|
Abaza halkının
sözlü edebiyatı; şiiri, masalı, folkloru ve diğer halk
kültürü ürünleri, komşu halklarda olduğu gibi çok değişik
tür (Janr)lerden oluşmaktadır. Özellikle "Nartlar" adıyla
bilinen epos ile atasözleri, bilmeceler, masallar folklor
türlerinin zenginliği arasındadır.
Folklorun derinliklerine ulaşmak çok zordur. Halkların
üretmiş oldukları folkloru incelerken;bazı türlerin bir
halkın folklorunda daha çok ağırlıklı olarak işlendiğini,
bazı türlerin ise çok az bulunduğunu, daha başka söylemek
gerekirse, halk folklorunda türlerin aynı eşitlikte
işlenmediğini görürüz. Örneğin günümüz Abaza folklorunda
şarkı, yok denecek kadar azdır. Hatta, "Çift Sürme, Rareyta,
Khına Kızı Minat", gibi birkaç şarkı dışında bu türde hiç
bir şey kalmamıştır, diyebiliriz. Folklorumuz günümüze
ulaşana dek çok kayba uğramıştır, çok şey unutulmuştur. Bu
nedenle halk edebiyatımızda bazı türlerin eksik olduğu da
bir gerçektir.
Folklorda, nazım biçiminde yer alan tür (janr)ler daha
belirgin ve canlıdır. Bu türlerin kurallarının belirgin
oluşu, şiir türü ürünlerini unutturmamıştır. Bu türler sözlü
biçim içerisinde pekişmiştir. İşte bu şekilde zenginleşen
Abaza folklorunun içerisinde de kimi uyuşmazlıklara,
karmaşaya rastlamak olasıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi
şarkılar dilimizde yaşamadı. Oysa bu şarkılar nazım
kuralları ile oluşmuştu. Şarkıların ayrı makamları vardı.
Abaza folklorunda günümüze ulaşan "Çift Sürme Şarkısı,
Rareyta, Khına Kızı Minat", yağmur duası olan "Dzivara" ve
birkaç şarkının yaşama şansı, kendilerine özgü şiir
kurallarının olması, güçlü bir müzikalitesinin ve makamının
olmasından kaynaklanmaktadır.
Abaza halk folklorunda yaşamı anlatan her tür şarkı "üretim
ve emeği anlatan, onlara değer veren şarkılar" vardı. Keza
mitolojide de dil tanrılarının panteonunda aynı özelliği
görmek olasıdır.
"Abaza şarkıları şu veya bu nedenle unutulmuştur" şeklinde
yaklaşımlarda bulunanlar olabilir. Buna pek çok neden de
gösterilebilir. Kuşkusuz bizce en önemli neden, Abaza
halkının dilliliği (Bilinquizim), yani çift dille
konuşmalarıdır. Yani Abaza halkının günlük yaşamında ikinci
bir dil kullanması, halkın yıllar içinde üretmiş olduğu
şarkıların unutulmasında etken olmuştur. Abaza halkı ile
Khabardey halkı, kültürleri, ses tanıları ile adeta
çakışırcasına benzeşiyordu. Hatta bu benzeşmeye tek kültür,
tek ses bile diyebiliriz. Bu ilişkilerden dolayı yaşamları
da iç içeydi. Bu birliktelik folklora de yansıdı. Abaza halk
ozanları iki dillerde ürün veriyorlardı. Zamanla Khabardeyce
söylenen şarkılar çoğaldı. Tarihi gelişimi, kahramanlık
şarkılarını, folkloru incelediğimiz zaman yukarıda ki
savımızda ne kadar haklı olduğumuzu göreceğiz. Abaza
folkloru ve kültürünün Adığe halkları arasında saygın değeri
vardır. Abaza halk çalgısı "Pkhartsa", "Abaza Atlıları"
dansı, Abazaca bestelenmiş şarkılar birbirine karışarak
yaşayan halkın 19. yüzyılda ürettiği müşterek yapılar
olmuştur.
Abaza halkının ismi, Kuzey Kafkasya'da her zaman duyuldu.
Daha sonraları Adığe boylarına karışan Abazalar gün geçtikçe
azaldı. Abaza halkının yetiştirdiği bilim adamları,
ürettikleri bilimsel yapıtları her iki dilde Abazaca,
Khabardeyce olarak yazdılar. Üretimlerini iki halk için
yaptılar. 19. yüzyılda yaşayan K'uaç Adil Geri (1841-1872),
Meker Wumar (1847-1891) gibi yazarlar bu iki dilliliğin (Bilinquizim)in
belirgin örneklerindendir.
Meker Wumar, Arap harfleriyle bir alfabe hazırlamış, bu
alfabe ile gençlere okuma- yazma öğreterek halkı
aydınlatmaya çalışmıştı. Günümüze ulaşan kimi belgelerden
anladığımız kadarıyla Meker Wumar, çok sayıda okuma kitabı
da yazmıştır.(3) Ancak bu kitaplar sağlığında basılamadı.
1886 yılında basılmış olan bir yapıtında, Arap alfabesini
Khabardeyce ya da uygulandığını görüyoruz.(4) Basılamayan
okuma kitabı da Khabardey diline uyarlanmıştır. İç içe
yaşayan, birbirine kenetlenmiş bir halkın ortaklaşa
kullandıkları dilin Khabardeyce olduğu dikkate alınırsa,
Wumar'ın yazı dili olarak Khabardeyce'yi kullanmasının
nedeni anlaşılmış olur. Abaza halkının iki dili de iyi
bilmesi, kullanması ürünlerini bu dillerle üretmesinde etken
olmuştur. Wumar'ın öğrencilerinden olan Tobil Tolistan da
ilk yapıtlarını Khabardeyce vermiştir. Bu gün bile iki
halkın kültürü, folkloru iç içe, birbirine kenetlenmiş
olarak yol almaktadır. "Abaza folkloru ile Adığe folkloru
tek folklordur" desek yalan olmaz. Ancak her iki dilinde
kökeni, kaynaklandığı coğrafya aynı, genetik ve tipolojik
açısından benzeşiyorlar olsa bile, benzeşmeyen kimi
hususların olması, sözlü edebiyat türlerinden birinin bir
dilde bulunup diğer dilde bulunmaması; farklılığın, bu
dillerden birinde, dillerin ayrışarak farklı diller haline
gelme aşamasında unutulmuş olduğu olasılığını da göz ardı
etmemek gerekir. Bir dile giren sözcük, folklor üretilirken
sözcüğün yabancı sözcük olduğu unutulmakta, halkın kendi
malıymış gibi kabul görmektedir. Her ne kadar Abaza folkloru
ile Adığe folkloru tıpatıp benzeşse de, ayrıntılarda
farklılıkların bulunmadığını söyleyemeyiz. Zira bu iki
halkın konuştuğu diller binlerce yıldır katettikleri
yolculukları sırasında farklılaştıklarına göre, bu iki dille
üretilmiş olan folklorda da benzeşmeyen yönlerin bulunması
doğaldır. Öte yandan Abaza halkının bu gün Khabardeyce
olarak söylediği kimi şarkıların, kendi öz şarkıları
olduğunu da söyleyebiliriz. Zira, her ne kadar bu şarkılar
Adığe dili ile söylense de, bestecileri, esinlenilen olaylar
Abaza halkının içinden çıkmıştır.
Abaza şarkılarını inceleyebilmek için derinlemesine
araştırma yapmak gerekmektedir. Abaza folklorunda şarkının
az olmasına karşın masal türü çok önemli bir yere sahiptir.
Masalların kurgulanması, sınıflandırılması diğer halk
masalları ile benzerlik içindedir. Abaza folkloru ilk kez
1939-1940 yıllarında derlenmeye ve yayımlanmaya başlamıştır.
Bu yıllardan önce A.N.Genko, 1929-1934 yılları arasında
Abaza folkloru üzerinde araştırma yaptı. 1934 yılında Abaza
grameri üzerindeki çalışması, ölümünden çok sonra "Abazinski
Yazık-Grammatiçeski Oçerk Nareçiya T'apa'anta" adıyla
basıldı.(5) A.N. Genko, bu araştırmaları sırasında
"Abazaların çok özel olarak diğer Çerkes boylarından farklı,
belirgin bir folklorunun bulunmaması nedeniyle Abaza dili
üzerine yaptığım çalışmalar zorlaşmaktadır." diye
yazmıştı.(6) Daha sonra Abaza folklorunun varlığını, bu
folkloru derinlemesine inceledikten sonra kabul etmiştir.
Abaza dili açısından önemli bir yapıt vermiş olan A.N.Genko'nun
bu sözleri söylemesinin nedeni, o dönemde Abaza folkloru
konusunda yeterli araştırmanın yapılmamış olması idi. Hiç
kuşku duymuyoruz ki Abaza folkloru çok zengindir. Diğer
halkların sözlü edebiyatlarının taşıdıkları tüm özelliklere
sahiptir.
İlk derlenen Abaza masalları 1940 yılında "Çerkes Khapşı"
gazetesinde yayımlandı. Aynı yıl ve sonraki yıllarda bu
gazetede pek çok Abaza masalı yayımlanmıştır.
Daha önceleri yazı dili olmayan Abazalar, yazı diline
kavuştuktan sonra folklor araştırması yapanların sayısı
hızla artmıştır.
Folklorun derlenmesi, düzenlenmesi, yayımlanması; kısaca
folklorun yaşatılması için onu ciddiye alarak benimsemek,
emek vermek, işlemek gerekir. Bu dönemde Abaza literatürü
henüz doğmamıştı. İşte o zamanlar bu boşluğu Nart Destanı
tekstleri, masallar gazete sayfalarında yer alıyordu. Genç
Abaza edebiyatçıları folklor malzemelerini derleyerek
işlemişlerdir. Kısaca, Abaza edebiyatı folklordan doğmuş,
folkloru yapıtlarında malzeme olarak kullanmıştır.
