Abhazya-Gürcüstan uyuşmazlığının doğuş şeklini,
nedenlerini ve 1992 savaşları sonrasında olup bitenleri
tüm çıplaklığı ile bilen insanımız çok azdır. Toplumumuz
adına Abhazya sorununu takiple yükümlü İstanbul Abhaz
Dayanışma Komitesi üyeleri, az sayıda konuyla doğrudan
ilgili insanlarımız yanında Devlet yetkililerine ve çok
sayıda parlamentere bilgi için dosyalar halinde belgeler
vermişlerse de gerek Türk kamuoyu ve gerekse
hemşehrilerimiz yeterince bilgilendirilememiştir. İşte
bu nedenle Nart Dergisi; bu sayıdan başlamak üzere
yayımlanmasında bir sakınca bulunmayan belgeleri dizi
halinde ve yorumsuz olarak yayımlayarak, sorunun tam
olarak kavrnmasına ve bu yolla Abhazya’nın haklı
davasına katkıda bulunmaya çalışacaktır.
ABHAZYA İLE
GÜRCÜSTAN’IN TARİHİ VE HUKUKİ İLİŞKİLERİ
VLADİSLAV
ARDZINBA, Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı /21
Aralık 1992, Gudauta
14 Ağustos
1992’de Gürcüstan’ın Abhazya Cumhuriyeti’ne karşı
silahlı saldırısı başladı. Bu amaçla 5 bin kadar ulusal
muhafız sevkedildi; Transkafkasya Askeri Komutanlığı
tarafından Şevardnadze Yönetimi’ne teslim edilen yüzden
fazla tank, çeşitli zırhlı araç, top ve savaş uçakları,
helikopterleri kullanıldı. Gürcüstan bütün bu gücü
silahsız Abhazya’ya karşı kullanarak, Rusya önünde
“aldığı silahları uluslararası anlaşmazlıklarda
kullanmama” yükümlülüğünü ihlal etti.
Şevardnazde’nin basına ve BM’ye yaptığı açıklamalarda,
saldırının gerçek sebeplerini gizlemek için anlaşmazlığa
yol açan koşulların birkaç versiyonu ortaya atıldı.
Birliklerin Abhazya’ya girmesiyle ilgili ileri sürülen
bu sebeplerin asıl amacı dünya kamuoyunu yanıltmaktır.
Görüldüğü
üzere Abhazya’ya saldırı, savaşın başlamasından uzun
süre önce düşünülmüştür. Şevardnadze 1992 yılında,
“Abhazya’da, özellikleri ve sonuçları bakımından Güney
Osetya’da olanlardan çok daha kötü olaylar olabilir”
diyordu. (Argumenti Fakti, 1992, No:28)
15 Ağustos’ta,
yani saldırının başlamasından 1 gün sonra Şevardnadze,
televizyona çıkarak şu konuşmayı yaptı: “Yüce
atalarımızın, devletimizin toprak bütünlüğünü korumak
için yaptıkları mücadeleler gibi, biz de hiçbir şeyin
önünde durmayacağız. Bu uğurda ölmeye hazırız.
Devletimizi bölmeye çalışan herkesi yok edeceğiz.”
Bu konuşmada
Abhazya’ya karşı girişilen saldırının asıl sebebi ifade
edilmektedir. Bu sebep Gürcüstan’ın şimdiki devlet
rejiminin imparatorluk emellerinde ve Abhazya halkının
egemenlik haklarını zora dayalı yöntemlerle yok etmek
isteyen yöneticilerin politik maceracılığında gizlidir.
Ayrıca toprka bütünlüğü sorunu, bu Gürcüstan’ın değil,
ünlü bilimadamı A.D.Saharov’un “küçük imparatorluk” diye
adlandırdığı (Ogonyok, 1989, No:31) eski Gürcüstan
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin sorunudur. Eski
Gürcüstan’ın bünyesine, Stalin zamanında Abhazya da
girmişti. Ayrılıkçı ve aşırılık yanlısı denilen
Abhazlara gelince, onlar da gerçek etnik sınırları
içinde Gürcüstan’ın toprak bütünlüğünden yanadırlar.
