Sevgili ağabeyim, dostum ve değerli Bilim adamı Prof.
Dr. Türkkaya ATAÖV’ün gazetenizin 8. Ağustos 1999
tarihli GÖRÜŞ sütununda çıkan yazısını özenle okudum.
T.C’nin
Kafkas kökenli bir yurttaşı olarak Salt Kafkasya’da
değil, dünyanın her yerindeki Barış girişimlerini
yaşamım boyunca içtenlikle desteklemiş bir kişi oldum.
Sokaklarının yürümekle aşınmadığı dönemlerden
başlayarak, Barış için, özgürlük için, eşitlik için salt
yürümekle kalmayıp, basınçlı suyla ıslatılmayı,
yakalanıp göz altına alınmayı, cop darbelerine hedef
olmayı, yaşadım. Pişman da değilim.
Bu tür
barışçı eylemler yüzünden yakalandım, yargılandım,
aklandım. Ama yine de adım sakıncalı yurttaşa çıktı.
İşimden atıldım. Uzun yıllar boyunca işsiz kaldım.
Hocamın
Abhazya Barışı için Yurttaş girişimini elbette uslanmaz
bir biçimde yine desteklerim. Ne var ki yazısında
değinmediği bazı gerçeklerle, değindiği yanlışları
belirtmek koşuluyla.
Yazısında değinmediği bu önemli nokta; Abhazya sorununun
nedenleridir. Ki bu nedenler 19. Yüzyıldan başlayarak
20. Yüzyıla da taşmış ve çözülmemiş sorunlarla iç içe
bugün de sürmektedir.
Rusya’da Çarlık rejiminin yıkılmasıyla katı ve kanlı bir
baskı yönetimi altında yüzyıllardır yaşayan halklar için
bir umut ışığı doğmuş, Kafkasya’da bağımsız Kuzey
Kafkasya, Transkafkasya’da ise, Gürcüstan, Ermenistan ve
Azerbaycan Cumhuriyetleri ilan edilmiştir. Hatta ortak
bir Kafkasya Konfederasyonu altında birleşme bile
denenmiştir.
Özellikle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, yani Güney
Kafkasya, Transkafkasya olarak, tanımlanan yukarıdaki üç
Cumhuriyetin dışındaki Büyük Kafkasya’daki
Cumhuriyetleri asi olarak gören General Denikin’in
kuvvetlerinin, ardından da Bolşeviklerin saldırısına
uğradı. Özellikle Adığeleri (Çeçen ve Abhazlar başta
olmak üzere) hedef alan bu saldırının ardından Stalin
dönemiyle katliamlar, sürgünler ve saldırılar
yoğunlaştı.
Milyonlarca Kuzey Kafkasya’lı Sibirya ağırlıklı sürgüne
yollanırken yerlerine, Ruslar, Kazaklar; Abhazya’ya da
Josef STALİN’in ırkdaşları Gürcüler yerleştirildi. Bu
bir asimilasyon, jenosit politikasıydı. Ve nedenleri
günümüze kadar da taştı. Nüfus dengesi bazı halkların
çıkarına oluşturuldu.
2.
Dünya savaşında ise Çeçen/İnguş, Karaçay / Balkar
halklarını zalimce Kazakistan’a sürdüler.
Tıpkı
1864’lerde ve 1870’lerde Osmanlı yurduna sürülen
Dedelerim ve sayıca bir buçuk milyona varan Adığeler
gibi.
İşte
Sn. ATAÖV’ün ilk yanlışı 1,5-2 Milyon Kafkasyalı
–Özellikle Kuzey Kafkasyalı- sürgünleri “Savaş ve
yabancı baskısından Kafkasya’dan kaçarak Anadolu’ya
sığındılar.” diye tanımlamasıdır.
2.
yanlış ise “Gürcü ve Abhaz kardeşlerimiz anlatmak
zorundayız ki” diye başlayan “kuşaktan kuşağa
abartılarak (altını biz çizdik. Ç.Ö.)
nakledilen geçmiş olaylar, çoğu kez, incir çekirdeğini
doldurmaz” deyip de yaşananları küçümsemesidir.
Değil
incir çekirdeğini, minarenin kılıfına bile sığmayacak o
olaylar, bu tarz bir cüceleştirme efekti ile
tanımlanamaz.
İnsanlık tarihinin gözü önünde milyonlarca Kuzey
Kafkasya’lının yaşadığı acılar, ölümlerin ve
katliamların belgeleridir yaşananlar.
Yoksa
yine çok kötü bir benzetmeyle Swift’in Gülliver’in
Gezileri masalından Sn. ATAÖV’ün ironik bir
biçimde dile getirdiği ve ayıp ettiği “yumurtayı hangi
taraftan kırmalı” tartışması da değildir asla!
“Ayıp / yemug” sözcüğü ise tüm Kafkasyalılar için bir
bireyin işleyebileceği en büyük suçtur.
