NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : KASIM - ARALIK 1998

10

YIL / SAYI : 2 / 10
SAYFA SAYISI : 64
 

 
 
 
 
 
 
 
 
ADIGELERDE ÇOCUK OYUNLARI

Yenemıko Mevlüt Atalay


 

“Aşmez, yaşıtları arasında yardımseverliği ve çevikliğiyle hemen fark edilirdi. Yarışmalarda birinci gelir, t’ırığu oyununu da hep o kazanırdı.” (Nartlar, c.6, s.45, tekst no: 488)       

 

Bazı çocukların oynadıkları oyunların çok eski çağlardan bu yana oynana geldikleri bir gerçek. Nart Mitolojisinde belirtilen çocuk oyunlarının benim çocukluğumda da oynanıyor olması, hem bu ölümsüz yapıtın gerçekten “Adığelerin” olduğunun  önemli bir kanıtı, hem de bu kültürün (Nart kültürünün) binlerce yıl­dan bu yana zenginleştirilerek devam ettirildiğinin göstergesi.  (Bugün Adığeler arasında yaşayan pek çok gelenek (хабзэ), yiyecek, coğrafi adların Nartlar zamanından beri kullanıldığını görüyoruz.)

 

Çocuk oyunları, çocukların toplumsal yaşama alıştırılması, toplum kurallarına saygı duyması için önemli. Oyunlardaki kurallara uymak zorunda, oyun oynayan çocuk. Bu kuralları çiğ­nerse cezalandırılır, oyundan çıkarılır. Oyunda istenilen beceriyi gösteremediğinde ebe olur. Ebe olması, oyunun dışında kalması anlamına gelmez. Aksine, oyun içinde kalma, oyunu sürdürme, oyun oynayanlarla bütünleşme demektir. Ama çocuklar, ebe olmak istemezler. Ebe olduklarında da oyunu terk edemezler. Böy­le bir davranışta bulunurlarsa, oyundaki çocukların tümü onu alaya alır. Yer kazılarak (1егьорыгьо хьа…) içine çişlerini yaparlar. (Türk­lerde de mızıkçılık yapan çocuğun mezarı­nı kazılıyormuş gibi yer eşelenerek ço­cuğa “gıcık” verilir.) Ebelikten kurtulmak, yerine baş­kasını ebe yapmak için yeterli çaba gösteril­-mesi, aklın ve becerinin ortaya koyması gerekir. Çocuk, oyun oynarken top­lumsal yaşama hazırlanır. Sosyal yaşamda uyması gereken kuralların olduğunu, bu ku­­ralları çiğneyecek olursa toplumdan dışlanacağını öğrenir. Eğitici ve öğretici yönleri vardır çocuk oyunlarının.   

 

Çocukluğumda oynadığımız pek çok oyun vardı. Bu oyunlar genellikle belirli yaşlarda oynanırdı. 5-9 yaş arasındaki çocuklar bir araya geldiklerinde “Кьак1уэ тызэгьэбэн” (Gel güreşelim) der, güreşmeye başlarlardı. Bu yaşlardaki çocuklar kendiliğinden güreşmezlerse, orada bulunan gençlerden biri çocuklara, “У1атакьа, у1анак1a?” (Horoz musun, piliç misin?) diye sorar, “Сы1атакьэ” (horozum) diyene, “Ашьыгьум мый ишьхьа теу1у” (Öyle ise, şunun kafasını didikle) diyerek çocukları güreştirmek için kışkırtırdı.                              

 

Bu yaşlarda oynanan oyunlarından biri de “Унахьа” idi. Oyun, iki kişi arasında oynanırdı. Oyunculardan biri siyah, diğeri de beyaz olmak üzere yedi taş  toplar, beş küçük çukur açılır, taşlar çukurlara bölüştürülürdü. Yedinci taşın konduğu çukurda kar­şı oyuncunun taşı varsa, o taş diğer oyuncunun olurdu. Oynama sırası gelen, göz­leriyle çukurdaki taşları sayar, kendi taşlarını dağıtmaya özen gösterirdi. Oyunu oynayanlardan birinin taşlarının ütülmesiyle oyun biterdi. Bu oyun daha çok ilkbahar aylarında oynanırdı. Annelerimiz, her nedense bu oyunu oynamamızı istemezler, “Шь1уэп ощьхы кьещьхыщьтэп” (Uğursuzluk getirir, yağmur yağmaz) derlerdi. Oysa, o mevsimlerde en çok oynamayı istediğimiz bu oyun olur idi.

