NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : MART - NİSAN 1999

12

YIL / SAYI : 3 / 12
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
BELGELERLE ABHAZYA SORUNUNUN DÜNÜ BUGÜNÜ

Vladislav Ardzınba


 

Abhazya-Gürcüstan uyuşmazlığının doğuş şeklini, nedenlerini ve 1992 savaşları sonrasında olup bitenleri tüm çıplaklığı ile bilen insanımız çok azdır. Toplumumuz adına Abhazya sorununu takiple yükümlü İstanbul Abhaz Dayanışma Komitesi üyeleri, az sayıda konuyla doğrudan ilgili insanlarımız yanında Devlet yetkililerine ve çok sayıda parlamentere bilgi için dosyalar halinde belgeler vermişlerse de gerek Türk kamuoyu ve gerekse hemşehrilerimiz yeterince bilgilendirilememiştir. İşte bu nedenle Nart Dergisi; bu sayıdan başlamak üzere yayımlanmasında bir sakınca bulunmayan belgeleri dizi halinde ve yorumsuz olarak yayımlayarak, sorunun tam olarak kavrnmasına ve bu yolla Abhazya’nın haklı davasına katkıda bulunmaya çalışacaktır.

 

ABHAZYA İLE GÜRCÜSTAN’IN TARİHİ VE HUKUKİ İLİŞKİLERİ

 

VLADİSLAV ARDZINBA, Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı /21 Aralık 1992, Gudauta

 

14 Ağustos 1992’de Gürcüstan’ın Abhazya Cumhuriyeti’ne karşı silahlı saldırısı başladı. Bu amaçla 5 bin kadar ulusal muhafız sevkedildi; Transkafkasya Askeri Komutanlığı tarafından Şevardnadze Yönetimi’ne teslim edilen yüzden fazla tank, çeşitli zırhlı araç, top ve savaş uçakları, helikopterleri kullanıldı. Gürcüstan bütün bu gücü silahsız Abhazya’ya karşı kullanarak, Rusya önünde “aldığı silahları uluslararası anlaşmazlıklarda kullanmama”  yükümlülüğünü ihlal etti.

 

Şevardnazde’nin basına ve BM’ye yaptığı açıklamalarda, saldırının gerçek sebeplerini gizlemek için anlaşmazlığa yol açan koşulların birkaç versiyonu ortaya atıldı. Birliklerin Abhazya’ya girmesiyle ilgili ileri sürülen bu sebeplerin asıl amacı dünya kamuoyunu yanıltmaktır.

 

Görüldüğü üzere Abhazya’ya saldırı, savaşın başlamasından uzun süre önce düşünülmüştür. Şevard­nadze 1992 yılında, “Abhazya’da, özellikleri ve sonuçları bakımından Güney Osetya’da olanlardan çok daha kötü olaylar olabilir” diyordu. (Argumenti Fakti, 1992, No:28)

 

15 Ağustos’ta, yani saldırının başlamasından 1 gün sonra Şevardnadze, televizyona çıkarak şu konuşmayı yaptı: “Yüce atalarımızın, devletimizin toprak bütünlüğünü korumak için yaptıkları mücadeleler gibi, biz de hiçbir şeyin önünde durmayacağız. Bu uğurda ölmeye hazırız. Devletimizi bölmeye çalışan herkesi yok edeceğiz.”

 

Bu konuşmada Abhazya’ya karşı girişilen saldırının asıl sebebi ifade edilmektedir. Bu sebep Gürcüstan’ın şimdiki devlet rejiminin imparatorluk emellerinde ve Abhazya halkının egemenlik haklarını zora dayalı yöntemlerle yok etmek isteyen yöneticilerin politik maceracılığında gizlidir. Ayrıca toprka bütünlüğü sorunu, bu Gürcüstan’ın değil, ünlü bilimadamı A.D.Saharov’un “küçük imparatorluk” diye adlandırdığı (Ogonyok, 1989, No:31) eski Gürcüstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin sorunudur. Eski Gür­cüstan’ın bünyesine, Stalin zamanında Abhazya da girmişti. Ayrılıkçı ve aşırılık yanlısı denilen Ab­hazlara gelince, onlar da gerçek etnik sınırları içinde Gürcüstan’ın toprak bütünlüğünden yanadırlar. İngur Nehri’nden Psou Nehri’ne kadar olan toprakları ise (SSCB’nin yıkılması ve Gürcüstan SSC’nin varlığının sona ermesinden sonra) doğal olarak başka bir devlet ­Abhazya Cumhuriyeti­ kabul etmektedirler.

