Karşımda Çerkes Mızıkaları (Pşıne) duruyor. Kimi kırmızı
renkli, tek sıralı tuşlu, çeşitli büyüklükte Mızıkalar.
Tuşlarının bazıları eksik kırık işlevini yitirmiş
vaziyette içlerinde sedef tuşlular olduğu gibi, ses
ayarı ahşap malzemeden olanları da görünmekte. Hemen
hemen tümünün renkleri solmuş bir durumda. Sanki
debdebeli bir yaşamdan sonra köşesine çekilmiş yaşlı
insanlar gibi. Artık eskisi gibi ilgi görmediğinin
önemsenmediğinin farkında, ama Pşinenin durumu daha
dramatik. Neslinin tükenmesi tehlikesi ile karşı
karşıya. Yaşlı insanlar arkasında çocuklar torunlar
bırakırken, Pşinenin böyle bir şansı yok. Kendi yerine
geçmeye veya konulmaya çalışılan akordeonun bunu
sağlaması olası gözükmüyor. Bu, annelerini kaybeden
çocuklara yabancı bir kadının zorla annelik yapmaya
çalışması gibi bir şey. Ama nafile, gerçek annenin
yerini bir türlü dolduramıyor.
Karşımdaki
Mızıkalara bakarak bunları düşünürken birden fantastik
düşünceler aklıma gelmeye başlıyor. Pşineler dile gelmiş
konuşmaya başlıyorlar. Uzunyayla Çerkes köylerinde
yaşadıklarını bir bir anlatmaya koyuluyorlar haydi neyse
biraz abartılı diyelim. Kırk elli sene öncesi Pşınenin
içine ta o seneler ses alıcı ya da daha güzeli mini
video kamera yerleştirilmiş olsun. Bakalım neler görüp
neler kaydetmişler: ilk olarak sedef tuşlu kırmızı tek
sıralı küçük Mızıkayı ele alıyorum. Önceden Mızıkaya
yerleştirilmiş olan Video kamerayı geriye sarıp başlama
tuşuna basıyorum. Yıl 1915. Bir sonbahar akşamı,
Uzunyayla’da seksen hanelik bir köydeyiz, o akşam köyde
bir hareketlilik ve telaş var. Ülkenin dört bir yandan
kuşatıldığı ve işgale uğradığı yıllar. Seferberlik ilan
edilmiş. Anadolu’nun her köşesinden insanlar hangi
dinden, hangi kökenden gelirse gelsin, hangi dili
konuşursa konuşsun, ülkeyi savunmak için yapılan çağrıya
akın akın koşuyorlar. Bu Uzunyayla köyünde de ertesi gün
80 kişilik atlı grubu, diğer köylerden toplanacaklar ile
beraber sayıları 1000 olacak olan atlı gruba katılmak
üzere yola çıkacaklar. Akşam yola çıkacakların şerefine
düğün tertiplenmiş. Evlilik düğünü dışında, köyün
gençleri (delikanlılar ve kızlar bir arada) her fırsatta
düğün yaptıkları için zaten düğünlere alışıktı. Ancak bu
akşamın özelliği, köyün gençlerinden bir bölümünün
savaşa gidecek olmasıydı. Gece köyün delikanlıları,
kızların evlerine tek tek giderek onları düğün mahalline
getiriyorlar burada, 80 sene öncesinde, köy yerindeki
karşılıklı güven ve toplumsal yapının sağlamlığını
vurgulamaya değer. O günlerde, büyük göçün üzerinden
henüz 30-40 sene geçmiş, hatta göç hala devam ediyor. O
nedenle Kafkasya ile ilgili anılar daha taptaze ve göçü
yaşamış olan insanlardan daha hayatta olanlar da var.
Gece
yarısına doğru delikanlılar ve genç kızlar, düğün
mahallindeler. Herkes en güzel giysilerini giymiş, o
sıralar henüz geleneksel giysiler kullanılmakta.
Erkekler Çerkeska, Kame, Kemer, Kalpak kullanmakta, aynı
şekilde kızlarda özel geleneksel giysilerini, giymişler.
Delikanlılar ve kızlar karşılıklı düğün için dizildikten
sonra, bir delikanlı küçük kırmızı Mızıkayı alarak
kızların içinde, başında taç şeklinde ÇERKES şapkası
olan, ince uzun boylu bir kızın yanına yaklaşıyor ve bir
şeyler söylüyor, kızda, gülerek Mızıkayı alıyor. Bu
Mızıkayı bir yerden tanıyorum. Evet bu şu anda elimde
tuttuğum Mızıka olmalı. Mızıkayı eline alan kız tuşlara
dokunur dokunmaz Mızıkanın sihirli sesi etrafa
yayılıyor. Düğün Wuğ ile başlıyor kafe, şeşen ile devam
ediyor ve büyük bir disiplin içerisinde gece yarısından
sonra tekrar Wuğ ile sona eriyor. Düğünden sonra bir
kaçı dışında, gittikleri savaştan hiç dönmeyecek olan
delikanlılar, kızlara tekrar tek tek teşekkür ederek
ailelerine bırakırlar.