Abaza folklorunu ilk derlemeye ve yazmaya başlayan
araştırmacıların kendilerine özgü üslupları ve
redaksiyonları vardı. Redaksiyon, en belirgin olarak öykü
türü masallarda (Novella) kendini gösterir. Bu tür
masallardaki isimsiz kahramanlar, çağımızda kullandığımız
adları almaktadır. Halk nasıl sınıfsal bölümlere ayrılmakta
ise; masallar redakte edilirken, derlenirken ve yazılırken,
masalları derleyenlerin, yazanların ve redakte edenlerin
sınıfsal konumlarının masala da yansıtılmış olduğunu
görmekteyiz. Folklor halkın yaşam biçimini, yaşam
felsefesini yansıtır. Halkın yaşam biçimi ve yaşam felsefesi
de genç edebiyatçıların rengini, kokusunu ve dokusunu;
edebiyat kişiliğini oluşturur. Edebi türlere özellikle
folklor ve masal yansır. Jır Hamid'in 2.Dünya Savaşından
önce yazdığı "Kadınların Özgürlüğünün olmayışı" başlıklı
yazı, özellikle bu türü yansıtıyor.
Bilindiği gibi Jır Hamid, Abaza edebiyatının temelini
atanlardandır. Ününü yazdıklarına, yazdıklarını da folklora
borçludur. Sözünü ettiğimiz yıllarda ?Çerkes Khapşı? da
yayımlanan novella türü masallar bir ölçüde redakte edilmiş
olsa bile fabl türü söylenen masallarda hiç bir redaksiyon
olmamıştır.(7) Şimdi genç Abaza edebiyatının, folklorun yol
göstericiliğiyle nasıl yol aldığını görelim: Abaza Halkının
sözlü edebiyatı savaştan önce 1940-1941 yıllarında
derlenmeye başlayarak gazete sayfalarında görülmeye
başlamışsa da, savaşın etkisiyle kesintiye uğramıştır. Çok
geç yaşam bulan Abaza edebiyatı, araya savaşın girmesiyle
istenilen gelişimi gösteremedi.
Büyük savaştan sonra Abaza folklorunun ürünleri yeniden
yayımlanmaya başlandı. 1947 yılında Tobil Talustan, "Abaza
Tawrıkher" (Abaza Söylenceleri) yayımlandı. (8) Bu yapıtta
bağımsız yazılar bulunuyordu: "Damış Oğlu Ğuırp'iy", K'ıt'ım,
K'ıt'ış, K'ak'ana", "Çoban Bat'a ile Kızı Koyun Çobanı
Zaçi'nin Öyküsü", "T'at'ış", "Yılkı Çobanı Mıdpiy İle Deniz
Aygırının Öyküsü", "Üç Kardeşin Prensi Aldatması", "İki Avcı
İle Yaşlı Çobanın Öyküsü", "Kurtpa Gork Tavuğun Oğlu", bu
masallardan bazıları idi.
1955 yılında Şakhrıl Konstantin ile Tobil Talustan'ın
birlikte hazırladıkları "Abaza Tawrıkher" (Abaza
Söylenceleri) yayımlandı.(8) Bu derleme otuz bir teksten
oluşmaktadır. Masaların çoğu fabl türündendir. Daha çok
hayvan ve bitkileri konu alan bu masallardan bazıları:
"Yılan İle Fare", "Tilki İle Atın Dostluğu", "Tilkinin Kurdu
Delirtmesi", "Eşek İle Kedi", "Ve Ayı, Ve Kurt, Ve Tilki",
"Kurt İle Sıpa", "Topal Tilki" başlıklarını taşımaktadır.
Abaza tekstlerinin gerektirdiği şekilde folklorik
araştırmalara konu olup, bu araştırmaların yayımlanmaya
başladığı dönem, Abaza dilinin gramatikal açıdan yazı dili,
eğitim dili olarak işlediği dönemlere rastlar. Dilin
özelliklerini, işlevini, gramerini; kısacası dili tam yerli
yerine oturtmak için gereksinim duyulanları folklorda aramak
gerekmektedir. Zira folklor dili temiz, saf, katıksızdır.
Abaza folklorunu ilk kez yazıya aktaran bayan Ketevana
Lomatidze?dir. Bu araştırmacının Abaza dilinin T'ap'anta
diyalekti üzerine yazdığı "Abaza dili T'ap'anta
diyalekti-tekstlerle birlikte"(9) adlı monografisi 1944
yılında yayınlanarak Abaza halkının sözlü sanatını oluşturan
janrların hepsi gözler önüne serilmiştir. Bu yapıt
destanlar, atasözleri, şarkılar, bilmeceler, masallar ve
söylencelerden oluşmuştur. 77 tekst bulunmaktadır. Her
tekstin bitiminde, tekstin hüviyetini görüyoruz. Yani
tekstin kimden alındığını, kimin derlediğini, anlatanın
yaşını, dilini bulabiliyoruz. Bu tekstler 1939-1941 yılları
arasında derlenmiştir.
Ketevana Lomatidze?nin ikinci monografisi olan "Aşkarıwua
Diyalekti ve bu diyalektin diğer Abaza- Abhaz diyalektlerin
yanındaki yeri" adlı yapıtı 62 teksti içermekte ve bu
tekstlerde yine folklor janrlarının hemen hepsini bulmak
mümkün olmaktadır.(10)
Ketevana Lomatidze, Huıj Duu (Büyük Huıj), Huıj Çık'uın
(Küçük Huıj), Apsuwua adlı köylerde derlediği tekstlerle,
1947 yılında Abhazya Özerk Cumhuriyetinin Psıkhuı köyünde
yaşayan Aşkarıwuaların anlattıkları tekstlere de bu
derlemesinde yer vermiştir. Kısaca Ketevana Lomatidze, Abaza
köylerini ve Abaza aksanlarını birkaç yapıtına tam olarak
aktarmıştır, diyebiliriz.
Lomatidze'nin 1977 yılında yayınlanan çalışması "Abhaz Dili
İle Abaza Dilinin Tarihleri, Karşılaştırmalı Analizleri"
(11) adını taşımaktadır. Bu kitapta 18 tekst bulunmaktadır.
Ayrıca Lomatidze tarafından kaleme alınan ve Rusça'ya
çevrilmiş olan "Abaza Dili"(12) adlı yapıtının içinde de
tekstler vardır. Bütün bu yapıtlarda işlenen tekstlerin
sayısı 158'i bulmaktadır.
Abaza Folkloru ile ilgili kimi tekstleri, G.P.Serduçenko?nun
çalışmaları arasında görmekteyiz.(13) "Onlardan Hangisi Daha
Büyüktü?", "Ayı İle Tilki", "Kadının Erkeği Kaçırışı" ile
"Yazık Abazin" (Abaza Dili) adlı yapıt bu çalışmaları
arasındadır.(14)
Bu tekstler daha sonra 1965 yılında Tığu Vladimir'in
hazırladığı "Abaza Usulü Masallar"(15) adlı kitapta yer
aldı. Tığu Vladimir, 1968 yılında "Lo'k'u Lok'u Lokutsa"(16)
adıyla masal derlemelerini yayınladı. Bu yapıtta, "Sayısal
ve Sözel Tekerlemeler, Çocuk Şarkıları, Masallar,
Anekdotlar, Bilmeceler" bulunuyordu. Ancak hemen şunu
eklemeliyiz ki her iki çalışma da bilimsel araştırmalarda
bulunması gereken özelliklerden uzaktır. Tekstlerin kimin
tarafından söylendikleri, derleme yapanın kimliği, hangi
tarihte ve nerede anlatıldığı gibi tekstlerin kimliğini
oluşturan bilgiler kitapta bulunmamaktadır.
Abaza Folkloru üzerinde yapılan çalışmalar bu araştırmalarla
bitmemektedir. Sözünü ettiğimiz çalışmalardan önce, savaş
öncesi dönemlerde, okurların gerek Abaza dilinde gerekse,
Rus dilinde Abaza folkloru örneklerini okuma olanağı
buldukları gerçeğini gizleyemeyiz. Açıklamalarımızın
dışında, Abaza masalları Rusça olarak "Krasnaya Çerkesiya"
gazetesinde savaştan önce yayınlanmıştı. Ayrıca birkaç
söylence "Bolşevnaya Sably"(17), "Skazky Çetirehbrade" (18)
adlı yapıtlarda da yer almıştır.
1985 yılında, Moskova'daki bilimsel yayınevi "Nawka" Rus
dilinde "Abazınskoe Narodnye Skazkiy"(19) adı ile Abaza
Masalları derlemesini yayınlamıştır. Bu kitabı yayınlayan
Tığu Vladimir, daha önce sözünü ettiğimiz derlemelerine de
yer vermiştir.
Karaçay-Çerkesk Bilimsel Araştırma Enstitüsü 1967 yılından
bu yana Abaza Folkloru'nun derlenmesi ve incelenmesi
çalışmalarını sürdürmektedir. Sözünü ettiğimiz tarihten bu
yana hiç aksatılmadan folklor araştırma ve inceleme
çalışmaları sürdürülmektedir. 1954 yılında basılan "Abaza
Halk Eposu: Nartlar"(20), bu önsözü hazırlamamıza neden olan
"Abaza Halk Masalları" adlı yapıtlar bu araştırmaların
ürünleridir. Bu kitaptaki tekstlerin ancak bir veya iki
tanesi daha önce yayınlanmıştır. Masallar yazıya
aktarılırken anlatanın aksanına sadık kalınmıştır. Tekst
sonlarında anlatanların hüviyeti, nerede anlatıldığı, hangi
yılda derlendiği gibi hususlara yer verilmiştir. Bunların
dışında anlaşılması zor olan sözcükleri açıklayan bir
sözlük, açıklama ve yorumlar da eklenmiştir. Abaza
folklorunun araştırılmasının nedeni onları derlemek,
sınıflandırmak, öğrenmek için değildir. Daha önce de
belirttiğimiz gibi Abaza dili üzerinde araştırma yapmak,
Abaza gramerinin yerli yerine oturmasını sağlamak, Abaza
edebiyatının gelişmesi için gerekli olan materyalleri Abaza
folkloru içinde aramak, bulmak... folklor araştırmalarının
başlıca nedenleri arasındadır. Doğrusunu söylemek gerekirse,
Abaza folkloru araştırmaları, Abaza dilinin ve edebiyatının
dinamiği, yol göstericisi, itici gücü olmuştur. Ona geniş ve
pürüzsüz yol açmıştır.
