Köle ve kölelik,
yaratılışında kişisel yararını aşırı derecede korumak
eğilimi bulunan İnsan’ın var olduğu ilk zamanlardan beri
olagelmiştir.
Köleciliğe, önce
ahlaki kurallarla engeller oluşturulmuş ancak,
içgüdüsünde egoizmin hakim olduğu köle sahibinin ahlakı
ve vicdanı (acıması) köleliği tam önlemediğinden,
emredici din ve hukuk kuralları yaptırımlar getirmiş,
bir çok milletler arası sözleşmeler de konu köleliği
ortadan kaldırmaya çalışmış, büyük ölçüde başarı
sağlamış, fakat, 20. asrın sonunda, özellikle geri
kalmış ülkelerde kölelik hala tamamen ortadan
kaldırılamamıştır.
A-
Köleliğin Tarihçesi
1. Fransız Filozofu
Felicien Challaye’in Philosophie yeni SCIENTIFIQUE ET
PHILOSOPHIE MORALE adlı önemli eserinin 594. safasında
yer alan ve; “La propriete individuelle ne s’est d’abord
appliquee qu’aux femmes, aux esclaves, aux animaux et
objekts servant directement a la personne, chevaux,
armes bijoux” şeklinde bulunan açıklamaya göre, insanda
ilk mülk konuları:
- Kadınlar,
- Harp esirleri,
köleler,
- Hayvanlar,
- İnsana yararlı
eşyalar,
- Atlar,
- Silahlar,
- Ve süs
eşyalarından, oluşmaktadır. Kitapta belirtildiğine göre,
malik erkeklerin kendilerini güvencede görmek için
zorunlu bulunan bu mülk unsurlarından eşyalarla
hayvanlar, sahibinin ölümü halinde cesetle birlikte
mezara gömülmekte ve bu kural, zaman zaman ilk mülk
kadınlarla esirlere de uygulanmaktadır.
F. Challaye’nin
eserinin 517. sayfasında açıklandığına göre, kuvvetlerin
(erkeklerin) zayıflara tecavüzü şeklindeki bu mülk
kavramı, galiplerin mağluplara uyguladığı genel bir
kural olup, esirler ve üstün yaratık erkeklerin eş
kadınlarla, erkek veya kız çocuklarını gereğinde öldürme
ve satma hakkını da kapsamakta ve bu kural ilk insan
cemiyetlerinin tümünde görülmektedir.
2. En azından İsa’dan
önce, 3000 yıllarından itibaren hüküm süren Mısır
kralları firavunlar da köleler kullanmış, halen tarihi
eser olarak mevcut firavun mezarları ehramları, harp
esirleri kölelerin eserleridir. Yahudi peygamberi
Yakup’un 12 oğlundan 11’I efsaneye göre, en küçük
kardeşleri Hz. Yusuf’u kıskançlık nedeni ile kuyuya
atmış, develerini bu kuyudan sulayan kervanlar, Yusuf’u
kuyudan çıkarıp köle olarak bir Mısırlıya satmış,
Firavunun rüyasını isabetle yorumlayan Yusuf, Firavun
sarayında önemli bir mevkiye gelmiş, kölelikten
kurtulmuştur.
3. Kur’anı Kerim’in
Beled Suresinin 11-13. Ayetlerinde “insanlığın aşamadığı
sarp yokuş” olarak nitelenen köleliğin kaldırılması
emredildiğine göre, eski Araplarda kölelik yaygındır.
4. Romalılarda da
köle ve kölelilik yasaldır.
Dünyada ilk
Ansiklopedi olarak 18. Asırda basılan ve Fransız
yazarları Diderot & D’alembert ikilisinin sorumluluğu
altında hazırlanan eserin Selahattin Hilav tarafından
Türkçeleştirilen 1996 yayımı kitabın 179. sayfasında
verilen bilgiye göre:
“Romalılar zamanında
herhangi bir kimse, bir savaşta düşman eline düşmüşse ya
doğal özgürlüğünü kaybediyordu ya da işlediği herhangi
bir cürümden cezalandırılması gerektiğinde, köle haline
getiriliyordu.”