 

Bu bağlamda, Gürcüstan’ın “toprak bütünlüğünün ihlal edilmesi” iddiasının saçmalığını gösteren, Abhazya ve Gürcüstan’ın tarihi-hukuki ilişkilerinin kısa bir özetini ortaya koymanın gerekliliği kaçınılmaz olmuştur. Şimdiki Gürcüstan Yönetimi bu iddia yardımıyla, bütün dünyanın gözü önünde açık devlet terörizmi uygulayarak, Abhazya’da giriştiği barbarca hareketleri haklı göstermeye çalışıyor.

 

Abhazlar ve Gürcüler, akraba olmayan halklardır. Kökenleri farklıdır; dilleri değişik dil ailelerine mensuptur; farklı adetleri, gelenekleri, maddi ve manevi kültürleri, ulusal karakterleri vardır. Kafkasya’nın yerli halklarından olan Abhazların etnik-kültürel ve dilsel olarak en yakın akrabaları Kuzey Kafkasya’da yaşıyor. Bunlar; Abazinler, Adığeyler ve diğer Kuzey Kafkas halklarıdır.

 

Abhazlar, 12 yüzyıldan daha geriye uzanan köklü devlet geleneğine sahip Kafkasya’nın en eski yerli halklarındandır. Abhaz Krallığı VIII.yüzyılda ortaya çıktı ve iki yüzyıl boyunca Karadeniz bölgesinin en güçlü devletlerinden biri oldu. Gürcüstan ve Ab­haz­ya’nın krallık hanedanları arasında yapılan bir evlilik sonucu, bu iki devlet birleşti. XIII.yüzyılda Gürcü Krallığı’nın Moğollar tarafından yıkılması Abhazya’yı Tiflis’e bağlılıktan tamamen kurtardı. Karşılıklı ilişkilerin daha sonraki aşamaları, Abhaz Prensliği’nin Batı Gürcüstan Devletleri Mingrelya ve İmeretya ile yaptığı feodal iç savaş özelliği taşır.

 

XVI-XVIII. yüzyıllar boyunca Abhaz Prensliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun politik, ekonomik ve dini etki alanında kaldı.

 

XIX. yüzyıl başında iktidardaki Abhaz Prensi Keleşbey Çaçba-Şervaşidze, daha sonra da oğlu Georgi, Rusya tebasına kabul edilmeleri ricasıyla Rusya’ya başvurdular. 17 Şubat 1810’da imparatorluk manifestosu yayınlandı, buna göre Abhazya, Rusya İmparatorluğu’nun “yüksek hamiyetine” geçti. Rusya’nın bünyesinde de Abhazya politik özerkliğini ve prenslik hanedanını korudu. Ancak 1864 yılında Abhazya’nın özerk idare sistemi ortadan kaldırıldı ve iktidardaki son Prens Mihail Çaçba-Şervaşidze Vo­ro­nej’e sürgüne gönderildi.

 

1870’li yıllarda Abhazya etnik felaket yaşadı. Kafkas Savaşları’nın sonunda Rusya’nın Kafkasya’daki durumunun güçlenmesi, Rusya Hükümeti’nin kolonyalist politikasını artırmasına yaradı. Bu dönemde, halkın yarısından fazla nüfusunu oluşturan 300 bine yakın Abhaz, vatanlarını terk ederek bugün kalabalık ve etkin bir Abhaz diasporası olarak yaşadıkları Türkiye’ye ve Yakın Doğu ülkelerine göç etmek zorunda bırakıldı.

 

Boşalan Abhazya, başta Gürcüler (esas olarak Megreller) olmak üzere Rus, Ermeni, Rum, Bulgar, Alman, Eston vb göçmenlerin akınına uğradı. Ab­hazya hızla etnik olarak karışık bir bölgeye dönüştü; yerli halkın iradesi iyice kısıtlandı. 1886’daki sayıma göre Abhazların oranı %85.7 idi; Gürcüler ise tüm Ab­hazya nüfusunun %6’sını oluşturuyorlardı. 1897’de Rusya’da yapılan ilk genel nüfus sayımına göre Abhazlar %55.3, Gürcüler ise %24.4 idi.

