Olaylar
anlamsız ise göründükleri gibi olamazlar. Şimdiki
Rus-Çeçen savaşının, yakından incelendiğinde açıkça
garip görünmekle kalmayan, insanı son derece
kaygılandıran altı özelliği vardır. Bu özelliklerin
yorumunu zorlaştıran, bu savaşın, eski örüntülerin,
beklentilerin ve anlayışların bir sona yaklaştığı fakat
yenilerin henüz oluşmadığı küçük bir bölgede veya izole
edilmiş bir olayda odaklanmış bir kavşak olması, tarihte
bir çeşit dönüm noktası olmasıdır. Bu savaşın ilgili
altı yanı, her birinin tamamen zıt yorumlara açık
olmasından dolayı bu tanıma uymaktadır. Bu yazıda, her
özellik için bana en makül geldiğine inandığım önermeyi
(bu olayların medyadaki yaygın yorumlarına karşın)
sunacağım.
İlk
olarak,
Ağustos ayında Dağıstan’ın yüksek batı kesimlerine,
Botlikh vadisinde gerçekleşen ilk çatışmalar ve daha
sonra, yine Dağıstan’da, Hasavyurt’a saldırı, Şamil
Basayev ve fundamentalist Arap savaşbeyi (warlord)
Khattab’ın Dağıstan’da bir ayaklanma başlatma girişimi
olarak yorumlanmıştır. Bu çatışmalar olsa da olmasa da
Dağıstan’da bir gerilim olabilirdi. Dağıstan’da
nomenklatura’dan (bürokratik yönetim) hoşnutsuz bir
nüfus olabilir. Dağıstan bir siyasi ve toplumsal merkez
olarak Moskova’dan uzaklaşıyor olabilir. Dağıstan’daki
Rus nüfusu çok azdır, bu nedenle Rusya’dan ayrılmak bu
bölgede önemli bir demografik sorun yaratmaz. Dağıstan
gelişmiş İslami öğreti ve güçlü dini mirasına geri
dönebilir, fakat Kafkasya’nın diğer bölgelerinde olduğu
gibi Dağıstan’da da yerel geleneklerin bir
dokunulmazlığı vardır. Dağıstanlıların ancak küçük bir
kesimi fundamentalist kültürü getirmek ve böylece kendi
geleneklerinden radikal bir şekilde taviz vermek için
hayatını tehlikeye atacaktır. Hem Basayev, hem de, dış
bağına karşın, Hattab, saldırılarını başlattıklarında
Dağıstan’ın bu temel özelliğini net bir şekilde
kavramışlardı.
Bu
durumda bir gözlemci iki zıt yorum yapabilir. Birinci
yoruma göre, Basayev ve Hattab, iyi değerlendirme
yapabildiklerine ilişkin ünlerine karşın, saldırıları
ile Dağıstan’da bir fundamentalist ayaklanma başlatmayı
bekliyorlardı. Bu yorum, her iki savaşbeyinin ideolojik
körlük nedeniyle çok ciddi bir hata yaptıkları anlamına
gelir. Böyle bir eylem, Basayev’in kurnazlığı ile
bilinen ünü ile uyuşmamaktadır. İkinci yoruma göre, bu
saldırılar, bir Rus provokasyonu gibi Dağıstan’da acil
eyleme geçilmesini gerektiren bir durum sonucu
gerçekleşmiş olabilir. Gerçekten de her iki eylem (Botlikh
vadisi ve Hasavyurt’taki eylemler) Rus provokasyonlarına
tepki gibi görünmektedir.
Ruslar,
Botlikh’de Basayav’in müttefiği Dağıstanlı savaşbeyi
Bahaddin’in köyünü kuşatmışlardı. Bahaddin’in çağrısı
üzerine Basayev ve Hattab yardıma gittiler. Rusya’nın bu
saldırısından kurtulduklarında, Ruslar Wahhabi köyü
Karamakhi’ye saldırdılar, köyü yıktılar ve pek çok
sivili öldürdüler. Wahhabizm Moskova tarafından bir
tehdit olarak görünmekle birlikte, bu köyün militan
eylemler içinde önemli bir rol oynamadığı biliniyordu.