İngur Nehri’nden Psou Nehri’ne kadar olan toprakları ise
(SSCB’nin yıkılması ve Gürcüstan SSC’nin varlığının sona
ermesinden sonra) doğal olarak başka bir devlet Abhazya
Cumhuriyeti kabul etmektedirler.
Bu bağlamda,
Gürcüstan’ın “toprak bütünlüğünün ihlal edilmesi”
iddiasının saçmalığını gösteren, Abhazya ve Gürcüstan’ın
tarihi-hukuki ilişkilerinin kısa bir özetini ortaya
koymanın gerekliliği kaçınılmaz olmuştur. Şimdiki
Gürcüstan Yönetimi bu iddia yardımıyla, bütün dünyanın
gözü önünde açık devlet terörizmi uygulayarak,
Abhazya’da giriştiği barbarca hareketleri haklı
göstermeye çalışıyor.
Abhazlar ve
Gürcüler, akraba olmayan halklardır. Kökenleri
farklıdır; dilleri değişik dil ailelerine mensuptur;
farklı adetleri, gelenekleri, maddi ve manevi
kültürleri, ulusal karakterleri vardır. Kafkasya’nın
yerli halklarından olan Abhazların etnik-kültürel ve
dilsel olarak en yakın akrabaları Kuzey Kafkasya’da
yaşıyor. Bunlar; Abazinler, Adığeyler ve diğer Kuzey
Kafkas halklarıdır.
Abhazlar, 12
yüzyıldan daha geriye uzanan köklü devlet geleneğine
sahip Kafkasya’nın en eski yerli halklarındandır. Abhaz
Krallığı VIII.yüzyılda ortaya çıktı ve iki yüzyıl
boyunca Karadeniz bölgesinin en güçlü devletlerinden
biri oldu. Gürcüstan ve Abhazya’nın krallık
hanedanları arasında yapılan bir evlilik sonucu, bu iki
devlet birleşti. XIII.yüzyılda Gürcü Krallığı’nın
Moğollar tarafından yıkılması Abhazya’yı Tiflis’e
bağlılıktan tamamen kurtardı. Karşılıklı ilişkilerin
daha sonraki aşamaları, Abhaz Prensliği’nin Batı
Gürcüstan Devletleri Mingrelya ve İmeretya ile yaptığı
feodal iç savaş özelliği taşır.
XVI-XVIII.
yüzyıllar boyunca Abhaz Prensliği, Osmanlı
İmparatorluğu’nun politik, ekonomik ve dini etki
alanında kaldı.
XIX. yüzyıl
başında iktidardaki Abhaz Prensi Keleşbey Çaçba-Şervaşidze,
daha sonra da oğlu Georgi, Rusya tebasına kabul
edilmeleri ricasıyla Rusya’ya başvurdular. 17 Şubat
1810’da imparatorluk manifestosu yayınlandı, buna göre
Abhazya, Rusya İmparatorluğu’nun “yüksek hamiyetine”
geçti. Rusya’nın bünyesinde de Abhazya politik
özerkliğini ve prenslik hanedanını korudu. Ancak 1864
yılında Abhazya’nın özerk idare sistemi ortadan
kaldırıldı ve iktidardaki son Prens Mihail Çaçba-Şervaşidze
Voronej’e sürgüne gönderildi.
1870’li
yıllarda Abhazya etnik felaket yaşadı. Kafkas
Savaşları’nın sonunda Rusya’nın Kafkasya’daki durumunun
güçlenmesi, Rusya Hükümeti’nin kolonyalist politikasını
artırmasına yaradı. Bu dönemde, halkın yarısından
fazla nüfusunu oluşturan 300 bine yakın Abhaz,
vatanlarını terk ederek bugün kalabalık ve etkin bir
Abhaz diasporası olarak yaşadıkları Türkiye’ye ve Yakın
Doğu ülkelerine göç etmek zorunda bırakıldı.