Abaza folklorunun derinlemesine yapılan çalışmaları günümüze
rastlamaktadır. Ancak daha geniş ve büyük boyutlu
çalışmaların da ufukta göründüğü bir gerçek. Folklorun tüm
türlerini araştıran ve gözler önüne seren yapıtlar henüz
elimizde yok. Bu tür yapıtların ortaya çıkabilmesi için
gereken iki şey var: anadilimizle yüzyıllardır halkımızın
söylemiş olduğu folklor ürünlerinin yazıya aktarılması
gerekir. Böyle bir çalışma yapılmadan elimizdeki materyalin
neler olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Daha başka bir
şekilde söylemek gerekirse, Abaza halk folklorunun
envanterini çıkarmak gerekir. İkincisi de yapılan
araştırmaların zaman kaybedilmeden hemen basılmasıdır.
Bizim sözünü ettiğimiz 1947-1955 yılları arasında yayınlanan
derlemelerimiz "Abaza söylenceleri" adını taşımaktadır.
Peki, bu derlemelere niçin "Söylence (Tauwrıkh)" adı
verilmiştir. Bu teksilerden hangileri "masal" türündendir?
"Söylence (Tauwrıkh)" olarak adlandırılan bu iki derlemede
yer alan tekstlerin adları tartışma götürebilecek
niteliktedir. Ancak, bu terimlerin hepsini sırasıyla
sayarsak bile, bu tekstlerin çoğunun "Söylence (Tauwrıkh)"
adıyla adlandırıldığını görürüz. Söylence sözcüğünü savaş
öncesi yayınlanan yazılarda da görüyoruz. Peki, bunların
hangisi gerçekten tekstin kimliğini daha iyi bir şekilde
yansıtmaktadır? Tekstleri sınıflandırırken "Lok'u" (masal)
mı demeliyiz; yoksa "Tauwrıkh" (söylence) mı? Bizce masal
deyimini kullanmak daha yerinde olur. Bu ismin kullanılması,
tarih ve gerçekçilik açısından da daha uygundur. Zira başka
halklarda gelişim ve oluşumlar bu yolu izlemişlerdir.
Örneğin Khabardey dilinde önce "Masal" (Pşıse) sözcüğü
tekstlerde yer almıştır. Karaçay dilinde ise masalın
karşılığı "Comakh" dır. Masal ile söylencenin karıştırıldığı
tekstler de bulunmaktadır.
Peki, bir dilin kendine ait sözcüğü varken, yabancı bir
terimin gelip dilin içine yerleşmesinin anlamı nedir? Bu
sorunun yanıtını şöyle verebiliriz: Tauwrıkh (Arapça tarih),
Abazin, Khabardey ve Karaçay dillerine giren yabancı bir
sözcüktür. Masala yakın anlamı olan bir sözcük bile
değildir. Ancak bu sözcük, sözlü folklor ürünlerinden nesir
tarzında söylenen tekstlerin terimi haline gelmiştir. Abaza
folklorunun düz (nesir) anlatımları gelişerek günümüze doğru
yol alırken, üretilen ürünler "Lok'u" (masal) terimi ile
karşılanamaz hale gelmiştir. Gerçekten de masalın Abazaca
tam karşılığı "Lok'u" dur. Masal, insan düşünün ürünüdür.
Vahşi hayvanlar üstüne söylenen masallar, bunun en güzel
örneğidir. Bu masallara söylence demek yanlıştır.
Halkın sözlü folklor ürünleri "Lok'u" janrı ile başlamış,
gelişerek ve genişleyerek yol almıştır. Gelişim ve genişleme
ise başka adlar aranmasına neden olmuştur. Gerçekten
folklorik türleri birbirinden ayırmak için sıkıntıya düşen
halk, diline yeni giren bir sözcüğü, "tauwrıkh"ı bu
türlerden birine isim olarak vermiştir. Bu sözcük nasıl
Abazin diline girmişse , aynı biçimde değişim ve
gelişmelerden kaynaklanan nedenle, başka bir sözcük olan "Khabar"
da Abazin diline girmiştir. Aynı sözcük diline "Khıbar",
Karaçay diline "Khapar" olarak girerken, başka pek çok dile
başka başka söyleyişle yerleşmiştir. Arapça bir sözcük olan
"Khabar", başka dillerde de aynı anlamı korumuştur. Bugün
Abaza folklorunda ve Abaza dilinde "Khabar", nesir
türlerinden birinin adı olarak kullanılmaktadır. "Khabar"
halkın yaşamında ortaya çıkan, bazı olayların anlatımı ya da
yeni kuşaklara aktarılması türünün adıdır; ya da bu olayları
yaratanların kendi anlatımlarıdır.
Abaza folklorunda "epos" (destan) masal değildir. "söylence"
(tauwrıkh) da değildir. Nart destanları, halkın deyimiyle "khabar"dır.
Zira "nartlar" var olan bir soy, yaşamış bir halktır. Zaten
"nartlar" sözcüğü de yaşamış olan bir halkı tanımlayacak bir
biçimde çoğul bir ifadeyle isimlendirilmiştir.
Abaza literatüründe -diğer literatürlerde de olduğu gibi-
ilk ürünler folklora dayalı olarak üretilmiştir. 1947
yılında basılan "Abaza Söylenceleri" (21) nin Tobil
Talustan'ın elinden çıktığı belirgindir. Kimi nesir yazılar,
şiirmiş gibi düzenlenmiştir. (K'ıt'ım, K'ıt'ış, K'ak'ana) Bu
tür şiirleri içerisinde ritim bulunan düzyazılara
benzetebiliriz. Eğer bu tür yazılara şiir diyeceksek, ritim,
vezin, uyak gibi şiire özgü değerleri taşımaları gerekir.
Savaş öncesi yayınlanan tekstlerde, 1955 yılında basılanlar
da dahil, yukarda değindiğimiz özellikleri taşımaktadırlar
(22). Sözünü ettiğimiz ilk yapıtın içinde "Hacı K'upa'nın
Kahramanlığı" adında bir tekst yer almaktadır. Bu tekst,
masal ya da söylence değildir. Bu tekst, Tobil Talustan'ın
kendi yazdığı bir teksttir. Türk-Rus savaşı sırasında Bibard
köyünde yaşayan Hacı K'upa'nın göstermiş olduğu kahramanlığı
anlatmaktadır. Hacı K'upa, Lo prensi Şohım'ın elinden düşen
bayrağı kaparak yere düşürmemiştir (23). Padişahın bu
başarıyı prensin subaylarına ödüller vererek
değerlendirmesine karşın Hacı K'upa'nın adını kimse
anmamıştır. Kuşkusuz bu yazıyı masal olarak kabul etmek
olası değildir. Bu yazının en önemli yanı, yazıda anlatılan
olayların ve halktan olan isimlerin okuyucuya tanıtılmış
olmasıdır. Bu tür olayları aktaran tekstler henüz Abazin
literatürünün normlarının çizilmediği zamanlarda yazılan
metinlere benzemektedir. Bu metinlerin folklor tekstleri
arasında yer alması, folklor yapıtlarında bulunmaması
gereken yabancı sözcüklerin yer almasına da neden
olmaktadır.
1950'li yılların başına geldiğimizde Abaza diline yakışmayan
bir sayı sistemi ile karşılaşmaktayız. Bu sayı sistemi, daha
önce dilimizde yeri olmayan onluk sayı sistemidir. Bu tür
sayı sayma sistemi, Abaza diliyle hiç uyuşmadığı gibi ses
uyumuna da ters düşmektedir. Bu gerçeklere karşın Tobil
Talustan'ın yayınladığı derlemelerde bile onluk sayı sistemi
1955 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Ses
uyumuyla uyuşmayan bu sayı sistemi - ki hala kimi okul
programlarında yer almaktadır - sözlü olarak değil de yazılı
olarak literatürümüzde yer almaktadır. Örneğin, "Murat 100
som verirsen kızımı sana veririm." ya da "Murat yüz som
verirsen kızımı sana veririm." Anlam, dil ahengi, redaksiyon
açısından olumsuz örnek olan bu yanlışlıklar, henüz edebiyat
normları, yazın kuralları oturmamış olan Abazin dilini
olumsuz yönden adeta kösteklemiştir. Halkın sözlü folklor
ürünlerine bu tür yanlışlıklarla yaklaşıldığında, henüz
kuralları oturmamış genç literatürün gelişmesi engellenmiş,
folklor ürünleri de yazıya aktarılırken bilimsellikten
uzaklaşılmış olur. Folklor, gelişim içinde olan genç
edebiyatla birlikte derlenip hak ettiği yeri alır. Yaşamın
içinden gelen, yaşamı yansıtan olayları, folklor oluşturan
öğeleri içinde her zaman yazıya aktarmak mümkün
olmamaktadır. Yaşam, folklorun kaynağı olarak çok zengindir.
Bu zenginliklerin aktarılması için folklor ürünlerinin ve
genç edebiyatın yazım aracı olan dilin zenginleştirilmesi
gerekmektedir. Halkın sözlü ürünlerini çok güzel söyleyen,
çalan halk ozanları, ustalar vardır. Bu nedenle de folkloru
olan halkların mutlaka gelişmekte olan bir edebiyatları da
vardır.
Biz (masal=lok'u) ve (söylence=tauwrıkh) isimlerini
belirtirken "Masal'ın daha öncelikli olduğunu, tarih içinde
çok uzun bir yol alarak günümüze ulaştığını, "tauwrıkh"
teriminin ise dilimiz açısından çok daha genç olduğunu, bu
sözcüğün dilimize ve komşu halkların diline Arapça'dan
geçtiğini, dilimize yerleşme nedenini anlatmıştık. Dilde de
folklorda da bu iki sözcük ayrı ayrı anlamlarda
kullanılmaktadır. Hayvanlar üzerine söylenen masallara
söylence denemez. Örneğin "Pire İle Bit Masalı" yerine "Pire
İle Bit Söylencesi" demek doğru olmaz. Bu klasik Abaza
sözcük Lok'u aynı işlevi üstlenmiş olan Abaza
sözcüklerindendir.
Peki, Abazin masallarının diğer halkların masallarından
farklı yönleri var mıdır? Bu masallar nasıl
adlandırılmaktadır? Abazin halk masallarının kurgusu, diğer
halk masallarının kurgusuna benzemekte midir? Abazin
masallarını nasıl sınıflandırabiliriz?
Bir konuyu yinelemek suretiyle tekrar vurgulayalım: Abazin
masallarının kurgusu, sınıflandırılmaları, özellikle
hayvanlardan söz eden masallar, gerçeküstü masallar, yaşamı
anlatan masallar, hikaye şeklinde kaleme alınan (novella)
masallar şeklinde kurgulanmış ve bu şekilde de
sınıflandırılması gerekmektedir.