H.
Petitmangin adlı Fransız yazarının eseri 1954 yayımı
“Versions Latines” adlı kitabın 18. sayfasında verilen
bilgiye göre, İsa’dan önce 254 yılında doğan ve bir çok
tiyatro eseri günümüze intikal etmiş bulunan Romalı
Platue (Plautus) da borçlarını ödeyemediği gerekçesi ile
esir kölelere özel çalışma zorunluluğuna tabi
tutulmuştur.
İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesindeki Hocamız Ord. Prof. Dr. Andreas B.
Schwarz’ın 1948 yayımı Borçlar Hukuk Dersleri adlı
eserin 82. sayfasında açıklandığı üzere, İsa’dan önce
451-449 yıllarında Roma’da ilk yazılı kanun metni Oniki
Levha Kanunu da, borçlarını ödemeyen borçluların, önce
öldürülüp etlerinin alacaklılar arasında bölüşülmesini
kanunlaştırmış iken, “borçlunun öldürülmesinin gayri
iktisadi olması” gerekçesi ile, daha sonra bu
yaptırımdan feragat edilmiş ve borçlunun köle olarak
çalıştırılması sitemine geçilmiştir. Daha sonra
borçlunun köle olarak çalıştırılması yararı da
kaldırılmış, borçlunun hapis edilmesi usulü kabul
edilmiştir.
Dr. Schwarz’ın
eserinin 84. sayfasında yapılan açıklamaya göre:
“Kadim Mısır’da M.Ö.
8. Asırda şahsa yapılan cebri icra kral Bokchoris
tarafından Atina’da (Yunanistan’ın diğer kısımlarında
değil) M.Ö. 6. Asrın sonunda Solon’un kanunları ile
kaldırılmıştır. Roma’da eski ius civile’nin çok sert
olan şahısla mesutliyeti Pretor Hukuku ve İmparator
Hukukunca bertaraf ediliyor. Böylece bugünkü kültür
aleminde şahıs ile mesuliyet hemen umumiyet itibarı ile
terk edilmiştir. Borç için hapis usulü, Almanya’da 29
Mayıs 1868 tarihli kanunla ve Avusturya’da 4 Mayıs 1868
tarihli bir kanunla, Fransa’da, muayyen bazı
istisnalarla, 22 Haziran 1867 tarihli bir kanunla
kaldırılmıştır.”
5.
Diderot ile D’Alembert’in adı geçen eseri
Ansiklopedi’nin 179. sayfasında belirtildiği üzere
Hıristiyanlık köleliğe karşı çıkmış,
“Hıristiyanlar
savaşlarda inançsızlardan aldıkları tutsakların, özgür
olabilecekleri düşüncesi ile barışta ve savaşta köleliği
kaldırmışlardı ve bundan ötürü tutsaklardan birini
öldüren kimsenin, katil suçu işlemiş olduğunu ve
cezalandırılması gerektiğini ileri sürüyorlardı. Üstelik
bütün Hıristiyan devletler, efendiye, esirlerinin
hayatta kalması ya da ölmesi konusunda karar verme
hakkını tanıyan bir kölelik durumunun, Hıristiyan
dininin insanlardan istediği yetkinlik haliyle bağdaşmaz
olduğunu kabul etmişlerdi. Ama Hıristiyan devletleri, bu
aynı dinin, doğal haktan bağımsız olarak, zencilerin
köleliğine karşı çıkmış olduğunu nasıl düşünmemişlerdi?
Düşünmemişlerdi, çünkü, sömürgeleri, plantasyonları ve
maden ocakları için bu kölelere ihtiyaçları vardı. Auri
sacra fames! (İğrenç altın açlığı!)”
Üçüncü
bin yılın eşiğinde zencilerin köleliği birçok Afrika
ülkesi ile Güney Amerika’da halen de devam etmektedir.
