|
“Aşmez,
yaşıtları arasında yardımseverliği ve çevikliğiyle hemen
fark edilirdi. Yarışmalarda birinci gelir, t’ırığu oyununu
da hep o kazanırdı.” (Nartlar, c.6, s.45, tekst no:
488)
Bazı çocukların
oynadıkları oyunların çok eski çağlardan bu yana oynana
geldikleri bir gerçek. Nart Mitolojisinde belirtilen çocuk
oyunlarının benim çocukluğumda da oynanıyor olması, hem bu
ölümsüz yapıtın gerçekten “Adığelerin” olduğunun önemli bir
kanıtı, hem de bu kültürün (Nart kültürünün) binlerce
yıldan bu yana zenginleştirilerek devam ettirildiğinin
göstergesi. (Bugün Adığeler arasında yaşayan pek çok
gelenek (хабзэ), yiyecek, coğrafi adların Nartlar
zamanından beri kullanıldığını görüyoruz.)
Çocuk oyunları,
çocukların toplumsal yaşama alıştırılması, toplum
kurallarına saygı duyması için önemli. Oyunlardaki kurallara
uymak zorunda, oyun oynayan çocuk. Bu kuralları çiğnerse
cezalandırılır, oyundan çıkarılır. Oyunda istenilen beceriyi
gösteremediğinde ebe olur. Ebe olması, oyunun dışında
kalması anlamına gelmez. Aksine, oyun içinde kalma, oyunu
sürdürme, oyun oynayanlarla bütünleşme demektir. Ama
çocuklar, ebe olmak istemezler. Ebe olduklarında da oyunu
terk edemezler. Böyle bir davranışta bulunurlarsa, oyundaki
çocukların tümü onu alaya alır. Yer kazılarak (1егьорыгьо
хьа…) içine çişlerini yaparlar. (Türklerde de
mızıkçılık yapan çocuğun mezarını kazılıyormuş gibi yer
eşelenerek çocuğa “gıcık” verilir.) Ebelikten kurtulmak,
yerine başkasını ebe yapmak için yeterli çaba gösteril-mesi,
aklın ve becerinin ortaya koyması gerekir. Çocuk, oyun
oynarken toplumsal yaşama hazırlanır. Sosyal yaşamda uyması
gereken kuralların olduğunu, bu kuralları çiğneyecek
olursa toplumdan dışlanacağını öğrenir. Eğitici ve öğretici
yönleri vardır çocuk oyunlarının.
Çocukluğumda
oynadığımız pek çok oyun vardı. Bu oyunlar genellikle
belirli yaşlarda oynanırdı. 5-9 yaş arasındaki çocuklar bir
araya geldiklerinde “Кьак1уэ тызэгьэбэн” (Gel
güreşelim) der, güreşmeye başlarlardı. Bu yaşlardaki
çocuklar kendiliğinden güreşmezlerse, orada bulunan
gençlerden biri çocuklara, “У1атакьа, у1анак1a?”
(Horoz musun, piliç misin?) diye sorar, “Сы1атакьэ”
(horozum) diyene, “Ашьыгьум мый ишьхьа теу1у” (Öyle
ise, şunun kafasını didikle) diyerek çocukları güreştirmek
için kışkırtırdı.
Bu yaşlarda
oynanan oyunlarından biri de “Унахьа” idi. Oyun, iki
kişi arasında oynanırdı. Oyunculardan biri siyah, diğeri de
beyaz olmak üzere yedi taş toplar, beş küçük çukur açılır,
taşlar çukurlara bölüştürülürdü. Yedinci taşın konduğu
çukurda karşı oyuncunun taşı varsa, o taş diğer oyuncunun
olurdu. Oynama sırası gelen, gözleriyle çukurdaki taşları
sayar, kendi taşlarını dağıtmaya özen gösterirdi. Oyunu
oynayanlardan birinin taşlarının ütülmesiyle oyun biterdi.