Boşalan
Abhazya, başta Gürcüler (esas olarak Megreller)
olmak üzere Rus, Ermeni, Rum, Bulgar, Alman, Eston
vb göçmenlerin akınına uğradı. Abhazya hızla etnik
olarak karışık bir bölgeye dönüştü; yerli halkın iradesi
iyice kısıtlandı. 1886’daki sayıma göre
Abhazların oranı %85.7 idi; Gürcüler ise tüm
Abhazya nüfusunun %6’sını oluşturuyorlardı. 1897’de
Rusya’da yapılan ilk genel nüfus sayımına göre
Abhazlar %55.3, Gürcüler ise %24.4 idi.
Rus-Türk
Savaşı sonunda boşaltılan Abhaz topraklarına ve
köylerine Gürcülerin yerleştirilmesi çağrısını
yapanlardan biri de, 1877’de “Tiflisski Vestnik”
Gazetesinde “Abhazya’ya kimi yerleştirmeli?”
başlıklı makalesi yayımlanan ünlü Gürcü toplum adamı ve
yayıncı Y.Gogebaşvili idi. Bu makalede, boşalan
Abhazya’nın Rusya Devleti yararına başarılı ve verimli
kolonizasyonu için gerekli bütün niteliklerin sadece
Megreller’de bulunduğu belirtiliyordu. Gogebaşvili
özellikle şunun altını çiziyordu: “Migreller,
Abhazya’nın en iyi kolonizatörleri sayılarak, göç
ettirilen Abhazların yerine ilk yerleştirilenler
olmalıdır.” (Tiflisski Vestnik, 1877, No:249)
Abhazya’da o
zaman başlayan Gürcü kolonizasyonuna, XIX.yy
60-90’lı yılların Gürcü yayın organları “Droeba”, “Moambe”,
“İveriya”, “Kvali” vb de tanıklık etmektedir.
Şubat
Devrimi’nin haberinin alınmasından sonra, 10 Mart
1917’de Sohum’da Abhazya Halk Temsilcileri toplantısı
yapıldı. Toplantıda alınan bir kararla Geçici Hükümet’in
yerel organı olan “Toplum Güvenlik Komitesi”
kuruldu. Kasım 1917’de yapılan Abhazya Halk Kongresi’nde
ise çok önemli belgeler Abhazya Halk Kongresi
Deklarasyonu ve Halk Konseyi Anayasası kabul edildi.
Deklarasyonda,
gerçek iktidar organı olan Abhazya Halk Konseyi’nin
görevleri hakkında şunlar yer alıyordu: “Birçok şeyin
temelden yıkıldığı, birçok şeyin de yeniden kurulduğu,
koşulların ve bütün Rusya’nın, bunun sonucu olarak da
Abhazya’nın yaşam ortamının değiştiği bu hareketli
günlerde her halk, Rusya’nın yeniden kurulduğu bu
dönemde haklarının ve çıkarlarının unutulmaması ve
suikastlara kurban gitmemesi için duyarlı olmak
zorundadır. Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey
Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların, haklarını koruyacağı
bu olaylarda kendisini destekleyeceklerinden emindir.
Abhazya Halk Konseyi’nin bundan sonraki en önemli
görevlerinden biri de Abhaz halkının kendi kaderini
belirlemesi yönünde çalışmaktır… Abhaz halkı,
Dağıstan, Abhazya ve Kuzey Kafkasya’nın oluşturduğu
Birleşik Dağlılar Birliği’nin bünyesine girmektedir ve
elbette kuzeyde kardeşleriyle en sıkı bağları tesis
etmeye ihtiyacı vardır.”
