanıltıcı bilgiler vermesi, dördüncüsünde gerçeği kadına söylemesi ) masalın anlatımı bitince, anlatıcı; "kulağınızla duyunuz, duyduklarınızı gözlerinizle görene dek yaşayın" der ve masalı bitirir. Bu kısma masal bitimi denir.

Masalın folklorun nesir janrı olduğu tartışmasızdır. Masalların içinde ritimlerin, uyakların zaman zaman belirginleştiği de görülür. Bütün bu özellikler bir arada olduğu zaman masal, en güzel en hoşa giden kıvama ulaşmaktadır. Gerçeküstü masallarda benzetmeleri, değişimleri, sıfatları sık sık görmek olasıdır.

Abaza Masallarında dil gerektiği gibi kullanılmaktadır. Masalların hayvan kahramanları, insan dili ile konuşmaya başladığı zaman, onlar nasıl sınıf sınıf ayrılıyorlar ise bu ayrım masalla da yansıyabilmektedir. Bu nedenle masal anlatım dili ile, masalda hayvana kullandırılan dil farklıdır. Bu farklılıklara karşın bu iki tür konuşma, birlikte yol almaktadır. Hayvan kahramanın konuşma dili ile, masalı anlatanın dilinin Abazaca da nasıl kullandığını bir örnekle görebiliriz; ?Pire ile Bit? in masalında - Evet, Bu zavallı yoksul Domuzdur diyerek bana bir avuç meşe kozalağı getirdin mi? Demektedir domuz. "Yihuat Akua- Domuz" denemez. Çünkü, "Yihuat" insan için hem de erkek için kullanılan bir biçimdir. İnsan kişiliği olmayan bir yaratık konuşturuluyorsa "Yihaut" yerine "Ahfat" denmesi gerekmektedir. Zira Abaza dilinde insan ile diğer mevcut isimler gramatik sınıflara bölünmüş bulunmaktadır.

Abaza Folklorundaki Novella Masalları, Serüven Masalları, kişinin bizzat yaşadığı, ya da aile içinde gelişen olaylar, gibi olayları konu edinmektedir. Serüven masallarının baş kahramanları, Hırsız, kurnaz, gibi nitelikleri olan kahramanlardır. "Lokt Rınkhadi Bibard Kıt Rınkhadi - Loo Köyünün Tembeli ile Bibard Köyünün Tembeli" adlı masalda bu tür masallardan sayılabilecektir.

Bu tür masallar başka halkların sözlü edebiyat ürünlerinde de bulunmaktadır. Apsıwua halkının bu tür masallarında hilekar hırsız tiplemesi vardır. Aynı masal Nogay Folklorunda, "Hırsız Abaza ile Hırsız Nogay" adı alarak yaşamaktadır. Bu masalda kısaca şunlar anlatılır: "İki hilekar birbirlerini aldatmaya çalışmaktadırlar, bunun için her şeyi düşünürler, her yola baş vururlar. Sonunda hilekarlardan biri ölü taklidi yapıp kendisini mezara koydurur. Ölenin yakınlarının ağıtlarına da inanmaksızın diğeri mezara girer. Soyunup mezara toprak atmaya başlar. Topraktan bunalan ölü doğrulup mezardan fırlar. Daha önce de söylediğimiz gibi, öykü türü masallarda (Novella) serüven unsuru olsa bile kahramanın kendisi ile ailesi anlatılır. Bu tür masallarda "iyi bir kızın bulunuşu", "erkeğin tembel karısını eğitmesi", "Yaşlı erkeğin oğluna ya da oğullarına vasiyette bulunması", "Onu dinleyen oğlun şansını iyileşmesi", gibi kavramlar anlatılır. Bu tür masallarda yaşamın fantastik yönü ile gerçekçi motifler yan yana yer alabilir. Ancak salt gerçeküstü olayları anlatan masallarla hiçbir zaman karışmazlar, her zaman farklılıklarını korurlar.

Gerçeküstü masalların hepsinde, kahramanın yardımcılarının yapacakları, yaptıkları, güçleri büyük bir abartı ile gösterilmektedir. Serüven masalları ile, Novella Masallar da bu yardımcı kahramanlar, baş kahramanmışçasına tanımlanmaktadırlar. Bu masallar insanoğlunun asılsız, dayanağı bulunmayan, inançları ile alay etmektedir. Bu masaların yapısını, kompozisyonunu incelediğimiz zaman pek de karışık olmadıkları ortaya çıkar. Masalların çoğunda ?Başlatıcı? bulunmaktadır. Başlatıcı taşıyanlar ise çok azdır. Bu masalların anlatımları ise çok basittir. Yaşamdan bir bölüm anlatırcasına doğal görünürler. Bu masallarda, gerçeküstü masallarda görünen geciktirici unsuru da yoktur. Ancak, bu masallar çelişkilerle, paradokslarla örülüdür. Kahraman ile düşmanları her zaman karşı karşıyadır. Yine halkın yaşamında Varsıl ile Yoksul hep karşı karşıyadır. Bu masallarda diyaloglar da biraz daha fazladır. Her kahramanın özel konuşma tarzı vardır. Bu konuşma tarzı kahramanın tipini ve karakterini de belirlemektedir.