 

Rus-Türk Savaşı sonunda boşaltılan Abhaz topraklarına ve köylerine Gürcülerin yerleştirilmesi çağrısını yapanlardan biri de, 1877’de “Tiflisski  Vestnik” Gazetesinde “Abhazya’ya kimi yerleştirmeli?” başlıklı makalesi yayımlanan ünlü Gürcü toplum adamı ve yayıncı Y.Gogebaşvili idi. Bu makalede, boşalan Abhazya’nın Rusya Devleti yararına başarılı ve verimli kolonizasyonu için gerekli bütün niteliklerin sadece Megreller’de bulunduğu belirtiliyordu. Goge­başvili özellikle şunun altını çiziyordu: “Migreller, Ab­hazya’nın en iyi kolonizatörleri sayılarak, göç ettirilen Abhazların yerine ilk yerleştirilenler olmalıdır.” (Tiflisski Vestnik, 1877, No:249)

 

Abhazya’da o zaman başlayan Gürcü ko­loni­zas­yo­nuna, XIX.yy 60-90’lı yılların Gürcü yayın organları “Droeba”, “Moambe”, “İveriya”, “Kvali” vb de tanıklık etmektedir.

 

Şubat Devrimi’nin haberinin alınmasından sonra, 10 Mart 1917’de Sohum’da Abhazya Halk Temsilcileri toplantısı yapıldı. Toplantıda alınan bir kararla Geçici Hükümet’in yerel organı olan “Toplum Güvenlik Komitesi” kuruldu. Kasım 1917’de yapılan Abhazya Halk Kongresi’nde ise çok önemli belgeler ­Abhazya Halk Kongresi Deklarasyonu ve Halk Konseyi Anayasası­ kabul edildi.

 

Deklarasyonda, gerçek iktidar organı olan Ab­haz­ya Halk Konseyi’nin görevleri hakkında şunlar yer alıyordu: “Birçok şeyin temelden yıkıldığı, birçok şeyin de yeniden kurulduğu, koşulların ve bütün Rusya’nın, bunun sonucu olarak da Ab­haz­ya’nın yaşam ortamının değiştiği bu hareketli günlerde her halk, Rusya’nın yeniden kurulduğu bu dönemde haklarının ve çıkarlarının unutulmaması ve suikastlara kurban gitmemesi için duyarlı olmak zorundadır. Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların, haklarını koruyacağı bu olaylarda kendisini destekleyeceklerinden emindir. Abhazya Halk Kon­­seyi’nin bundan sonraki en önemli görevlerinden biri de Abhaz halkının kendi kaderini belirlemesi yönünde çalışmaktır… Abhaz halkı, Dağıstan, Ab­hazya ve Kuzey Kafkasya’nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği’nin bünyesine girmektedir ve elbette kuzeyde kardeşleriyle en sıkı bağları tesis etmeye ihtiyacı vardır.”

 

Abhazların kendi kaderini belirlemeye yönelik gayretleri o dönemde, 11 Mayıs 1918’de ilan edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bünyesine girmekle ifadesini buldu. Bu cumhuriyete Abhazya ile birlikte Adığey, Khabardey, Çeçenistan, Osetya vb giriyordu.

 

26 Mayıs 1918’de Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Aynı yıl haziran ayında bolşevik gruplarla mücadele etmek bahanesiyle Abhazya topraklarına Gürcü birlikleri sevkedildi. Bu birliklerin komutanı General Mazniaşvili Genel Vali oldu. Abhazya’da acımasız bir işgal rejimi kuruldu. 1918 yılı  Ağustos ve Ekim aylarında Abhazya Halk Konseyi iki defa dağıtıldı, milletvekilleri birçok kez politik teröre ve baskılara maruz kaldı. Abhaz ulusal hareketi bastırıldı, barışçıl halkın üzerine ise Gürcü Hükümeti’nin tenkil müfrezeleri salındı. Bununla birlikte Gürcüstan’ın Abhazya’daki temsilcisi İsidor Ramişvili  19 Mart 1919’da üçüncü Abhazya Halk Konseyi’nin açılışında yaptığı konuşmada “biz işgalci değiliz ve buradaki toprak bize lazım değil” dedi. (Naşe Slovo, 21 Mart 1919) Ülkede son haddine varan bir şovenizm politikası uygulandı. Abhaz halkının anılarında bu, Ab­haz­ya-Gürcüstan ilişkilerinde en kötü dönemdir.

