NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : MART - NİSAN 1999

12

YIL / SAYI : 3 / 12
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
135 YILIN ARDINDAN KAFKAS SÜRGÜNÜ

Muhittin Ünal


 

Bugün, bir asra yakın süren Kafkas-Rus savaşlarının atalarımız adına mağlubiyetle noktalandığı ve Rus Çarlık yönetimince savaş yorgunu kahraman atalarımıza; “Ya Ku­ban ötesi steplerde bizim istediğimiz yerlere yerleşmeye razı olursunuz, ya da bir ay içerisinde Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde gitmediğiniz takdirde köylerinizi de evlerinizi de tümüyle yakarız” diye kesin talimat verildiği gündür. Diğer bir ifadeyle tarihi ata topraklarımızdan sürülüşümüzün 135.yıl dönümüdür. Ve bugün, Kuzey Kafkasya’daki Cumhuriyetlerimizde, Çerkeslerin yaşamakta olduğu dünyanın 40 dan fazla ülkesinin tüm derneklerinde anma törenleri düzenlenmektedir.

 

Dünya var olalı insanoğlu pek çok nüfus hareketi yaşamıştır. Kimi gönüllü olarak, kimi geçici olarak kimisi de sürekli olmak üzere yer değiştirmiştir. Ne var ki tarihin kaydettiği hiç bir nüfus hareketi, Özellikle Kuzey Kafkasyalıların yaşadığı sürgün dramıyla kabili kıyas değildir. Yakın tarihimizde BOS­NA ve KOSOVA göçlerini yaşadık. Haber bültenlerindeki görüntüler ve açıklayıcı bilgiler yürek parçalayıcıydı. Ne var ki 5-10 gün içerisinde başta Türkiyemiz olmak üzere tüm dünyada barınma, beslenme ve sağlık ihtiyaçları için seferber oldu ve zayiat olmadı. Oysa, 135 yıl önce bu günkü koşullar yoktu.

 

Savaşlar nedeniyle azalan nüfusunu artırmayı, Gerilla savaşlarında çok başarılı olan Çerkeslerden 80.000 kişilik bir gerilla kuvveti teşkil etmeyi ve tarımsal üretim alanlarını artırmayı hesaplayarak Çerkes göçmenlerini kabule başlayan Osmanlı İmparatorluğu, elindeki imkanları seferber etmeye çalışmışsa da 400.000-450.000 insanımızın; açlık, bulaşıcı hastalık ve deniz ulaşım araçlarına aşırı yolcu alınması nedeniyle meydana gelen kazalar sonucunda telef olmasına ve bir kısmının da köle tacirlerinin eline düşmesine engel olamadı. Kafkas göç ve sürgünlerini işleyen çoğu da bilimsel olan 9 ayrı kitap vardır. Bunların verdikleri rakamların ortalama ağırlığına göre 1.500.000 insanın Kafkasya’dan  ayrılmış olduğu ve 1.000.000 kadarının sağ olarak yerleşme yerlerine ulaşabildikleri anlaşılmaktadır. 93 harbi sonunda Abhazya’dan koparılan 100.000 kişilik göçle Balkanlardan başlatılan ikinci sürgün olayının zayiatları bu rakamlara dahil değildir. (1)

 

Ülkemizde; Kafkasya, denilince sadece Güney Kafkasya’yı oluşturan Gürcüstan, Azerbaycan, Ermenistan, Karabağ ve Nah­çıvan akla gelir. Oysa, 1200 kilometrelik bir alana yayılmış Kafkas sıra dağlarının hemen kuzeyinde Kuzey Kafkasya yani bizlerin tarihi vatanı yer almaktadır. Ve orada 8 ayrı küçük Cumhuriyetimiz mevcuttur. Bunlardan Abhazya Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna Gürcüstan ile eşit koşullarda katıldığı halde Stalin ve Beria tarafından statüsü antidemokratik şekilde düşürülmüş ve zorla Gürcüstan’a bağlanmıştır. Keza, Osetya da ikiye bölünmüş ve Güneyi aynı tarzda Gürcüstan içinde kalmıştır. Adığey, Kabartay-Balkar, Ka­ra­çay-Çerkes, Çeçenistan, Osetya, Dağıstan ve İnguşetya bu gün Rusya Federasyonu içerisindedirler.