Serüven, öykü türü masallardan ziyade, hayvan masalları yaşama yergiye yönelik masallara daha çok uzaktır. Yaşamdan alınan masallar, yergi masaları, öykü türü (Novella) masallar ve serüven masallarına daha yakındır. Nedeni ise her iki grup masalın yaşamla ilgili konuları işlemeleridir.

Yaşamdan kaynaklanan masallarla Yergi masallarının diğer masallardan ayrılmasının belirgin ölçeği, abartmalı bir gülünçlük (grotesk) taşıması, alaylı (parodi) olmasıdır, ya da kişinin gizleri ile, kötü halleri ile alay etmesidir. Yaşam masalları ile Hiciv (yergi) masalları gülünç öğeler taşıyan masallara yakındır. Ancak, elbette farklılıkları da vardır.

Bu tür masallar, taşlama sözleri ile halk arasındaki uyumsuzluklara, anlaşmazlıklara, yalana, dedikoduya ve benzeri kötülüklere karşı durmaktadır. Masal, bu taşlama sözlerini söylerken, insanoğlunun aklı, insanoğlunun bilincine destek vererek onu sağlamlaştırmaktadır. Masal, delileri, kötüleri, hırçınları yergi konusu yapıyor, onları işliyor, onları gülünç durumlara düşürüyor. Kısacası, masal halkın duygu ve düşüncesinin bir nevi özeti oluyor. "Senden daha yamanı, kahramanı var mı?" şeklinde bir soru ile karşılaşan Masal kahramanı "Benden daha güçlüsü var mı?" şeklinde bir soru ile yanıt vermektedir, ve yolunu sürdürmektedir. Kahramanımız, karısının yaptığı ikazları hiç dinlememekte, ancak bu ikazlara neden olan olaylarla karşılaşınca da utanarak, pişman bir şekilde karısına dönmektedir.

Bu gelişmelerin nedeni nedir? Nedeni, insanoğlunun, emekçinin, ezilenlerinin kahramanlığıdır. Emek harcayan, her zaman alın teri ile, kahramanlıkla, yiğitlikle halkın önderi, lideri olmaya layık olmaktadırlar. Burada emekçi olan yiğit halkın ta kendisidir. Onun için, halkın dışından olan birisi halkın önderi olamaz. Masallarda yaşamın temel öğesi olarak, emekçinin alın teri, halkın emeği, yiğitliği gösterilmektedir. Bu husus tartışma götürmez bir gerçektir. Egemenlerle çalışanların Antogonizması (anlaşmazlıkları)nı masalda açıkça görebilmekteyiz. Aristokratlar ile varsıllar, ter akıtmadan yaşamlarını sürdürürler. Bunların yaşamı emekçinin, halkın, kapıkulunun alın teri ve emeği üzerine kurulmuştur. Böylece bütün masallar halkın, emekçinin yanında yer alan bir yaklaşım göstermektedir. "Uşak Delikanlı", "Bey ile Uşak", "Soğan Karşılığı Bir Yıl Hizmetkarlık Yapan Delikanlı" gibi birçok masalda yukarıda açıklanan yaklaşımı hemen anlarız. Abaza Masallarında (Prensin ya da Beyin) feodalin sıfatı "zalimdir". Bu çağlarda emekçinin (Esir Sınıfın) terinden yararlanan başkaları da vardır.

Abaza Masallarında (Yefendi-İmam) pinti, aç gözlü, kurnaz, ukala, asalaktır. Öte yandan Dinin gereklerini yerine getirmekle yükümlü olanlar yine de emekçi halk olmaktadır. Yefendi, feodalin dediği her şeyi yerine getirmektedir. Oysa, yoksulun, ezilenin cenazesi bile okunmaz. Çünkü kendisine yoksuldan bir yarar yoktur. Aynı din adamı (köpeğe cenaze namazı kıldıran Yefendi) varsılın köpeğini bile cenaze kıldırarak gömer.

Yaşamdan doğan masallar, halkın düşüncesini, dünya görüşünü yansıtır. Bu nedenle masallar halkın korunma amacı, silahıdır.

