Bugün, bir
asra yakın süren Kafkas-Rus savaşlarının atalarımız
adına mağlubiyetle noktalandığı ve Rus Çarlık
yönetimince savaş yorgunu kahraman atalarımıza; “Ya
Kuban ötesi steplerde bizim istediğimiz yerlere
yerleşmeye razı olursunuz, ya da bir ay içerisinde
Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde
gitmediğiniz takdirde köylerinizi de evlerinizi de
tümüyle yakarız” diye kesin talimat verildiği gündür.
Diğer bir ifadeyle tarihi ata topraklarımızdan
sürülüşümüzün 135.yıl dönümüdür. Ve bugün, Kuzey
Kafkasya’daki Cumhuriyetlerimizde, Çerkeslerin yaşamakta
olduğu dünyanın 40 dan fazla ülkesinin tüm derneklerinde
anma törenleri düzenlenmektedir.
Dünya var
olalı insanoğlu pek çok nüfus hareketi yaşamıştır. Kimi
gönüllü olarak, kimi geçici olarak kimisi de sürekli
olmak üzere yer değiştirmiştir. Ne var ki tarihin
kaydettiği hiç bir nüfus hareketi, Özellikle Kuzey
Kafkasyalıların yaşadığı sürgün dramıyla kabili kıyas
değildir. Yakın tarihimizde BOSNA ve KOSOVA göçlerini
yaşadık. Haber bültenlerindeki görüntüler ve açıklayıcı
bilgiler yürek parçalayıcıydı. Ne var ki 5-10 gün
içerisinde başta Türkiyemiz olmak üzere tüm dünyada
barınma, beslenme ve sağlık ihtiyaçları için seferber
oldu ve zayiat olmadı. Oysa, 135 yıl önce bu günkü
koşullar yoktu.
Savaşlar
nedeniyle azalan nüfusunu artırmayı, Gerilla
savaşlarında çok başarılı olan Çerkeslerden 80.000
kişilik bir gerilla kuvveti teşkil etmeyi ve tarımsal
üretim alanlarını artırmayı hesaplayarak Çerkes
göçmenlerini kabule başlayan Osmanlı İmparatorluğu,
elindeki imkanları seferber etmeye çalışmışsa da
400.000-450.000 insanımızın; açlık, bulaşıcı hastalık ve
deniz ulaşım araçlarına aşırı yolcu alınması nedeniyle
meydana gelen kazalar sonucunda telef olmasına ve bir
kısmının da köle tacirlerinin eline düşmesine engel
olamadı. Kafkas göç ve sürgünlerini işleyen çoğu da
bilimsel olan 9 ayrı kitap vardır. Bunların verdikleri
rakamların ortalama ağırlığına göre 1.500.000 insanın
Kafkasya’dan ayrılmış olduğu ve 1.000.000 kadarının sağ
olarak yerleşme yerlerine ulaşabildikleri
anlaşılmaktadır. 93 harbi sonunda Abhazya’dan koparılan
100.000 kişilik göçle Balkanlardan başlatılan ikinci
sürgün olayının zayiatları bu rakamlara dahil değildir.
(1)
Ülkemizde;
Kafkasya, denilince sadece Güney Kafkasya’yı oluşturan
Gürcüstan, Azerbaycan, Ermenistan, Karabağ ve Nahçıvan
akla gelir. Oysa, 1200 kilometrelik bir alana yayılmış
Kafkas sıra dağlarının hemen kuzeyinde Kuzey Kafkasya
yani bizlerin tarihi vatanı yer almaktadır. Ve orada 8
ayrı küçük Cumhuriyetimiz mevcuttur. Bunlardan Abhazya
Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna Gürcüstan ile eşit
koşullarda katıldığı halde Stalin ve Beria tarafından
statüsü antidemokratik şekilde düşürülmüş ve zorla
Gürcüstan’a bağlanmıştır. Keza, Osetya da ikiye bölünmüş
ve Güneyi aynı tarzda Gürcüstan içinde kalmıştır. Adığey,
Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Çeçenistan, Osetya,
Dağıstan ve İnguşetya bu gün Rusya Federasyonu
içerisindedirler.
Kuzey
Kafkasya’nın; tarihin bilinen ilk zamanından beri
yerleşik=Otokton halkları; Abazalar; Adığe grupları,
Wubıhlar, Çeçen-İnguşlar, Osetler, Dağıstanlılardır.