 

Kuzey Kafkasya’nın; tarihin bilinen ilk zamanından beri  yerleşik=Otokton halkları; Abazalar; Adığe grupları, Wubıhlar, Çeçen-İnguşlar, Osetler, Dağıstanlılardır. Binlerce yıldır bu halklarla birlikte yaşayıp ortak Kafkas Kültürünün oluşmasına katkıda bulunan Karaçay, Balkar, Nogay ve Kumuk gibi Türk kökenli halklar da dahil hepsine birden Türkiye de ÇERKESLER, Arap ülkelerinde ÇERAKİSE ve batılılarda CİRKASYEN denilmektedir. Kafkasya’da Çerkes ortak ismi kullanılmaz, bu sözcük Kuzey Kafkasya’nın asıl halklarından KAS kavminden neşetle eski Yunan tarihçilerinin eserlerinde yer alan KHERKET, KİR-KAS, CİR-KAS, KAS-Bİ gibi kelimelerin değişik dillerdeki telaffuzlarından doğmuştur. (2)

 

Kimileri, Kuzey Kafkasya’nın otokton halkları olan Çerkesleri zoraki Turani kökenli gösterme gayreti içerisindedirler. Kimileri de zaten son 30-35 yıldır yoğun şekilde yaşanmakta olan Asimilasyonu daha da hızlandırabilmek maksadıyla Çerkes tarihi, edebiyatı ve medeniyeti diye bir şeyin olmadığını yazmaktadırlar. Allah’a çok şükür, hiçbir Kafkaslı vatansız da değil, tarihsiz de değil, medeniyetsiz de değil, edebiyatsız da...

 

Alman, İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus, Çin, Arap kökenli bilim adamları; Çerkesler diye bildiğimiz Kuzey Kafkaslı halkların, Kuzey Kafkasya’nın en eski otokton halkı olmalarının ötesinde, Beyaz ırkın kaynağı olduklarını ve henüz aydınlatılamayan bazı eski Önasya kültürlerinin de kaynağı olabileceklerine dair önemli tezler geliştirmektedirler.

 

Ünlü araştırmacı John F.Beddaley’a göre çağlarboyu Kafkasya’yı işgal edip geçen; Persliler, Romalılar, Bizanslılar, İranlılar, Araplar, Moğollar... gibi kavimlerin hiçbirisinin, asıl tarihi Kafkasyalılarla ilgisi yoktur. Asıl Kafkasyalılar, Asya-Avrupa arası düzlüklerde yaşayıp, kaybolmuş bir ırktandırlar. (3)

 

Profesör MAR ve Onu izleyen Rus bilim adamlarına göre; “Hiç şüphe yoktur ki Kafkasya en eski kültür ocaklarından, maden kültürünün de en eski ve en önemli merkezlerinden biridir. Kafkasya maden kültürü, Avrupa,Asya,Ön Asya, Küçük Asya ve Ege’yi birbirine bağlar.” (4)

 

Edinburg Üniversitesi öğretim üyesi Stuart PİGGOT: “Bazıları Kafkasya’daki bu uygarlığın bilinmeyen bir ırk tarafından yaratılmış olduğunu söylemektedirler. Oysa, İsa’dan 3.000 yıl önce Kuban’da çok gelişmiş bir uygarlık meydana gelmiştir. İleri bronz çağı içinde gelişen Kuban kültürü, demir çağına kadar devam etmiş olup bu kültür KİMMERLER’ e aittir. Çerkesya denilmekte olan Kuzeybatı Kafkasya’da Maykop da demir, altın, gümüş üzerine ilk gelişme ve atlı süvari organizasyonları tümüyle Kim­mer­ler tarafından yaşanmıştır. Avrupalılar bu kültürü çok sonradan öğrenmişlerdir.” (5)

 

Aralarında Yusuf İzzet Paşa, Aytek Namitok ve İsmail Berkok rahmetlinin de bulunduğu birçok araştırmacının eserlerine göre Kimmerlerin KAS kavminden geldiğini ve Çerkeslerin atası sayıldığını zaten biliyoruz. (6)

 

Tarihi Kuzey Kafkas halklarının KAS kavminden gelmekte olduğunu ilk kez belirleyen Prof.A.Writhte, eski Hint-Avrupa kültürünün menşeinin Kafkasya’da aranması gerektiğini söyleyen Prof.Jorj MONTANDAN ve M.Ö.5000 ile 2000 arasındaki dönemde KAS ırkının ve dolayısıyla Kafkaslıların tüm Karadeniz’in çevresine hakim bir medeniyet yaşadıklarını söyleyen Alexandre BAŞMAKOF’un savları da aynı görüşü teyid etmektedir. (7, 8, 9)

 

Alman Yazar F.M.Von BODENSTEDTS: “Çerkeslerin aslı çok eski devirlere dayanır. Onlar, Kafkasya’nın birinci özgür halklarıdırlar.” (10)

 

İngiliz Dr.Robert YLALİ : Kafkasya ve Kafkasyalılardan bahsederken; “burası uygarlığın beşiğidir.” (11)

 