Karamakhi’nin kuzeyinde, Hasavyurt’a Çeçenlerin
saldırısı Rus kuvvetlerini arkadan vurmak ve savaşı
başka bir alana çekmek içindi. Bu saldırı o kadar
başarılı oldu ki, Rus yetkililer bir ara Basayev’in,
Dağıstan’ı Terek nehrinden ikiye bölerek güneydeki üçte
ikilik kesimi ele geçirmek, en azından dağlık bölgeleri
elde tutmak istediğini zannettiler. Bu korku neden
Rusların Çeçenlere geri çekilmeleri için bir koridor
açtıklarını açıklar: Çeçenlerin kuşatılması güney
Dağıstan için bir meydan savaşına girme riskini
arttırabilirdi.
İkinci olarak,
bu
saldırıların rahatsız edici başka etkileri vardır.
Basayev ve belki Hattab bu saldırıların Rusya’ya
Çeçenya’nın işgali için bir bahane sunabileceğinin
tamamen farkındaydı. Son savaşta Basayev’in güçlü
stratejik ve taktik yetenekler kazanmış olduğu
varsayılabilir. Basayev mevcut savaşın gelişini görmüş
olmalıdır, fakat buna karşın Rusya’nın planı
doğrultusunda bir rol oynamıştır. Batılı ölçütlerde bir
iyimser sayılamasa da, Basayev intihar edecek bir insan
değildir. Bu nedenle, ikinci bir savaş tehdidini
karşılayabilecek durumda olduğunu hissetmiş olmalıdır.
Bunun için, kritik bir noktada Rus saldırılarını
durduracak ve hatta sınırlı anlamda Rusya’yı yenecek
kadar kendisini güçlü görmüş olmalıdır. Bu yorum,
Basayev’in güçlü dış desteğe sahip ve çok sayıda askeri
techizata sahip olduğu anlamına gelir. Çeçen
savaşbeylerinin iyi silahlanmış olduğu (belki 1990’ların
başlarında Dudayev’in güçlerinden daha da iyi)
varsayılmalıdır.
Üçüncü olarak,
bu olayların en rahatsız edici yanı farazi terörist
bombalamalara ilişkindir. Çeçenlerin Hasavyurt
yakınlarındaki saldırısı, Karamakhi halkını kurtarmak
için çok geç başladı. Dağıstan’daki bir askeri binayı
yıkan ilk bombada, bir Çeçen veya Dağıstanlı
savaşbeyinin sivil kayıpların intikamın almaya yönelik
her türlü izini taşıyordu. Moskova’daki Manezh
alış-veriş merkezindeki bomba da bir terörist eyleme
benziyordu: Moskova’daki yetkilileri küçük düşürmek için
tasarlanmış küçük ve prestijli bir hedef. Fakat bu
eylemde net bir Kafkasyalı bağlantısı yoktu ve yerel
MacDonaldlara karşı bir eylem gibi görünüyordu. Bundan
sonra Moskova’da gerçekleşen iki bombalama terörist
eylemler olarak görünmüyor. Bombalar çok büyüktü (her
biri iki tondan fazla), ve hedefler (işçi apartmanları)
teröristlerin tercih ettiği prestij hedefler değildi.
Volgadonsk’daki bombalama ve Ryazan’daki yarım kalan
bombalama teşebbüsü ise terörist eylemlerin hiç bir
izini taşımıyordu. Ryazan’da yerel FSB (Federal
İstihbarat Teşkilatı) tarafından bulunan patlayıcı 3.2
tondu. Moskova daha sonra bu malzemenin, yerel
yetkilileri test etmeye yönelik eğitim tatbikatının bir
parçası olarak kullanıldığını iddia etti.
Bu
durumda da iki rahatsız edici yorumla karşı karşıyayız.
İlk yoruma göre, Çeçen savaşbeyleri Moskova’nın içine
sızacak, tonlarca patlayıcıyı yerleştirecek ve (bu
lojistik yeteneklerini daha etkin bir şekilde ticari,
resmi veya askeri tesislere karşı kullanacakları yerde)
ellerindeki malzemeyi sıradan masum Rusları öldürmeye
harcayacak kadar güçlenmişlerdir. Alternatif yoruma
göre, bu bombalama faaliyetleri, dar bir politikacı ve
güvenlik mensubu grubu tarafından halk arasında panik
yaratmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Batıda pek çok
yetkili bu ikinci şüpheye ağırlık vermektedir. Hatta
şimdi Krasnoyarsk valisi olan Aleksandr Lebed bile
kamuoyu önünde bu yorumu dile getirmiştir. Bombalama
olaylarından sonra Rus nüfusu arasındaki kapsamı ve
yoğunluğu ile endişe verici Kafkasyalı-karşıtı tepki,
bir savaş mentalitesinin geliştirilmesi yönünde bu
bombaların etkin olduğunu açıkca ortaya koymaktadır.
