Kimi insanlarımız sessiz sedasız, yaptığı işe gönülden
bağlanarak, iyi ve doğru olanı bulmak için uğraş verir.
Elde ettikleri ile yetinmez böyle insanlar. Hep arayış
içinde olurlar. Cankat Devrim de yaptığı işe böylesine
yürekten bağlı, böylesine araştırmacı ruha sahip bir
hemşehrimizdir. Elbruz hoca ile folklora başladı, onun
izinden gitti. Ondan öğrendiklerini çevresine öğretmek
için çaba gösterdi. Bunları yaparken yürekten bağlı
olduğu Adığey’in, yüzyıllar boyu oluştura geldiği yaşam
felsefesinin inceliklerini kavramanın, dünyaya ve insana
bakışını yaşama geçirmenin hazzını duydu. Folklor ile
toplumsal yaşamın kopmaz bir şekilde birbirine bağlı
olduğunun ayrımına vardı. Folkloru belirli bir
kareografiyle izleyiciye sunmanın ötesinde, bir toplumun
değer yargıların ön plana çıkarma, izleyicilere bunu
keşfettirmenin önemli bir araç olduğunu anladı.
Bu söyleşimizde “Folklora Adanan Bir Yaşam” başlığı adı
altında Cankat Devrim’i tanıyacaksınız. Onun
söylediklerini zevkle okuyacağınıza, folkloru onunla
daha da seveceğinize inanıyoruz.
Nart: Kendinizi tanıtır
mısınız?
1946 yılında
Düzce’de doğdum. Nefabje ailesindenim. 1967 senesinde
Ankara’ya gelip gitmeye başladım. Aynı sene, rahmetli Elbruz
Gaytaoğlu yönetiminde faaliyet gösteren Ankara Kafkas Kültür
Derneği’nin folklor çalışmalarına katıldım. Çeşitli illerde
ve Ankara’da gösteriler yaptık. 1978 yılında Ankara’dan
ayrıldım, İzmit’te devlet memurluğu görevinde bulundum.
Sonra 1985’de Ürdün’den davet alarak “Prens Hamza Çerkes
Okulu”nda folklor öğretmeni olarak görev yaptım. 1992
yılında Kafkasya’ya, bugünkü Adığey Cumhuriyeti’nin
başkenti Maykop’a yerleştim. Ailevi problemlerim, acılarım
oldu. O sebeple, aileme manevi destek olmak için Türkiye’ye
gelmek zorunda kaldım.
Prens Hamza Çerkes
Okulu’nda folklor ve el sanatları okutuyordum. Türkiye’de
“Folklor” sözcüğü yanlış anlaşılıyor. “Folklor” sadece
dans, oyun olarak algılanıyor. “Halk Bilimi” anlamına gelen
folklor, bir halkın üretmiş olduğu kültürel değerlerin
tümünü kapsıyor.
Ürdün’de
öğrencilere düğünlere katılabilecek kadar halk danslarını,
örf ve adetlerimizi öğretiyorduk temel amaçlarımızın başında
öğrencilerimize medeni cesaret kazandırmak geliyordu. Toplum
içinde nasıl davranacaklarını, önemli değer yargılarımızdan
biri olan büyüklere saygı ve küçüklere saygının ne demek
olduğunu, kısaca bizi biz yapan toplumsal değerlerimizi
öğretiyorduk.
Bu arada
çocuklarımızın bedensel sağlıklarını korumakta önem
verdiğimiz konular içindeydi bunun için de dans öğreten
okullarda uygulanan bir program yürütüyorduk. Kuşkusuz tüm
bu faaliyetlerin başka bir hedefi vardı. O da,
öğrencilerimizin yaşamın her alanında disipline olmaları,
birlikte çalışma ve üretmenin hazzını duymaları idi.
Ürdün’de doğup
büyüyen Çerkes çocuklarının dillerini unutmamaları için
Khabartay-Balkar Cumhuriyeti’nden Adığece dersi veren
öğretmenler de vardı. Okulun resmi programında müzik dersi
olmamasına karşın biz çocuklara bir nevi müzik dersi de
veriyorduk. Çünkü öğretimimizin temeli kulak eğitimine
bağlı idi. Aynı zamanda bir halkın tasa ve sevinci, o halkın
yaptığı müziğinde yer alıyordu. Müzik eğitimi almayan
öğrencilerimizin eğitimlerinin eksik olacağına inanıyorduk.