Sayın
ATAÖV bu yaklaşımı ile Jorge Luis BORGES’in işaret
ettiği bir tehlikeli anlayışın taraftarı durumuna
düşüyor:
“Geçmişi
yok edemeyiz. Yaşanmış olan şeyler er geç bir gün geri
dönerler. Ve bu geri dönenlerden biri de geçmişi yok
etme düşüncesidir.”
Bu
nedenler de bu yurttaşlık girişiminden önce bir araya
gelip “Abhazya sorunu nedir? Gürcüstan/Abhazya
savaşı’nın nedenleri neydi? Kim haklı kim haksızdı?
Şimdi nasıl bir uzlaşı sağlanabilir? diye eni konu
tartışmak ve öncelikle de Sezar’ın hakkını Sezar’a
verdikten sonra “Resmi görüşe de arka çıkan, bu “yurttaş
diplomasisi”ni gerçekleştirmek gerekir.
Ayrıca
resmi görüşün ne menem bir şey olduğunu da
açıklamalıdır. Sn. ATAÖV.
Eğer
resmi görüş Abhazları haksız görüp dışlıyorsa, seçkin
Gürcü aydınları, Gürcü kökenli işadamları, Gürcü kökenli
yazarlar, Bilim adamları, Profesörleri de dizlerini
kırıp, Abhaz/Gürcü Savaşının tarihsel nedenlerini ve
bugün yaratılan “De Facto” durumu, dürüst, namuslu,
tarafsız ve bilimsel bir biçimde ortaya koymaları
gerekir. Ayrıca Gürcü yandaşlarının, T.C. yetkililerini
tek kaynaktan enforme etmemeleri, taraf tutmamaları
gerekir.
Salt
MHP, DYP, FP’li siyasilerle değil tüm Sosyal Demokrat,
Demokratik Sol ve Harbi Sol Partilerin liderleri ve
Parlamento dışındaki düşün adamlarının da bu konudaki
katkılarını sağlamak gerekir.
Ne
Abhaz ne Kabardey ne Şapsığ ne Çeçen kökenli hiç
kimsenin “Gürcüstan’ı parçalamaya yönelik yollar”
aramadığını da özellikle belirterek değerli bilim adamı
Sn. Türkkaya ATAÖV’ün adı geçen yazısındaki bir
önerisine içtenlikle katıldığımı söyleyebilirim: salt
Gürcüstan’ın değil tüm Transkafkasya ve Kuzey Kafkasya
Cumhuriyetlerinin ve özerk bölgelerinin toprak bütünlüğü
gözetilerek “Abhazya’ya anlamlı bir özerklik ve
göçmenlere eski yerlerine dönme hakkı tanınması”ndan
hareketle de tüm Kafkas ülkelerinin bağımsızlık
istemlerine destek olunması da gerekli diye düşünüyorum.
Hocamın
da çok iyi bildikleri gibi özgürlük, bağımsızlık gibi
kavramlar hamilelik gibidir. Biraz’ı olmaz!
Bu
nedenle de gerek özel gerekse resmi Radyo/TV kuruluşları
ve kurumlarının sürekli olarak yaptıkları bir yanlışı
düzelterek başlayalım işe:
“Kafkasya” sözcüğü T.C’nin ısrarla yazılı resmi
kaynaklarında salt Ermenistan, Gürcüstan ve Azerbaycan’ı
kapsar bir biçimde anons edilmekte yazılmaktadır. Gerek
halkımızı gerekse devletimizi bu tür bilgilendirme
yöntemlerinden kaçınalım. Kafkasya, dünyadaki tüm medya
kanallarında Transkafkasya’yla özdeşleştirilemez, üç
Cumhuriyete indirgenemez. Çünkü bilindiği gibi geride 12
yıldızlı 12 Kafkasya daha vardır. Bu uyarı basit bir
öneri olarak algılanabilir. Ne var ki sorunun parçası
olanlar, çözümün parçası olamazlar. Bu nedenle de önce
sorunu araştıralım, öğrenelim sonra çözüm yollarını
arayalım.
Ben bu
konuyu öncelikle Abhaz ve Gürcüler dışında tartışmanın
çok büyük yararı olacağına inanıyor “yurttaş girişimi ve
diplomasisi” başta olmak üzere her türlü barışçıl
girişime yürekten katılmayı diliyorum.
Nerede,
ne zaman, saat kaçta yürü , pardon, tartışıyoruz?
Peki
resmi görüşle bizim, Abhazların ve Gürcülerin düşüncesi,
çözüm önerileri çakışmıyorsa ne olacak? 7-9 Haziran
1999’da BM’nin çabaları ve Türkiye’nin ev sahipliği ile
yapılan görüşmelerden sonra kabul edilen metnin 6.
maddesinde “sıradan yurttaşların karşılıklı ilişki
kurma” toplantılarına kimi resmi görevliler de katılacak
mı? Hani korkudan değil, bilelim de.