 

Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti’nin emperyalist özelliğine, zamanında İngiliz araştırmacı Behofer dikkat çekmiştir. 1920 yılında çıkan “Denikin Rus­ya­sı’nda” adlı kitabında şunları yazmaktadır: “Özgür ve bağımsız sosyal demokrat Gürcüstan Devleti, hem sınırları dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından hem de devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından her zaman anılarımda klasik bir “küçük emperyalist” olarak kalacaktır.”

 

Mart 1921’de Sovyet egemenliğinin kurulması Abhazya’da birçok kişi tarafından Gürcü işgalcilerden kurtuluş ve devlet yapısının yeniden kurulması olarak algılandı. Gerçekten ilk önce Bolşevikler, Abhazya’ya “Egemen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” ilanının gerçekleştiği politik seçim özgürlüğü sağladılar. Ancak Aralık 1921’de Abhazya, Stalin, Orconikidze vb. nin ağır baskısı altında Gürcüstan ile Şubat 1922’de onaylanan bir anlaşma imzalamak zorunda bırakıldı.

 

İki cumhuriyet arasındaki federatif ilişkiler: O dönemde Abhazya ile Gürcüstan arasındaki devlet ilişkisi özelliği, sadece imzalanan anlaşmada değil, “1925 Abhazya SSC Anayasası’nda ve Gür­cüs­tan’ın federatif esaslar üzerine kurulmuş bir devlet olduğunu belirten 1927 Gürcüstan SSC Anayasası’nda da yer almıştır.” (Madde 2)

 

Ancak komünist Gürcüstan “demokratik” seleflerinin Abhazya’yı ele geçirmeye yönelik “Abhazya Po­li­tikası”nı devam ettirdi. Gürcüstan Yönetimi, Moskova’da güçlü koruyucular bularak 11 Şubat 1931’de Abhazya SSC’yi, Stalin’in iradesiyle Özerk Cumhuriyete dönüştürmeyi ve Gürcüstan SSC bünyesine katmayı başardı. Abhazya’nın egemenlik haklarının kısıtlanması en çok Abhazların ulusal bilinci için kötü oldu. Abhazya’nın statüsünün Gürcüstan bünyesinde Özerk Cumhuriyet’e indirilmesi tam bir hafta sonra (18-26 Şubat 1931) Abhazların hükümete güvensizliklerini belirttikleri günler süren gösterilere neden oldu. Bu Abhaz halkının Sovyet egemenliği koşullarında haklarının korunması için yaptığı ilk kitlesel gösteriydi.

 

Bununla birlikte, Abhazya’nın statüsünün düşürülmesine rağmen, Abhazya SSC’nin Abhazya ÖSSC’ye dönüştürülmesinden sonra bile Gürcüstan ile Ab­hazya arasındaki ilişkiler hukuki açıdan devletlerarası ve federatif karakter taşıyordu. Abhazya’nın güçlü yöneticisi Nestor Lakoba, Gürcüstan’ın saldırılarına karşı koyabiliyordu, fakat yönetimden el çektirilmesinden sonra (Beria’nın emriyle 1936 Aralık’ta Tiflis’e gönderildi) Abhazya’da hızlı ve yoğun bir tempoyla Gürcüleştirme politikası uygulandı, okullardaki öğretim Abhazca’dan Gürcüce’ye çevrildi, Abhaz alfabesine yeni bir Gürcü grafiği empoze edildi, eski Abhaz yer adları Gürcüce adlarla değiştirildi, Abhaz kökenlilerin sosyal gelişimi güçleştirildi. Bu amaca uygun olarak nüfusun etno­de­mog­rafik yapısını bozmaya yönelik asimileci yerleştirme politikaları uygulandı. 1937-1953 döneminde Gürcüstan’ın iç bölgelerinden Abhazya’ya onbinlerce Gürcü yerleştirildi; bunun sonucunda Abhazya nüfusu içindeki oranları da arttı. (1897 yılında %24, 1939’da %30, 1959’da %39.1) Gürcüleştirme politikasının dayanağı, bazı şovenist Gürcü tarihçilerinin ortaya attığı “Abhazya’nın Gürcüstan’ın ezeli toprağı, Abhazların da Gürcülerin etnik alt kollarından biri olduğu” teorisi idi.