 

Абанэдз de sevilen  bir oyundu. Çelik çomakla “Дыкьыз-бэшь” oynanırdı. 8-10 cm. boyunda uzunlamasına bir çukur açılır, çelik “дыкьыз” çukurun üzerine, yanlamasına konur, çomakla “бэщь” ileriye fırlatılır. Karşı taraf, çeliği havada kapmak için çaba gösterir. Çelik yere düşerse, çukurun üzerine konan çomak, çelik ile vurulmaya çalışılır. Çelik havada yakalanırsa veya çomak vurulursa ebelikten kurtulunur. Bu oyunda ebenin belirlenmesi için, oyunculardan biri ortaya çıkar. Eğer grup olarak oynanıyorsa grup liderine, iki kişi arasında oynanıyorsa karşısındaki oyuncuya döner. Değneğin ucundan avuçlar, “дэедэй” der, diğer eliyle yine değneği avuçlar, “дэебэшь”, “бэшь мыгьо, бэшь мафэ” diye sayarak sonunda “бэщь мыгьо” gelirse sayan,  “бэшь мафэ” gelirse karşıdaki ebe olur.

 

Sonbahar geldiğinde yaygın olarak oynanan oyunlar vardır. Bu mevsimde hemen hemen her çocuğun cebinde bir topaç “чьын” bulunur. Fırsat bulduğunda ya toplu olarak, ya da tek başına, uygun bulduğu yerde topaç çevirir. Çam'dan “остыгьае” topaçlar en iyi topaçlardır. Kırbaçladıkça öter. Asıl önemli olanı, durduğu, olduğu yerde uzunca bir süre dönmesi “кьыгьэ” dir. Bizim mahallede en iyi topaç’ı Yenemıko Barıç Amca yapardı. 

 

Bu oyunlar çocuk oyunu kabul edildiğinden, on yaşından sonra oynanan oyunlar da değişirdi. Gerek aile, gerekse toplum, on yaşlarına gelen çocuğa artık çocuk gibi davranmaz, toplumun bir ferdi olarak bakardı. Bu yaşlardaki çocuklar toplum içinde azarlanmaz, onların onurlarını kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılırdı. Özellikle anne, çocuğa toplumsal kuralları tekrar tekrar anımsatır, nerede nasıl davranması gerektiğini öğretirdi. Amca, dayı, büyükanne, büyükbaba konumunda olanlar da çocuğun eğitilmesi konusunda görev üstlenirlerdi. Herhangi bir kişi, bir çocuğun olumsuz bir davranışını gördüğü zaman, “buraya gel”, der, çocuğu bir kenara çeker, “Bu yaptığın Adığelere uygun bir davranış değil.” diye uyarırdı.

 

10-17 yaşlarında Т1ырыгь, Па1уахьа (şapka kapmaca), Шьэтакъау  (nişanı vurma) Кьангьэбылъ (saklambaç), Дыкыз бэщь (çelik çomak) gibi oyunlar oynanırdı.

 

Т1ырыгъ (T’ırığu) oyununda belirli oyuncu sayısı olmaz. Tüm oyuncuların yaklaşık olarak 70-80 cm. boyunda birer sopası olur. Ortaya ebe “гьорыс” için bir çukur açılır. Ortadaki çukur eksen alınarak yaklaşık iki metre uzağına, daire oluşturacak şekilde  oyuncu sayısından bir eksik  küçük çukurlar kazılır. Ellerdeki sopaya “Т1ырыгь бэщь” (T’ırığu sopası), kısmen yuvarlak olan ağaç topa “Т1ырыгъ”, kazılmış olan çukurlara da “Гьуэ” adı verilir. Ebenin belirlenmesi için biraz ileriye fırlatılmış olan t’ırığ’a sopa ile dokunulduktan sonra daireyi oluşturan çukurlardan biri kapılır. Çukuru olmayan, ebe olur.