Dördüncü olarak,
Rusya’nın Eylül ayında başlattığı Çeçenya saldırısı iki
çok önemli kaygıya yol açmaktadır. Öncelikle bu savaşı
kimin kontrol ettiği sorulmalıdır. Bu eylem sadece yeni
başbakanın, Vladimir Putin’in seçim şansını arttırmak
için başlatılsaydı, Terek’e kadar bir stratejik hareket
yeterliydi. Böyle bir hareket rahatlıkla
gerçekleştirilir, Putin’e elle tutulur bir zafer sağlar
ve Çeçen savaş beylerini kontrol altında tutacak bir
güvenlik bölgesi oluşturulmasını sağlardı. Terek’e kadar
oldukca zayıf bir Çeçen direnişi ile karşılaşan Rusya
birlikleri, daha sonra nehri geçerek ve Çeçenya’nın
güneyine inerek son derece uzun ve zor bir harekatı
başlatmaya karar verdi. Nehrin geçilmesi Rus
birliklerini, kış yaklaşırken arkalarında bir nehir ve
uzun ikmal hatları ile Kafkasya dağlarının eteklerine
ulaşabilecekleri bir harekatın başlatılmasına itti. Bu
harekat çok riskli ve pahalıdır. Bir başka yoruma göre,
Rusya ordusu bu Çeçen savaşını kaybedilen prestijini
kazanmak için kullanmaktadır, ki Rusya ordusu, Rusların
çoğu gibi, Rusya’nın prestijini Rus ordusunun prestiji
ile aynı görmektedir.
Rusya
ordusunun kendi yetenekleri konusunda, 1996’da
olduğundan daha fazla güven duyduğu söylenebilir. Son üç
yıl içinde askeri çevrelerde insangücü ve malzeme
açısından pek az şey değiştiğine göre Rus ordusunun bu
iyimserliği, yüksek morale, özellikle sivillerin
moraline dayanmalıdır. Bu nedenle, Rus ordusu
Çeçenya’daki eski yüz kızartıcı yenilgisinden kendi
eğitim düzeyini, teçhizat veya taktiklerini değil, yerel
desteğin eksikliğini sorumlu tutmaktadır. Şimdiye kadar
Rus kamuoyu ve birliklerinin morali yüksek olmuştur
çünkü Çeçenler Dudayev dönemindeki gibi güçlü bir
direniş göstermemiştir.
Beşinci olarak,
neden Çeçenler Rusya saldırısına direnmek için kapsamlı
bir çaba içinde olmadılar? Bu soruda muhtemel bir cevap
ve rahatsız edici bir gizem var.
Pek çok
kişinin bu savaşı birincinin bir tekrarı olarak
görmesine karşın, şimdiki savaş önemli bir açıdan
farklıdır. Çeçen birlikler üç yıllık bir anarşi
döneminin tortusudur. 1996’dan günümüze kadar olan
dönemde İslami fundamentalizm Çeçenya’da belirli ölçüde
gelişmiş, nüfus laik ve İslami eğilimler arasında
kutuplaşmıştır. Dudayev’in çok etkin bir şekilde
kullandığı milliyetçi gündem aşınmış, hem Başkan
Meşhadov, hem de savaşbeyleri nüfusun çoğunluğunu hayal
kırıklığına uğratmıştır. Bazı savaşbeyleri ve küçük
çetelerin çoğu fidye ve diğer yasadışı kaynaklar ile
silahlanmışlar, fakat bu arada siyasi temellerini
daraltmışlardır. Siviller arasındaki büyük kayıplara ve
acılara karşın Çeçen nüfusunu kitlesel ölçekte harekete
geçirememişlerdir. Bu durum, Rusların kasaba ve köyleri
en az çatışma ve pek çok yerel Çeçen yetkilinin
işbirliği ile pasifize etmesinde kısmen başarılı
olmasını sağlamıştır. Büyük bir olasılıkla Basayev,
Meşhadov ve arkadaşları Çeçen halkının ruh halini yanlış
değerlendirmiştir. 19 Kasım’da İstanbul’da düzenlenen ve
başkan Yeltsin ve başbakan Putin’in katıldığı AGİT
zirvesi düzenlenirken bile, Çeçenler Rus birliklerine
karşı bir saldırı başlatmak ve böylece Rusya’yı AGİT
önünde küçük düşürerek siyasi başarı elde etmek yönünde
bir çabaya kalkışmamışlardır. Yoğun olarak silahlanmış,
hatta kitlesel imha silahlarına sahip bile olsalar Çeçen
savaşçılar siyasi açıdan zayıf durumdadır.