İskoç SİR Fiteroy MACLYEAN : “Kafkas­ya çok eski ve gizemli bir ülke olup yerli halkları Çerkesler, Çeçenler ve Dağıstanlılardır.” (12)

 

İngiliz Neglay FARSON: “Çerkesler, büyülü ülke Kafkasya’nın en eski ve en iyi atlı savaşçılarıdırlar.” (13)

 

Elizabeth W.Lattimer; “Kafkasya’nın dağ­lıları olan Çerkesler, eski zırhlı şövalyelere benzerler. Simaları ve şekilleri Avrupalı gibidir” demektedirler. (14)

 

Kuban kültürü ile yakından ilgilenen bir çok tarihçi, bilim adamı ve arkeolog Kuzey Kafkas kültür ve dillerinin henüz çözümlenemeyen bazı kültür kalıntılarının okunabilmesinde bir anahtar rolü oynarsa bu durum sürpriz sayılmamalıdır diye düşünüyorlarsa sırf bu nedenle bile olsa, köklü Kafkas kültürü ve dillerinin WUBIH dilinin akıbetine uğramaması için tüm kültür kurumlarını ve yetkilileri işbirliğine, arkeoloji camiasını da halen Maykop, Krosnadar, Moskova ve Leningrad’da korunmakta olan Kuban-Maykop kültürü ürünü eserleri yakından incelemeye ve uzmanlarıyla yardımlaşmaya davet ediyorum.

 

Bugün, Abhazya, Adığey, Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar ve Kıyı Boyu Şapsığ bölgelerinde o toprakların hakiki sahipleri % 60-85 arasında sürüldüklerinden bu cumhuriyetlerde yerlilerin oranı % 18-40 arasında değişmektedir. Çeçenistan, Dağıstan ve Osetya’da bu oranlar % 60 ların üzerinde olduğundan dönüş sorunu birincil meseleleri değildir. Buna karşın, Kuzey Batı Kafkasya’daki cumhuriyetlerin ve bölgelerin ebe­diyen Çerkes halklarına ait kalmasını is­tiyorsak, belirli bir program dahilinde ve gönüllülük esasına göre ihtiyaç kadar nüfusun geri götürülmesi gerekmektedir. Bu konuda diasporada yaşayan halkımızın istenilen seviyede bilgi sahibi olduğu söylenemez. Bir zamanlar dönüş bir ütopik olarak değerlendiriliyordu. Bu gün ise önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Meselenin ciddiyetinin tam anlamıyla anlaşılabilmesi için çok sayıda insanımızın oraya gidip bizzat inceleme yaparak karar vermesinde fayda bulunmaktadır.

 

Abhazya özelinde ise, başlattığı savaşla binlerce insanı göçmen konumuna düşürüp sonra da onların dönüşü konusunu uluslar arası arenada kendi çıkarına kullanan Gürcüstan’ın;  135 ve 122 yıl önce sürgüne gönderilen ve bugün sayıları 600.000 den fazla olan asırlık sürgün Abhazlardan dönmek isteyenlerin dönüşünü sağladıktan sonra, sonradan Abhazyalı olan ve halen göçmen konumundaki o insanların suçsuz olanlarının dönüşünün bir an önce tamamlanması, suçlular için de yargı yolunun açılması gereklidir. Hak ve hakkaniyet bunu icabettirir.

 

Genel Merkezi Çerkesk kentinde bulunan Dünya Çerkes Birliği’nin, Rus yetkililerin de hazır bulunduğu Genel Kurullarında almış olduğu dönüş hakkına ilişkin kararlara binaen, UNPO ve Birleşmiş Milletlerden talep de bulunması üzerine, alınmış bir karar ve Rusya Federasyonu’na yapılmış olan bir tebligat mevcuttur. Bu tebligatta “Çerkeslere Sürgündeki Ulus” statüsü tanınması ve dileyenlerin geri dönüşüne maddeten yardımcı olunması, dönmeyeceklere de Çifte pasaportla Çifte vatandaşlık hakkı verilmesi istemi yer almış olup, konu halen DUMA’nın gündemindedir. Rusya açık bir karar alıp bir tavır koymamışsa da DÖNÜŞ yasasını çıkartmış, 1998-2000 yılları bütçesine kısmi de olsa ödenek koymayı taahhüt etmiş ve KOSOVA Çerkesleri için özel kararname yayınlayarak kendi özel uçaklarıyla onları Adığey’e geri götürmüştür. Çifte pasaport ve çifte vatandaşlık görüşüne de sıcak bakmaktadır. Bütün bunları hayırlı birer başlangıç sayıyor ve Dünya Çerkeslerinin isteklerinin alenen değilse bile zımnen kabul edildiği anlamını çıkarıyoruz. (15)