Bu oyun daha çok ilkbahar aylarında oynanırdı. Annelerimiz,
her nedense bu oyunu oynamamızı istemezler, “Шь1уэп ощьхы
кьещьхыщьтэп” (Uğursuzluk getirir, yağmur yağmaz)
derlerdi. Oysa, o mevsimlerde en çok oynamayı istediğimiz bu
oyun olur idi.
Абанэдз de
sevilen bir oyundu. Çelik çomakla “Дыкьыз-бэшь”
oynanırdı. 8-10 cm. boyunda uzunlamasına bir çukur açılır,
çelik “дыкьыз” çukurun üzerine, yanlamasına konur,
çomakla “бэщь” ileriye fırlatılır. Karşı taraf,
çeliği havada kapmak için çaba gösterir. Çelik yere düşerse,
çukurun üzerine konan çomak, çelik ile vurulmaya çalışılır.
Çelik havada yakalanırsa veya çomak vurulursa ebelikten
kurtulunur. Bu oyunda ebenin belirlenmesi için, oyunculardan
biri ortaya çıkar. Eğer grup olarak oynanıyorsa grup
liderine, iki kişi arasında oynanıyorsa karşısındaki
oyuncuya döner. Değneğin ucundan avuçlar, “дэедэй”
der, diğer eliyle yine değneği avuçlar, “дэебэшь”, “бэшь
мыгьо, бэшь мафэ” diye sayarak sonunda “бэщь мыгьо”
gelirse sayan, “бэшь мафэ” gelirse karşıdaki ebe
olur.
Sonbahar
geldiğinde yaygın olarak oynanan oyunlar vardır. Bu mevsimde
hemen hemen her çocuğun cebinde bir topaç “чьын”
bulunur. Fırsat bulduğunda ya toplu olarak, ya da tek
başına, uygun bulduğu yerde topaç çevirir. Çam'dan “остыгьае”
topaçlar en iyi topaçlardır. Kırbaçladıkça öter. Asıl önemli
olanı, durduğu, olduğu yerde uzunca bir süre dönmesi “кьыгьэ”
dir. Bizim mahallede en iyi topaç’ı Yenemıko Barıç Amca
yapardı.
Bu oyunlar çocuk
oyunu kabul edildiğinden, on yaşından sonra oynanan oyunlar
da değişirdi. Gerek aile, gerekse toplum, on yaşlarına gelen
çocuğa artık çocuk gibi davranmaz, toplumun bir ferdi olarak
bakardı. Bu yaşlardaki çocuklar toplum içinde azarlanmaz,
onların onurlarını kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılırdı.
Özellikle anne, çocuğa toplumsal kuralları tekrar tekrar
anımsatır, nerede nasıl davranması gerektiğini öğretirdi.
Amca, dayı, büyükanne, büyükbaba konumunda olanlar da
çocuğun eğitilmesi konusunda görev üstlenirlerdi. Herhangi
bir kişi, bir çocuğun olumsuz bir davranışını gördüğü zaman,
“buraya gel”, der, çocuğu bir kenara çeker, “Bu yaptığın
Adığelere uygun bir davranış değil.” diye uyarırdı.
10-17 yaşlarında
Т1ырыгь, Па1уахьа (şapka kapmaca), Шьэтакъау (nişanı
vurma) Кьангьэбылъ (saklambaç), Дыкыз бэщь
(çelik çomak) gibi oyunlar oynanırdı.
Т1ырыгъ (T’ırığu)
oyununda belirli oyuncu sayısı olmaz. Tüm oyuncuların
yaklaşık olarak 70-80 cm. boyunda birer sopası olur. Ortaya
ebe “гьорыс” için bir çukur açılır. Ortadaki çukur
eksen alınarak yaklaşık iki metre uzağına, daire oluşturacak
şekilde oyuncu sayısından bir eksik küçük çukurlar
kazılır. Ellerdeki sopaya “Т1ырыгь бэщь” (T’ırığu
sopası), kısmen yuvarlak olan ağaç topa “Т1ырыгъ”,
kazılmış olan çukurlara da “Гьуэ” adı verilir. Ebenin
belirlenmesi için biraz ileriye fırlatılmış olan t’ırığ’a
sopa ile dokunulduktan sonra daireyi oluşturan çukurlardan
biri kapılır. Çukuru olmayan, ebe olur.