Her
şeye karşın Çeçenler, yukarıda tartışıldığı gibi, savaşa
isteyerek girdi. Ayrıca karşı saldırıda bulunacaklarını
söylediler, hatta Basayev (Kasım ayı sonlarında) Putin’e
karşı kan davası güdebileceğini dahi söyledi. Çeçenlerin
tehditleri ciddiye alınmalıdır. Geçen hafta (Aralık
ayının ilk haftaları) Rusya birlikleri Grozni çevresinde
nihayet yavaşladı çünkü Çeçen direnişi önemli ölçüde
şiddetlendi. Grozni Çeçenlerin beklediği bir savaş
alanına benziyor: kent savaşı. Böyle bir savaş her iki
tarafın da büyük kayıplar vermesine yol açacaktır, fakat
büyük Rus kayıpları Rusların moralinin zayıflamaya
başlamasına neden olacaktır. Grozni için cadde cadde
savaş uzayacak ve gökyüzünün bulutlarla kapalı olduğu,
çamurun donduğu bir zamanda Rusya’nın hızını kesecektir.
Çeçenlerin sadece Grozni’de nihai bir savaş için değil,
aynı zamanda Rusların ikmal hatlarını ve lojistik
üslerinı vurmak için bu koşulları beklemesi muhtemeldir.
Çeçenlerin niyetleri ve taktikleri şimdilik bir sırdır.
Altıncı olarak,
bu savaşta her iki taraf için zaferin anlamı nedir? Her
iki taraf için bu sefer, ilk savaşta olduğuna göre,
riskler (kazanç ve kayıplar) çok daha yüksektir.
Çeçenler Rus birliklerine bir şekilde ciddi bir darbe
vurursa, Rus ordusu kitlesel imha silahları kullanmak
isteyecektir. Bu durumda Çeçenler Rusya’nın iç
kesimlerindeki Rus üslerine veya tesislerine karşı
terörist eylemler başlatabilir. Su depolarını zehirlemek
veya Moskova’nın merkezinde yüksek radyasyon ile
tahribat yapmak için biraz plütonyum yeterlidir.
Kitlesel bombalama olmasa bile bu tip eylemler Çeçenler
tarafından gerçekleştirilebilir. Böyle bir korkunç
senaryoda, skandal (belki farazi terörist bombalama
olayları) ve suçlamalar mevcut rejimi yutabilir. Bir
bütün olarak Rusya için nihai sonuçları kestirmek mümkün
değildir.
Eğer,
öre yandan, Çeçen savaşbeyleri Rusya’ya ciddi bir darbe
vuramazsa, direnişi gerilla savaşına çevirmek veya
anayurtlarını terk etmek zorunda kalabilir. Fakat böyle
bir durumda Rusya, düşman, kinik ve yoksul mültecilerin
yaşadığı tahrip edilmiş bir ülkenin yönetim sorunuyla
karşı karşıya kalacaktır. Böyle bir ortamda, bir kara
savaşı olmasa bile, duyarlı, anlayışlı ve mali açıdan
iyi desteklenmiş bir yönetime gereksinim vardır. Böyle
bir yönetimin kurulması ise pek mümkün değildir. Ayrıca
tüm Rusya’yı sarmış olan ölümcül Kafkasyalı-karşıtı
duyguların ya azaltılmaya başlatılması ya da
Kafkasya’dan uzak tutulması gereklidir. Her iki
alternatif de kolay görünmemektedir.
Bu
kasvetli olaylardan sonra, Kafkasya’nın geri kalan
bölgelerini etkileyen geleceğe yönelik bazı eğilimler
ortaya konabilir. Ruslar
[Çeçenya’da]
bir darbe alırsa, Dağıstan’da genel bir ayaklanma
ciddi bir olasılık haline gelir. Çeçenler ezilirse,
Rusya kalanları pasifize etmekle uğraşacak, bu iş için
Kuzey Kafkasya’nın diğer kesimlerinden kaynak
aktarılması mevcut sorunları daha da ağırlaştıracaktır.