 

Hal böyle olunca, vatandaşı olmaktan gurur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti yönetimlerinin; Kafkasya’ya geri dönmek isteyenler adına Rusya Federasyonu ve Gürcüstan ile görüşmesini ve her iki tarafın yardımlarının teminini, dönmeden bu ülkede kalmak isteyenlere de kendi örgütsel imkanlarıyla da olsa tarihi dillerini ve kültürlerini muhafaza ve geliştirmekte mümkün olan her türlü kolaylığı sağlamasını diliyoruz. Böylelikle, Kafkasya’da ve Türkiye’de parçalanmış olarak yaşamakta olan ailelerin birbirleriyle iletişimi de sağlanmış olur.

 

Ülkemizin üniter yapısına saygılı, çağdaş ve laik demokratik Cumhuriyete gönülden bağlı, yıkıcı ve bölücü unsurlarla kıyaslanması asla mümkün olmayan ÇERKESLER’in güvenilir bir alt etnik kültür gurubu oluşu da dikkate alınarak yönetimlerimizin gereken ilgi ve kolaylıkları göstereceklerine inanıyor ve güveniyoruz.

 

KARADENİZ Ekonomik Topluluğu organizasyonu, dolaylı da olsa İPEK YOLU’nun yeniden ihya edilmesi projesi ve Batılıların Karadeniz sahillerinde Serbest Ticaret bölgeleri oluşturulmasına yönelik görüşleri, Abhazya ve Kıyıboyu Şapsığ bölgesine özel bir önem kazandırmaktadır.

 

Muhtemeldir ki; son zamanlarda bu topraklardaki demografik yapıda vücuda gelen değişiklikler de bu ihtimalin şimdiden dikkate alınmış olmasının bir sonucudur. Hal böyle olunca Türk kültürü ve anlayışıyla eğitim görmüş ve ticari tecrübesi bulunan hemşehrilerimizden bir bölümünün geri dönüp, özellikle Kıyıboyu Şapsığ, Adığey, Karaçay-Çerkes ve Abhazya’daki tarihi topraklarına yerleşmiş olmasının, Adığey’de halen yatırım yapmakta olan Amerikalı, Almanyalı, Fransalı ve İtalyalı işadamları yerine ve daha fazla geç kalmadan Türk işadamlarının yatırımı ile üretime ve ticarete yön verilmesinin artı sonuçları tümüyle Türkiye ile Kuzey Kafkasya’nın çıkarına olacaktır. Hiç kuşkusuz Türki Cumhuriyetlere giden yolların güzergahı ve emniyeti de gözden uzak tutulmaması gereken bir başka nedendir.

 

Sözlerime son verirken şu hususun da bilinmesini istiyorum. Bizler, Yüce Atatürk’ün vazettiği “Yurtta sulh, Cihanda Sulh” ilkesine sıkı sıkıya bağlı ve barışseveriz. Ülke içinde ve dışında kavga, anarşi ve savaş istemiyoruz. Nüfus ve ekonomi transferi dahil Kafkasya ile olan her türlü ilişkimizde de barış içinde işbirliğinin egemen olmasını istiyoruz. Türkiyemizde yaşayan 6 milyona yakın Kuzey Kafkas kökenli Türk vatandaşı olarak; Türkiye ile Kuzey Kafkasya arasında sağlam bir ekonomi ve kültür köprüsü olmak istiyoruz. Bu köprüden her geçişin tarafların refahına katkıda bulunmasını arzuluyoruz. Zira, orası da burası da bizim vatanımızdır.

 

KAYNAKLAR:

 

1.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.528

-      Kırım ve Kafkas Göçleri-A.Saydam s.63 ve devamı

-      Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri-N.İpek s.22-106

-      Ölüm ve Sürgün-J.Mc Carthy, s.32-116

-      Çerkes Sürgünü-Nihat Berzeg s.121-160

-      Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler-B.Ha­bi­­çoğlu s.70-73

-      Kemal Karpat, Bilal Şimşir ve Süleyman Erkan’dan alıntı, dip notlar.

2.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.57-62

3.    Kırım ve Kafkas Göçleri-A.Saydam, s.16-20

4.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.56

5.    Kafkasya Yazıları-Osman Aydın Erkan, sayı 4, s.49

6.    Kafkasya Yazıları-Osman Aydın Erkan, sayı 4, s.50

7.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.42-43

8.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.69

9.    Tarihte Kafkasya-İ.Berkok, s.69-70

10.  Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.50

11.  Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.52

12.  Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.50-51

13.  Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.52

14.  Kafkasya Yazıları 4-O.A.Erkan, s.51

15.  Çerkes Dünyası 1998, sayı 1, s.24-25

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...