NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : EYLÜL - EKİM 1999

14

YIL / SAYI : 3 / 14
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
KAFKASYA VE YUMURTA SORUNU

Çetin Öner

Kafkas Kökenli Sıradan Yurttaş


 

8 Ağustos 1999 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Türkkaya Ataöv’ün yazdığı bir yazı büyük bir tepki aldı. Aşağıda, değerli yazar Çetin Öner’in Cumhuriyet gazetesine gönderdiği mektubun tam metnini sunuyoruz.


 

Sevgili ağabeyim, dostum ve değerli Bilim adamı Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV’ün gazetenizin 8. Ağustos 1999 tarihli GÖRÜŞ sütununda çıkan yazısını özenle okudum.

 

T.C’nin Kafkas kökenli bir yurttaşı olarak Salt Kafkasya’da değil, dünyanın her yerindeki Barış girişimlerini yaşamım boyunca içtenlikle desteklemiş bir kişi oldum. Sokaklarının yürümekle aşınmadığı dönemlerden başlayarak, Barış için, özgürlük için, eşitlik için salt yürümekle kalmayıp, basınçlı suyla ıslatılmayı, yakalanıp göz altına alınmayı, cop darbelerine hedef olmayı, yaşadım. Pişman da değilim.

 

Bu tür barışçı eylemler yüzünden yakalandım, yargılandım, aklandım. Ama yine de adım sakıncalı yurttaşa çıktı. İşimden atıldım. Uzun yıllar boyunca işsiz kaldım.

 

Hocamın Abhazya Barışı için Yurttaş girişimini elbette uslanmaz bir biçimde yine desteklerim. Ne var ki yazısında değinmediği bazı gerçeklerle, değindiği yanlışları belirtmek koşuluyla.

 

Yazısında değinmediği bu önemli nokta; Abhazya sorununun nedenleridir. Ki bu nedenler 19. Yüzyıldan başlayarak 20. Yüzyıla da taşmış ve çözülmemiş sorunlarla iç içe bugün de sürmektedir.

 

Rusya’da Çarlık rejiminin yıkılmasıyla katı ve kanlı bir baskı yönetimi altında yüzyıllardır yaşayan halklar için bir umut ışığı doğmuş, Kafkasya’da bağımsız Kuzey Kafkasya, Transkafkasya’da ise, Gürcüstan, Ermenistan ve Azerbaycan Cumhuriyetleri ilan edilmiştir. Hatta ortak bir Kafkasya Konfederasyonu altında birleşme bile denenmiştir.

 

Özellikle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, yani Güney Kafkasya, Transkafkasya olarak, tanımlanan yukarıdaki üç Cumhuriyetin dışındaki Büyük Kafkasya’daki Cumhuriyetleri asi olarak gören General Denikin’in kuvvetlerinin, ardından da Bolşeviklerin saldırısına uğradı.  Özellikle Adığeleri (Çeçen ve Ab­hazlar başta olmak üzere) hedef alan bu saldırının ardından Stalin dönemiyle katliamlar, sürgünler ve saldırılar yoğunlaştı.

 

Milyonlarca Kuzey Kafkasya’lı Sibirya ağırlıklı sürgüne yollanırken yerlerine, Ruslar, Kazaklar; Abhazya’ya da Josef STALİN’in ırkdaşları Gürcüler yerleştirildi. Bu bir asimilasyon, jenosit politikasıydı. Ve nedenleri günümüze kadar da taştı. Nüfus dengesi bazı halkların  çıkarına oluşturuldu.

 

2. Dünya savaşında ise Çeçen/İnguş,  Karaçay / Balkar halklarını zalimce Kazakistan’a sürdüler. 

 

Tıpkı 1864’lerde ve 1870’lerde Osmanlı yurduna sürülen Dedelerim ve sayıca bir buçuk milyona varan Adığeler gibi.

 

İşte Sn. ATAÖV’ün ilk yanlışı 1,5-2 Milyon Kafkasyalı –Özellikle Kuzey Kafkasyalı- sürgünleri “Savaş ve yabancı baskısından Kafkasya’dan kaçarak Anadolu’ya sığındılar.” diye tanımlamasıdır.

 

2. yanlış ise “Gürcü ve Abhaz kardeşlerimiz anlatmak zorundayız ki” diye başlayan “kuşaktan kuşağa abartılarak (altını biz çizdik. Ç.Ö.) nakledilen geçmiş olaylar, çoğu kez, incir çekirdeğini doldurmaz” deyip de yaşananları küçümsemesidir.

 

Değil incir çekirdeğini, minarenin kılıfına bile sığmayacak o olaylar, bu tarz bir cüceleştirme efekti ile tanımlanamaz.

 

İnsanlık tarihinin gözü önünde milyonlarca Kuzey Kafkasya’lının yaşadığı acılar, ölümlerin ve katliamların belgeleridir yaşananlar.