Uluslararası düzeyde etkili olmak üzere imzalanan:
26.8.1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları
Beyannamesinin 1. maddesinde “İnsanlar hukuken hür ve
müsavi doğarlar ve hür ve müsavi olmakta devam
ederler.”, Roma’da imzalanan 4.11.1950 tarihli Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin 4. maddesinde “Hiç kimse
köle ve kul olarak tutulamaz." denmesine ve bu nitelikte
diğer bir çok Milletlerarası sözleşme ve protokole
rağmen özellikle Zenci köleliği hala ortadan
kaldırılamamıştır.
B-
Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşayan Çerkesler’de Köleliğin
Yasaklanması
26.8.1859 tarihinde
büyük kahraman Şeyh Şamil’in Ruslara teslim olması
neticesinde ve 1864 yılından itibaren Osmanlı
İmparatorluğu’na dahil ülkelere göç etmek zorunda kalan
Çerkesler de, yukarıda özetlenen tarihi nedenlerle
oluşmuş kölelik rahatsızlık nedeni olmuştur.
Çerkesçe’de, ağanın
adamı veya kulu manasına gelen pşşı-llı adı ile anılan
kölelere werk, pşı gibi adlarla anılan köle sahipleri
arasında öteden beri devam eden huzursuzluk ve
anlaşmazlıklar yirminci asrın başlarında can güvenliğini
tehdit eder dereceye yükselmiş ve köleliğin kaldırılması
girişimleri artmıştır.
Bu girişimlerden
biri, Kayseri ilinin Aziziye ilçesine yerleşen
Çerkeslerden Dumanişzade Mahmut Efendi tarafından
Osmanlı Sarayına ulaştırılan bir mektuptur.
İstanbul’da
yayımlanmakta olan ve Çerkesçe kılavuz-rehber ve haber
anlamına gelen GUAZE Gazetesi’nde bu mektuba dayalı
haberin öz Türkçeleştirilmiş metni şöyledir:
“Osmanlı topraklarında köle ve cariyelerin en geniş
olarak bulunduğu yer Sivas’a bağlı Aziziye (Pınarbaşı)
ve çevresidir. Öteden beri geçen zaman içerisinde en
önemli meseleyi kölelik teşkil etmiştir.
Bu mesele, bu civarda çözülmesi gerekli olan en önemli
problem olarak bulunmaktadır. Köleliğin ve cariyelik
probleminin çözülmesi gerekli bir sorun olduğu artık
yavaş yavaş anlaşılmaktadır. Dumanişzade Mahmut
Efendi’nin 5 Mart 1325 tarihinde kendi imzası ile
Aziziye’den göndererek gazetemize tevdi edilmiş olan
mektupta bildirilen haberler iyi değildir. Bu mektupta
bildirilen haberlere göre: Bu yöredeki köleler
efendilerine karşı isyan etmeye açıkça karar
vermişlerdir. İş şunu gösteriyor ki, kölelerle
efendiler, iki taraf da kendi çıkarları doğrultusunda
hareket ederek birbirlerine karşı tavır almışlardır. Her
iki tarafın kendi kendilerine uzlaşması mümkün değildir.
Bunun için iki tarafı uzlaştırabilecek bir arabulucuya
ihtiyaç vardır. Bu da ancak Hükümetin elinden gelir.
Hükümet, tarafları incitmeyecek derecede yumuşak ve
manevi bir anlayışla şeriat kurallarına aykırı olmayacak
şekilde bir kanun yaparak taraflara arabuluculuk
yapabilir. Rusya hükümetinin ilan ettiği hürriyeti
Kafkasya’da uygulaması hem kölelerimiz hem de
hükümetimiz için dikkat çekicidir. Rusya gibi bir devlet
ilan etmiş olduğu hürriyetten Kafkasya’daki müslüman
unsurları yararlandırmamayı uygun bulmadı. Kölelerimiz
için de bu durum çok dikkat çekicidir. Zira Rusya
devleti bunu kendi bildiği gibi yapmadı, İslam şeriatına
dayanarak kölelerle ilgili özel hükümleri göz önünde
bulundurarak ortadan kaldırdı. Bu köleler artık işi
tabii akışına bırakmalıdırlar ve meselenin
soruşturulmasını Teavün Cemiyeti’ne bırakmalıdırlar.