Ebenin görevi,
ellerindeki sopalarla ortadaki çukurda duran t'ırığ'a
vurmaya çalışanları iyi gözlemek ve t'ırığ'a dokunanın veya
vuranın çukuruna sahibinden önce değneğini sokmaktır. Eğer
ebe olayları iyi izlemezse, oyunculardan biri t'rığ'a
vuruyormuş gibi yaparak kaçar. Ebe de kaçanın arkasından
koşarken bir başkası t'ırığ'a vurarak uzaklara atar. T'ırığ,
yerinden ne kadar uzaklaştırılırsa, ebelikten kurtulmak o
denli zorlaşır. Dikkat, çeviklik isteyen ve saatlerce
süren bu yorucu oyuna ebe olarak başlayanların ebelikten
kurtulmaları pek kolay değildir. (Batıray'ın kulakları
çınlasın).
“Па1уахьа”
Pa'uaha, daha çok kırsal alanlarda oynanan bir oyundur.
Büyük bir daire çizilir. 150-200 m. uzaklıkta bir “щэтакъ”
nişan taşı belirlenir. İki gruba ayrılmış olan oyuncular,
ebeyi belirlemek için daireden nişan taşına dek yarışır.
Gruplardan biri nişan taşına değince, oyunu kazanmış
sayılır. Ebe olacak olanların sırtına binerek daireye kadar
gelirler. Ebe olan grup dairenin içine oturur. Başlarında
şapkaları vardır. Dairenin dışında bulunan grup, ebe
olanların başından şapkayı kapıp kaçmak için uğraşır.
Dairenin içinde yakalanmaları veya dairenin içine
çekilmeleri halinde ebe olurlar. Ebe olan gruptan birinin
şapkası kapılmadıkça daireden çıkamazlar. Ebe olanlardan
birinin şapkası kapılırsa, şapkayı kapan, nişan taşına doğru
koşmaya başlar. Ebelerde onu yakalamak için arkasına
düşerler. Şapkayı kapmış olan yakalandığında, elinden şapka
alınır, yere değdirilir. Bu yarışma sırasında iki grup
arasında müthiş bir mücadele başlar, gruba mensup olanlar
arasında da yardımlaşma olur. Ebe olan grup şapkayı almak,
diğerleri de vermemek için çaba gösterir.
Çocukluğumuzda en
çok sevdiğimiz oyunlardandı “şapka kapmaca”. Üstümüz
başımız toz toprak içinde kalır; gömleğimizin,
pantolonumuzun yırtıldığı da olurdu. Akşam eve döndüğümüzde
annelerimiz “şapka kapmaca” oynadığımızı anlar, “Джыри
па1уахъa шьуеш1агь, ара?” (Yine şapka kapmaca oynadınız,
öyle mi?) derler, sitem ederlerdi. Anneleri biraz sert
olanlar, “Ben bu halimle eve nasıl gideceğim?” diye
mızmızlansalar da, başka günlerde bu zevkli oyunu oynamadan
yapamazlardı.
“Щэтакьау”
(Nişan vurma) oyunu, bir yere dikilen taşa nişan alma,
oyunudur. Nişan alınacak taş yaklaşık 50 m. ileriye dikilir.
Köyün kızlarından birinin adı söylenir. Nişan taşını taşla
vurarak deviren, adı söylenmiş olan kızı almış sayılır.
“Дыкыз Бэщь”
oyunu da grupla oynanan oyunlardandır. Çelik çomak gibi
oynanır. Yalnız, çelik çomakta olduğu gibi saymaca yoktur.