Öğrencilerimizin
el becerilerini geliştirmek amacı işle bir atölye kurduk.
Birinci sınıflardan başlayarak çocuklara pense tutmasını,
çekiç kullanmasını öğrettik. Bizim kültürümüzde derinin ve
deri işçiliğinin önemli bir yeri var. Bunların
unutulmamasını, günlük yaşamımızda kendi motiflerimizin
süslediği eşyaları kullandırmayı istiyorduk.
Öğrencilerimizin becerileri artınca danslarda kullandığımız
aksesuarlar atölyemizde yapılmaya başlandı. Bazı
öğrencilerimizin bizim öğrettiklerimizden yola çıkarak el
becerilerini geliştirdiler. Bugün bunların arasında hobi
olarak bu işleri sürdürenler bulunmaktadır.
Öğrencilerimin
Adığece’lerini geliştirmeleri için kullandığımız araç ve
gereçlerin adını Adığece olarak söylemelerini istiyordum.
Arapça anladığım halde anlamamazlıktan geliyor, benimle
dialog kurmaları için Adığece’yi öğrenmek zorunda kalıyorlar
ve bu da onları motive ediyordu. Anaokulu, ilkokul, ortaokul
ve liselerden oluşan folklor gruplarımız vardı. Bu gruplar
yıl sonunda gösteriler yaparlardı. Öğrencilerin el sanatları
derslerinde yapmış oldukları çalışmaları sergiliyorduk.
Öğrencilerimiz yaptıkları bu etkinliklerden mutlu
oluyorlardı.
Ürdün’deki
hedeflerimde biri de yetiştirmiş olduğum öğrencilerimin
üniversiteyi bitirerek kendi okullardın çalışmaya
başlamaları idi. Bunu gerçekleştiremeden ayrılmak zorunda
kaldım.
Ürdün yasalarına
göre Çerkesler Ürdün halkını oluşturan halklardan biri
olarak kabul edilir. Bundan dolayı da haftanın belirli
günlerinde radyo ve televizyonda yayın yapma hakkına
sahiptirler. Çerkeslerin kurmuş oldukları sivil toplum
örgütleri etkindir. Gençler, Çerkes Gençlik Evlerinde bir
araya gelirler. Yaşlıların Çerkes klüpleri vardır. Kimsesiz
ve düşkün olanlara yardım eden Çerkes Hayır Cemiyetleri,
Çerkes-Arap Dostluk Klüpleri gibi organizasyonlar
kurmuşlardır. Bu gibi kuruluşlar hem halkların birbirlerini
iyi tanımasına, hem de kendi sorunlarına kendi içlerinde
çözüm bulmalarına yardımcı olmaktadır.
Nart: El sanatları ile ne
zamandan beri ilgileniyorsunuz? Nasıl öğrendiniz?
Annemin babası
ünlü bir kuyumcu idi. Çocukluğum dedemin atölyesinde geçti.
Dedem kama, kemer gibi bizim geleneksel el sanatlarında
uzmandı. Ayrıca, satılan bu türden değerli parçaları da
kaybolmasın diye satın alırdı. Sonra, Düzce’de Şapsığ bir
kuyumsu daha vardı. Onun dükkanına da sık sık gider,
yaptıklarına bakardım. Üniversite yıllarında yazın, dayımın
yanında çalışmaya başladım. Düzce’de Kafkas Kültür Derneği
kurulmuş, folklor gösterisi yapılacaktı. Ekibe tenekeden
kılıç yaptım konuya meraklı olduğum için gördüğüm eşyaları
inceledim, nasıl yapıldıklarını öğrendim. Kardeşimin kuyumcu
atölyesinde çalışmaya başladım. Ürdün’e gittiğim zaman
Çerkes el sanatları ürünlerini, onarmak amacı ile bir atölye
açtım. Kral Hüseyin’e yakın olan biri, iki kama siparişi
verdi. Kamaları yaptım. Birini Krala hediye etmiş. Daha çok
kama siparişleri almaya başladım. Ürdün kültürünü tanıtmak
amacı ile turistlere ulusal giysili görevliler hizmet eder.
Görevlendirilen Çerkesler için de gümüşlü takımlar yaptım.
Nart: Yaptıklarınızı
sergilemeyi düşündünüz mü?