Folklor ürünlerinin sınıflandırılmasında en çok kullanılan
yöntem (Aarne) ve (Tomson) un sınıflandırma yöntemleridir.
N.A.Anreev ise bu yöntemleri biraz daha açmıştır (24). Abaza
masallarının çoğunu adı geçen bilim adamlarının
sınıflandırmalarının içinde görebiliriz. Abaza folklorunda -
diğer halkların da olduğu gibi - vahşi hayvanlar üzerine
anlatılan masallar çok değildir. Oysa hayvanlar üzerine
anlatılan masallar hem çocuklar, hem de büyükler için de
zevkle dinlenen masallardır. Abaza insanı da bu tür
masalları zevkle dinlemektedir. Bu masallarda halk,
hayvanları, fabllarda olduğu gibi alegorik bir biçimde
temsili anlamda kişilikler taşıyan kahramanlar gibi
görmemektedir.
Abaza folklorunda (tıpkı diğer halklarda olduğu gibi) vahşi
hayvanlar üzerine söylenen masallar pek çok değerlidir. Bu
azlık, halkın masal sevmemesinden, dinlememesinden
kaynaklanmamaktadır. Hayvan masalları yetişkinler için de
çocuklar için de zevkle dinlenecek parçalardır. Abaza insanı
bunları zevkle dinlemektedir. Bu masallarda halk, hayvanları
fabllarda olduğu gibi alegorik bir biçimde, temsili anlamda
kişilikleri taşıyan kahramanlar gibi görmemektedir.
Eski çağlarda, insanoğlunun vahşi hayvanlardan, ya da
bitkilerden türediği gibi inançları vardı. Eski insanın
totem inanışı, hayvan masallarında belirgin olarak
görülmektedir. Totem sözcüğünün Polinezya yerlilerinin
dilindeki anlamı "Benim kardeşim" anlamına geldiği
bilinmektedir. Totemin işlevi, soyları, klanları, boyları ve
halkı şemsiyesi altına alarak korumaktı. Totem
öldürülemezdi. Bir süre sonra totemizm kültlerini
oluşturmaya başladı.
Günümüzde pek çok halkın ateşle ilgili ilginç inanç
sistemlerinde totemizmin kalıntılarını görmekteyiz.
Araştırmacılara göre hayvanlarla ilgili masallar,
söylenceler şeklinde ve büyük afsun dualarına
dönüşmüştür.(25)
Eski çağlardaki insanoğlunun yaşamı, bu kuşakların totemsel
inançlarını gösteren hayvan masallarında görüldüğü üzere,
insan unsuru ile masal kahramanı hayvanların pek yakın
olmadıkları, aralarında bir eşitlik bulunmadığı
anlaşılmaktadır.
Hayvanlarla ilgili masallar ortaya çıkmadan önce,
hayvanların içerisinden kimi belirgin kahramanlarla ilgili
kimi söylenceler ortaya çıkmıştır. Bu masal kahramanlarının
önemi, onların konuşmalarından açıkça anlaşılamıyordu.
Hayvan söylenceleri insanoğlunu yaşama hazırlamak gibi
özellikleri dışında, bu söylencelerden başka anlamlar
çıkarmak olanaklı değildir. Bu masallar insanoğluna öneriler
götürüyordu, insanların hayvanlara nasıl davranması
gerektiğini halka anlatıyordu.(26)
Daha önce de söylediğimiz gibi, Abaza folklorunda diğer
halkların olduğu gibi, Totemizmin inanç sisteminin kalıntısı
olan izler halen görülebilmektedir. Abaza halk masallarında
Ayı, Tilki, Kurt, Köpek, Kedi, Fare, Yılan, Kartal,
Bıldırcın ve başka hayvanlar masal kahramanı olarak
yaşamaktadır.
Abaza masallarının kahramanlarından olan Ayı, diğer
hayvanlardan daha güçlü, daha önde bir kahraman olarak
belirlenmektedir. Diğer hayvanlar ise, her zaman ayıdan
korkmakta, onun emirlerini yerine getirmektedir. İleri
yaşlardaki bir karı kocanın küçük çocukları ile ormana
gidişleri, Ayı'nın çocuğu kaçırması, Onu besleyip büyütmesi,
pehlivan olarak yetiştirdiği çocuğun ana ve babaya dönüşü
gibi olayları anlatan bir masal gerek Abaza masalları
gerekse "Mışokua Batır" adı ile Khabardey masallarının
arasında yer almaktadır. (Abazaca söylenişi ile Mişipa
Batır) Bu masal birçok yönü ile diğer Abaza masallarına
benzemekte ise de, masal kahramanının ortaya çıkması biraz
farklıdır. O, dişi ayı ile oduncunun çocuğu olarak
doğmuştur. Daha önce de söylediğimiz gibi Abaza folkloru
Totemizm izleri taşımaktadır. Örneğin, 1969 yazında
konuştuğumuz anlatımcılar, insanın ayı soyundan geldiğini
söylemişlerdi. Bunu kanıtlamak için de: Ayı yavrusunun bir
şeylerden korkması, ya da Anne ayının öldürülmesi
durumlarında "Mımmaaa..! (Anneee..!) sesi çıkararak
ağladığını iddia ettiler. Ayı kültün özellikleri başka
halkların masallarında da iz bırakmıştır.
Sibirya'da ve Uzakdoğu Asya da yaşayan kimi halklar, Ayıya
saygı gösteriyor, Ayıyı yüceltiyor, ondan korkmuş gibi
davranışlar sergiliyorlardı. "Onun ismini yücelten, değer
veren şarkılar söyleyerek tapınıyorlardı. Bu durum ilginçti,
Ayının yaratılışı, ya da doğuşunu anlatan ilginç masallar
söylüyorlardı."(27) Ayının önceleri gökyüzünde yaşadığını,
Tanrı ile gökyüzünde ki bir kaleyi paylaştığını, aralarında
anlaşmazlık çıkınca gökyüzünden yer indiğini, bu olaydan bu
yana yeryüzünde yaşadığını, anlatıyorlardı.(28). Nasıl ki
her masalda kesinlikle tilki kahraman yer alırsa, Abaza
masallarında da Tilki başkahraman olarak yerini alır. Bay
Tilki Abaza masallarında da hırsızdır, kurnazdır,
hilebazdır, yalancıdır, tatlı dillidir. Ama zinhar ona
inanılmaz, çünkü kafasında her zaman kötülük vardır. Nereden
nasıl yararlanacağını çok iyi bilmektedir. Kısacası
istenmeyen tüm kötü sıfatları taşımaktadır. Kendi çıkarı
için düşünemeyeceği, yapamayacağı hiçbir kötülük yoktur. Bu
yollarla da her zaman karnınım doyurup, yaşamını
sürdürmektedir.
Tilkiden biraz daha büyük olan, ancak tilkinin şakalarına,
alaylarına devamlı maruz kalan masal yaratığı ise kurttur.
Bütün halk masallarında olduğu gibi Abaza halk masallarında
da Kurt, akılsız, atak ve aptal olarak tanımlanmıştır. Tilki
kurnazdır, Kurdun isteklerini yerine getirirmiş gibi yaparak
onu aldatır. Ona her istediğini yaptırır. "Tilki ile Kurt"
başlıklı masal bu ilişkiyi çok genel bir şekilde gözler
önüne sermektedir. Masalın özeti şudur: "Hırsız Tilki,
çaldığı tavukla can havliyle köpeklerden kaçmaya
çalışmaktadır. Kaçarken Kurt ile karşılaşır. Kurdu kandırıp
köyden tavuk getirmeye gönderir. Yolda köpeklerle karşılaşan
kurt postu yolunmuş, yara bere içerisinde canını kurtarır.
Ancak öcünü alacaktır. Bunu her koşulda yerine getirecektir.
Ancak kurnaz Tilki, öncelikle kurda yaralarını nasıl
iyileştireceğini anlatır.
"git de dikenlerin içerisinde yuvarlan, oradan çık ısırgan
otların üzerinde yuvarlan, sonra göle gir, gölden çıkınca
inine dön, vücudun inin içinde kuyruğun dışarıda kalacak
şekilde yat, ben seni gelip tedavi edeceğim."
Bu aldanış Kurdun sonu olur, inin dışına sarkan kabarık
kuyruğu gören avcılar onu sürüyerek çıkarıp öldürürler.
"Kurt ile Yaşlı Adam" masalında da aynı biçimde Kurdun
deliliği anlatılır. Kurt avcıların önünde koşmaktadır.
Avcılar yetişirse ölüm kaçınılmaz olacaktır. Yaşlı adam
Kurdu çuvalına koyup saklar, avcıları uzaklaştırır. Kurt
kurtulur ama yaşlı adamı yemeden rahatlayamayacaktır.
Onların tartışmasına rastlayan Tilki, gülerek yaklaşır,
kurda seslenir; "Bu dünyada yaşadıkça vallahi inanmam, senin
o çuvala sığacağına." der. Tilkinin sözlerine karşın
kendisini kanıtlama gereksinimi duyan kurt çuvala girer,
yaşlı adam da fırsat bu fırsat, çuvalın ağzını bağlayıp vura
vura kurdu öldürür. Masalların korkulan kahramanı kurt,
deli-dolu akılsız bir karakter olarak gösterilir. Bu aptal
görünüm aslında kurda yakışmamaktadır. Eski çağlarda halk
ondan korkmuş, çekinmiştir. Tabu olarak görüp, ismini bile
söylememişlerdir. (Zıkhız rımhuakhız) Çok eski çağlarda Kurt
bu günkü gibi Abazaca da "Kuıcma" ismi ile anılmıyordu,
Kurdun adı ?La?(köpek) idi. ?Şuagala? ismi o zamandan
günümüze kalmıştır. "Şuagala" (kapı bekleyen köpek), ya da
Çoban köpeği. Diğer dillerde de bu ismin klasik söylenişi
vardı. Khabardey dilinde önceleri "ha" ismi kullanılırdı.