Abhazların
kendi kaderini belirlemeye yönelik gayretleri o dönemde,
11 Mayıs 1918’de ilan edilen Kuzey Kafkasya
Cumhuriyeti bünyesine girmekle ifadesini buldu. Bu
cumhuriyete Abhazya ile birlikte Adığey,
Khabardey, Çeçenistan, Osetya vb giriyordu.
26 Mayıs
1918’de Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Aynı
yıl haziran ayında bolşevik gruplarla mücadele etmek
bahanesiyle Abhazya topraklarına Gürcü birlikleri
sevkedildi. Bu birliklerin komutanı General Mazniaşvili
Genel Vali oldu. Abhazya’da acımasız bir işgal rejimi
kuruldu. 1918 yılı Ağustos ve Ekim aylarında Abhazya
Halk Konseyi iki defa dağıtıldı, milletvekilleri birçok
kez politik teröre ve baskılara maruz kaldı. Abhaz
ulusal hareketi bastırıldı, barışçıl halkın üzerine ise
Gürcü Hükümeti’nin tenkil müfrezeleri salındı. Bununla
birlikte Gürcüstan’ın Abhazya’daki temsilcisi İsidor
Ramişvili 19 Mart 1919’da üçüncü Abhazya Halk
Konseyi’nin açılışında yaptığı konuşmada “biz işgalci
değiliz ve buradaki toprak bize lazım değil” dedi. (Naşe
Slovo, 21 Mart 1919) Ülkede son haddine varan bir
şovenizm politikası uygulandı. Abhaz halkının anılarında
bu, Abhazya-Gürcüstan ilişkilerinde en kötü dönemdir.
Gürcüstan
Demokratik Cumhuriyeti’nin emperyalist özelliğine,
zamanında İngiliz araştırmacı Behofer dikkat çekmiştir.
1920 yılında çıkan “Denikin Rusyası’nda” adlı
kitabında şunları yazmaktadır: “Özgür ve bağımsız
sosyal demokrat Gürcüstan Devleti, hem sınırları
dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından hem de
devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından
her zaman anılarımda klasik bir “küçük emperyalist”
olarak kalacaktır.”
Mart 1921’de
Sovyet egemenliğinin kurulması Abhazya’da birçok kişi
tarafından Gürcü işgalcilerden kurtuluş ve devlet
yapısının yeniden kurulması olarak algılandı. Gerçekten
ilk önce Bolşevikler, Abhazya’ya “Egemen Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti” ilanının gerçekleştiği politik
seçim özgürlüğü sağladılar. Ancak Aralık 1921’de
Abhazya, Stalin, Orconikidze vb. nin ağır baskısı
altında Gürcüstan ile Şubat 1922’de onaylanan bir
anlaşma imzalamak zorunda bırakıldı.
İki cumhuriyet
arasındaki federatif ilişkiler: O dönemde Abhazya ile
Gürcüstan arasındaki devlet ilişkisi özelliği, sadece
imzalanan anlaşmada değil, “1925 Abhazya SSC
Anayasası’nda ve Gürcüstan’ın federatif esaslar
üzerine kurulmuş bir devlet olduğunu belirten 1927
Gürcüstan SSC Anayasası’nda da yer almıştır.” (Madde
2)
Ancak komünist
Gürcüstan “demokratik” seleflerinin Abhazya’yı ele
geçirmeye yönelik “Abhazya Politikası”nı devam
ettirdi. Gürcüstan Yönetimi, Moskova’da güçlü
koruyucular bularak 11 Şubat 1931’de Abhazya SSC’yi,
Stalin’in iradesiyle Özerk Cumhuriyete dönüştürmeyi ve
Gürcüstan SSC bünyesine katmayı başardı. Abhazya’nın
egemenlik haklarının kısıtlanması en çok Abhazların
ulusal bilinci için kötü oldu. Abhazya’nın statüsünün
Gürcüstan bünyesinde Özerk Cumhuriyet’e indirilmesi tam
bir hafta sonra (18-26 Şubat 1931) Abhazların hükümete
güvensizliklerini belirttikleri günler süren gösterilere
neden oldu. Bu Abhaz halkının Sovyet egemenliği
koşullarında haklarının korunması için yaptığı ilk
kitlesel gösteriydi.
