|
Büyük bir kayanın
içinden dökülen buz gibi soğuk su Şerefiye köyünü ikiye
ayırıp çıplak çayırlara uzanıyordu. Burada olmaktan
mutluyduk. Zamantı ırmağının yeryüzüne çıktığı kayalıktan
buz gibi suya girmiş ve suyun dar vadisinden derin bir
parkur bularak unutulmaz bir trekking yapmıştık.
Uzunyayla’da doğa yürüyüşü... biraz komik, biraz garip ama
mükemmeldi. Bacaklarımız donmuştu. Arkadaşım Hatko suyun
içinde ‘Eyvaaah donuyorum’ diye bağırıyordu.
Uzunyayla’daydık...
Yazın bir
yayla turizmi denemesi yapmaya karar verdik ve İstanbul’dan
Uzunyayla’ya gittik. Geziyi biraz kapsamlı ve geniş
katılımlı düşünmüştük ama maalesef Hatko ile yalnız
kaldık. Yine de bir kere karar vermiştik ve kesin
gidecektik. Gittik de..
Amacımız
bütün Uzunyayla’yı tamamen gezmek ve ziyaret edilmemiş köy
bırakmamaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Uzunyayla’nın
yarısını gezebildik. Olsun devamını bu yaz gezeriz.
Uzunyayla
orada yaşayanlara göre yaşanmaz bir memleket, çekilmez bir
hayat ve dayanılmaz bir acıydı. Acaba biz mi çok nostaljik
takılıyorduk ya da davulun sesi uzaktan hoş bir seda mı
bırakmıştı İstanbul’un kirlettiği kulaklarımızda... Emin
değildik ama yine de Uzunyayla bir başkaydı.
Gezdik
Uzunyayla’yı. Ya da yaşadık bir hafta. Açıkçası ben orada
doğmuş, orada büyümüş ve orada yaşamıştım. Ama tabi terk
etmiş ve uzun yıllar da çok az uğrayabilmiştim. Ama bu gezi
bambaşka bir Uzunyayla’yı hissettirdi bana.
Çok güzel
şeyler yaşadık. Güzel anılarımız oldu. Her köyde
karşılaştığımız misafirperverlik bizi hiç şaşırtmadı.
Sevindik. Kaybolmamıştık. Yok olmamıştı her şey. İnadına
direniyordu modern dünyanın dolu dizgin gelişmelerine.
Nereden nereye diye düşündüm. Tarihi gelişmeler bir film
şeridi gibi hafızamda. Kafkasya’dan ayrıl. Koparsınlar seni
senin topraklarından. Sevdiğin topraklardan. Osmanlıya
sığın. Derme çatma bir iskan. Belimiz kırılmıştı. Hayata
sıfırdan başlamıştık. Bir kez daha bağlanmıştık hayata. Bir
kez daha kök salmıştık toprağa. Ama yine de unutmamıştı
benim insanım yüreğindeki Kafkasya’yı. Uzunyayla
bozkırlarında, kıraç araziye ve verimsiz topraklara ekmişti
dağlı yüreği ile getirdiği her şeyi. Büyüdü her şey. Kök
saldı. Kocaman oldu. Bir yürek kadar...
Hey gidi
Uzunyayla. At koşturduğumuz bitmek bilmeyen yeşil çayırlar.
Kavurucu güneşin altında tırpan salladığımız ekeneko[i].
Yemlik ve Şıbıts topladığımız kurak kıraç. Navrız toplamak
için yarıştığımız çıplak Kosako. Geceleri sabaha kadar
eğlendiğimiz, oynadığımız, aşık olduğumuz ahır düğünleri.
Kavgamız, aşkımız, açlığımız ekmeğimiz, dilimiz, kültürümüz,
baş belamız, ümidimiz Uzunyayla’mız.
Hatko ile
yaptığımız bu gezide Uzunyayla’yı bir kez daha keşfettik.
Bir kez daha hatırladık anılarımızı ve acılarımızı.
Varlığımızı ve yokluğumuzu. Güzellikleri ve kötülükleri.
Zordu Uzunyaylalının işi. İnsanlar terliyor insanlar
yoruluyor ama emeğinin karşılığını alamıyordu. Buna rağmen
ilk göz ağrıları, dedelerinin mezarı ve umutlarının beşiği
olan Uzunyayla’yı da terk edemiyorlardı. Kolay mıydı. Acı
çekmişlerdi. Bedel ödemişlerdi. Kavga etmişlerdi.
Yaşamışlardı. Az da olsa doymuşlardı. Alışmışlardı açıkçası.
Kolay mıydı terk edip gitmek. Kolay mıydı bırakıp kaçmak.