 

Ebenin görevi, ellerindeki sopalarla ortadaki çukurda duran t'ırığ'a vurmaya çalışanları iyi gözlemek ve t'ırığ'a dokunanın veya vuranın çukuruna  sahibinden önce değneğini sokmaktır. Eğer ebe olayları iyi izlemezse, oyunculardan biri t'rığ'a vuruyormuş gibi yaparak kaçar. Ebe de kaçanın arkasından koşarken bir başkası t'ırığ'a vurarak uzaklara atar. T'ırığ, yerinden ne kadar uzaklaştırılırsa, ebelikten kurtulmak o denli  zorlaşır. Dikkat, çeviklik isteyen ve sa­at­lerce süren bu yorucu oyuna ebe olarak başlayanların ebelikten kurtulmaları pek ko­lay değildir. (Batıray'ın kulakları çınlasın).

 

Па1уахьа” Pa'uaha, daha çok kırsal alanlarda oynanan bir oyundur. Büyük bir daire çizilir. 150-200 m. uzaklıkta bir “щэтакъ” nişan taşı belirlenir. İki gruba ayrıl­mış olan oyuncular, ebeyi belirlemek için daireden nişan taşına dek yarışır. Gruplardan biri nişan taşına değince, oyunu kazanmış sayılır. Ebe olacak olanların sırtına binerek daireye kadar gelirler. Ebe olan grup dairenin içine oturur. Başlarında şapkaları vardır. Dairenin dışında bulunan grup, ebe olanların başından şapkayı kapıp kaçmak için uğraşır. Dairenin içinde yakalanmaları veya dairenin içine çekilmeleri halinde ebe olurlar. Ebe olan gruptan birinin şapkası kapılmadıkça daireden çıkamazlar. Ebe olanlardan birinin şapkası kapılırsa, şapkayı kapan, nişan taşına doğru koşmaya başlar. Ebelerde onu yakalamak için arkasına düşerler. Şapkayı kapmış olan yakalandığında, elinden şapka alınır, yere değdirilir. Bu yarışma sırasında iki grup arasında müthiş bir mücadele başlar, gruba mensup olanlar arasında da yardımlaşma olur. Ebe olan grup şapkayı almak, diğerleri de vermemek için çaba gösterir.

 

Çocukluğumuzda en çok sevdiğimiz oyunlardandı “şapka kapmaca”. Üstümüz ba­şımız toz toprak içinde kalır; gömleğimizin, pantolonumuzun yırtıldığı da olurdu. Akşam eve döndüğümüzde annelerimiz “şapka kapmaca” oynadığımızı anlar, “Джыри па1уахъa шьуеш1агь, ара?” (Yine şapka kapmaca oynadınız, öyle mi?) derler, sitem ederlerdi. Anneleri biraz sert olanlar, “Ben bu halimle eve nasıl gideceğim?” diye mızmızlansalar da, başka günlerde bu zevkli oyunu oynamadan yapamazlardı.

 

Щэтакьау” (Nişan vurma) oyunu, bir yere dikilen taşa nişan alma, oyunudur. Nişan alınacak taş yaklaşık 50 m. ileriye dikilir. Köyün kızlarından birinin adı söylenir. Nişan taşını taş­la vurarak deviren, adı söylenmiş olan kızı almış sayılır.