Bununla
birlikte, Abhazya’nın statüsünün düşürülmesine rağmen,
Abhazya SSC’nin Abhazya ÖSSC’ye dönüştürülmesinden sonra
bile Gürcüstan ile Abhazya arasındaki ilişkiler hukuki
açıdan devletlerarası ve federatif karakter taşıyordu.
Abhazya’nın güçlü yöneticisi Nestor Lakoba, Gürcüstan’ın
saldırılarına karşı koyabiliyordu, fakat yönetimden el
çektirilmesinden sonra (Beria’nın emriyle 1936 Aralık’ta
Tiflis’e gönderildi) Abhazya’da hızlı ve yoğun bir
tempoyla Gürcüleştirme politikası uygulandı, okullardaki
öğretim Abhazca’dan Gürcüce’ye çevrildi, Abhaz
alfabesine yeni bir Gürcü grafiği empoze edildi, eski
Abhaz yer adları Gürcüce adlarla değiştirildi, Abhaz
kökenlilerin sosyal gelişimi güçleştirildi. Bu amaca
uygun olarak nüfusun etnodemografik yapısını bozmaya
yönelik asimileci yerleştirme politikaları uygulandı.
1937-1953 döneminde Gürcüstan’ın iç bölgelerinden
Abhazya’ya onbinlerce Gürcü yerleştirildi; bunun
sonucunda Abhazya nüfusu içindeki oranları da arttı.
(1897 yılında %24, 1939’da %30, 1959’da %39.1)
Gürcüleştirme politikasının dayanağı, bazı şovenist
Gürcü tarihçilerinin ortaya attığı “Abhazya’nın
Gürcüstan’ın ezeli toprağı, Abhazların da Gürcülerin
etnik alt kollarından biri olduğu” teorisi idi.
Stalin karşıtı
SBKP kongrelerinden sonra Gürcüleştirme politikasının
baskıcı metodları durduruldu, ancak üstü kapalı şekilde
daha sonra da uygulandı. Ayrıca Tiflis iktidarlarınca
teşvik edilen Gürcü nüfus yayılmacılığı devam etti.
(1970’de %41, 1979’da %43, 1989’da %49) Abhazların
kültürel gelişimi yapay olarak frenlendi. Ancak
Abhazya’nın asıl trajedisi şunda yatmaktadır:
“Cumhuriyet” denilen Özerk devlet yapısı, formal
karakteri yüzünden Tiflis’teki birlik cumhuriyeti
iktidarının kasıtlarından ulusal-politik çıkarlarını
koruyamadı ve gerçek haklarına sahip olamadı.
Mevcut duruma
karşı gelişen protestolar 1950’li yılların sonunda
Tiflis’teki iktidara karşı vatansever Abhaz aydınlarının
önderlik ettiği güçlü bir muhalefet hareketine dönüştü.
Gürcüstan’ın karşısında olunduğu birkaç kez açıkça ifade
edildi; ayrıca Abhazya’nın Gürcüstan’ın bünyesinden
çıkması talebiyle 1957, 1964, 1967, 1978 yıllarında
kitlesel gösteriler ve mitingler yapıldı. Abhaz-Gürcü
ilişkilerinde bundan sonraki aşama ulusal sorundan
kaynaklanan 1989’daki çatışmalardı.
O zamandan
beri pratikte gerginlik azalmadı; Abhazya ve
Gürcüstan’ın ilişkileri daha fazla çatışmaya hazır hale
geldi. SSCB’nin iyice yaklaşan çöküşü ve keza
Gürcüstan’ın toplumsal-politik yaşamında şovenist ve
üniter eğilimlerin artması Abhazlar için Abhazya’nın
devlet egemenliğinin anayasal-hukuksal garantisi
problemini özellikle güncel hale getirdi.
