27 Şubat 2000 tarihinde Ankara’da Kafkas Derneği’nin
düzenlediği “Çeçenistan” konulu panelde, Kafkas Derneği
Genel Başkanımız Sayın Muhittin Ünal’ın yaptığı açış
konuşmasını bilgilerinize sunarız.
Saygıdeğer basın
mensupları, muhterem konuklarımız ve değerli hemşehrilerim,
Çeçenistan konulu
panelimize gelmiş olmanız nedeniyle Genel Merkezimiz ve 33
şubemiz adına hepinize hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimi
sunuyorum.
Asırlarca, sıcak
denizlere ulaşabilme amacı ile Kafkasya’yı ve özellikle de
Karadeniz sahilini ele geçirmeyi hayal eden Çarlar ve
Orduları ile Kuzey Kafkasyalılar arasında uzun yıllar
koşulları eşit olmayan savaşların sürdüğünü bilmeyen yoktur.
Özellikle Şeyh Şamil’in teslim olduğu 1859 yılından sonraki
son 5 yılda Kuzeybatı Kafkasya’nın hakiki sahipleri olan
Adığe Boyları, Abazalar ve Ubıhlar büyük bir soykırıma maruz
kaldıkları ve 1864 yılında da % 85-90’lar düzeyinde tarihi
topraklarından sürüldükleri için bu gün Adığey, Abhazya,
Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri ile Kıyıboyu Şapsığ Bölgesinde
bu halkların azınlık durumunda oldukları malumunuzdur.
Kuzeybatı
Kafkasya’daki Cumhuriyetlerin, bu gün itibariyle en hayati
sorunu; halen diasporada yaşayan Kuzey Kafkasyalıların %
80’ini oluşturan Adığe Boyları, Abazalar ve Ubıh
Halkları’ndan bir bölümünün tarihi topraklarına geri
götürülmesi suretiyle varolma mücadelesi vermek iken nüfus
sorunu olmayan Dağıstan ve Çeçenistan gibi Kuzeydoğu
Cumhuriyetleri’nde ise sorun, fiilen sahip olunan nüfus
çoğunluğundan, yasaların tanıdığı haklardan ve konjonktürel
gelişmelerden istifade ile birer bağımsız devlet olmaktır.
Bu önemli farkı doğru algılamadığımız içindir ki oradaki
cumhuriyetler hakkında yanlış değerlendirmeler
yapabiliyoruz.
1991 yılında
Nalçık kentinde kurulan Dünya Çerkes Birliği (DÇB)’nin
kuruluş ve varlık nedeni de Adığe-Abhaz Boyları’nın tarihi
ata topraklarında nüfus yeterliliğine ulaşmasına ve
diasporada gün ve gün kaybolmakta olan geleneksel kültür
değerlerimizin ebediyen öz vatanında yaşatılmasına katkıda
bulunmaktır.
DÇB’nin kuruluşuna
katkıda bulunan Kaf-Kur’u nüve olarak kurulan ve bugün 33
şubesiyle ülke çapında faaliyet gösteren laik, demokrat ve
bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygılı bir çizgide yürüyen
Kafkas Derneği topluluğu olarak bir taraftan kültürümüzü
yaşatma mücadelesi verirken diğer taraftan da 1864 yılında
iradeleri dışında topraklarından sürülen Adığe, Abhaz
Boyları ve Ubıhlar’ın uluslararası hukuk kurallarının
tanıdığı ve alt yapısı kısmen oluşan geri dönüş haklarının
kullanılmasına olabildiğince katkıda bulunarak, Kafkas
kökenli diğer kardeş halklarımızla elele Türkiyemiz ve
Kafkasya’mız arasında sağlam bir ekonomi ve kültür köprüsü
kurulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu amaçlar
doğrultusunda çalışırken de hem Türkiye’nin hem de Kuzey
Kafkasya’nın aleyhine yanlış yorumlanabilecek söylemlerden
ısrarla ve bilinçli olarak sakınıyoruz. Zira hangi tür
söylemlerin hangi amaçla ve nasıl saptırıldığının
örneklerini yakinen biliyoruz.