Ertesi gün Uzunyayla’daki Çerkes köylerinden 1000 atlı
buluştu ve cephelere gitti. Çok azı geri döndü. Küçük
kırmızı Mızıkamız böyle bir topluma tanıklık etti.
Sonraki yıllarda daha bir çok acı ve tatlı olaya
tanıklık edeceği gibi.
Şimdi kırmızı
Mızıkanın yanında duran iki sıralı tuşlu siyah mızıkayı
alıyor, video kameranın başlama tuşuna basıyorum. Sene
1950. Uzunyayla’da bir kış günü. Etraf tamamıyla karla
kaplı her yer bembeyaz. Sonsuz beyazlığın ortasında
hareket halinde bir grup görülüyor. Biraz yaklaşınca,
iki örtülü. Kızaklarda kadınlar oturmakta. Evet bu bir
düğün kafilesi. Atlılarda kalpak, siyah yamçılar ve
beyaz başlıklar çok güzel bir uyum oluşturuyor. Atlar
çok bakımlı ve diri gözükmekte. Misafirlikte Kafkas
atlılarının bakımı, misafir ağırlamaktan daha zor
olurmuş. Kızakların daha uzağındaki atlılar daha genç ve
sürekli hareket halindeler. Grup grup atlı oyunlar
oynuyorlar. Birden düğün kafilesine doğru hızla 2-3atlı
hamle yapıyor, arka kafiledeki atlılar da hızla
gelmektedir. Öndeki atlılardan biri ani bir hareketle
gelinin olduğu kızaktaki örtüyü (guşha)*
kaptığı gibi hızla uzaklaşmaya başlıyor. Kafkas
geleneklerinde bu kafile için gurur kırıcı bir hadise,
neyse ki uzun bir mücadeleden sonra kafile gençleri
örtüyü tekrar getirip kızağa takıyor. Olay adet üzere,
düğün kafilesinin haberini alan yol üzerindeki köy
gençlerinin yiğitlik gösterisinden ibaretti. Bu olaydan
sonra, kızakların içinde oturan bir genç kızımız, havayı
yumuşatmak için eline siyah Mızıkayı alıyor ve atlı oyun
müziği çalmaya başlıyor. Burada atlar ile sahibinin
uyumu da çok önemli, Pşinenin sesi, neşeli bağrışmalar,
at kişnemeleri harika bir ahenk oluşturuyor.
Kafile, düğün sahiplerinin köyüne bu gece ulaşamayacak.
Bu gece en yakın köyde konaklayacak, hangi köy olduğu
önemli değil, her köy misafir ağırlamaya her zaman
hazırlıklı. Mızıkamız bu akşam kim bilir bu köyde, hangi
dostluklara ve güzelliklere tanık olacak?
İsterseniz, Mızıkalarla zaman tünelinde yaptığımız
yolculuklara şimdilik ara vererek günümüze dönelim.
Zamanında Pşine ile yoldaşlık yapmış, Mızıka çalmış
olanlar, Mızıka ile çağdaş olanlar, günümüzde çeşitli
insan manzaraları oluşturmakta. Çoğunluğu 45 yaş
üzeri, büyük çoğunlukla bayan ve şimdi çocuk-torun
sahibi. Mesleğim gereği olarak hasta doktor ilişkisi
çerçevesinde, yüzlerce Kafkas kökenli yaşlı insan ile
tanışma ve sohbet imkanı buluyorum. Sohbet arasında
her zaman Mızıka ile olan yakınlık derecesini ve
anılarını öğrenmeye çalışıyorum. Çoğunda da, Mızıka
güzel anıları çağrıştırıyor. Karşılaştığım insan
manzaralarından birkaç örnek verelim.
Örnek
1
70 Yaşında bir
hanım, iki gözü de çocukluktan beri çok az görüyor.
Dediğine göre çocukken gözleri kızarınca, köylü
kadınlardan birisinin hazırladığı doğal karışımı gözüne
sürmüş ve gözleri görmez olmuş, o zamandan beri
görmüyor. Mızıka çalmaya o zaman başlamış, o kadar
küçükmüş ki düğünlerde ancak bir sandalyeye oturarak
çalabiliyormuş. Daha sonra kendine bir Pşine edinmiş
halen Pşinesini muhafaza etmekte (siyah tek tuşlu hohner
marka) defalarca tek başına sabahlara kadar düğün
yaptırdığını söylüyor. Şimdiki mızıkacılara da biraz
sitem ediyor. Hemen yorulduklarını biraz da naz
yaptıklarını belirtiyor. Bu hanımı şahsen bir iki defa
ziyaret ederek Pşine çaldırdım ve banda kaydettim.
Mızıkayı çalmak için çok istekli, adeta otomatiğe
bağlanmış gibi hiçbir ilave gayret göstermeden çok
çeşitli türden müzik icra ediyor. Sanki yıllar öncesini
birden günümüze taşıyor gibi. Uzun yıllar gözleri
görmediği için kulak ve sese yönelik hafızasının, çok
güçlü olduğu açıkça görülmekte.