Gürcüstan’da
1990 Ekim’de Zviad Gamsakhurdia’nın iktidara gelmesi,
Tiflis’in Abhazya’ya karşı tutumunu daha da
sertleştirmesiyle kendini gösterdi. Gürcüstan Devlet
Başkanı, Dağıstanlı Avarları ve Rus Duhaborları
(Ortodoks kilisesinin kurallarını reddeden bir mezhep)
vb ülkeden sürerek açıkça Gürcüstan’I etnik
azınlıklardan temizleme politikası güttü.
Gürcüstan
Parlamentosu tek taraflı olarak, Ab-hazya ve
Gürcüstan’ın ilişkisinin uluslararası özelliğini
görmezden gelen kararlar almaya başladı. Abhazya
ÖSSC’nin iktidar organlarının yetkilerini tamamen
kısıtladı ve iş Abhazya’nın devlet yapısını ortadan
kaldırmaya kadar geldi.
Gürcüstan SSC
Yüksek Sovyeti’nin Kasım 1989, Mart ve Temmuz 1990
tarihlerinde yapılan ve Gürcüstan’ın devlet
bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi konusunun
görüşüldüğü oturumlarında, Gürcüstan’da 1921 Şubat’ında
Sovyet egemenliğinin kurulmasını mevcut politik düzenin
–Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti İktidarının-
devrilmesi olarak değerlendiren kararlar alındı.
Gürcüstan’da
Şubat 1921’den beri varolan bütün devlet yapıları gibi
Sovyet Gürcüstan'ı ile imzalanan anlaşmalar da yasa dışı
ve hükümsüz ilan edildi. (Gürcüstan ile RSFSC arasındaki
21 Mayıs 1921 tarihli anlaşma; Transkafkasya SFSC’nin
kuruluşuna ilişkin 12 Mart 1922 tarihli anlaşma ve
SSCB’nin kuruluşuna ilişkin 30 Kasım 1922 tarihli
anlaşma.)
Abhazya ÖSSC
Yüksek Sovyeti, Gürcüstan Parlamentosu’nun tek yönlü
olarak ve Abhaz halkının, Abhazya yüksek iktidar
organları temsilcilerinin görüşünü hesaba katmadan
aldığı bu kararlara kayıtsız kalamazdı. Tarihi adaleti
yeniden tesis etmek ve Abhazya’nın devlet yapısını
korumak amacıyla Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti 25 Ağustos
1990’da iki karar kabul etti.
ABHAZYA
DEVLET EGEMENLİĞİ DEKLERASYONU VE KARARNAME.
Deklarasyonda,
Abhazya’nın devlet yapısının yasal biçimi olarak,
Abhazya halkının özgür iradesiyle kurulan ve 31 Mart
1921’de ilan edilen, fakat Abhaz ulusunun, cumhuriyet
halkının iradesine rağmen 1931’de Gürcüstan SSC
bünyesinde özerk cumhuriyete dönüştürülen “Egemen
Abhazya Sovyet Cumhuriyeti” kabul edildi.
Abhazya ÖSSC
Yüksek Sovyeti, kararnamesinde Gürcüstan
Parlamentosu’nun kararlarını politik ve hukuki yönden
değerlendiren Abhazya yüksek iktidar organı şu sonuca
vardı: Gürcüstan SSC Yüksek Sovyeti’nin mevcut iktidar
organlarını ve onlar tarafından imzalanan anlaşmaları
yasadışı ve geçersiz sayan kararlarından “Gürcüstan ile
Abhazya arasında önceki devlet organlarınca imzalanan
anlaşmaların da yasadışı ve geçersiz sayıldığı,
Abhazya’nın Gürcüstan SSC bünyesine girmesinin de hukuki
zeminini yitirdiği sonucu çıkmaktadır.”