Binlerce yıldır bu halklarla birlikte yaşayıp ortak
Kafkas Kültürünün oluşmasına katkıda bulunan Karaçay,
Balkar, Nogay ve Kumuk gibi Türk kökenli halklar da
dahil hepsine birden Türkiye de ÇERKESLER, Arap
ülkelerinde ÇERAKİSE ve batılılarda CİRKASYEN
denilmektedir. Kafkasya’da Çerkes ortak ismi
kullanılmaz, bu sözcük Kuzey Kafkasya’nın asıl
halklarından KAS kavminden neşetle eski Yunan
tarihçilerinin eserlerinde yer alan KHERKET, KİR-KAS,
CİR-KAS, KAS-Bİ gibi kelimelerin değişik dillerdeki
telaffuzlarından doğmuştur. (2)
Kimileri,
Kuzey Kafkasya’nın otokton halkları olan Çerkesleri
zoraki Turani kökenli gösterme gayreti içerisindedirler.
Kimileri de zaten son 30-35 yıldır yoğun şekilde
yaşanmakta olan Asimilasyonu daha da hızlandırabilmek
maksadıyla Çerkes tarihi, edebiyatı ve medeniyeti diye
bir şeyin olmadığını yazmaktadırlar. Allah’a çok şükür,
hiçbir Kafkaslı vatansız da değil, tarihsiz de değil,
medeniyetsiz de değil, edebiyatsız da...
Alman,
İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus, Çin, Arap kökenli bilim
adamları; Çerkesler diye bildiğimiz Kuzey Kafkaslı
halkların, Kuzey Kafkasya’nın en eski otokton halkı
olmalarının ötesinde, Beyaz ırkın kaynağı olduklarını ve
henüz aydınlatılamayan bazı eski Önasya kültürlerinin de
kaynağı olabileceklerine dair önemli tezler
geliştirmektedirler.
Ünlü
araştırmacı John F.Beddaley’a göre çağlarboyu
Kafkasya’yı işgal edip geçen; Persliler, Romalılar,
Bizanslılar, İranlılar, Araplar, Moğollar... gibi
kavimlerin hiçbirisinin, asıl tarihi Kafkasyalılarla
ilgisi yoktur. Asıl Kafkasyalılar, Asya-Avrupa arası
düzlüklerde yaşayıp, kaybolmuş bir ırktandırlar. (3)
Profesör MAR
ve Onu izleyen Rus bilim adamlarına göre; “Hiç şüphe
yoktur ki Kafkasya en eski kültür ocaklarından, maden
kültürünün de en eski ve en önemli merkezlerinden
biridir. Kafkasya maden kültürü, Avrupa,Asya,Ön Asya,
Küçük Asya ve Ege’yi birbirine bağlar.” (4)
Edinburg
Üniversitesi öğretim üyesi Stuart PİGGOT: “Bazıları
Kafkasya’daki bu uygarlığın bilinmeyen bir ırk
tarafından yaratılmış olduğunu söylemektedirler. Oysa,
İsa’dan 3.000 yıl önce Kuban’da çok gelişmiş bir
uygarlık meydana gelmiştir. İleri bronz çağı içinde
gelişen Kuban kültürü, demir çağına kadar devam etmiş
olup bu kültür KİMMERLER’ e aittir. Çerkesya denilmekte
olan Kuzeybatı Kafkasya’da Maykop da demir, altın, gümüş
üzerine ilk gelişme ve atlı süvari organizasyonları
tümüyle Kimmerler tarafından yaşanmıştır. Avrupalılar
bu kültürü çok sonradan öğrenmişlerdir.” (5)
Aralarında
Yusuf İzzet Paşa, Aytek Namitok ve İsmail Berkok
rahmetlinin de bulunduğu birçok araştırmacının
eserlerine göre Kimmerlerin KAS kavminden geldiğini ve
Çerkeslerin atası sayıldığını zaten biliyoruz. (6)
Tarihi Kuzey
Kafkas halklarının KAS kavminden gelmekte olduğunu ilk
kez belirleyen Prof.A.Writhte, eski Hint-Avrupa
kültürünün menşeinin Kafkasya’da aranması gerektiğini
söyleyen Prof.Jorj MONTANDAN ve M.Ö.5000 ile 2000
arasındaki dönemde KAS ırkının ve dolayısıyla
Kafkaslıların tüm Karadeniz’in çevresine hakim bir
medeniyet yaşadıklarını söyleyen Alexandre BAŞMAKOF’un
savları da aynı görüşü teyid etmektedir. (7, 8, 9)
Alman Yazar F.M.Von
BODENSTEDTS: “Çerkeslerin aslı çok eski devirlere
dayanır. Onlar, Kafkasya’nın birinci özgür
halklarıdırlar.” (10)
İngiliz
Dr.Robert YLALİ : Kafkasya ve Kafkasyalılardan
bahsederken; “burası uygarlığın beşiğidir.” (11)
İskoç SİR
Fiteroy MACLYEAN : “Kafkasya çok eski ve gizemli bir
ülke olup yerli halkları Çerkesler, Çeçenler ve
Dağıstanlılardır.” (12)
İngiliz Neglay
FARSON: “Çerkesler, büyülü ülke Kafkasya’nın en eski ve
en iyi atlı savaşçılarıdırlar.” (13)
Elizabeth W.Lattimer;
“Kafkasya’nın dağlıları olan Çerkesler, eski zırhlı
şövalyelere benzerler. Simaları ve şekilleri Avrupalı
gibidir” demektedirler. (14)
Kuban kültürü
ile yakından ilgilenen bir çok tarihçi, bilim adamı ve
arkeolog Kuzey Kafkas kültür ve dillerinin henüz
çözümlenemeyen bazı kültür kalıntılarının
okunabilmesinde bir anahtar rolü oynarsa bu durum
sürpriz sayılmamalıdır diye düşünüyorlarsa sırf bu
nedenle bile olsa, köklü Kafkas kültürü ve dillerinin
WUBIH dilinin akıbetine uğramaması için tüm kültür
kurumlarını ve yetkilileri işbirliğine, arkeoloji
camiasını da halen Maykop, Krosnadar, Moskova ve
Leningrad’da korunmakta olan Kuban-Maykop kültürü ürünü
eserleri yakından incelemeye ve uzmanlarıyla
yardımlaşmaya davet ediyorum.