 

Дыкыз Бэщь” oyunu da grupla oynanan oyunlardandır. Çelik çomak gibi oynanır. Yalnız, çelik çomakta olduğu gibi saymaca yoktur. 15-20 cm. uzunluğunda, uçları karşılıklı olarak ters gelecek şekilde düzlenmiş çeliğe, “дыкыз” (çelik) adı verilir. Çeliğe, çeşitli pozisyonlarda  değnek ile vurularak oynanır. Ebe olan grup, çeliği havada yakalarsa ebelikten kurtulur. Pozisyonlardan birinde ıskalayan oyuncu değiştirilir, fakat karşı gruptaki oyunculardan önce “п1ырагу!” derse, o pozisyondaki oyunu tekrar etme hakkı doğar. Gruptaki oyuncuların tümü de verilen pozisyonu bitirirlerse, değnek ile çeliğe istediğin şekilde vurma hakkına geçilir. Bu oyunun “1ирыкь, 1апшьэ, бэшьыпэ, кьомбэкь” gibi bölümleri vardır. Son bölüm, çeliğin havada döndürülerek yere bırakılması, ucuna çomak ile vurularak havalandırılması ve çelinmesidir. Bu bölümü sevimli kılan, çelik yere atılırken söylenen “щык1унт1ырас, сикьэщэн кьэгьэ­т1ыс” sözüdür. Çeliğin ucuna hafifçe vurularak havalandırılır ve değnek ile çelinir. Çelik havada iken yakalanırsa oyuncu değişir. Bu, belirlenmiş olan sayı kadar yinelenir. Çeliğin en son düşmüş olduğu yerden ebelerin sırtına binen oyuncular, kendilerini oyunun başlama yerine kadar taşıtırlar.

 

Кьангьэбыль “saklambaç” hem küçüklerin, hem de büyüklerin oynadığı zevkli bir oyundur. Büyükler bu oyunu geceleri, iddialı oynar. Oluşturulan gruplara göre sabaha dek sürdüğü olur. Bir grup ebe olur. Diğer grup saklanır. Ebe olan grup, saklananları bulup ebelemek için çaba gösterir. Saklanmış olan tüm oyuncuların teker teker ebelenmesi gerekir.

 

Büyük ya da küçük, kışın en çok oynanan oyun, kızak kaymadır. En iyi kızak, meşeden “шьыгьае” yapılanıdır.  Bu ağacın sert olması nedeniyle kızağın altı pürüzsüz bir şekilde camla temizlenir. Ağır olduğu için karın üzerine iyice yapışır ve rahat kayar.

 

Yaygın olarak “льэрыщьэ” kullanılır. Hemen hemen her çocuğun bir льэрыщьэ’si vardır. Daha küçük olanlar için “1ажъэ” kızak yapılır. Özellikle mehtaplı gecelerde kız-erkek, kızağını kapan, kaymak için bir tepeye çıkar, yarışırlardı.

 

Dama “Пхъэ ч1эн”, orta yaşlı, yada yaşlıların rağbet ettikleri oyundur. Nart Mitolojisine göre, Savsırıko satrancı  çok sever, sağ elini sol eliyle oynatırmış. Bir gün evinde satranç oynarken, nereden geldiği belli olmayan bir delikanlı Savsırıko'nun karşısına dikilmiş. “Sav­sırıko, benimle satranç oynar mısın?” demiş. Savsırıko, “Bunun ucunda ne olduğunu biliyor mu­sun?” diye sormuş. Delikanlı, “Bilmiyorum, söylersen öğrenirim.” demiş.  “Mat olsam da, mat etsem de seni öldürürüm.” demiş Savsırıko. “Mutlaka beni öldürmen gerekiyorsa, oynayalım da görelim.” demiş delikanlı. İlk oyunda Savsırıko, delikanlıyı mat etmiş. Sav­sırıko hemen kamasına sarılmış. “Savsırıko, bu yaptığın olur mu, bir kes daha oynayalım,” demiş delikanlı, Savsırıko da kabul etmiş. Bu kes Savsırıko mat olmuş. Delikanlı, “Bir kez ben seni, bir kez de sen beni yendin. Şimdi kimin daha iyi satranç oynadığını öğrenelim”, diyerek üçüncü kez oynamaya başlamışlar. Savsırıko, mat oluyordu ki, delikanlı yerinden fırlamış, kaçmış. Savsırıko, “Vay, köpeğin doğurduğuna bak sen, bana ne yaptı,” diyerek kılıcını kuşanmış, atına binip delikanlının izini sürmeye başlamış. İz, bir höyüğün yanında kaybolmuş. “Buraya giren bir kapı olmalı,” demiş Savsırıko ve höyüğün kapısını aramaya başlamış. Höyüğün çevresinde dolanırken kapı açılmış, Sav­sırıko içeriye girmiş. Bakınırken, kendisiyle satranç oynayan delikanlının bir odadan çıkıp başka bir odaya girerken görmüş. Savsırıko da delikanlının arkasından odaya girmiş. Çok güzel döşenmiş bu odanın bir kenarında karyolada yatan çok güzel bir kız görmüş. Savsırıko'yu görünce kız ayağa kalkmış, “Hoş geldin Savsırıko.” demiş.  “Bu gördüklerime bir anlam veremiyorum,” demiş Savsırıko. Kız, “O satranç oynadığın delikanlı, senin oğlun. Anımsar mısın, falan yere geldiğinde seninle birlikte olmuştum. Hamile kaldım ve doğum sırasında öldüm. Satranç yüzünden dünyada zalimlik ettiğini duydum. Sana dama “пхъэ ч1эн” oynamayı öğreteyim, bir daha onu oynarsın. İnsanlara zulüm etme.”, diyerek dama oyununu Savsırıko'ya öğretmiş. Böyle anlatır büyüklerimiz, damanın insanlar arasına girişini.