Örneğin, Prigorodni çatışmasından sonra oluşan yoksulluk
ve kalabalık mülteci sorunu, yeni mülteci akımı ile
İnguşetya’yı daha da kötü bir duruma itmiştir.
Güney
Kafkasya her zaman, kontrol edilemeyen Kuzey’i elde
tutmanın anahtarı olmuştur. Rusya geleneksel olarak
Güney’i kontrol ederek Kuzey’i kuşatmış ve izole
etmiştir. Rusya’nın Kuzey’deki kontrolü, zafer veya
yenilgi sonucu, zayıflarsa, Rusya Güney’de de sorunların
oluşmasını kışkırtacaktır. Çeçenlere silah yardımının
Gürcüstan üzerinden sağlandığı şüphesinden dolayı bu
ülke muhtemelen ilk hedef olacaktır. Burada Abhazlar,
Osetler ve hatta belki Ermeniler Gürcüstan’a ve yeni
boru hattına karşı kullanılabilir. Benzer şekilde
Ermeniler ve hatta belki güney Lezgileri Azerbaycan’a
karşı kullanılabilir. (Lezgileri kışkırtmak Dağıstan’da
istakrarı bozma riski de taşımaktadır.) Açıkcası Rusya,
oldukça zayıfladığı bir durumda bile, Gürcüstan,
Azerbaycan ve Hazar Denizi’ndeki petrol kaynaklarını
işletmek isteyen herhangi biri için ciddi sorunlar
yaratabilecek güce sahiptir.
Tersi
durumda, Rusya bir şekilde Çeçenya’yı pasifize edebilir
ve Kuzey Kafkasya’da istikrarı sağlayabilirse, Güney’de
istikrarsızlığı arttırma ihtiyacı ortadan kalkacaktır.
Tabii ki bu durum, Rusya’da siyaseti kontrol eden
kesimler rasyonel politikacılarsa ve uzun süren bir
savaştan kazanç sağlamıyorlarsa geçerli olacaktır. Fakat
şimdi Rus ordusu tamamen kontrolü elinde tutuyorsa, Rus
politikacıların tamamen sivil bir gündeme geri dönmesi
çok zor olacaktır. Rus ordusu muhtemelen, Gürcüstan’a
karşı ilerleyerek ve Azerbaycan’da istikrarı bozarak
Kafkasya’daki rolünü sürdürmek isteyecektir. Batı’da pek
çok insan, Rusya fiilen iflas etmiş olduğu, ordunun
ekonomik temelini oluşturacak harcayabilecek artığı
(serveti) olmadığı için Rusya’nın böyle bir askeri
politika izleme imkanının olmadığını düşünmektedir.
Fakat bu yaklaşım bir kapitalist piyasa ekonomisinin
olduğunu varsayar, fakat Rusya’nın kapitalizme geçişi
feci bir şekilde eksiktir. Rusya hala bir komuta
ekonomisine sapma imkanına sahiptir, en azından ordu göz
önüne alındığında, popüler destek bulan yeniden
güçlenmiş şanlı ordunun tekrar kurulması amacıyla halkın
kısa süreli bir özveride bulunması beklenebilir. Böyle
bir senaryoda, Rusya ne kadar şovenist ve saldırgan
olursa olsun, kısmi bir şekilde de olsa komuta
ekonomisine dayalı yeni bir emperyalizmin gelişmemesi ve
piyasa güçlerine bağlı kalması için Batı Rusya ile
ilişkilerini sürdürmelidir.
Yeni
imzalanan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı anlaşması,
Rusya’yı Hazar’dan çıkarmaya ve tekrar güç kazandığında
eskiden kendisine bağlı bölgeleri tekrar almasını
engellemeye yönelik büyük stratejinin sonucu olarak
sunulmuştur (New York Times, 19 Kasım 1999). Böyle bir
yorum, Moskova’daki sivil yöneticileri bile ordu ile
birlikte olmaya ve Güney Kafkasya’daki Amerikan etkisini
silmek değilse bile azaltma yönünde kışkırtacaktır. Bu
boru hattı anlaşması, Rusya’yı küçük düşüren olayların
sonuncusu olabilir: önce ideolojik çöküş, sonra ilk
Çeçen savaşında yenilgi ve süper güç konumunun
yitirilişi, sonra NATO’nun genişlemesi, sonra mali kriz,
sonra dal budak sarmış yozlaşma, sonra Sırbistan’da
askeri ve diplomatik marjinalleşme. Rusya’nın her
yanında şimdi yaygın olan şovenizm Moskova ve
Volgadonsk’daki bombalar ile filizlendi fakat şovenizm
son sekiz yıldır ekilmiş ve beslenmişti. Bu küçük düşme
bağlamında, şimdiki Çeçen savaşı, sadace Rus ordusunun
değil, tüm Rusların kurtuluşu için umutsuz bir gayret
olarak görülmelidir.