Oysa günümüz Khabardeyce'sinde "ha" köpek anlamına
gelmektedir. Bu gün Khabardeyce'de kurt için kullanılan "Dığuıj"
sözcüğü Khabardeyce'deki "Dığuej" (koca hırsız) isminden
türemiş ve "Dığuıj" halini almıştır. Açıkladığımız üzere
Khabardey ve Abaza dillerinin her ikisinde, kurdun eski ismi
"la-ha-köpek"tir. Günümüzde Abazaca'da "Kucma" ismi ile,
Khabardeyce'de "Dığuıj" ismi ile anılsa da, eski çağlarda
kullanılış biçimi ile Abaza dilinde halen "Kucma - Dığuıj ve
Kurt" veya La-Ha-Köpek kullanılıyor olsa da eski çağlardan
kalan "Şuagala" ismi Abazaca'da "Hautsdz" ismi de
Khabardeyce'de zaman zaman ve yerel olarak kullanılmaktadır.
Kurt birçok halkın totemi olmuştur. "Nart Destanlarının" baş
kahramanı Sosrıkua çelik tekerlerle dizinden yaralanıp
ölürken, kurt onun etini yemeyi reddeder. Bu nedenle
Sosrıkua, küçük parmağının gücü kadar bir gücün kurdun omuz
ve göğsüne aktarılması için Tanrıya yakarır. Nart
Destanlarını üreten tüm Kafkas Halklarının folklorunda bu
anlatım yaşamaktadır.
Abaza dilindeki "Şuagala" sözcüğünün (Şua-ga-la) şeklindeki
analizine baktığımız zaman, bu ismin ev köpeği için, kapı
önünü bekleyen köpek için söylendiği anlaşılmaktadır. Bu tür
köpek kötü niyetli insanı korkutup uzaklaştıran köpektir. Bu
nedenledir ki "Şua-ga-la" (korkutan köpek) ismi ona
verilmiştir. Ancak masal kahramanı olan "Akuıcma- kurt"
Abaza masallarında da diğer söylenen masallarda da tilkiye
kanar, bu aptalca aldanış onun yok olasına neden olur.
Hayvan masallarındaki Kurdun zihinlerde bıraktığı imaj "Kötü
Adam" tiplemesidir. Halkın hiçbir zaman beğenmediği,
benimsemediği kötü tip bu nedenle kurt masallarda kötü tip
rolünü yüklenmekte ve kötü bir sonla yok olmaktadır.
Hayvan masallarında tilki genellikle herkesi aldatır.
"Bıldırcın ile Tilki" başlıklı masalda, kurnaz tilkinin az
da olsa aldatılabildiği anlatılır. Tilki kendisine
Bıldırcının yaptığı iyiliği unutarak onu yemeye kalkar,
ancak küçük bıldırcın tilkiye şöyle seslenir: "Bagana....
(tilki milki gibi bir deyimdir) demeden bizim soyumuzdan
birini yiyen iflah olmaz, kahrolur..." tilki bu bedduadan
kurtulmak, "Bagana" diyebilmek için ağzını açınca küçük
bıldırcın tilkinin ağzından uçarak uzaklaşır, canını
kurtarır. Bu küçük masal "Tilki ile Bıldırcının Dostluğu"
adı ile 1955 yılında yayımlanan Masal Derlemeleri arasında
da yer almıştır. Bu masalda bıldırcının "Bagana..." yerine
"Abaza..." sözcüğünü söyleyerek tilkinin ağzından
kaçamaktadır.
Bu iki sözcüğün olayımızda işlevi tekdir ve ses olarak da
benzeşmektedir. Her iki sözcükte üçer heceden oluşmaktadır.
Ünlü harf olarak (a) sesinden her ikisinde de üçer ses
bulunmaktadır. Bu nedenle her iki sözcük vokalizm açısından
aynı gruptadır. Bu "vokalizm"in dışında, bıldırcının tilkiyi
aldatması gülünç bir oyuna dönüşmektedir. Halk, konusunda bu
tür komik tilki oyunları bulunan masalları sık sık anlatır.
Örneğin "Horoz ile Tilki" adlı öyküde de bu özellik
görülmektedir. Tilki ağaç dalına tünemiş olan horozu oradan
indirip yemek için şu tatlı sözlerle ona yaklaşmaktadır;
- Eyy, yakışıklı, eyy güzeller güzeli horoz, eyy tanrının
sevgili yaratığı... İnsen de birlikte namaz kılsak...
Horoz ise bu öneriyi;
- Yefendi? yi kaldır da birlikte elbette namaz kılarız.
Şeklinde yanıtlar.(burada yefendi imam köpektir) Köpeğin
ismini duyan tilki ok gibi yerinden fırlar, horoz onunla
alay edercesine arkasından uzun uzun öter. Tilki ise;
- Aman abdesim bozuldu.
Diyerek uzaklaşır. Bu tür oyun ve şakalar halk masallarında
kullanılmıştır.
Hayvan masallarında tilki nasıl en kurnaz, en akıllı
kahraman olarak gösteriliyorsa, eşekte o denli akılsız,
aptal ve inat bir yaratık olarak gösterilmektedir. Çok kolay
aldatılabiliyor, bu özelliğini anlatan bir örnek verelim;
Kuyuya düşen kurt, eşeğin kulaklarının güzelliğine övgü
yağdırarak kulaklarına tutunur ve kuyudan kurtulur. Ancak
kurtulan kurt eşeği acımadan yer. Burada ilginç olanı ise,
bu denli aptalca davranan eşeğe kimsenin acımamasıdır.
Abaza Masalları incelenirken karşımıza başyapıt olarak kabul
edilebilecek güzellikte masallar çıkar. "Pire ile Bit"
başlıklı masal bu tür güzel bir masaldır. Bu masalın diğer
masallara benzemeyen yönü, onun şiirsel (poetik) yapısıdır.
Bu tekst hiç değişmeden uzun bir yol kat etmiş ve günümüze
ulaşmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu masal bir şiir
dokusu göstermektedir. İçindeki diyaloglar aynı şekilde
yerini koruyarak günümüze ulaşmıştır. Masal kahramanlarının
soru ve yanıtları da aynı şekilde korunmuştur. Masalda
başkahramanın sabit, statik hiç bir şey yapmayan bir
görünümü yoktur. Aksine onun dinamizminin sınırı yoktur.
Zira durmadan yol almaktadır. Yol boyunca domuz, ağaç,
kartal, tavuk, insan yığınla yaratığa uğramaktadır. Bu
yolculukta soruları ve yanıtları da taşımaktadır. Bu sorular
ve yanıtlar yolculuk sürdükçe giderek artmaktadır. Soruları
doğuşu ile peş peşe ortaya çıkan olaylar, olaylarla ilgili
tekrar sorular bir uyum içerisinde masalın kurgusunu,
bütünlüğünü tamamlamaktadır. Masal tamamlanırken olayların
başladığı başlangıç yerine dönülmektedir. Masal da böylece
bitmektedir. Kısacası "Pire ile Bit"in masalı Abaza halkının
sözlü edebiyat ürünlerinin kanonik yapısına uygun biçimde
bir akış göstermektedir. Bu kanonik yapıya uygunluk
özelliği, bu gün konuşulan Abazaca?da da artık pek
kullanılmayan klasik sözcüklerin günümüze taşınmasını
sağlamaktadır. Örneğin: masal başından başlayarak gelişirken
"Akhua-Domuz", "Aceğe- Meşe kozalağı", "Akhş-Bir tür kartal,
alıcı kuşu", "Nars-Çerkes içkisi boza kaynatılırken dipte
kalan kalın ve iri tortu", "Rkhra- Kıl, tüy" gibi bugün pek
kullanılmayan binlerce yıl ötesine ait sözcüklerin günümüze
taşımaktadır.
"Pire ile Bit" in masalı Kümülatif Masal, yani Birleşik
Masal denilen masal türünün çok güzel bir örneğidir.
Kümülatif masallarda bir olay diğer bir olaya bağlanarak,
sujeye başka sujeler eklenerek, masalın genişleyerek sürmesi
özellikleri ağırlık kazanır. Bu tür masallarda masal,
anlamsız, amaçsız bir olayla başlar. Örneğin, ?Pire ile
Bit?in masalında başlangıç şöyledir; bir gün bit ile pire,
gezelim dolaşalım diye yola koyulurlar. Derken bir su
birikintisi ile karşılaşırlar. Pire:
- "Atla geç" der. Bit, "sen de atla" der. Pire hafif
gövdesiyle zıplayarak bataklığı aşıp, karşı kıyıya ulaşır.
Bit zıplar ağır gövdesiyle çamurun içine düşer, saplanıp
kalır. Pire, "arkadaşım, bacanağım biti kurtarmalıyım"
diyerek domuza koşup ondan yardım ister. Bu olayla birlikte
masalda kümülatif özellik artık belirginleşmektedir. Bir
olayın arkasından başka bir olay gelişerek masalın başındaki
kahramana dönülmektedir. Pireye bir avuç darı verilir,
darıyı anaç Gurk'a götürür, anaç tavuk bir civciv verir,
pire civcivi kartala götürür. Kartal bundan sonra meşe
ağacının üstüne pislemeyeceğine söz verir, meşe ağacı bir
avuç kozalak verir, pire kozalağı domuza götürür, domuz
pireye bir kıl verir, pire bu kılı çamur birikintisine
uzatır. Bit domuz kılına tutunarak bataklıktan kurtulur.
Kümülatif masalların kurgusunu ve kompozisyonunu kavramak
kolaydır. Bu kompozisyonun üç ana unsuru vardır. Ekspozisyon
(olayın sergilenişi), kümülatsia (olayların birbirini
izleyişi), final (masalın bitişi).(30)
Baş tarafta da anlatıldığı üzere, olayların sergilenmesi
(ekspozisyon) önemsiz bir olayla başlar; (bit ile pire
gezmeye çıkmıştır) masalı oluşturan olayların nasıl
başladığını, nasıl yola çıktığı anlaşılmadan sürer. Bu
bölüm, bu nedenle masalın ana unsuru (ekspozisyon)
olmaktadır. Başlangıcın arkasından (kümülatif özellik)
gösteren bölüm gelir. Olaylar birbirini açıklayarak, her
olay bir sonrakine destek vererek masal sürüp gider. V.Y.Propp,
kümülatif masallardan söz ederken; "bunlar günümüzü ve bizi
tanımlayan formlar, görüntüler değildir. Çok eski, çok erken
çağlardaki görünümleri açıklayan formlardır" demektedir.