 

Stalin karşıtı SBKP kongrelerinden sonra Gürcüleştirme politikasının baskıcı metodları durduruldu, ancak üstü kapalı şekilde daha sonra da uygulandı. Ayrıca Tiflis iktidarlarınca teşvik edilen Gürcü nüfus yayılmacılığı devam etti. (1970’de %41, 1979’da %43, 1989’da %49) Abhazların kültürel gelişimi yapay olarak frenlendi. Ancak Abhazya’nın asıl trajedisi şunda yatmaktadır: “Cumhuriyet” denilen Özerk devlet yapısı, formal karakteri yüzünden Tiflis’teki birlik cumhuriyeti iktidarının kasıtlarından ulusal-politik çıkarlarını koruyamadı ve gerçek haklarına sahip olamadı.

 

Mevcut duruma karşı gelişen protestolar 1950’li yılların sonunda Tiflis’teki iktidara karşı vatansever Abhaz aydınlarının önderlik ettiği güçlü bir muhalefet hareketine dönüştü. Gürcüstan’ın karşısında olunduğu birkaç kez açıkça ifade edildi; ayrıca Abhazya’nın Gürcüstan’ın bünyesinden çıkması talebiyle 1957, 1964, 1967, 1978 yıllarında kitlesel gösteriler ve mitingler yapıldı. Abhaz-Gürcü ilişkilerinde bundan sonraki aşama ulusal sorundan kaynaklanan 1989’daki çatışmalardı.

 

O zamandan beri pratikte gerginlik azalmadı; Ab­hazya ve Gürcüstan’ın ilişkileri daha fazla çatışmaya hazır hale geldi. SSCB’nin iyice yaklaşan çöküşü ve keza Gürcüstan’ın toplumsal-politik yaşamında şovenist ve üniter eğilimlerin artması Abhazlar için Ab­hazya’nın devlet egemenliğinin anayasal-hukuksal garantisi problemini özellikle güncel hale getirdi.

 

Gürcüstan’da 1990 Ekim’de Zviad Gam­sak­hur­dia’nın iktidara gelmesi, Tiflis’in Abhazya’ya karşı tutumunu daha da sertleştirmesiyle kendini gösterdi. Gürcüstan Devlet Başkanı, Dağıstanlı Avarları ve Rus Duhaborları (Ortodoks kilisesinin kurallarını reddeden bir mezhep) vb ülkeden sürerek açıkça Gürcüstan’I etnik azınlıklardan temizleme politikası güttü.

 

Gürcüstan Parlamentosu tek taraflı olarak, Ab-hazya ve Gürcüstan’ın ilişkisinin uluslararası özelliğini görmezden gelen kararlar almaya başladı. Abhazya ÖSSC’nin iktidar organlarının yetkilerini tamamen kısıtladı ve iş Abhazya’nın devlet yapısını ortadan kaldırmaya kadar geldi.

 

Gürcüstan SSC Yüksek Sovyeti’nin Kasım 1989, Mart ve Temmuz 1990 tarihlerinde yapılan ve Gürcüstan’ın devlet bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi konusunun görüşüldüğü oturumlarında, Gürcüstan’da 1921 Şubat’ında Sovyet egemenliğinin kurulmasını mevcut politik düzenin –Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti İktidarının- devrilmesi olarak değerlendiren kararlar alındı.

 

Gürcüstan’da Şubat 1921’den beri varolan bütün devlet yapıları gibi Sovyet Gürcüstan'ı ile imzalanan anlaşmalar da yasa dışı ve hükümsüz ilan edildi. (Gürcüstan ile RSFSC arasındaki 21 Mayıs 1921 tarihli anlaşma; Transkafkasya SFSC’nin kuruluşuna ilişkin 12 Mart 1922 tarihli anlaşma ve SSCB’nin kuruluşuna ilişkin 30 Kasım 1922 tarihli anlaşma.)

 

Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti, Gürcüstan Parlamentosu’nun tek yönlü olarak ve Abhaz halkının, Abhazya yüksek iktidar organları temsilcilerinin görüşünü hesaba katmadan aldığı bu kararlara kayıtsız kalamazdı. Tarihi adaleti yeniden tesis etmek ve Ab­haz­ya’nın devlet yapısını korumak amacıyla Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti 25 Ağustos 1990’da iki karar kabul etti.

 

ABHAZYA DEVLET EGEMENLİĞİ DEKLERASYONU VE KARARNAME.