Esasen kölelerin elinde artık bu sorunun çözümü için
ciddi bir koz da vardır. Onun için kendilerinin
ayaklanmasına ve acele etmesine gerek yoktur. Zira
Osmanlı Hükümeti artık bu soruna çare bulacaktır. Buna
inancımız kesindir. Daha önce de Aziziye’de kölelerin
iskanı için Sivas’a 6000 lira para tahsis ederek
göndermiştir. Ayrıca Hükümet köleliğin ortadan
kaldırılması yönünde harekete geçerek bir adım atmıştır.
Bu da sorunun çözümü yönünden bir başarı sayılır. “
Osmanlı
İmparatorluğu’nda 1876 tarihli Anayasanın 9. maddesinde
yer alan ve “Osmanlıların kaffesi hürriyet
şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine
tecavüz etmekle mükelleftir.”
şeklinde bulunan emredici hüküm, köleliği ve esareti
yasakladığı halde, Çerkeslerde kölelik ile genelde
zenci ticareti fiilen devam ettiğinden, bir bölümü
yukarıda açıklanan şikayet ve girişimler neticesinde
köleliğin ve zenci ticaretinin açıkça yasaklanması
gündeme gelmiş, 14 Ekim 1909 tarihli “Meclis mahsusu
vükela mazbatası” üzerine aynı tarihi taşıyan padişah
fermanı ile, “Çerkes ve sair köle ve cariyelerle esir
zencilerin” hürriyete kavuşturulması sağlanmıştır.
Padişahın onayladığı 14 Ekim 1909 tarihli özel komisyon
teklifinin öz Türkçeleştirilmiş ve numaralanmış şekli
şöyledir:
1. İçişleri
Bakanlığı ve bazı ilgili daireler esir ticaretinin
yasaklanması konusunda başvuruda bulunmuşlar.
2. Özel
komisyonumuz (Meclis-i Mahsusa) Şeyhülislam ile yazışma
yapmış, Şurayı Devlet Tanzimat (Hukuk Bürosu) Dairesi
tarafından metin haline getirilen görüşleri
tartışmıştır. Neticede şunlar kararlaştırıldı:
a. İslam
diyarında hürriyet asıldır. Köle veya cariye oldukları
iddia olunmayanlara müdahele edilemez.
b. Ancak
efendilerinin elinde köle olduklarına dair isbat edici
belge bulunanlar hakkında, herhalde şer’i bir duruşma
yapılması Şeyhülislamlık tarafından belirtilmiştir.
c. Esasen
Osmanlı Devletinde esir (ticareti) yasaktır. 1876
tarihli anayasa da bunu teyid etmiştir.
d. Tamamen
hür olan Çerkeslerin köle ticaretine konu olmaları
hukuken mümkün değildir. Ancak Çerkes köle ve cariye
oldukları ve alınıp satılabilecekleri efendileri
tarafından iddia olunursa, haklarında derhal şer’i bir
duruşma yapılması gerekir.
e. Ve
bazı vatandaşların da esaret (kölelik) altına
alınmalarına müsade edilmemesi için İçişleri, Adliye
Bakanlığı ile Şeyhülislamlığa yazı yazılmalıdır. 14 Ekim
1909”
Yukarıda da
açılandığı üzere, bu özel komisyon önerisi yine 14 ekim
1909 tarihli Padişah Fermanı ile kanunlaşmıştır.
GUAZE Gazetesinin
verdiği haberden de anlaşıldığı üzere, Rusya, 1920
yılından önce köleliği kaldırmıştır. Osmanlı
İmparatorluğu’nda yaşayan Çerkeslerde de köleliğin
yasaklanması tarihi bir hatadan dönmektir, emeği
geçenlere şükranlarımızı sunarız.