(31)
Hayvan masalları gerek kendi düzenleri ve yapıları
açısından, gerekse halka yönelik özellikleri açısından
yaşamı sergileyen masallar olarak tanımlanabilir. (32)
Hayvan masallarının bazılarının Abaza folkloruna başka
halkların folklorundan katılma olasılığı da vardır. Ancak bu
tür yabancı masallar Abaza Masalları arasına yerleşirken
Abaza Folklorunun özelliklerini de kazanmaktadır. Kısacası
Abazalaşmaktadır. Örneğin; "Hoca" motifi taşıyan masallar
Abaza Folkloruna yukarıdaki özelliklerle ve değişimle
yerleşmiştir.
Hayvan masalları, dinleyicisi olan halka (çocuklara)
yöneliktir. Bu, çocuklara yönelik masallar daha kapsamlı bir
biçimde, içine mitolojik öğelerle sihir ve sihirbazlığa
yönelik öğeleri de alarak gelişmiştir. İşte bu nedenledir ki
çocuklara yönelik masallar, daha kısa, yalın ve öğrenilmesi
daha kolay masallar olmaktadır. Masallardaki taşlamalar ve
halka yönelik özellikler daha sonra değişmeye başlamışlar ve
böylece hayvan masalları giderek halkın yaşamına yönelik
masallara yaklaşmıştır. Zira günümüzde bu hayvan
masalarındaki kahraman tiplemeleri insan davranışlarını,
insan tiplerini göstermektedir. Daha başka bir anlatımla
masalın hayvan kahramanı günümüz insan tiplerini gösterir
hale gelmiştir.
Destansal öykülerde olduğu gibi hayvan masalları da bir
yerde halkın ansiklopedik kaynağıdır, halkın
ansiklopedisidir. Halkın yaşamı, felsefesi, görünüşü, hatta
anlayışı, sezgisi, halkın değer yargıları masallara
yansımıştır.
Abaza masalları topluluğu içerisinde gerçek üstü masallar da
bulunur. Bu janr'ı sözlü ürünlerin içerisinde özellikle
belirgin biçimde görürüz. Kısaca söylersek, gerçekte masal
diyebileceğimiz parçalar, bu gerçeküstü masallardır. Bu
masallarda hiç olmamış, olması düşünülemez olaylar, hiç
yaratılmamış, hayal bile edilemeyecek varlıklar olduğu için
daha başka bir ifadeyle tamamı insan ürünü olduğu için
"Gerçeküstü Masal" adını almaktadır. Bu masallar bu belirgin
özellikleri ile hayvan masallarından ve öykü özelliği
gösteren ve ( Novella) denilen masallardan yaşamdan alınan
masallardan farklı bir yapıya sahiptirler. Hangi gerçeküstü
masalı ele alırsak alalım içinde kesin olarak gerçeküstü bir
olay ya da bir yaratık bulunacaktır. Bu özelliklere sahip
olan masallar gelişim göstermezler, durağan bir yapıya
sahiptirler. Daha doğrusu, hayal ürünü öğeler bulunmayan
masal gerçeküstü masal olamaz. Bu masallardaki kötü ve
korkunç olarak nitelendirebileceğimiz öğeler, masal
kahramanlarının ya karşısındadır ya da yanında yer almak
zorundadır.
Gerçeküstü masallarda suje zenginliği göze çarpar.
Gerçeküstü masalların fantastik sujeleri çoğu zaman
benzeşir. Gerçeküstü masallar ve bu masalların sujeleri
günümüze doğru yol alırken değişime uğramıştır. Zamanla bu
sujeler birleşmiş, karışmıştır (kontaminatsia) Bu karışan,
birleşen masalar yeni bir grup masalı oluşturmuştur. Daha az
bir zaman geçtikten sonra da gerçeküstü masal, kendi şiirsel
oluşumunu, mitolojiyi ve sihir öğelerini içine alarak bir
yere ulaşırken geçmiş çağların geleneksel yaşamının
söylencelerini ayağa kaldırmış ve kendi kabuğuna
çekilmiştir.
Tarih öncesi çağlarda halk sınıflara bölünmemiş anonim bir
yaşam sürdürmüştür. İşte bu çağlarda halk, insanoğluna
kötülük yapmak isteyen, insanoğluna zarar vererek onun
gelişimini engellemek isteyen, onun yaşamına son verebilecek
oluşumların varlığına inanıyordu. İlk insan işte bu dünya
görüşünün yükü altında, bu korkuyu taşıyarak yaşıyordu. Bu
kötülüklerden korunmak için insanoğlunun asla yapmaması
gereken, asla söylememesi gereken birçok tabuya inanıyordu.
Abaza Masalları içerisinde yer alan (zıkhız rımkhuakhız),
gerçeküstü masallarda masal kahramanı yedi kat yerin altına
inmekte, orada özgürlüğe kavuşturduğu kız, onun kara koja
değil de beyaz kojun sırtına atlaması halinde yeryüzüne
dönebileceğini anlatmış iken, can havli ile kara koçun
sırtına binmekte, bulunduğu yerden bir daha yerin yedi kat
altına inmektedir. Kahramanımız orada da büyük
kahramanlıklar göstermektedir. Halkın suyunu kesen Büyük
Sürüngen (krokodil) canavarı öldürmekte, her yıl kartalın
yavrularını yiyen yılanı öldürmekte, bu iyiliği unutmayan
kartal onu sırtına bindirerek yeryüzüne geri getirmektedir.
Yiyeceği kalmayan kartala bacak kaslarından keserek vermekte
ve kartalı beslemektedir.
Masal kahramanı yeryüzüne döner, yolunu bekleyen sevgilisine
kavuşur. Ona kötülük yapan arkadaşları da hak ettikleri
cezayı bulur.
Sürüngen- canavar, (at'ıkua- ablagua - krokodil) Abaza
folklorunda iç çağ mitolojisinin kalıntısı olarak yer
almıştır. Canavarın su başını tutması yüzünden halk su
alamamaktadır. Ondan su alabilmek için ona yem olarak bir
kız sunmaları gerekmektedir. Bu konuyu anlatan "Arbatçığu-
Horoz Atlı", "Canavarı Yerinden Eden Kadın" gibi masallarda
insanın canavara kurban olarak sunulduğu çok eski gelenekler
anlatılmaktadır.
Sürüngen canavar (Krokodil) motifi diğer Kafkas Halklarının
kozmogonilerinde (dünyanın yaratılışı inancı) de yer
almaktadır. Bu düşünüşün bir örneğini Ay ve Güneş
Tutulmaları karşısında söylenen sözlerden anlamaktayız. Ayın
Dünya ile Güneş arasına girmesi ile Güneş Tutulması meydana
geldiğinde, Canavar Güneşi yakaladı, Dünyanın Güneş ile Ay
arasına girmesi ile Ay Tutulduğunda ise canavar Ay'ı tutsak
aldı denildi. Bu deyimler dilimizde bu gün bile
yaşamaktadır.
Abaza Masallarında bunların dışında da mitolojik kahramanlar
yaşamaktadır. Örneğin çok zor bir işin peşinde koşarken
masal kahramanının karşılaştığı dev kadın (Naçğuırçıdza-
K'ık'a Duu - Dev Anası) nın gizlice göğsüne atılıp memesini
emmesi, onun oğlu haline gelmesi sonucu, bu dev kadın artık
kahramanımıza yardım etmektedir. Masallardaki ve tüm folklor
janr'larındaki dev kahramanlar, aslında mitolojik
yaratıklardır. Bunlar insanoğlunun düşmanlarıdırlar. Zaman
zaman insanoğlunu yedikleri de anlatılır. Ancak insanoğlu
akıl yolu ile onları alt etmektedir. Abaza Masallarındaki
"Küçük Khabj"ın Devleri Yenmesi? teksti bunun bir örneğidir.
Bu kahraman aklı ve kurnazlığı ile devleri bir köşeye
sıkıştırmakta, elindeki yanan ağaç dalları ile (K'uastkha)
ille onları ormana sürerek yok etmektedir.
Abaza Masallarında "Wusaraj-Kahin,Yaşlı Bilge" adlı bir
kişilik (personaj) vardır. Bu kişilik genellikle ya yaşlı
bir erkek, ya da yaşlı bir kadın olarak belirginleşir. Bu
tip çok akıllıdır. Masal kahramanlarına öğütlerde bulunur,
onlara yol gösterir, gelecekten haber verir. Onları başarılı
kılar.
Abaza Folklorunda, tüm sözlü edebiyatında olduğu gibi
yiğitlik, kahramanlık gösteren karakterler vardır. Bu tip
folklor janrlarına kültürümüz yabancı değildir. Bu
nedenledir ki Abaza Masallarının kahramanları, mitolojinden
doğarak kötülük taşıyan güçlere karşı (Akhtonizm)
direnmektedirler.
Abaza Masallarının kahramanları genellikle güçsüz, ezilen,
hasta olan, zorluklarla karşı karşıya kalan insanlara,
çocuklara ve kadınlara, yaşlılara yardım ederler.
Masallardaki kadın kahramanlar ya hiç konuşmayan, bir şey
yapmayan kahramanlardır, ya da kötülük yapan (Dev Uçan Cadı-
Arbaçığu gibi) kadınlardır, veya erkek giysisi giyerek öç
almaya çalışan, savaşçılara karşı koyan kadın tipidir. Bu
tür kadınlar masalın baş kahramanına yardımcı olurlar,
onunla ilgili kararlar alırlar, kahramana doğru yol
gösterirler, onu yardımcısı ya da eşi olurlar.
Bu masalların yapısında üç bölüm vardır; masalların
başlangıçlarına "Masal Başı" ya da "Başlatıcı"adı verilir.
Başlatıcı ismi sanırız daha uygun düşmektedir. Bu bölüm
genellikle çok kısadır. "Bir Dede ile Bir Nine Vardı", "Çok
İyi Bir Adam Vardı", "Acımasız Bir Prens Vardı" şeklinde
başlar, bu bölümler... Başlatıcı kişiler, masalın nerede
geçtiğini ya da kahramanlarının kim olduğunu şahıs
göstererek, çok özele indirgeyerek anlatmamaktadırlar. Daha
doğrusu başlatıcı bölüm, bir yere veya kişiye yönelik
değildir. Masaldaki Abaza Dili çok sağlamdır, gerçekçidir.