Yaşamdan kaynaklanan masallar, yergi masallarının, güldüren metinleri bu anlamda komedi değildir. Zira bu sözcükler insanoğluna tat olarak acı vermektedir. Bu masallar söylence türüne daha yakındır. Masallarda kullanılan dil masaların gerektirdiği gibidir, yani her sözcük yerli yerine oturmaktadır. Kimi zaman bu masallarında "Başlatıcı" taşıdıkları görünür. Ancak bu masallarda genellikle başlangıç hemen konuya girme şeklindedir. Belirgin bir bitiş bölümü de yoktur. Ancak, bu masalların taşıdığı (yergi) başlıkları diğer janrlardaki masallara karışmaktadır. Bu karışım bu tür masalların özelliklerini bozmaktadır. Çünkü janrı, çeşidi ne olursa olsun, bütün masallar halkındır. Bütün masallar Halkın aklıdır, hafızasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi Abaza Masaları ile Adığe Masalları birbirlerine çok benzemektedir. Bu benzerlik az da olsa Karaçay ve Nogay Masallarında da görülmektedir. Bu benzerlikler, bu halkların folklorlarının birbirini etkilemesini ve dolayısı ile bu masalların anılan halkların ortak ürünleri olmasının kanıtıdır. Abaza Halkının masallarının kimi motiflerinin dünyanın diğer masallarında da bulunduğu bir gerçektir.

Bir folklorun diğer folklorlara yardım edişi gibi, bir halkın masalları diğer halkın masallarına yardımcı olabilmektedir. Örneğin, Khabardey, Adığey, Abaza Halklarının müşterek masalı "Teke Postuna Bürünen Yefendi" bu yardımlaşmanın tipik bir örneğidir. Bu masalın bir örneğine Rus Halk Masalları arasında da görülebilmektedir. Rus Masallarındaki Papazları taşlayan Hiciv masalları, bu açıdan Abaza Masallarındaki "Yefendi-Din Adamı" motifli masalları anımsatmaktadır.

Abaza masallarını oluşturan folklor Janr'larının hepsi gibi, halkın dili gibi, engin zenginlikler taşıyan materyalin başlangıcını, bitişini saptamak, onun derinliklerine inmek çok zordur. Bu zorluk elbette doğal bir sonuçtur. Çünkü bütün bunlar halkın sözüdür, halkın öyküsüdür, halkın duygusu, sezgisi, zevki, halkın nefesidir.

Şimdilerde bile hala gözümün önüne gelir; İlk kez Abaza sözlü edebiyat ürünlerini toplamak için 1967 Sonbaharının başlarında Guımlokt (şimdiki adı ile Krasnaya Vostok) köyüne gidişimi, çok taze bir şekilde anımsıyorum. Orada Çuızk'ı Muhamat, Hablak Dawlat, Şarmat Kaşif adlı öğretmenlerle, köy halkından olan Khuıt Ardel ve birçok yaşlı kadın ve erkekle yaptığımız çalışmaları saygı ile anıyorum. Bu saydıklarımız ellerinden geleni esirgemeden bize yardımcı olmuşlardı.

İlginç masalları, söylenceleri anlatan büyüklerimizden Şarmat Mıza, Khınhu Litsa artık yaşamıyorlar. Halkımızın folklor ürünlerini çok iyi bilen Ar Kuçıuk 1983 yılında öldü. Onun ölümünden birkaç ay önce de Hablak Dawlat ve Şarmat Ğarbiy zamansız bir şekilde aramızdan ayrıldılar. Ben hala anımsarım Haratokua Şemset'i hastalığının ilerlediği günlerde bile yatağından bana yardım elini uzatmıştı. Bu saygın kadın henüz 55 yaşında idi ama gidici olduğunu biliyordu. Bunu bile bile büyük acılar içinde bile halkımızın folklorunu nasılda duygulu, coşkulu anlatırdı. Bu masaları 1969 yılında anlatmıştı. Bunların hepsi bu derlemede yer almıştır. Bütün bu masallar sevgili Haratokua Şemset'in sonsuza dek anısı olarak kalacaktır.

Aynı şekilde Ksal Zabit, Cıbaba Şuayip, Cucu Lokman, Ali Şukura, K'işmahua Yracıb, Arrağa Çikua göçüp gittiler. 1984 yılında ölen K'işma­hua Abdullah ismini de bunlara katabiliriz.

Kısacası, anlattığı masalları bu derlemede yer alan birçok anlatıcı yaşamını, dünyasını çoktan değiştirdi. Ama onların isimleri dünya durdukça Abaza halkının belleğinde bu masallarla birlikte yaşayacaktır.

Bu derlemede yer alan Abaza Masallarından bazılarının gerçek anlamda masal olmadığı söylenebilir. İlk bakışta, bunlar söylence ya da öykü olabilirler, ama yine de hepsi masaldır. Derlemenin sonuna doğru yaşamdan alınan masallarda yer almış, bunlardan sonra ise Abaza nesir janrları olarak söylencelere de yer verilmiştir. Bütün bu parçalar Abaza Halkının ve diğer halkların folklor yapıtlarının gelişimini gösterecek şekilde bir sıralama ile ele alınmıştır.