Bizler; Tarihi ve
kültürel bağlarımız dışında, bölünmüş ailelerin çocukları
olarak, kan bağımız bulunan Kuzey Kafkasya’nın
sorunlarından, üzüntülerinden ve sevinçlerinden istesek de
istemesek de kendimizi soyutlayamayız. Prensip olarak sadece
Kafkasya’da değil Dünyanın her yerinde savaşlara karşıyız.
Çünkü savaşlar yüzünden Güney Osetya, Abhazya ve Çeçenistan
örneklerinde olduğu gibi arzu etmediğimiz nüfus kayıplarını
ve yıkımları hep yaşadık. Bu da yetmiyormuş gibi son
günlerde toplu mezarlarla karşı karşıya kaldık.
Çeçenistan
konusunda söyleyeceğimiz çok şey var. Ancak,
konuşmacılarımızın alanına girmemeye özen göstererek, birkaç
hususu vurgulayarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.
1. Söylem
ve yöntem farklılıklarımız olsa da, ayrı adlar taşısak da,
Kafkasya önceliklerimizin sıralaması değişik olsa da,
dışımızdaki herkes şunu çok iyi bilsin ki, Kuzey
Kafkasyalılar bir bütündür. Bu itibarla Abhazya da, Güney
Osetya da, Çeçenistan da asla yalnız ve sahipsiz değildir.
Yakın geçmişte
Irak’tan, Bulgaristan’dan ve Kosova’dan gelen binlerce savaş
mağdurlarına kapısını açan devletimiz yaklaşık 330 çocuk ve
kadından oluşan savaş mağduru Çeçenlerin sorununa deva
olamıyorsa bunu iyi düşünmek ve nedenlerini irdelemek
zorundayız. Kuruluşlarına katılıp destek verdiğimiz Çeçen
Dayanışma Komitelerimiz konuyu her işe tercihen ele almalı
ve ne yapılması gerektiğini saptamalıdır. O insanlara sahip
çıkmak, hem insan olarak, hem Kuzey Kafkasyalı olarak
boynumuzun borcudur.
2.
Yugoslavya
Federasyonu dağıldığı zaman Batılı büyüklerin bağımsızlığını
ilan eden Cumhuriyetlere nasıl destek verdiklerini ve insan
hakları ihlallerine bir noktadan sonra müsaade etmediklerini
biliyoruz. Yugoslavya’daki Cumhuriyetlere nazaran konumu
daha sağlam ve hukuki olan Çeçenistan’ın bağımsızlığı söz
konusu olunca göstermelik çıkışlar dışında bir varlık
göstermeyen Batılıların çifte standardı Çeçen soykırımının
bugün ulaştığı uygulamalarda önemli bir payın sahibidir.
3.Sivil toplum
örgütlerinin gücü, o topluma ait aynı amaçlı kuruluşların
birlikteliklerini tamamlayıp tamamlamadıkları ve seslerinin
bir ve gür çıkıp çıkmadığı ile ölçülür. Ona göre de itibar
görürler. Çerkes toplumu olarak örgütsel yapımıza bakınca,
olmamız gereken noktanın çok gerisinde olduğumuz ve
dolayısıyla sesimizin de etkimizin de giderek cılızlaştığı
açıkça görülmektedir. O itibarla Vakıflar, Dernekler ve
Komiteler olarak önyargılarımızdan uzaklaşarak, sorumlu ve
bilinçli adımlar atarak, farklı misyonlar taşısak bile Kuzey
Kafkasya’ya yönelik ortak politikalar belirleyip, örgütsel
birlikteliğimizi en kısa zamanda sağlamak zorundayız.
4.Panelimizden
hemen sonra, Çerkes katılımı ile ilgili ortak
deklarasyonunun neşredilmesi doğrultusundaki Çeçen
Komiteleri’nin önerisi olumlu karşılanmış ve keyfiyet Vakıf,
Dernek ve Komitelere istisnasız olarak bildirilmiştir.
Bizzat gelip destek verenlere teşekkür ediyorum. Ankara’da
olmamız nedeniyle Yabancı Misyon Şeflikleri nezdinde
yapabileceklerimiz vardır. Deklarasyonun imzalanmasını
takiben onları da bir bir yapacağız. Kafkas Derneği dışından
katılan tüm kuruluşlarımızın da sivil toplum örgütlerinin
harekete geçirilmesinde aynı hassasiyeti göstereceklerinden
emin olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ankara,
27.02.2000 |