 

Yoksa yine çok kötü bir benzetmeyle Swift’in  Gülliver’in  Gezileri  masalından  Sn. ATAÖV’ün ironik bir biçimde dile getirdiği ve ayıp ettiği “yumurtayı hangi taraftan kırma­lı” tartışması da değildir asla!  “Ayıp / yemug” sözcüğü ise tüm Kafkasyalılar için bir bireyin işleyebileceği en büyük suçtur.

 

Sayın ATAÖV bu yaklaşımı ile Jorge Luis BORGES’in işaret ettiği bir tehlikeli anlayışın taraftarı durumuna düşüyor:

 

 “Geçmişi yok edemeyiz. Yaşanmış olan şeyler er geç bir gün geri dönerler. Ve bu geri dönenlerden biri de geçmişi yok etme düşüncesidir.”

 

Bu nedenler de bu yurttaşlık girişiminden önce bir araya gelip “Abhazya sorunu nedir? Gürcüstan/Abhazya savaşı’nın nedenleri neydi? Kim haklı kim haksızdı? Şimdi nasıl bir uzlaşı sağlanabilir? diye eni konu tartışmak ve öncelikle de Sezar’ın hakkını Sezar’a verdikten sonra “Resmi görüşe de arka çıkan, bu “yurttaş diplomasisi”ni gerçekleştirmek gerekir.

 

Ayrıca resmi görüşün ne menem bir şey olduğunu da açıklamalıdır. Sn. ATAÖV.

Eğer resmi görüş Abhazları haksız görüp dışlıyorsa, seçkin Gürcü aydınları, Gürcü kökenli işadamları, Gürcü kökenli yazarlar, Bilim adamları, Profesörleri de dizlerini kırıp, Abhaz/Gürcü Savaşının tarihsel nedenlerini ve bugün yaratılan “De Facto” durumu, dürüst, namuslu, tarafsız ve bilimsel bir biçimde ortaya koymaları gerekir. Ayrıca Gürcü yandaşlarının, T.C. yetkililerini tek kaynaktan enforme etmemeleri, taraf tutmamaları gerekir.

 

Salt MHP, DYP, FP’li siyasilerle değil tüm Sosyal Demokrat, Demokratik Sol ve Harbi Sol Partilerin liderleri ve Parlamento dışındaki düşün adamlarının da bu konudaki katkılarını sağlamak gerekir.

 

Ne Abhaz ne Kabardey ne Şapsığ ne Çeçen kökenli hiç kimsenin “Gürcüstan’ı par­ça­lamaya yönelik yollar” aramadığını da özellikle belirterek değerli bilim adamı Sn. Türkkaya ATAÖV’ün adı geçen yazısındaki bir önerisine içtenlikle katıldığımı söyleyebilirim: salt Gürcüstan’ın değil tüm Transkafkasya ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin ve özerk bölgelerinin toprak bütünlüğü gözetilerek “Abhazya’ya anlamlı bir özerklik ve göçmenlere eski yerlerine dönme hakkı tanınması”ndan hareketle de tüm Kafkas ülkelerinin bağımsızlık istemlerine destek olunması da gerekli diye düşünüyorum.

 

Hocamın da çok iyi bildikleri gibi özgürlük, bağımsızlık gibi kavramlar hamilelik gibidir. Biraz’ı olmaz!

 

Bu nedenle de gerek özel gerekse resmi Radyo/TV kuruluşları ve kurumlarının sürekli olarak yaptıkları bir yanlışı düzelterek başlayalım işe:

 

“Kafkasya” sözcüğü T.C’nin ısrarla yazılı resmi kaynaklarında salt Ermenistan, Gürcüstan ve Azerbaycan’ı kapsar bir biçimde anons edilmekte yazılmaktadır. Gerek halkımızı gerekse devletimizi bu tür bilgilendirme yöntemlerinden kaçınalım. Kafkasya, dünyadaki tüm medya kanallarında Trans­kafkasya’yla özdeşleştirilemez, üç Cumhuriyete indirgenemez. Çünkü bilindiği gibi geride 12 yıldızlı 12 Kafkasya daha vardır. Bu uyarı basit bir öneri olarak algılanabilir. Ne var ki sorunun parçası olanlar, çözümün parçası olamazlar. Bu nedenle de önce sorunu araştıralım, öğrenelim sonra çözüm yollarını arayalım.

 

Ben bu konuyu öncelikle Abhaz ve Gürcüler dışında tartışmanın çok büyük yararı olacağına inanıyor “yurttaş girişimi ve diplomasisi” başta olmak üzere her türlü barışçıl girişime yürekten katılmayı diliyorum.

 

Nerede, ne zaman, saat kaçta yürü , pardon, tartışıyoruz?

 

Peki resmi görüşle bizim, Abhazların ve Gürcülerin düşüncesi, çözüm önerileri çakışmıyorsa ne olacak? 7-9 Haziran 1999’da BM’nin çabaları ve Türkiye’nin ev sahipliği ile yapılan görüşmelerden sonra kabul edilen metnin 6. maddesinde “sıradan yurttaşların karşılıklı ilişki kurma” toplantılarına kimi resmi görevliler de katılacak mı? Hani korkudan değil, bilelim de.

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...