Telaşlı olmayı kimden
edindiniz? Annenizden mi, babanızdan mı?
Ben
babamı hatırlamıyorum ama onun yardımsever biri olduğunu
anlatırlar. Geceleri evlerinden ışık görülmeyen ailelere
gaz yağı gönderirmiş. Evimizin ardında evleri bulunan
tecritli bir aile varmış. Fazlaca koyunları olduğu için
zengin diye suçlanıp cezaya çarptırılmış ve sürgüne
gönderilmişti. Ailenin reisi gözlerini kaybetmiş olarak
sürgünden dönmüştü. Bu aileye yardımcı olmak yasaktı ve
öylelerini tutukluyorlardı. Babam bu nedenle
odunlarımızı ve otlarımızı tarlamızın kıyısına götürüp
bırakırdı. Cezalı aile de geceleri gelip ihtiyaçlarını
bizimkilerden alırlardı. Telaşlı olmam buradan
kaynaklanıyor olabilir.
Artist
olmamı daha çok anneme bağlıyorum. Annem ve babam beni
geç yaşta edindiklerinden çok önemsiyorlarmış. Ben
doğduğumda onlar 36-37 yaşlarındalarmış ve beni
beklemiyorlarmış. Babam çocukları olmayacağını düşünerek
evi küçük yaptırmış ama bu esnada ben doğmuşum. Bu
yüzden de beni biraz şımarık yetiştirmişler. Babamı
hatırlamıyorum. Onu savaşa götürürlerken nasıl
ayrıldığımızı annem sürekli anlatırdı.
Babamı
savaşa götürmek için Maykop’a götürdüklerinde ben de
annemin sırtında Maykop’a gitmişim. Ayrılık saati
geldiğinde ben uyuduğum için babam uyandırtmamış.
Annemin kendisi için yaptığı tereyağının üzerindeki
kağıdı kaldırıp benim parmaklarımı üzerine bastırmış.
Anneme de her şeye rağmen beni okutmasını söylemiş.
Babam romantik biri olmasaydı herhalde tereyağı üzerine
benim parmak izlerimi almazdı diye düşündüğüm olmuştur.
Tarlamızın etrafı akasya ağaçları ile çevriliydi ve
onları yakacak olarak kullanırdık. Akasya ağaçlarına
kuşlar çokça konar ve şakırlardı. Annem sabahları
erkenden beni uyandırıp kuşların şarkılarını dinletirdi.
Güneşin doğuşunu seyretmemi isterdi. Okumamış bir Adığe
kadını olmasına rağmen böyle zevkleri vardı.
Yaşamı
süresince annem için hiçbir şey yapamadım. Onu sadece
öğrenciliğimde iyi okumamdan dolayı sevindirebildim.
Veli toplantıları olduğu zamanlar annemin en mutlu
günleriydi ve düğüne gider gibi en iyi kıyafetlerini
giyip giderdi. Bu toplantılarda beni sürekli övdükleri
için annem bu günleri yeni yılı ve bayramı bekler gibi
karşılardı.
Annem
çok çalışkandı. Kendi çıplak da olsa beni giydirir ve
yedirirdi. Akrabalarımız babamızın bize açılmamış
sandıklar bıraktığını söylerlerdi. Hiçbir zaman fakir
olmadık. İnsanlar “yağ ve bal yiyeceksen Muratlara git”
derlerdi. Kolhoza ödünç olarak mısır verirdik veya
buğdayla değiştirirdik.
İşten
geldiğimizde mısır koçanlarını ufalayıp somakları ile
ateş yakardım. Bu esnada annem hamuru yoğurup şelameyi
pişirirdi. “Şarkı söyle yavrum” deyip bana şarkı
söyletir, bu esnada kendisi ağlardı. O zamanlar niçin
ağladığını anlayamazdım.
Annem
ileri görüşlüydü. Rusça bilmemiz gerektiğini iyi
anlamıştı ve komşulara da “çocuklarımızı Labinsk veya
Natırbova’da okutalım” derdi.
Derslerimi çok önemser ve eğer dersim varsa bana başka
bir görev yüklemezdi. Her ana çocuğunu mutlaka sever ama
bence annemin sevgisi gibisi yok sanıyorum. Okuldan
çıkışımı evden gözlerdi. Ben eve geldiğimde sofra hazır
olurdu. Annemin bana uyguladığı bakım sayesinde güçlü
yetiştim ve bugüne kadar sağlıklı yaşadım.
Enstitüde okuduğum beş yıl süresince her eve gelişimde
annemi, beni pencerede beklerken bulurdum. Benim
döneceğim günleri daha çabuk getirmek için de takvimin
yapraklarını günü gelmeden fazlaca yırtarmış.