Silahlı darbe
sonucu Tiflis’de iktidara gelen askeri konsey, Şubat
1992’de “1978 tarihli Gürcüstan anayasasının
feshedilmesi” ve Abhazya ÖSSC gibi devlet-hukuk
ilişkileri öğelerinin yer almadığı “1921 tarihli
Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti anayasasına geçilmesi”
kararı aldı. Hukuki açıdan Abhazya ÖSSC’nin devlet-hukuk
ilişkileri içinde bulunduğu Gürcüstan SSC’nin böyle bir
karar almasından sonra varlığı ortadan kalkmış ve
Abhazya ÖSSC ile hiçbir düzenlenmiş hukuki ilişkisi
olmayan yeni bir devlet, Gürcüstan Demokratik
Cumhuriyeti kurulmuştur.
Cumhuriyetler
arasındaki hukuki çözümsüzlükleri ortadan kaldırmak
amacıyla ve Abhazya’nın Gürcüstan ile devletlerarası
ilişkilerini yeniden kurmak gayretiyle Abhazya
Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti, Abhazya halkının iradesini
yansıtan ve ulusların kendi kaderini belirleme hakkını
yaşama geçiren “Abhazya topraklarında 1925 Abhazya
anayasasını geçerli sayan” bir karar aldı. Bu anayasaya
göre, “Abhazya Cumhuriyeti, topraklarında devlet
egemenliğini kendi iradesiyle ve başka hiçbir iktidara
bağlı olmaksızın gerçekleştiren egemen bir devlettir.”
(Madde 5)
Anayasanın bu
hükmüne ve uluslararası hukuk normlarına uygun olarak
Abhazya toprakları sadece tek bir devletin, Abhazya
Cumhuriyeti’nin tam ve münhasır egemenliğinde
bulunmaktadır ve diğer bir devletin yasaları ve
egemenliği geçersizdir.
Şunun da
altını çizmek gerekir ki, Abhazya’nın kendi toprakları
üzerinde egemenlik ilkesi, yürürlüğe konan Abhazya ÖSSC
anayasasının 65. maddesinde, Gürcüstan SSC anayasasının
81. maddesinde, SSCB anayasasının 84. maddesinin ve
kendi rızası olmadan özerk cumhuriyetlerin sınırlarının
değiştirilemeyeceğini söyleyen SSCB’nin “SSCB ve
federasyonları arasında yetkilerin belirlenmesi”
hakkındaki yasanın 3. maddesinde tespit edilmiştir.
Yukarıda
ortaya konanlara bağlı olarak Gürcüstan’ın iddialarının
devletin toprak bütünlüğü, sınırların dokunulmazlığı
gibi genel ilkelere dayanması iflas etmiştir; Zira tarih
boyunca Gürcüstan ve Abhazya’nın belirlenmiş, şu veya
bu şekilde tespit edilmiş kendi toprakları ve sınırları
olmuştur.
Gürcüstan’ın
ve bütün eski SSCB’nin sınırlarından bahsederken, bu
cumhuriyetlerin BM’ye kabul edilmeleri olgusunun
sınırların ve toprakların uluslararası hukuk tarafından
onaylanması anlamına gelen bir argüman olarak
değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü SSCB dağıldığında
ulusal-devlet yapılarının toprakları ve sınırları
uluslararası hukuksal değil, idari ve iç politik bir
karakter taşıyordu. Uluslararası hukuk’a göre tanınmış
olan eski SSCB’nin dış sınırlarıydı.
Gürcüstan
Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na (BM)
kabulü konusunda bir şey söylemek gerekirse,
yöneticileri silahlı darbeyle gelen bir devleti dünya
topluluğuna kabul etmekle BM’nin kendisi uluslararası
hukuk normlarına saygısızlık etmiştir. BM’ye kabul
Gürcüstan’ın değil, Eduard Şevardnadze’nin
gayretlerinin sonucudur.
Şunu da
belirtmek gerekir ki, eski birlik cumhuriyetlerinin
bugün aynı şekilde tanınması, bu topraklarda yaşayan
halkların hak ve çıkarlarının “uluslararası hukuk’un”
gereklerinin hiçbiri göz önüne alınmadan, bu halkların
özgür iradesi olmaksızın ve hatta onların çıkarlarına
aykırı olarak zorla gerçekleşmektedir.