15-20 cm. uzunluğunda, uçları karşılıklı olarak ters gelecek
şekilde düzlenmiş çeliğe, “дыкыз” (çelik) adı
verilir. Çeliğe, çeşitli pozisyonlarda değnek ile vurularak
oynanır. Ebe olan grup, çeliği havada yakalarsa ebelikten
kurtulur. Pozisyonlardan birinde ıskalayan oyuncu
değiştirilir, fakat karşı gruptaki oyunculardan önce “п1ырагу!”
derse, o pozisyondaki oyunu tekrar etme hakkı doğar.
Gruptaki oyuncuların tümü de verilen pozisyonu bitirirlerse,
değnek ile çeliğe istediğin şekilde vurma hakkına geçilir.
Bu oyunun “1ирыкь, 1апшьэ, бэшьыпэ, кьомбэкь” gibi
bölümleri vardır. Son bölüm, çeliğin havada döndürülerek
yere bırakılması, ucuna çomak ile vurularak havalandırılması
ve çelinmesidir. Bu bölümü sevimli kılan, çelik yere
atılırken söylenen “щык1унт1ырас, сикьэщэн кьэгьэт1ыс”
sözüdür. Çeliğin ucuna hafifçe vurularak havalandırılır ve
değnek ile çelinir. Çelik havada iken yakalanırsa oyuncu
değişir. Bu, belirlenmiş olan sayı kadar yinelenir. Çeliğin
en son düşmüş olduğu yerden ebelerin sırtına binen
oyuncular, kendilerini oyunun başlama yerine kadar
taşıtırlar.
Кьангьэбыль
“saklambaç” hem küçüklerin, hem de büyüklerin oynadığı
zevkli bir oyundur. Büyükler bu oyunu geceleri, iddialı
oynar. Oluşturulan gruplara göre sabaha dek sürdüğü olur.
Bir grup ebe olur. Diğer grup saklanır. Ebe olan grup,
saklananları bulup ebelemek için çaba gösterir. Saklanmış
olan tüm oyuncuların teker teker ebelenmesi gerekir.
Büyük ya da küçük,
kışın en çok oynanan oyun, kızak kaymadır. En iyi kızak,
meşeden “шьыгьае” yapılanıdır. Bu ağacın sert olması
nedeniyle kızağın altı pürüzsüz bir şekilde camla
temizlenir. Ağır olduğu için karın üzerine iyice yapışır ve
rahat kayar.
Yaygın olarak “льэрыщьэ”
kullanılır. Hemen hemen her çocuğun bir льэрыщьэ’si
vardır. Daha küçük olanlar için “1ажъэ” kızak
yapılır. Özellikle mehtaplı gecelerde kız-erkek, kızağını
kapan, kaymak için bir tepeye çıkar, yarışırlardı.
Dama “Пхъэ
ч1эн”, orta yaşlı, yada yaşlıların rağbet ettikleri
oyundur. Nart Mitolojisine göre, Savsırıko satrancı çok
sever, sağ elini sol eliyle oynatırmış. Bir gün evinde
satranç oynarken, nereden geldiği belli olmayan bir
delikanlı Savsırıko'nun karşısına dikilmiş. “Savsırıko,
benimle satranç oynar mısın?” demiş. Savsırıko, “Bunun
ucunda ne olduğunu biliyor musun?” diye sormuş. Delikanlı,
“Bilmiyorum, söylersen öğrenirim.” demiş. “Mat olsam da,
mat etsem de seni öldürürüm.” demiş Savsırıko. “Mutlaka beni
öldürmen gerekiyorsa, oynayalım da görelim.” demiş
delikanlı. İlk oyunda Savsırıko, delikanlıyı mat etmiş.
Savsırıko hemen kamasına sarılmış. “Savsırıko, bu yaptığın
olur mu, bir kes daha oynayalım,” demiş delikanlı, Savsırıko
da kabul etmiş. Bu kes Savsırıko mat olmuş. Delikanlı, “Bir
kez ben seni, bir kez de sen beni yendin. Şimdi kimin daha
iyi satranç oynadığını öğrenelim”, diyerek üçüncü kez
oynamaya başlamışlar. Savsırıko, mat oluyordu ki, delikanlı
yerinden fırlamış, kaçmış. Savsırıko, “Vay, köpeğin
doğurduğuna bak sen, bana ne yaptı,” diyerek kılıcını
kuşanmış, atına binip delikanlının izini sürmeye başlamış.