Son
altı yıldır Hazar petrol politikasını izleyen bizler
için, İstanbul’da anlaşmanın imzalanması, bölgedeki
uluslar için yeni ve kesin bir siyasi düzenden çok bir
ilk adım olarak görünmektedir. İlk olarak, bu protokol
sadece boru hattına finansman aramak için yapılan bir
anlaşmadır. İkinci olarak, Hazar ham petrolünün
taşınmasına ilişkin gerçekci bir değerlendirmede,
gereğinden fazla boru hattından oluşan bir sistem
görülecektir. Çeçenya’nın içinden veya etrafından geçen
kuzey hattı sadece mümkün değil, aynı zamanda tercih
edilebilir bir hattır. Aynı şey güneyden geçen İran
hattı için de söylenebilir.
Bu
durum üçüncü konuyu gündeme getirmektedir: Güney
Kafkasya ulusları coğrafi olarak izole edilmiştir.
İstikrarlarını, refahlarını ve hatta varlıklarını
güvence altına almak için Batı bu ulusların batı ve
güneylerindeki komşuları, Türkiye ve İran ile bağlarını
güçlendirmek istemelidir. Bu amaç doğrultusunda gelecek
on yılda Batı iki politika izlemelidir. İlk önce Batı,
Türkiye’nin, Kürtlerin yaşadığı bölgeden geçen ve bu
toplumla sorunlara yol açan Fırat ve Dicle nehirlerini
kontrol etme arzusunu azaltmanın yollarını aramalıdır.
Kendi başına bu hidrolojik politika son kertede Orta
Doğu’daki tüm uluslar için bir tehdit unsurudur ve
istikrarsızlık yaratma potansiyeli yüksektir. İkinci
olarak Batı, hem reformistler hem de tutucular ile,
İran’ı farklı ve ortak çıkarları kapsayan bir dialoğa
çekmenin yollarını aramalıdır. Nihai amaç Hazar’dan
petrol ve gaz transferini güvence altına alacak şekilde
ilişkilerin normalleştirilmesi olmalıdır. Güvenlik
kaygıları Batı tarafından giderilirse, Ermenistan
Rusya’nın kenetlerinden kurtarılabilir. Yunan-Türk
rekabetini Kafkasya’ya taşıma riskine rağmen, Avrupa
Komisyonu dinamikleri ile Ermenistan’ı Yunanistan’a
informel müvekkili olarak bağlamak ve Kremlin’in
salonları dışında taleplerinin dinlendiği başka bir
forum oluşturmak mümkün olabilir.
Güney
Kafkasya sadece istikrarlı, Batı-yanlısı bir jeopolitik
ortama ulaştığında, Rusya’nın istikrarı bozma çabalarına
direnebilecektir. İstikrarlı ve güçlü bir Güney Kafkasya
olduğu durumda, en azından bölgede çıkabilecek bir
karmaşadan çıkar sağlayamayacağı için, Rusya’nın Kuzey
Kafkasya’da tarafsız ve istikrara yönelik politikalar
izleme olasılığı artacaktır. Hazar’da ve çevresinde ne
kadar petrol olduğu henüz kesinleşmemiştir (New York
Times, 20 Kasım 1999) fakat şu anda oynanmakta olan yeni
büyük oyunun, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe
Talbott’un söylediği gibi, sıfır-toplam oyun olmamasına
yetecek kadar çok petrolun bulunduğu açıktır. Bölgedeki
refah potansiyeli mevcut savaşı daha da trajik
kılmaktadır. Refah potansiyeli, acı çekmekte olan Çeçen
halkına, uzak da olsa, bir gün nihayet barış içinde
yaşayacakları umudunu vermektedir. Bu potansiyel, doğru
tercihleri yaptıkları taktirde, kızgın Ruslara bile,
beraber yaşamak zorunda oldukları insanları tehdit
etmeden, kararmış şanlarının bir kısmına yeniden sahip
olma şansı verebilir.