Üstelik eski
SSCB cumhuriyetleri BM’ye kabul edildikleri zaman, bu
birlik cumhuriyetlerinin bünyesine giren bir çok ulus (Abhazlar
da dahil) kendi devlet egemenliklerini ilan eden
kararlar almışlardı. SSCB’nin “federasyon üyeleri”
hakkındaki yasasına göre, özerk cumhuriyetler birlik
cumhuriyetleriyle aynı ölçüde SSCB Federasyonu’nun
öğeleri olarak kabul ediliyorlardı. Bu şekilde eski
birlik cumhuriyetleri BM’ye, sadece hesapsız değil,
birçok halkın, özellikle de 1000 yıldan fazla devlet
geleneğine sahip Abhaz halkının ulusal-devlet
bağımsızlığı ve egemenliği deklarasyonu açıkça ihlal
edilerek kabul edilmiştir.
SSCB’nin
çöküşünden sonra, uzun yıllar ilk defa eski SSCB’nin
bütün halklarının uluslararası hukuk normları temelinde
kendi ulusal-devlet yapılarını gerçekleştirme imkanı
ortaya çıktı. Bir çok halk bağımsızlık ve egemenlik
kararını ve gerekli deklarasyonu kabul ederek kendi
bağımsız devletlerini kurmak için uluslararası hukuk’un
gereklerine uygun şekilde bu uygar yolu seçtiler.
Abhazya halkı da kendine bu yolu seçti.
Ancak
Gürcüstan bütün dünyaya, büyük ve küçük her ulusun kendi
kaderini belirleme hakkı olduğunu, kendi politik
statüsünü özgürce belirlemek, kendi ekonomik, sosyal ve
kültürel gelişimini özgürce sağlamak hakkı olduğunu
kabul eden uluslararası anlaşmalara ve BM tüzüğünün
temel ilkelerine saygısızlığını ve imparatorluk
emellerini bütün dünyaya göstermiştir.
Kendi halkı
için özgürlük, bağımsızlık ve kaba bir dikta, diğer
küçük ve bu yüzden de savunmasız halka karşı açık bir
şovenizm; işte Gürcüstan’ın Abhazya’ya yönelik
politikasının temelinde yatan iki ahlak anlayışı.
Şevardnadze’nin Gürcüstan radyosunda 7 ve 8 Aralık’ta
yaptığı konuşmaların Abhaz halkını endişelendirmemesi
mümkün değildir. Gürcüstan lideri bu konuşmalarında,
bütün Abhaz halkının imha edilmesi niyetini açıkça
itiraf ediyor. Gürcü komünistlerin eski önderi özellikle
şunların altını çiziyor:
“Buranın
Gürcü toprağı olduğunu ve burada Gürcüstan Devleti’nin
kuracağı düzenin geçerli olacağını herkes anlamalıdır…
Gürcüstan’ın kaderi, özgürlüğe ve bağımsızlığa giden
yolu bugün Abhazya’da çözülüyor. Bu yüzden bütün Gürcü
vatandaşlarını Gürcüstan’ın bu özgürlük ve bağımsızlık
mücadelesinde elinden geleni yapmaya çağırdım.
Tekrarlıyorum, bu karar kendimle yaptığım mücadele
sonunda inançlarıma ve görüşlerime aykırı olarak benim
tarafımdan alınmıştır. Bu doğru değildir fakat başka yol
yoktur… Bu savaş uzun olmamalıdır; dünya bize inanıyor
ve dünya bize bir kez inandı, onu aldatmamak zorundayız.
Biz barış yanlısıyız ve mümkün olduğunca çabuk bu savaşı
bitirmek zorundayız. 2000’li yıllara doğru Gürcüstan
dünyanın en mutlu ülkesi olacaktır.”