 

Taş atma “Мыжъо Зэпэдз” da gelişkin erkekler arsında yaygındır. Bu oyunu oynayanların yaşına ve gücüne uygun bir taş seçilir. Bilek “1апшьэ” ile atılacak taş yuvarlak, avuç arası “къомбэкьу” ve arkadan “к1ыб” atılacak taş uzun olur. Taşı en uzun mesafeye atan birinci seçilir. 

 

Орэдит1у

(Köyümüz, 1896’da Kafkasya’dan göç etmişti. Bir vapura bindirilerek getirilen bu insanlar Side (Antalya) kıyısına yerleştirilmişti. Havanın çok sıcak, çevrede de bataklıkların olması nedeniyle sıtma da yaygınmış. Yüksek yerlerden göç ettikleri için bu sıcak iklime uyum sağlayamamışlar. Altı ay kadar kaldıkları bu yerde öyle zaman gelmiş ki, günde yüz cenaze kaldırıldığı rivayet edilmekte. Aklı erenler bu bölgeden uzaklaşmazlarsa soylarının tükeneceği kanısına varmışlar. Çok kalabalık oldukları için aynı bölgede yerleşim yeri bulamamışlar, üç köye bölünmek zorunda kalmışlar. En sonunda bizim dedelerimiz, Torosların 1550 m. yükseğinde bulunan bugün oturmakta olduğumuz köye (Köy, Yeleme/Korkuteli, bir kadının çiftliğiymiş.) gelip yerleşmişler. Diğer iki köy de Gaziler, Çürüksü adını alarak Ilgın’a (Konya) yerleşmişler.

 

Köyümüzde meydana gelen (Kırklı yıllarda olduğu kanaatine vardım.) iki olay üzerine, bu iki türkü yapılmış. Mıguaşeko İlyas,  olayda bulunanları bir gece evine davet etmiş. Yazmış olduğu güfteyi okumuş. Konukların katkılarıyla bazı sözler yumuşatılmış, olayda bulunanların etkilerine uygun olarak  güfteye son şekli verilmiş.  Bu iki türküyü 1976 yılında, Jancate Su­at bana yazdırmıştı. Eksik veya değişik söylemlerinin olabileceğini de düşünüyorum. (Eksik veya yanlış bulanlar, bildiklerini bana gönderirlerse sevinirim.) Bunların hikayesine girecek değilim, ancak folklor bilimi ile uğraşanlar için bu iki türkünün törelerimiz, insanlarımızın dünyaya bakış acısı, toplumu ilgilendiren olaylarda güftenin oluşturulması konusunda önemli ip uçları olduğu kanısındayım.)

 

ГОШЬЭНАГЬУЭ ИОРЭД

 

Уянэ гушьэри дахап1э хэс

Мендэрыгум уисы гушьэу узарашьагь.