Bugün,
Abhazya, Adığey, Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar ve Kıyı
Boyu Şapsığ bölgelerinde o toprakların hakiki sahipleri
% 60-85 arasında sürüldüklerinden bu cumhuriyetlerde
yerlilerin oranı % 18-40 arasında değişmektedir.
Çeçenistan, Dağıstan ve Osetya’da bu oranlar % 60 ların
üzerinde olduğundan dönüş sorunu birincil meseleleri
değildir. Buna karşın, Kuzey Batı Kafkasya’daki
cumhuriyetlerin ve bölgelerin ebediyen Çerkes
halklarına ait kalmasını istiyorsak, belirli bir
program dahilinde ve gönüllülük esasına göre ihtiyaç
kadar nüfusun geri götürülmesi gerekmektedir. Bu konuda
diasporada yaşayan halkımızın istenilen seviyede bilgi
sahibi olduğu söylenemez. Bir zamanlar dönüş bir ütopik
olarak değerlendiriliyordu. Bu gün ise önemli bir
ihtiyaç haline gelmiştir. Meselenin ciddiyetinin tam
anlamıyla anlaşılabilmesi için çok sayıda insanımızın
oraya gidip bizzat inceleme yaparak karar vermesinde
fayda bulunmaktadır.
Abhazya
özelinde ise, başlattığı savaşla binlerce insanı göçmen
konumuna düşürüp sonra da onların dönüşü konusunu
uluslar arası arenada kendi çıkarına kullanan
Gürcüstan’ın; 135 ve 122 yıl önce sürgüne gönderilen ve
bugün sayıları 600.000 den fazla olan asırlık sürgün
Abhazlardan dönmek isteyenlerin dönüşünü sağladıktan
sonra, sonradan Abhazyalı olan ve halen göçmen
konumundaki o insanların suçsuz olanlarının dönüşünün
bir an önce tamamlanması, suçlular için de yargı yolunun
açılması gereklidir. Hak ve hakkaniyet bunu icabettirir.
Genel Merkezi
Çerkesk kentinde bulunan Dünya Çerkes Birliği’nin, Rus
yetkililerin de hazır bulunduğu Genel Kurullarında almış
olduğu dönüş hakkına ilişkin kararlara binaen, UNPO ve
Birleşmiş Milletlerden talep de bulunması üzerine,
alınmış bir karar ve Rusya Federasyonu’na yapılmış olan
bir tebligat mevcuttur. Bu tebligatta “Çerkeslere
Sürgündeki Ulus” statüsü tanınması ve dileyenlerin geri
dönüşüne maddeten yardımcı olunması, dönmeyeceklere de
Çifte pasaportla Çifte vatandaşlık hakkı verilmesi
istemi yer almış olup, konu halen DUMA’nın
gündemindedir. Rusya açık bir karar alıp bir tavır
koymamışsa da DÖNÜŞ yasasını çıkartmış, 1998-2000
yılları bütçesine kısmi de olsa ödenek koymayı taahhüt
etmiş ve KOSOVA Çerkesleri için özel kararname
yayınlayarak kendi özel uçaklarıyla onları Adığey’e geri
götürmüştür. Çifte pasaport ve çifte vatandaşlık
görüşüne de sıcak bakmaktadır. Bütün bunları hayırlı
birer başlangıç sayıyor ve Dünya Çerkeslerinin
isteklerinin alenen değilse bile zımnen kabul edildiği
anlamını çıkarıyoruz. (15)
Hal böyle
olunca, vatandaşı olmaktan gurur duyduğumuz Türkiye
Cumhuriyeti yönetimlerinin; Kafkasya’ya geri dönmek
isteyenler adına Rusya Federasyonu ve Gürcüstan ile
görüşmesini ve her iki tarafın yardımlarının teminini,
dönmeden bu ülkede kalmak isteyenlere de kendi örgütsel
imkanlarıyla da olsa tarihi dillerini ve kültürlerini
muhafaza ve geliştirmekte mümkün olan her türlü
kolaylığı sağlamasını diliyoruz. Böylelikle, Kafkasya’da
ve Türkiye’de parçalanmış olarak yaşamakta olan
ailelerin birbirleriyle iletişimi de sağlanmış olur.