 

Deklarasyonda, Abhazya’nın devlet yapısının yasal biçimi olarak, Abhazya halkının özgür iradesiyle kurulan ve 31 Mart 1921’de ilan edilen, fakat Abhaz ulusunun, cumhuriyet halkının iradesine rağmen 1931’de Gürcüstan SSC bünyesinde özerk cumhuriyete dönüştürülen “Egemen Abhazya Sovyet  Cumhuriyeti” kabul edildi.

 

Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti, kararnamesinde Gür­cüstan Parla­men­to­su’nun kararlarını politik ve hukuki yönden değerlendiren Abhazya yüksek iktidar organı şu sonuca vardı: Gürcüstan SSC Yüksek Sov­yeti’nin mevcut iktidar organlarını ve onlar tarafından imzalanan anlaşmaları yasadışı ve geçersiz sayan kararlarından “Gürcüstan ile Abhazya arasında önceki devlet organlarınca imzalanan anlaşmaların da yasadışı ve geçersiz sayıldığı, Abhazya’nın Gürcüstan SSC bünyesine girmesinin de hukuki zeminini yitirdiği sonucu çıkmaktadır.”

 

Silahlı darbe sonucu Tiflis’de iktidara gelen askeri konsey, Şubat 1992’de “1978 tarihli Gürcüstan anayasasının feshedilmesi” ve Abhazya ÖSSC gibi devlet-hukuk ilişkileri öğelerinin yer almadığı “1921 tarihli Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti anayasasına geçilmesi” kararı aldı. Hukuki açıdan Abhazya ÖSSC’nin devlet-hukuk ilişkileri içinde bulunduğu Gür­cüstan SSC’nin böyle bir karar almasından sonra varlığı ortadan kalkmış ve Abhazya ÖSSC ile hiçbir düzenlenmiş hukuki ilişkisi olmayan yeni bir devlet, Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur.

 

Cumhuriyetler arasındaki hukuki çözümsüzlükleri ortadan kaldırmak amacıyla ve Abhazya’nın Gürcüstan ile devletlerarası ilişkilerini yeniden kurmak gayretiyle Abhazya Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti, Abhazya halkının iradesini yansıtan ve ulusların kendi kaderini belirleme hakkını yaşama geçiren “Abhazya topraklarında 1925 Abhazya anayasasını geçerli sayan” bir karar aldı. Bu anayasaya göre, “Abhazya Cumhuriyeti, topraklarında devlet egemenliğini kendi iradesiyle ve başka hiçbir iktidara bağlı olmaksızın gerçekleştiren egemen bir devlettir.” (Madde 5)

 

Anayasanın bu hükmüne ve uluslararası hukuk normlarına uygun olarak Abhazya toprakları sadece tek bir devletin, Abhazya Cumhuriyeti’nin tam ve münhasır egemenliğinde bulunmaktadır ve diğer bir devletin yasaları ve egemenliği geçersizdir.

 

Şunun da altını çizmek gerekir ki, Abhazya’nın kendi toprakları üzerinde egemenlik ilkesi, yürürlüğe konan Abhazya ÖSSC anayasasının 65. maddesinde, Gürcüstan SSC anayasasının 81. maddesinde, SSCB anayasasının 84. maddesinin ve kendi rızası olmadan özerk cumhuriyetlerin sınırlarının değiştirilemeyeceğini söyleyen SSCB’nin “SSCB ve federasyonları arasında yetkilerin belirlenmesi” hakkındaki yasanın 3. maddesinde tespit edilmiştir.

 

Yukarıda ortaya konanlara bağlı olarak Gürcüstan’ın iddialarının devletin toprak bütünlüğü, sınırların dokunulmazlığı gibi genel ilkelere dayanması iflas etmiştir; Zira tarih boyunca Gürcüstan ve Ab­hazya’nın belirlenmiş, şu veya bu şekilde tespit edilmiş kendi toprakları ve sınırları olmuştur.

 

Gürcüstan’ın ve bütün eski SSCB’nin sınırlarından bahsederken, bu cumhuriyetlerin BM’ye kabul edilmeleri olgusunun sınırların ve toprakların uluslararası hukuk tarafından onaylanması anlamına gelen bir argüman olarak değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü SSCB dağıldığında ulusal-devlet yapılarının toprakları ve sınırları uluslararası hukuksal değil, idari ve iç politik bir karakter taşıyordu. Uluslararası hukuk’a göre tanınmış olan eski SSCB’nin dış sınırlarıydı.