Karaçay-Çerkes Pedagoji Enstitüsü'nün değerli öğrencilerini iyiliklerle anmak istiyorum. Onlar her yıl, ses alma aygıtı ile derlenenleri sayfalara geçirdiler. Bunun dışında da birçok yardımları olmuştur.

İnsanoğlunun anlattığı parçaları bir başkası yazınca, bunlar ölümsüzlük kazanmaktadır. İşte halkın sözlü edebiyat ürünlerinin sabitleştirilmesinin tek yolu da budur.

Bu derlemede yer alan her parça anlatıcının kullandığı diyalekt ve aksan ile, değiştirilmeden yazılmıştır. Onları kullanılan resmi literatür dilinin uydurarak yayınlamanın elbette kolay olduğunu biliyor idik. Ancak bu masalları halkın anlattığı biçimde basmayı daha uygun bulduk.

O nedenledir ki, bu derlemenin sayfalarını çevirerek masalları, söylenceleri okuyan kişi aslında masalı dinlemiş olacaktır. Ona masal anlatan ise masalı ya da söylenceyi derlediğimiz kişi olacaktır. Onun adı, soyadı, yaşı, nereli olduğu tekstin altına yazılmıştır.

 


KAYNAKLAR

1) Talpa M.E., Kabardinsky Folklor, M-L. Akademia, 1936, s.470-3.
2) Laurov, L.İ., Yistoriko-Etnografiçeskie Oçerki Kavkazu, L. Nauka, 1978, s.47.
3) Kubancky Oblastnie Vedomostiy Ekaterinodor, 1891, 9 Marta.
4) Wumar, Mekerov, İman İslam, Tiflis-Bahçesaray, 1886.
5) Genko, A.N., Abazinsky Yazık, Grammatiçesky Oçerk Nareçiya Tapanta, M. 1955.
7) Çerkes Khapş, 140 (338), 141 (339) anomerkua. 1940. Askanumer, Yanvar 20. Ask. 1940.
8) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
9) Lomatidze, Ketevana, Apkhazuri Enis T?ap?anturu diyalekti (Tekstebiturt), Tiflis, 1944.
10) Lomatidze, K.V., Aphazuri da Abazuri enebis Yistoriul-Şedarebili Analizi, Tiflis, 1977.
11) Lomatidze, K.V., a.g.e.
12) Lomatidze, K.V., Abazinsky Yazık - Yazıkı Narodov SSSR, IV, İberiyskogo Kavkazskiy Yazıki, M. 1972.
13) Serduçenko, G.P., Abazinskaya Fonetika Abazinskiy Mestoymenia Abazinsaya Skazka ?Awuat Rıwua Rıtza Yiduuyiziya?? Yi Kommentari K-Ney-Uçenia Zapisky Rostovskogo Gosutarstvennege Yunıversiteta Yistoriko-Filologiçeskay Fakultet, 1947. G.P. Serduçenko, Abazinskie Teksti, Yazıkı Severnogo Kavkaza Yi Dagestani Vipusk 2. İzd.-Vo AN.SSSR, 1949.
14) Serduçenko, G.P., Yazık Abazin, Moskva, 1955, s.239-252.
15) Abazaşta Alok?ukua, Çerkessk, 1965.
16) Lok?u Lok?u Lak?utsa, Çerkessk, 1968.
17) Volşevnaya Sablya, Voroşilovsk, 1939.
18) Skazıy Çetırekh Bratev, Stavropol, 1964.
19) Abazinskie Narodnie Skazky, M. 1985.
20) Nartraa, Abaza Wuağa Rı Epos (Abazinsky Narodny Epos), Çerkessk, 1975.
21) Abaza Tawrıkhkua, Stavropol, 1947.
22) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
23) Biybard, şimdiki Alburğan (Karaçay,Çerkes?te) köyü.
24) Andreev, N.P., Ukazatel Skazoçnikh Sujetov Po Sisteme Aarne.
25) Pomerançeva, E.V., Russkaya Narodnaya Sujetov Po Sisteme Aarne.
26) Russkoye Narodnoye Poediçeskoye Tvorçestvo, M. 1971.
27) Pomerançeva, E.V., a.g.e., s.75.
28) a.g.e.
29) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
30) Propp, V.Y., Kumulativnaya Skazka - Stivetelnost, Moskova, 1976, s.244.
31) Propp, V.Y., a.g.e., s.248.
32) Pomerançeva, E.V., a.g.e., s.79.
33) Meremkulov, N.V., Abaza Vuağa Rı Epos (Abazinsky Narodny Epos), Çerkessk, 1975.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...