Şimdi mesleğinizle ilgili
konuşalım. Eskiden Adığelere göre tiyatro artistliği
prestijli bir iş değildi. Bugün de çocuğunu artist
yapmak isteyen fazla kişi bulunmaz. Aileler çocuklarının
hukukçu, doktor olmalarını veya çok gelirli meslekler
edinmelerini isterler. Artist olduğuna hiç pişman
olmadınız mı? Aile sahibi olduktan sonra başka bir iş
yapmayı düşünmediniz mi?
Artistliği sevdiğim için meslek edindim dersem yalan
söylemiş olurum. Artistlerin bir eğitim aldıklarını dahi
bilmezdim ve annem de öğretmen olmamı isterdi. Ancak bu
mesleği seçtiğime de pişman olmadım. Mesleğim sayesinde
çok yerler gezdim ve çok şeyler gördüm. Mesleğim çok
şeyleri sevmeme neden oldu. Bunlar benim için çok
değerlidir. Annemin hatırı için de sonradan herkesin
alay konusu olarak öğretmen enstitüsünü bitirdim.
Mesleğimi çok seviyorsam da çocuklarımın artist
olmalarını istemedim. Mesleğimin zorlukları nedeniyle
böyle düşündüm. Bense bu zorlukları severek çektim.
Dünyada bundan daha iyi ve ilginç bir meslek olduğunu
sanmıyorum. Zira mesleğimi içtenlikle ve yürekten
seviyorum. Bizim gibi küçük halkların aktörleri fazlaca
kazanamazlar. Ama insanın gönlünde yatan bir meslek
vardır. Ben kendimi tiyatro için doğmuş biri olarak
kabul ediyorum ve gönlümde yatan meslek de budur. Bazı
kendini beğenmiş kişilere “artist” dendiği zaman çok
üzülürüm. Bana göre aktörlük çok ciddiyet gerektiren bir
sanattır. Artist kendine çok dikkat etmelidir. Bence
akşam sahnede Othello veya Hamlet rolünü oynayacak olan
kişi, gündüz pazardan elinde sepetle soğan patates
getirirken insanlara görünmemelidir. Şehrimizde
insanların sevdiği usta bir rejisör yaşardı. Kendisinin
pazardan, elinde sepet olduğu halde ekmek ve yumurta
getirmesine üzülürdüm.
Bu da size has bir düşünce
tarzı olsa gerek?
Evet,
bunu kimseden öğrenmedim, kendim düşündüm. Ben
akşamleyin cimri şövalye rolünü oynayacaksam o gün
sabahtan itibaren kimseyle konuşmam. O role adapte
olmaya çalışırım. Ailemi veya başka bir sorunumu
düşünmem. Her bir rol için çokça emek gerekir.
Othello’yu oynamak için onunla ilgili yazılan her şeyi
okudum ve birçok yeni şeyler öğrendim. Aynı şekilde
Puşkin’in cimri şövalyesini oynamak için de bir yıl
süreyle Puşkin’i öğrendim. Ona yazılan mektupları ve
çeşitli oyunlarının tiyatroda nasıl sahnelendiğini
okudum. Bunlar bana büyük coşku ve mutluluk vermektedir.
Mutluluk veren diğer bir şey de, diğer insanların bir
ömür yaşamalarına rağmen biz aktörlerin birkaç yaşamı
bir ömre sığdırmamızdır. Ben bu şekilde yüz hayat
yaşamış oldum. Ben yine ömrümün sahnede sona ermesini ve
orada ölmeyi istiyorum.
Bu ilginç.
Evet
bence öyle ve güzel. Kimileri ölümden ürküyorlar. Ben
ölümden korkmuyorum. Akraba ve çocuklarımın öldüğümde
annemin yanına gömülmek istediğimi biliyorlar.
Çocuklarıma bu yeri gösterip “işte şu otlar benim
üzerimde yeşerecek” diye söylüyorum. Bu bana ürküntü
vermiyor. Çünkü yaşamın bir gün sona ereceğini
biliyorum. Annemin ayak ucundan ayrılıp Moskova’ya
gitmiştim, tekrar onun ayak ucuna döneceğim. Korkmamamın
nedeni de bu olsa gerek. Akrabalarımdan bu
söylediklerimi saçmalık olarak bulanlar var ama bence
bunlar saçma değil. Bu benim dünya ve yaşama bakış
tarzım.
Sahne hayatına
başladığınızdan beri hep başrolde oynadığınızı
söylediniz. Peki gençliğinizde de başrollük bir oyuncu
muydunuz gerçekten?
Yaptığımız küçük etüdlerde hep öne çıkardım. Daima iyi
olmak için çalışırdım. Bu alışkanlığımı hala koruyorum.
Öğrenciliğimde de başarılı olmak için çaba gösterirdim.