 

Gürcüstan Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na (BM) kabulü konusunda bir şey söylemek gerekirse, yöneticileri silahlı darbeyle gelen bir devleti dünya topluluğuna kabul etmekle BM’nin kendisi uluslararası hukuk normlarına saygısızlık etmiştir. BM’ye kabul Gürcüstan’ın değil, Eduard Şevard­nadze’nin gayretlerinin sonucudur.

 

Şunu da belirtmek gerekir ki, eski birlik cumhuriyetlerinin bugün aynı şekilde tanınması, bu topraklarda yaşayan halkların hak ve çıkarlarının “uluslararası hukuk’un” gereklerinin hiçbiri göz önüne alınmadan, bu halkların özgür iradesi olmaksızın ve hatta onların çıkarlarına aykırı olarak zorla gerçekleşmektedir.

 

Üstelik eski SSCB cumhuriyetleri BM’ye kabul edildikleri zaman, bu birlik cumhuriyetlerinin bünyesine giren bir çok ulus (Abhazlar da dahil) kendi devlet egemenliklerini ilan eden kararlar almışlardı. SSCB’nin “federasyon üyeleri” hakkındaki yasasına göre, özerk cumhuriyetler birlik cumhuriyetleriyle aynı ölçüde SSCB Federasyonu’nun öğeleri olarak kabul ediliyorlardı. Bu şekilde eski birlik cumhuriyetleri BM’ye, sadece hesapsız değil, birçok halkın, özellikle de 1000 yıldan fazla devlet geleneğine sahip Abhaz halkının ulusal-devlet bağımsızlığı ve egemenliği deklarasyonu açıkça ihlal edilerek kabul edilmiştir.

 

SSCB’nin çöküşünden sonra, uzun yıllar ilk defa eski SSCB’nin bütün halklarının uluslararası hukuk normları temelinde kendi ulusal-devlet yapılarını gerçekleştirme imkanı ortaya çıktı. Bir çok halk bağımsızlık ve egemenlik kararını ve gerekli deklarasyonu kabul ederek kendi bağımsız devletlerini kurmak için uluslararası hukuk’un gereklerine uygun şekilde bu uygar yolu seçtiler. Abhazya halkı da kendine bu yolu seçti.

 

Ancak Gürcüstan bütün dünyaya, büyük ve küçük her ulusun kendi kaderini belirleme hakkı olduğunu, kendi politik statüsünü özgürce belirlemek, kendi ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini özgürce sağlamak hakkı olduğunu kabul eden uluslararası anlaşmalara ve BM tüzüğünün temel ilkelerine saygısızlığını ve imparatorluk emellerini bütün dünyaya göstermiştir.

 

Kendi halkı için özgürlük, bağımsızlık ve kaba bir dikta, diğer küçük ve bu yüzden de savunmasız halka karşı açık bir şovenizm; işte Gür­cüs­tan’ın Abhazya’ya yönelik politikasının temelinde yatan iki ahlak anlayışı.

 

Şevardnadze’nin Gürcüstan radyosunda 7 ve 8 Aralık’ta yaptığı konuşmaların Abhaz halkını endişelendirmemesi mümkün değildir. Gürcüstan lideri bu konuşmalarında, bütün Abhaz halkının imha edilmesi niyetini açıkça itiraf ediyor. Gürcü komünistlerin eski önderi özellikle şunların altını çiziyor:

 

“Buranın Gürcü toprağı olduğunu ve burada Gürcüstan Devleti’nin kuracağı düzenin geçerli olacağını herkes anlamalıdır… Gürcüstan’ın kaderi, özgürlüğe ve bağımsızlığa giden yolu bugün Ab­hazya’da çözülüyor. Bu yüzden bütün Gürcü vatandaşlarını Gürcüstan’ın bu özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde elinden geleni yapmaya çağırdım. Tekrarlıyorum, bu karar kendimle yaptığım mücadele sonunda inançlarıma ve görüşlerime aykırı olarak benim tarafımdan alınmıştır. Bu doğru değildir fakat başka yol yoktur… Bu savaş uzun olmamalıdır; dünya bize inanıyor ve dünya bize bir kez inandı, onu aldatmamak zorundayız. Biz barış yanlısıyız ve mümkün olduğunca çabuk bu savaşı bitirmek zorundayız. 2000’li yıllara doğru Gürcüstan dünyanın en mutlu ülkesi olacaktır.”

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...