Zaten bir kere terk etmiştik bir yerleri. Terk edince ne
olacaktı ki: İstanbul, insanları yutmak için kendine çekmeye
çalışan bir metropol canavarıydı. İstanbul, zorluklarla
kazanılan ekmek ve yok olup gitmek demekti. Kaldılar ve iyi
ettiler. Hepsi kanaatkar insanlardı. Azla yetiniyorlardı.
Yoruluyorlardı ama tatlı bir huzur kaplıyordu akşam
evlerini. Yıpranıyorlardı ama dostları vardı sırtlarını
dayayacakları. Yardımlaşma ve dayanışma kol geziyordu sokak
sokak.
Uzunyayla
keşfedilmeyi bekleyen bir gizemdir. Uzunyaylalılar belki de
gülüyorlardır söylediklerimize. Şu alçak bozkırın neresi
gizem diye. Zaten her yerde görülse, herkes görse gizem
olur mu? Gizem işte adı üstünde...
Bizi
derinden etkileyen olaylardan biri de bir Uzunyayla köyünde
karşılaştığımız doğal bir xabze uygulamasıydı. Yahyabey
Köyünde Hatko ile arabayla gezimize devam ederken, birden
yolun solundaki güzel ve iki katlı Çerkes evinin önündeki
bir bayanın saygıyla ayağa kalktığını gördük. Bayan bizi
görünce ayağa kalkmış ve xabzemizi bize göstermişti. Bayan
biz evi geçince tekrar oturdu. Hayretler içindeydik. Bayanın
hassasiyeti Hatko’nun gözünden kaçmamıştı. Açıkça, bu elit
bir kültürün pratik yaşama yansımasından başka bir şey
değil diye düşündük.
Karşımızda
küçük bir kız çocuğu tertemiz Khaberdeyce’si ile “ne
geziyorsunuz?”diye soruyordu bize. Ne mi geziyorduk.
Şaşırmıştık. Birbirimize baktık. Gülüştük. Geziyorduk işte
fin fin. İyi de yapıyorduk hani…
Uzunyayla
kurumuş gitmiş. Tam anlamıyla bir bozkıra dönüşmüş. Hatta
bir ara Hatko’nun resmini çekmek için bir ağaç bulamadığı
bile oldu. Sadece köyler biraz yeşil kalabilmiş. Gerisi
alabildiğine bozkır.
Dil her
şeye rağmen ayakta. Küçük çocuklar bile eskisi kadar olmasa
da ana dillerini biliyorlar. Gerçi bundan 10 yıl öncesi
kadar değil tabi ama yine de konuşulduğuna şahit olduk.
Köylerde zaten bütün yetişkinler tamamen ana dillerini
konuşuyorlar.
Kültürel
xabzeler düğünlerde oldukça canlı. Sistematik xabze
uygulamaları düğünlerde devam ediyor. Düğünler için kötü bir
gelişme içki içme oranının artmış olması ve işin üzücü
tarafı içki tüketim yaşının 12-15 yaş arasına inmiş olması.
Bütün
olumsuzluklara rağmen Uzunyayla keşfedilmeyi bekleyen
güzelliklerle dolu. İlgi bekleyen ve terk edilmeye yüz
tutmuş bir bozkır Uzunyayla. Yalnızlık kokuyor köylerde.
Kışın yalnızlığın daha da arttığı bir gerçek. Soğuş kış
gecelerinde sıcak ev zexesleri de olmasa çekilmez
oluyormuş.
Her şeye
rağmen orası benim doğduğum toprak ve ne aldıysam kültürüm
adına oradan aldım. En başta dilimi tabi.
Şerefiye
köyünden girdiğimiz buz gibi soğuk su bacaklarımızı
dondurmuştu. Çocuklar şaşkın gözlerle gülerek bizi
izliyorlardı. Gezimiz bitmişti. Artık İstanbul’un kör
karmaşasına dönmek vaktiydi. Arabamızla tozlu Uzunyayla
yollarında hızla ilerlerken bir taraflarımızın uzaklarda
kaldığından emindik...
Bekle bizi
Uzunyayla yeniden geleceğiz. Ve özür dileyeceğiz...
Bekle bizi
Uzunyayla.... Bekle bizi...Zexex
[i]Uzunyayla’da
Taşoluk, Kaynar, Aşağıkızılçevlik ve Hilmiye
arasında bulunan büyük bir vadi. Bu vadi yaz
aylarında çekilmez derecede sıcak olur ve insanlar
burada hayvanlar için çayır biçerler. Tırpanla
başlayan serüven şimdilerde motorize olmuş durumda.
|