Thakumeşe Nalbiy’le tiyatro okulunda beraber okuduk. O
rejisörlük bölümündeydi ve ünlü rejisörler A.Papov ile
M.Knebel’in öğrencileriydi. Nalbiy dört yıl benimle
çalıştı. Ben de ünlü Shakespeare uzmanı A.Anikst’in
öğrencisiydim. Onun grubunda yer almak kolay değildi.
Onun grubunda okumak benim için büyük şanstı. Fakültede
okurken rolümü oynadığımda fakülte dekanımız ve sanat
yönetmenimiz koluma girerek beni sahneden indirmiş ve
çok övmüşlerdi. Ama ben övgülerine inanamıyor, üzülmemem
için söylediklerini düşünüyordum.
Hiçbir
zaman fazla gururlu olmadım. Şimdi de ustalığın en üst
düzeyine ulaştığımı kabul etmiyorum. Bununla birlikte
yaptığım rollerden dolayı mutluluk duyduğum anlar
olmuştur. Örneğin sahne öncesi kimseyle konuşmam. Gün
boyunca akşam yapacağım rolün kişiliğine girer ve mutlu
yaşarım. Ağlamam gereken yerde sahne arkasında biri
gülerse gözyaşım gelmez. Beni üzmek de sevindirmek de
çok basittir. Bu yüzden de mesai arkadaşlarıma çok
sıkıntılar çektiririm.
Mesleğimin ilginç bir yönü daha var. Rolünü ne kadar
ustaca yaparsan izleyiciler yaptığın rolün çok kolay
olduğuna inanırlar. “Şunun yaptığı şeyi ben de yaparım”
diye düşünürler. Görev yaptığım Beyaz Ev’de (Wunefıj=Adığey
Cumhuriyeti Parlamento Binası) birçok kişi bana “o sizin
yaptığınız şeyin alasını ben de çıkar sahneye yaparım”
demiştir. Ancak böyle diyenler aldanmaktadırlar. Aktör
rolünü ustalıkla yaptıkça onlara da böyle bir güven
gelmekte ve aynı rolü yapabileceklerini sanmaktadırlar.
Bu aktörün gücünden olsa
gerek.
Evet
aktörün ustalığından ve gücünden kaynaklanan bir durum.
Bunda uykusuz geçirilen gecelerin emeği vardır. Bir yıl
süreyle Puşkin üzerine çalıştığım zaman geceleri yatakta
kendimi cimri şövalyenin hazineleri içinde sanarak
mutlulukla sabahlardım. Şair Beretar Hamit “Kafadan
biraz eksiklik olmadan şair veya aktör olunmaz” derdi.
Bu doğru olsa gerek. Tanınmış fizyolog Pavlov, insan
beyinlerini incelerken aktörlerin beyinlerini en sona
bırakmıştı. Aktörün yaşamında yaptığı değişik rollerden
dolayı beyninde de değişiklikler oluşmuş olabilir.
100’den fazla rol yaptınız.
Hala oynamak istediğiniz rol kaldı mı?
III.Richard
ile Kral Lear’ı oynamak isterim. Bu rolleri bugüne kadar
yapmak kısmet olmadı. Ulusumuzun uğradığı felaketi konu
edinen bir piyeste rol almak ve böyle bir piyesi yazmak
isterim. Adığe gelenek ve yaşam tarzını konu alan bir
rolde oynamayı arzu ederim. Ve Çehov’un rollerini yapmak
isterim.
Bugün için hem devlet
memurusunuz –Kültür Bakan Yardımcısı- hem de
tiyatrocusunuz. Benzeşmeyen bu iki işi bir arada
yürütmek zor olmuyor mu?
Bu
gerçekten çok zor. Bakan yardımcısı olarak görev
yaptığım on yıl içerisinde yarım bıraktığım bir tek
piyesimi dahi tamamlayamadım. Bakan yardımcılığı zor bir
iş. Bakanın yerine düşünerek bütün işleri yürütüyorsun.
Bu işi de severek yapmıyorum. Ulusumuzun güçlü tiyatrosu
ve televizyonu olsaydı ve sanatçı da sanatı ile
geçinebilecek durumda olsaydı ben bu işi yapmazdım. Ama
tiyatroda aldığın paranın on katını burada verirlerse
imrenmeden edemiyorsun. Bu da tabii ki üzücü bir durum.
Bakan yardımcılığı da benim rollerimden birisi ama iyi
yaptığım bir rol olduğu söylenemez. Ve bence en zor olan
rollerden biri.
Başka biri bu görevi yapmış
olsaydı bundan böbürlenerek söz eder ve kültüre
yaptırdığı büyük gelişmeleri anlatırdı. Siz başka tür
düşünüyorsunuz ve çekinmeden düşüncenizi yiğitçe
söylüyorsunuz.
Shakespeare
“Dünya bir sahne, insanlar da aktörleridir” derdi. Ben
de bundan dolayı on yıllık memuriyetimi bir rol olarak
değerlendiriyorum.