Ülkemizin
üniter yapısına saygılı, çağdaş ve laik demokratik
Cumhuriyete gönülden bağlı, yıkıcı ve bölücü unsurlarla
kıyaslanması asla mümkün olmayan ÇERKESLER’in güvenilir
bir alt etnik kültür gurubu oluşu da dikkate alınarak
yönetimlerimizin gereken ilgi ve kolaylıkları
göstereceklerine inanıyor ve güveniyoruz.
KARADENİZ
Ekonomik Topluluğu organizasyonu, dolaylı da olsa İPEK
YOLU’nun yeniden ihya edilmesi projesi ve Batılıların
Karadeniz sahillerinde Serbest Ticaret bölgeleri
oluşturulmasına yönelik görüşleri, Abhazya ve Kıyıboyu
Şapsığ bölgesine özel bir önem kazandırmaktadır.
Muhtemeldir
ki; son zamanlarda bu topraklardaki demografik yapıda
vücuda gelen değişiklikler de bu ihtimalin şimdiden
dikkate alınmış olmasının bir sonucudur. Hal böyle
olunca Türk kültürü ve anlayışıyla eğitim görmüş ve
ticari tecrübesi bulunan hemşehrilerimizden bir
bölümünün geri dönüp, özellikle Kıyıboyu Şapsığ, Adığey,
Karaçay-Çerkes ve Abhazya’daki tarihi topraklarına
yerleşmiş olmasının, Adığey’de halen yatırım yapmakta
olan Amerikalı, Almanyalı, Fransalı ve İtalyalı
işadamları yerine ve daha fazla geç kalmadan Türk
işadamlarının yatırımı ile üretime ve ticarete yön
verilmesinin artı sonuçları tümüyle Türkiye ile Kuzey
Kafkasya’nın çıkarına olacaktır. Hiç kuşkusuz Türki
Cumhuriyetlere giden yolların güzergahı ve emniyeti de
gözden uzak tutulmaması gereken bir başka nedendir.
Sözlerime son
verirken şu hususun da bilinmesini istiyorum. Bizler,
Yüce Atatürk’ün vazettiği “Yurtta sulh, Cihanda Sulh”
ilkesine sıkı sıkıya bağlı ve barışseveriz. Ülke içinde
ve dışında kavga, anarşi ve savaş istemiyoruz. Nüfus ve
ekonomi transferi dahil Kafkasya ile olan her türlü
ilişkimizde de barış içinde işbirliğinin egemen olmasını
istiyoruz. Türkiyemizde yaşayan 6 milyona yakın Kuzey
Kafkas kökenli Türk vatandaşı olarak; Türkiye ile Kuzey
Kafkasya arasında sağlam bir ekonomi ve kültür köprüsü
olmak istiyoruz. Bu köprüden her geçişin tarafların
refahına katkıda bulunmasını arzuluyoruz. Zira, orası da
burası da bizim vatanımızdır.
KAYNAKLAR:
1. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.528
- Kırım
ve Kafkas Göçleri-A.Saydam s.63 ve devamı
- Rumeli’den
Anadolu’ya Türk Göçleri-N.İpek s.22-106
- Ölüm
ve Sürgün-J.Mc Carthy, s.32-116
- Çerkes
Sürgünü-Nihat Berzeg s.121-160
- Kafkasya’dan
Anadolu’ya Göçler-B.Habiçoğlu s.70-73
- Kemal
Karpat, Bilal Şimşir ve Süleyman Erkan’dan alıntı, dip
notlar.
2. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.57-62
3. Kırım
ve Kafkas Göçleri-A.Saydam, s.16-20
4. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.56
5. Kafkasya
Yazıları-Osman Aydın Erkan, sayı 4, s.49
6. Kafkasya
Yazıları-Osman Aydın Erkan, sayı 4, s.50
7. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.42-43
8. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.69
9. Tarihte
Kafkasya-İ.Berkok, s.69-70
10.
Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.50
11.
Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.52
12.
Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.50-51
13.
Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.52
14.
Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.51
15.
Çerkes
Dünyası 1998, sayı 1, s.24-25