Masal dili, Abaza Dilinin olanaklarını uygun bir biçimde ve
gerektiği gibi kullanmaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz
masal başlatıcılarındaki son ek (suffiks)-K'-sesinin Abaza
Dilinde taşıdığı işlevleri (tekil ya da yakalayamama) gibi
anlamları masal dilinde de kullanılmaktadır.
Masal başlatıcısının söylenmesinden hemen sonra masalın
konusu başlamaktadır. Masalda, masal geciktirici (
Retardatsia), (Masalı söyleyen, masala yakın olan, başka bir
konuyu ya da olayı anlatarak ya da bu olayı ve sorun
hakkındaki düşüncelerini, anlayışını, görünüşünü anlatarak
masalın anlatımını yavaşlatan) olaya karışmaktadır. Bunun
dışında yavaş yavaş, azar azar inişler, susuşlar,
duraklamalar araya girmektedir. (örneğin masaldaki
kontaminatsia- yani başka başka sözlerin birleşip yeni
anlamı olan bir söz ortaya çıkarma durumu - yani bu
birleşimin içine giren masalda, kadının, devin canının
nereden çıkabileceğini, hayat damarının nereden geçtiğini
sorması, ancak devin kadına yanıltıcı bilgiler vermesi,
ikinci ve üçüncü kez de yanıltıcı bilgiler vermesi,
dördüncüsünde gerçeği kadına söylemesi ) masalın anlatımı
bitince, anlatıcı; "kulağınızla duyunuz, duyduklarınızı
gözlerinizle görene dek yaşayın" der ve masalı bitirir. Bu
kısma masal bitimi denir.
Masalın folklorun nesir janrı olduğu tartışmasızdır.
Masalların içinde ritimlerin, uyakların zaman zaman
belirginleştiği de görülür. Bütün bu özellikler bir arada
olduğu zaman masal, en güzel en hoşa giden kıvama
ulaşmaktadır. Gerçeküstü masallarda benzetmeleri,
değişimleri, sıfatları sık sık görmek olasıdır.
Abaza Masallarında dil gerektiği gibi kullanılmaktadır.
Masalların hayvan kahramanları, insan dili ile konuşmaya
başladığı zaman, onlar nasıl sınıf sınıf ayrılıyorlar ise bu
ayrım masalla da yansıyabilmektedir. Bu nedenle masal
anlatım dili ile, masalda hayvana kullandırılan dil
farklıdır. Bu farklılıklara karşın bu iki tür konuşma,
birlikte yol almaktadır. Hayvan kahramanın konuşma dili ile,
masalı anlatanın dilinin Abazaca da nasıl kullandığını bir
örnekle görebiliriz; ?Pire ile Bit? in masalında - Evet, Bu
zavallı yoksul Domuzdur diyerek bana bir avuç meşe kozalağı
getirdin mi? Demektedir domuz. "Yihuat Akua- Domuz" denemez.
Çünkü, "Yihuat" insan için hem de erkek için kullanılan bir
biçimdir. İnsan kişiliği olmayan bir yaratık
konuşturuluyorsa "Yihaut" yerine "Ahfat" denmesi
gerekmektedir. Zira Abaza dilinde insan ile diğer mevcut
isimler gramatik sınıflara bölünmüş bulunmaktadır.
Abaza Folklorundaki Novella Masalları, Serüven Masalları,
kişinin bizzat yaşadığı, ya da aile içinde gelişen olaylar,
gibi olayları konu edinmektedir. Serüven masallarının baş
kahramanları, Hırsız, kurnaz, gibi nitelikleri olan
kahramanlardır. "Lokt Rınkhadi Bibard Kıt Rınkhadi - Loo
Köyünün Tembeli ile Bibard Köyünün Tembeli" adlı masalda bu
tür masallardan sayılabilecektir.
Bu tür masallar başka halkların sözlü edebiyat ürünlerinde
de bulunmaktadır. Apsıwua halkının bu tür masallarında
hilekar hırsız tiplemesi vardır. Aynı masal Nogay
Folklorunda, "Hırsız Abaza ile Hırsız Nogay" adı alarak
yaşamaktadır. Bu masalda kısaca şunlar anlatılır: "İki
hilekar birbirlerini aldatmaya çalışmaktadırlar, bunun için
her şeyi düşünürler, her yola baş vururlar. Sonunda
hilekarlardan biri ölü taklidi yapıp kendisini mezara
koydurur. Ölenin yakınlarının ağıtlarına da inanmaksızın
diğeri mezara girer. Soyunup mezara toprak atmaya başlar.
Topraktan bunalan ölü doğrulup mezardan fırlar. Daha önce de
söylediğimiz gibi, öykü türü masallarda (Novella) serüven
unsuru olsa bile kahramanın kendisi ile ailesi anlatılır. Bu
tür masallarda "iyi bir kızın bulunuşu", "erkeğin tembel
karısını eğitmesi", "Yaşlı erkeğin oğluna ya da oğullarına
vasiyette bulunması", "Onu dinleyen oğlun şansını
iyileşmesi", gibi kavramlar anlatılır. Bu tür masallarda
yaşamın fantastik yönü ile gerçekçi motifler yan yana yer
alabilir. Ancak salt gerçeküstü olayları anlatan masallarla
hiçbir zaman karışmazlar, her zaman farklılıklarını
korurlar.
Gerçeküstü masalların hepsinde, kahramanın yardımcılarının
yapacakları, yaptıkları, güçleri büyük bir abartı ile
gösterilmektedir. Serüven masalları ile, Novella Masallar da
bu yardımcı kahramanlar, baş kahramanmışçasına
tanımlanmaktadırlar. Bu masallar insanoğlunun asılsız,
dayanağı bulunmayan, inançları ile alay etmektedir. Bu
masaların yapısını, kompozisyonunu incelediğimiz zaman pek
de karışık olmadıkları ortaya çıkar. Masalların çoğunda
?Başlatıcı? bulunmaktadır. Başlatıcı taşıyanlar ise çok
azdır. Bu masalların anlatımları ise çok basittir. Yaşamdan
bir bölüm anlatırcasına doğal görünürler. Bu masallarda,
gerçeküstü masallarda görünen geciktirici unsuru da yoktur.
Ancak, bu masallar çelişkilerle, paradokslarla örülüdür.
Kahraman ile düşmanları her zaman karşı karşıyadır. Yine
halkın yaşamında Varsıl ile Yoksul hep karşı karşıyadır. Bu
masallarda diyaloglar da biraz daha fazladır. Her kahramanın
özel konuşma tarzı vardır. Bu konuşma tarzı kahramanın
tipini ve karakterini de belirlemektedir.
Serüven, öykü türü masallardan ziyade, hayvan masalları
yaşama yergiye yönelik masallara daha çok uzaktır. Yaşamdan
alınan masallar, yergi masaları, öykü türü (Novella)
masallar ve serüven masallarına daha yakındır. Nedeni ise
her iki grup masalın yaşamla ilgili konuları işlemeleridir.
Yaşamdan kaynaklanan masallarla Yergi masallarının diğer
masallardan ayrılmasının belirgin ölçeği, abartmalı bir
gülünçlük (grotesk) taşıması, alaylı (parodi) olmasıdır, ya
da kişinin gizleri ile, kötü halleri ile alay etmesidir.
Yaşam masalları ile Hiciv (yergi) masalları gülünç öğeler
taşıyan masallara yakındır. Ancak, elbette farklılıkları da
vardır.
Bu tür masallar, taşlama sözleri ile halk arasındaki
uyumsuzluklara, anlaşmazlıklara, yalana, dedikoduya ve
benzeri kötülüklere karşı durmaktadır. Masal, bu taşlama
sözlerini söylerken, insanoğlunun aklı, insanoğlunun
bilincine destek vererek onu sağlamlaştırmaktadır. Masal,
delileri, kötüleri, hırçınları yergi konusu yapıyor, onları
işliyor, onları gülünç durumlara düşürüyor. Kısacası, masal
halkın duygu ve düşüncesinin bir nevi özeti oluyor. "Senden
daha yamanı, kahramanı var mı?" şeklinde bir soru ile
karşılaşan Masal kahramanı "Benden daha güçlüsü var mı?"
şeklinde bir soru ile yanıt vermektedir, ve yolunu
sürdürmektedir. Kahramanımız, karısının yaptığı ikazları hiç
dinlememekte, ancak bu ikazlara neden olan olaylarla
karşılaşınca da utanarak, pişman bir şekilde karısına
dönmektedir.
Bu gelişmelerin nedeni nedir? Nedeni, insanoğlunun,
emekçinin, ezilenlerinin kahramanlığıdır. Emek harcayan, her
zaman alın teri ile, kahramanlıkla, yiğitlikle halkın
önderi, lideri olmaya layık olmaktadırlar. Burada emekçi
olan yiğit halkın ta kendisidir. Onun için, halkın dışından
olan birisi halkın önderi olamaz. Masallarda yaşamın temel
öğesi olarak, emekçinin alın teri, halkın emeği, yiğitliği
gösterilmektedir. Bu husus tartışma götürmez bir gerçektir.
Egemenlerle çalışanların Antogonizması (anlaşmazlıkları)nı
masalda açıkça görebilmekteyiz. Aristokratlar ile varsıllar,
ter akıtmadan yaşamlarını sürdürürler. Bunların yaşamı
emekçinin, halkın, kapıkulunun alın teri ve emeği üzerine
kurulmuştur. Böylece bütün masallar halkın, emekçinin
yanında yer alan bir yaklaşım göstermektedir. "Uşak
Delikanlı", "Bey ile Uşak", "Soğan Karşılığı Bir Yıl
Hizmetkarlık Yapan Delikanlı" gibi birçok masalda yukarıda
açıklanan yaklaşımı hemen anlarız. Abaza Masallarında
(Prensin ya da Beyin) feodalin sıfatı "zalimdir". Bu
çağlarda emekçinin (Esir Sınıfın) terinden yararlanan
başkaları da vardır.
Abaza Masallarında (Yefendi-İmam) pinti, aç gözlü, kurnaz,
ukala, asalaktır. Öte yandan Dinin gereklerini yerine
getirmekle yükümlü olanlar yine de emekçi halk olmaktadır.
Yefendi, feodalin dediği her şeyi yerine getirmektedir.