İz, bir höyüğün yanında kaybolmuş. “Buraya giren bir kapı
olmalı,” demiş Savsırıko ve höyüğün kapısını aramaya
başlamış. Höyüğün çevresinde dolanırken kapı açılmış,
Savsırıko içeriye girmiş. Bakınırken, kendisiyle satranç
oynayan delikanlının bir odadan çıkıp başka bir odaya
girerken görmüş. Savsırıko da delikanlının arkasından odaya
girmiş. Çok güzel döşenmiş bu odanın bir kenarında karyolada
yatan çok güzel bir kız görmüş. Savsırıko'yu görünce kız
ayağa kalkmış, “Hoş geldin Savsırıko.” demiş. “Bu
gördüklerime bir anlam veremiyorum,” demiş Savsırıko. Kız,
“O satranç oynadığın delikanlı, senin oğlun. Anımsar mısın,
falan yere geldiğinde seninle birlikte olmuştum. Hamile
kaldım ve doğum sırasında öldüm. Satranç yüzünden dünyada
zalimlik ettiğini duydum. Sana dama “пхъэ ч1эн”
oynamayı öğreteyim, bir daha onu oynarsın. İnsanlara zulüm
etme.”, diyerek dama oyununu Savsırıko'ya öğretmiş. Böyle
anlatır büyüklerimiz, damanın insanlar arasına girişini.
Taş atma “Мыжъо
Зэпэдз” da gelişkin erkekler arsında yaygındır. Bu oyunu
oynayanların yaşına ve gücüne uygun bir taş seçilir. Bilek
“1апшьэ” ile atılacak taş yuvarlak, avuç arası “къомбэкьу”
ve arkadan “к1ыб” atılacak taş uzun olur. Taşı en
uzun mesafeye atan birinci seçilir.
Орэдит1у
(Köyümüz,
1896’da Kafkasya’dan göç etmişti. Bir vapura bindirilerek
getirilen bu insanlar Side (Antalya) kıyısına
yerleştirilmişti. Havanın çok sıcak, çevrede de
bataklıkların olması nedeniyle sıtma da yaygınmış. Yüksek
yerlerden göç ettikleri için bu sıcak iklime uyum
sağlayamamışlar. Altı ay kadar kaldıkları bu yerde öyle
zaman gelmiş ki, günde yüz cenaze kaldırıldığı rivayet
edilmekte. Aklı erenler bu bölgeden uzaklaşmazlarsa
soylarının tükeneceği kanısına varmışlar. Çok kalabalık
oldukları için aynı bölgede yerleşim yeri bulamamışlar, üç
köye bölünmek zorunda kalmışlar. En sonunda bizim
dedelerimiz, Torosların 1550 m. yükseğinde bulunan bugün
oturmakta olduğumuz köye (Köy, Yeleme/Korkuteli, bir kadının
çiftliğiymiş.) gelip yerleşmişler. Diğer iki köy de Gaziler,
Çürüksü adını alarak Ilgın’a (Konya) yerleşmişler.
Köyümüzde meydana
gelen (Kırklı yıllarda olduğu kanaatine vardım.) iki olay
üzerine, bu iki türkü yapılmış. Mıguaşeko İlyas, olayda
bulunanları bir gece evine davet etmiş. Yazmış olduğu
güfteyi okumuş. Konukların katkılarıyla bazı sözler
yumuşatılmış, olayda bulunanların etkilerine uygun olarak
güfteye son şekli verilmiş. Bu iki türküyü 1976 yılında,
Jancate Suat bana yazdırmıştı. Eksik veya değişik
söylemlerinin olabileceğini de düşünüyorum. (Eksik veya
yanlış bulanlar, bildiklerini bana gönderirlerse sevinirim.)