Örnek
2
70 yaşında
erkek, zayıf uzun boylu, beden olarak yıpranmış olmasına
rağmen Mızıka lafını duyunca gözleri parlıyor.
Uzunyayla’da erkek olarak Mızıka çalan nadir kişilerden
biri, kendi neslinden ismini bilmeyen kimse yok. Ben de
20 sene öncesi bir düğünde kendini izlemiştim, Mızıka ve
düğünle adeta bütünlenmiş gibiydi. Mızıkayı eline alır
almaz düğünde birden bir hareketlilik ve heyecan
geliyordu. Gecenin bir yarısı azalan tempoyu birden
arttırıyordu. Erkek olmanın da avantajı ile Mızıkaya çok
hakim gözüküyordu. Hem çalıyor hem de düğünün ortasında
sürekli dolaşıyor, erkekleri tempoya davet ediyordu.
Bazen de hem çalıyor hem de kızlardan birini çıkararak
kafe oynuyordu. Bir sene önce elime Pşine ve teyp
alarak, Ankara’da evine gittim. Beni heyecanla
karşıladı. Ama rahatsızdı, körüklere hakim olacak gücü
kalmamıştı. Ona rağmen Mızıkayı aldı, güçte olsa çalmaya
başladı. Ama oda ne! Birden sanki hastalığı geçti,
temposunu gittikçe arttırdı, o yaşta çocuk gibi
neşelenmeye başladı. Dejuv,*
yaparak çalıyordu. Çerkesler “Pşınem pse xelhas” (Pşine
can verir) anlamındaki sözlerini doğruluyordu. O anda
Mızıkanın Kafkas yaşamındaki işlevini daha da iyi
anladım.
Örnek
3
65
yaşında bir hanım (benim hastam), kendisini
tanıyanlardan gençliğinde çok iyi Mızıka çaldığını
duydum. Mızıkayı aldım gittim, kendisi daha önce hiç
Mızıka almamış, hep başkalarının Mızıkalarını kullanmış.
Pşineyi yıllardır çocuğundan uzak kalan anne gibi, büyük
bir özlem ile aldı. 45 senedir eline Mızıka hiç almamış,
ancak uzun süreli ayrılık ikisini yabancılaştırmış, bir
türlü uyum sağlayamıyorlar. Hanımefendi çalabilmeyi çok
istiyor parmakları tuşların üzerinde ama nafile bir
türlü istediği biçimde çalamıyor. Üzüntüsünü yüzünden
anlayabiliyorum.
Örnek
4
70
yaşında bir hanım, oğlu ile beraber muayenehaneme
geliyorlar. Muayeneden sonra lafı Mızıkaya getiriyorum.
Oğlu annesinin genç kızken çok iyi Mızıka çaldığını,
Uzunyayla’nın ünlü Mızıkacılarından biri olduğunu
söylüyor. Yaşlı hanım biraz da utangaç bir şekilde,
Hacca gittiğinden beri artık çalmadığını, çalmasının
uygun olmayacağını söylüyor. Israrlarımın hiçbir faydası
olmuyor. Dini inancına saygı duymak gerekiyor. Ancak
Müslümanlığı yanlış yorumlamanın, bazı durumlarda
kültürel birikimlerin muhafazasında olumsuz etkisi
olduğu görülmekte.
Bu
şekilde yüzlerce örnek verilebilir. Geçmişe
bakıldığında, mızıkaların kültürel hayatımızdan çekilişi
ile asimilasyon sürecinin at başı gittiği görülmekte.
Tabi ki Mızıkanın kaybından dolayı asimilasyon olmadı.
Belki tam tersi söz konusu, ama asimilasyona bir
gösterge olarak değerlendirilebilir. Uzunyaylada Mızıka
kullanılmayalı yaklaşık olarak 25-30 sene oluyor. Ancak
40 yaşının üzerindekilerde Mızıka ile ilgili anılar
mevcut.
30
sene öncesinin Uzunyayla’sında, her köyde mutlaka
birkaç tane çok iyi Mızıka çalan bulunuyordu. Geri
kalanların da Mızıka ile az çok bir tanışıklığı olurdu.
Kafkas insanı uzun yıllar sevinç ve acılarını, Pşine ili
dile getirmeye çalıştı. Sosyal hayatlarında her zaman
Mızıka izleri görülüyor. Bütün bunları yazmaktaki
amacım; Pşıneyi tanımamış olan gençleri, bir nebze
olsun, Mızıkalı yıllar ile ilgili fikir sahibi
yapmaktır. Sürekli geçmişe takılıp kalmakta doğru
değildir, ancak geçmişteki kültürel değerleri günümüz
insanlarına aktarmak zorundayız. O halde haydi gençler!
Senelerdir evimizin bir köşesinde ihmal edilen
Pşinelerimizi tekrar alalım. Pşineler ile yaşlılarımızı
tekrar buluşturalım. Sonra bizlerde tanışalım, onlardan
da biz devr alalım, geliştirelim ve biz de çocuklarımıza
aktaralım.
·
ÇERKES
adetlerinde gelin arabasının üstüne örtülen
kırmızı örtü.
*
Mızıka eşliğinde şarkı söylemek.