Çoğunlukla sipariş
üzerine çalıştım. Sonra, yaptığım şeyler öyle sergiye
girecek kadar uzun bir süre kalmıyor bende. Mutlaka bir
alıcı çıkıyor. Çok uzun uğraştan sonra bile eser ortaya
koyuyorsunuz, onu satmak zorundasınız. Benim kullandığım
teknik, dedelerimizin kullanmış olduğu tekniktir. Tabi, bu
da seri üretim için yeterli olmuyor. Kafkasya’da iken
Dağıstan’a giderek gelişmiş teknikleri öğrenmek istedim.
Çeşitli nedenlerle bunu da yapamadım. Benim bu mesleği
yapmamdaki asıl amacım, dedelerimizin üretmiş oldukları
değerlerin kaybolmaması. Öyle güzel, öyle sanatsal
üretimleri olmuş ki her biri kendi çağının özelliklerini
yansıtıyor. Bu işten biraz anlayanlar, iki kamayı yan yana
koyarak bu yüz yıl önce yapıldı, bu beş yüzyıl önce yapıldı
diyebilir.
Çerkes el
sanatları ile ilgili bir kitap üzerinde çalışıyorum. Bu
kitabı, bence önemli yapacak olan Çerkes aile armaları
üzerine yaptığım çalışma. Çerkes el sanatları üzerine
çalışma, araştırma yapacak olanlara bu kitabımla yardımcı
olmak istiyorum.
Nart: El sanatları ile
ilgili çalışmalarınızdan çok sizin Çerkes halk dansları
konusundaki uzmanlığınız biliniyor. Bir de Kafkas Derneği
Ankara Şubesi faaliyetleri kapsamında çocuklara halk
dansları dersi veriyorsunuz. Çalışmalarınızda dikkat
etmek istediğiniz hususlar nelerdir?
Yönetim Kurulu’na
böyle bir teklifte bulundum. Bu konudaki deneyimlerimi,
bilgimi aktarmak istiyorum. Ürdün’de yetiştirdiğimiz grup,
1989’da Kafkasya’ya gitti. Orada kaldıkları süre içerisinde
her akşam gösteri yaptılar. Çocuklar da dedelerinin
topraklarını görmekten büyük haz duydular. Folklor
öğretiminin zorluklarını biliyorum. Her şeyden önce
öğrencilerin bu konuda istekli olmaları, anne ve babalar
tarafında motife edilmeleri gerekiyor. Çok çalışmanıza karşı
az ilerleyebilirsiniz. Ama yorulmaya, terlemeye, emek
vermeye değer bir çalışma.
Halk oyunları
kültürümüzün bir parçası. İlköğretim süresince çocuklar
çalışmalara katılabilirler. 8 yıl sonunda onlar belirli bir
performansa, beden gücüne kavuşacaklar. Tabi, beden gücünün
yanı sıra bu çocuklara kültürümüzün de doğru öğretilmesi
gerekir. Beden bakımından ne kadar büyük performans
gösterirse göstersin, eğer bir dansör yaptığı dansın temel
felsefesini bilmiyorsa yaptığı dansın temel amacını
sergileyemez. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. 1974
yılında Gürcüstan Halk Dansları Topluluğu adı altında bir
grup gelmişti. Hocamız Elbruz Bey ile dans grubunun hocası
arkadaşmış. Bir gün Gürcü hoca Elbruz Bey’e “-Elbruz, salon
yetkilileri bana senin kızların dans ederken hiç gülmüyor.
Niçin gülmüyorlar.”
diye sordular.
“Çerkes kızlarının dans ederken gülmediklerini bunlara
nasıl izah etmeli?” diye sormuş. Bizim danslarımızın
ciddiyet ve disiplin içerisinde yapılması gerekiyor.
Düğünlerde bile bir ciddiyet vardır. Düğüne gelenler
evlerinde öğrendikleri xabzeyi uygulamak zorundadır. Dans ve
xabzenin iyi bir şekilde birleştirilmesi gerekiyor.
Nart: Gençlere, anne ve
babalara söylemek istediğiniz var mı?
Anne ve babaların
çocuklarına törelerimizi öğretmelerini, gençlerin de
araştırarak, büyüklerin de sorarak kültürümüzü öğrenmelerini
tavsiye ediyorum.
|