Oysa, yoksulun, ezilenin cenazesi bile okunmaz. Çünkü
kendisine yoksuldan bir yarar yoktur. Aynı din adamı (köpeğe
cenaze namazı kıldıran Yefendi) varsılın köpeğini bile
cenaze kıldırarak gömer.
Yaşamdan doğan masallar, halkın düşüncesini, dünya görüşünü
yansıtır. Bu nedenle masallar halkın korunma amacı,
silahıdır.
Yaşamdan kaynaklanan masallar, yergi masallarının, güldüren
metinleri bu anlamda komedi değildir. Zira bu sözcükler
insanoğluna tat olarak acı vermektedir. Bu masallar söylence
türüne daha yakındır. Masallarda kullanılan dil masaların
gerektirdiği gibidir, yani her sözcük yerli yerine
oturmaktadır. Kimi zaman bu masallarında "Başlatıcı"
taşıdıkları görünür. Ancak bu masallarda genellikle
başlangıç hemen konuya girme şeklindedir. Belirgin bir bitiş
bölümü de yoktur. Ancak, bu masalların taşıdığı (yergi)
başlıkları diğer janrlardaki masallara karışmaktadır. Bu
karışım bu tür masalların özelliklerini bozmaktadır. Çünkü
janrı, çeşidi ne olursa olsun, bütün masallar halkındır.
Bütün masallar Halkın aklıdır, hafızasıdır. Daha önce de
belirttiğimiz gibi Abaza Masaları ile Adığe Masalları
birbirlerine çok benzemektedir. Bu benzerlik az da olsa
Karaçay ve Nogay Masallarında da görülmektedir. Bu
benzerlikler, bu halkların folklorlarının birbirini
etkilemesini ve dolayısı ile bu masalların anılan halkların
ortak ürünleri olmasının kanıtıdır. Abaza Halkının
masallarının kimi motiflerinin dünyanın diğer masallarında
da bulunduğu bir gerçektir.
Bir folklorun diğer folklorlara yardım edişi gibi, bir
halkın masalları diğer halkın masallarına yardımcı
olabilmektedir. Örneğin, Khabardey, Adığey, Abaza
Halklarının müşterek masalı "Teke Postuna Bürünen Yefendi"
bu yardımlaşmanın tipik bir örneğidir. Bu masalın bir
örneğine Rus Halk Masalları arasında da görülebilmektedir.
Rus Masallarındaki Papazları taşlayan Hiciv masalları, bu
açıdan Abaza Masallarındaki "Yefendi-Din Adamı" motifli
masalları anımsatmaktadır.
Abaza masallarını oluşturan folklor Janr'larının hepsi gibi,
halkın dili gibi, engin zenginlikler taşıyan materyalin
başlangıcını, bitişini saptamak, onun derinliklerine inmek
çok zordur. Bu zorluk elbette doğal bir sonuçtur. Çünkü
bütün bunlar halkın sözüdür, halkın öyküsüdür, halkın
duygusu, sezgisi, zevki, halkın nefesidir.
Şimdilerde bile hala gözümün önüne gelir; İlk kez Abaza
sözlü edebiyat ürünlerini toplamak için 1967 Sonbaharının
başlarında Guımlokt (şimdiki adı ile Krasnaya Vostok) köyüne
gidişimi, çok taze bir şekilde anımsıyorum. Orada Çuızk'ı
Muhamat, Hablak Dawlat, Şarmat Kaşif adlı öğretmenlerle, köy
halkından olan Khuıt Ardel ve birçok yaşlı kadın ve erkekle
yaptığımız çalışmaları saygı ile anıyorum. Bu saydıklarımız
ellerinden geleni esirgemeden bize yardımcı olmuşlardı.
İlginç masalları, söylenceleri anlatan büyüklerimizden
Şarmat Mıza, Khınhu Litsa artık yaşamıyorlar. Halkımızın
folklor ürünlerini çok iyi bilen Ar Kuçıuk 1983 yılında
öldü. Onun ölümünden birkaç ay önce de Hablak Dawlat ve
Şarmat Ğarbiy zamansız bir şekilde aramızdan ayrıldılar. Ben
hala anımsarım Haratokua Şemset'i hastalığının ilerlediği
günlerde bile yatağından bana yardım elini uzatmıştı. Bu
saygın kadın henüz 55 yaşında idi ama gidici olduğunu
biliyordu. Bunu bile bile büyük acılar içinde bile
halkımızın folklorunu nasılda duygulu, coşkulu anlatırdı. Bu
masaları 1969 yılında anlatmıştı. Bunların hepsi bu
derlemede yer almıştır. Bütün bu masallar sevgili Haratokua
Şemset'in sonsuza dek anısı olarak kalacaktır.
Aynı şekilde Ksal Zabit, Cıbaba Şuayip, Cucu Lokman, Ali
Şukura, K'işmahua Yracıb, Arrağa Çikua göçüp gittiler. 1984
yılında ölen K'işmahua Abdullah ismini de bunlara
katabiliriz.
Kısacası, anlattığı masalları bu derlemede yer alan birçok
anlatıcı yaşamını, dünyasını çoktan değiştirdi. Ama onların
isimleri dünya durdukça Abaza halkının belleğinde bu
masallarla birlikte yaşayacaktır.
Bu derlemede yer alan Abaza Masallarından bazılarının gerçek
anlamda masal olmadığı söylenebilir. İlk bakışta, bunlar
söylence ya da öykü olabilirler, ama yine de hepsi masaldır.
Derlemenin sonuna doğru yaşamdan alınan masallarda yer
almış, bunlardan sonra ise Abaza nesir janrları olarak
söylencelere de yer verilmiştir. Bütün bu parçalar Abaza
Halkının ve diğer halkların folklor yapıtlarının gelişimini
gösterecek şekilde bir sıralama ile ele alınmıştır.
Karaçay-Çerkes Pedagoji Enstitüsü'nün değerli öğrencilerini
iyiliklerle anmak istiyorum. Onlar her yıl, ses alma aygıtı
ile derlenenleri sayfalara geçirdiler. Bunun dışında da
birçok yardımları olmuştur.
İnsanoğlunun anlattığı parçaları bir başkası yazınca, bunlar
ölümsüzlük kazanmaktadır. İşte halkın sözlü edebiyat
ürünlerinin sabitleştirilmesinin tek yolu da budur.
Bu derlemede yer alan her parça anlatıcının kullandığı
diyalekt ve aksan ile, değiştirilmeden yazılmıştır. Onları
kullanılan resmi literatür dilinin uydurarak yayınlamanın
elbette kolay olduğunu biliyor idik. Ancak bu masalları
halkın anlattığı biçimde basmayı daha uygun bulduk.
O nedenledir ki, bu derlemenin sayfalarını çevirerek
masalları, söylenceleri okuyan kişi aslında masalı dinlemiş
olacaktır. Ona masal anlatan ise masalı ya da söylenceyi
derlediğimiz kişi olacaktır. Onun adı, soyadı, yaşı, nereli
olduğu tekstin altına yazılmıştır.
KAYNAKLAR
1) Talpa M.E., Kabardinsky Folklor, M-L. Akademia, 1936,
s.470-3.
2) Laurov, L.İ., Yistoriko-Etnografiçeskie Oçerki Kavkazu,
L. Nauka, 1978, s.47.
3) Kubancky Oblastnie Vedomostiy Ekaterinodor, 1891, 9
Marta.
4) Wumar, Mekerov, İman İslam, Tiflis-Bahçesaray, 1886.
5) Genko, A.N., Abazinsky Yazık, Grammatiçesky Oçerk
Nareçiya Tapanta, M. 1955.
7) Çerkes Khapş, 140 (338), 141 (339) anomerkua. 1940.
Askanumer, Yanvar 20. Ask. 1940.
8) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
9) Lomatidze, Ketevana, Apkhazuri Enis T?ap?anturu diyalekti
(Tekstebiturt), Tiflis, 1944.
10) Lomatidze, K.V., Aphazuri da Abazuri enebis Yistoriul-Şedarebili
Analizi, Tiflis, 1977.
11) Lomatidze, K.V., a.g.e.
12) Lomatidze, K.V., Abazinsky Yazık - Yazıkı Narodov SSSR,
IV, İberiyskogo Kavkazskiy Yazıki, M. 1972.
13) Serduçenko, G.P., Abazinskaya Fonetika Abazinskiy
Mestoymenia Abazinsaya Skazka ?Awuat Rıwua Rıtza Yiduuyiziya??
Yi Kommentari K-Ney-Uçenia Zapisky Rostovskogo
Gosutarstvennege Yunıversiteta Yistoriko-Filologiçeskay
Fakultet, 1947. G.P. Serduçenko, Abazinskie Teksti, Yazıkı
Severnogo Kavkaza Yi Dagestani Vipusk 2. İzd.-Vo AN.SSSR,
1949.
14) Serduçenko, G.P., Yazık Abazin, Moskva, 1955, s.239-252.
15) Abazaşta Alok?ukua, Çerkessk, 1965.
16) Lok?u Lok?u Lak?utsa, Çerkessk, 1968.
17) Volşevnaya Sablya, Voroşilovsk, 1939.
18) Skazıy Çetırekh Bratev, Stavropol, 1964.
19) Abazinskie Narodnie Skazky, M. 1985.
20) Nartraa, Abaza Wuağa Rı Epos (Abazinsky Narodny Epos),
Çerkessk, 1975.
21) Abaza Tawrıkhkua, Stavropol, 1947.
22) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
23) Biybard, şimdiki Alburğan (Karaçay,Çerkes?te) köyü.
24) Andreev, N.P., Ukazatel Skazoçnikh Sujetov Po Sisteme
Aarne.
25) Pomerançeva, E.V., Russkaya Narodnaya Sujetov Po Sisteme
Aarne.
26) Russkoye Narodnoye Poediçeskoye Tvorçestvo, M. 1971.
27) Pomerançeva, E.V., a.g.e., s.75.
28) a.g.e.
29) Abaza Tawrıkhkua, Çerkessk, 1955.
30) Propp, V.Y., Kumulativnaya Skazka - Stivetelnost,
Moskova, 1976, s.244.
31) Propp, V.Y., a.g.e., s.248.
32) Pomerançeva, E.V., a.g.e., s.79.
33) Meremkulov, N.V., Abaza Vuağa Rı Epos (Abazinsky Narodny
Epos), Çerkessk, 1975. |