 

Модэк1эрэ сыпльэмэ тыгьэр кьышьепсы

Уинэм инэпс гушьэр псынэ мышьаку.

 

Уитыжьын ч1ы1у гушьэр тыгьэм пэджэгу

Тыжьын кьамышьым удагьэджэгугьи.

 

Хьажьэмыкьо Бацэ данэм шьэгугьу

Гугьо 1анэк1ыр Кязымэжьы ц1ык1у

 

Хъурэль1ыкьо Исхьакь пшьэгьушьхьам тес

Пшьэ1ушьхьам тесэу Куакунэр мэкууэ

 

Уитыжьыны гушьэм саутыр фэмак1

Ль1ыгьэ зыфэмак1э гушьэр Кязымэжьы ц1ык1.

 

Уиданэ бохчэ гушьэм данэр к1оц1ыьыф

Дунаем темыфэжьы гушьэр 1ачь1эжьы Нухь.

           

Кьухьам ибыракь гушьэр хыгум хэк1уадэ

Ахэк1одэжьын гушьэр 1ачь1эжьы зэшьих.

 

Фидарыкьо Алкьэс гушьэр зэрэльэк1эп1ашь

У оркьышьо нысэти урашьыжьыгь.

       

ФАТИМЭТ  ИОРЭД

 

Ашьэтыжьы ц1ык1ы гушьэм пшьынэр кьегьэгьы

Тхьак1ып1эм тырагьэгьагьэр Юсыфыжьы ц1ык1

           

Отэр тесы гушьэм шьхыур кьегьац1э

Пшьашьэ тхьагьэпц гушьэм укьигьэпц1агь.

 

Ильяс ичьумэ кухьальэр кьафыдэмышь

Пшьашьэр зыфыдэмышьыгьэр Дзыбэ зэшьишь.

 

Зывинт шьузымэ 1арпэр ачьу1и

Зызычьу1ижь гушьэр Сальимэт ц1ык1

 

Ильясым ипшь1эгьуальэ зэрэльэнч1эп1ашь

К1альэ льэнч1эп1ашьэ гушьэм уигьэунэхъугь

 

1ашьэтыжь ц1ык1ы гушьэм пшьынэр кьегьэгьы

Фат1имэт е1озы Шьаукьыер мэгьы.

 

Ельэмэ осы гушьэм кьотамэ кьыгуешь1ы

Яфы1умышьыжь гушьэр Шьаукьи ц1ык1

 

Тыдык1э сыпльэмэ тыгьэр кьыкьопсы

Сисохътамыпсык1э Сахьидэ шьуеупшь1

 

 

“ADIĞE MASALLARI”, bu incelediğimiz yapıt hakkında bir kaç söz söylemek gerekirse, başka halkların masallarında belirtilenlere benzemesi nedeniyle ilginç, hem de çok  değerli. Ben o benzerliği daha çok “Cadı Molla” adındaki masalda buldum. Süjesi bakımından “Hortlak Papaz”, “Kahin” gibi alaka uyandıran masallarla belirgin benzerlik taşıyor. Kilise-Hıristiyan literatüründen masalların çok daha eski olmaları, bizim kilise şeyhlerinin alaka uyandıran masallarının mollanın yaptıklarına benzetilerek söylendiğini düşünmemiz için nedenlerimiz var. Başka şekilde düşünmek de ola­sı, alaka uyandıran masalların ilginçliklerine, yap­tıklarına benzetilerek kilise literatürüne uygun sözler ve kıskanç söylemler üretilmiş de olabilir.                       

 

Tavşan, tilki, kurt ve thamadenin yardımcısına ilişkin masallar da gerçekten ilginç. Burada insanların sosyal ilişkileri anlatılıyor. Bu gibi şeyleri hayvanlara ilişkin masallarda görmek olanaksız.

 

Ne yazık ki derlenmiş olan masal sayısı az. İyinin kötü karşısında utku kazanması Adığe masallarının değerini bir kat daha arttırıyor. Bu da açıkça ortaya koyuyor halkın kalbinin temiz olduğunu.

M. Gorki

22.01.1935

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...