Bunların hikayesine girecek değilim, ancak folklor bilimi
ile uğraşanlar için bu iki türkünün törelerimiz,
insanlarımızın dünyaya bakış acısı, toplumu ilgilendiren
olaylarda güftenin oluşturulması konusunda önemli ip uçları
olduğu kanısındayım.)
ГОШЬЭНАГЬУЭ
ИОРЭД
Уянэ гушьэри
дахап1э хэс
Мендэрыгум уисы
гушьэу узарашьагь.
Модэк1эрэ сыпльэмэ
тыгьэр кьышьепсы
Уинэм инэпс гушьэр
псынэ мышьаку.
Уитыжьын ч1ы1у
гушьэр тыгьэм пэджэгу
Тыжьын кьамышьым
удагьэджэгугьи.
Хьажьэмыкьо Бацэ
данэм шьэгугьу
Гугьо 1анэк1ыр
Кязымэжьы ц1ык1у
Хъурэль1ыкьо
Исхьакь пшьэгьушьхьам тес
Пшьэ1ушьхьам тесэу
Куакунэр мэкууэ
Уитыжьыны гушьэм
саутыр фэмак1
Ль1ыгьэ зыфэмак1э
гушьэр Кязымэжьы ц1ык1.
Уиданэ бохчэ
гушьэм данэр к1оц1ыьыф
Дунаем темыфэжьы
гушьэр 1ачь1эжьы Нухь.
Кьухьам ибыракь
гушьэр хыгум хэк1уадэ
Ахэк1одэжьын
гушьэр 1ачь1эжьы зэшьих.
Фидарыкьо Алкьэс
гушьэр зэрэльэк1эп1ашь
У оркьышьо нысэти
урашьыжьыгь.
ФАТИМЭТ ИОРЭД
Ашьэтыжьы ц1ык1ы
гушьэм пшьынэр кьегьэгьы
Тхьак1ып1эм
тырагьэгьагьэр Юсыфыжьы ц1ык1
Отэр тесы гушьэм
шьхыур кьегьац1э
Пшьашьэ тхьагьэпц
гушьэм укьигьэпц1агь.
Ильяс ичьумэ
кухьальэр кьафыдэмышь
Пшьашьэр
зыфыдэмышьыгьэр Дзыбэ зэшьишь.
Зывинт шьузымэ
1арпэр ачьу1и
Зызычьу1ижь гушьэр
Сальимэт ц1ык1
Ильясым
ипшь1эгьуальэ зэрэльэнч1эп1ашь
К1альэ
льэнч1эп1ашьэ гушьэм уигьэунэхъугь
1ашьэтыжь ц1ык1ы
гушьэм пшьынэр кьегьэгьы
Фат1имэт е1озы
Шьаукьыер мэгьы.
Ельэмэ осы гушьэм
кьотамэ кьыгуешь1ы
Яфы1умышьыжь
гушьэр Шьаукьи ц1ык1
Тыдык1э сыпльэмэ
тыгьэр кьыкьопсы
Сисохътамыпсык1э
Сахьидэ шьуеупшь1
“ADIĞE MASALLARI”,
bu incelediğimiz yapıt hakkında bir kaç söz söylemek
gerekirse, başka halkların masallarında belirtilenlere
benzemesi nedeniyle ilginç, hem de çok değerli. Ben o
benzerliği daha çok “Cadı Molla” adındaki masalda buldum.
Süjesi bakımından “Hortlak Papaz”, “Kahin” gibi alaka
uyandıran masallarla belirgin benzerlik taşıyor.
Kilise-Hıristiyan literatüründen masalların çok daha eski
olmaları, bizim kilise şeyhlerinin alaka uyandıran
masallarının mollanın yaptıklarına benzetilerek söylendiğini
düşünmemiz için nedenlerimiz var. Başka şekilde düşünmek de
olası, alaka uyandıran masalların ilginçliklerine,
yaptıklarına benzetilerek kilise literatürüne uygun sözler
ve kıskanç söylemler üretilmiş de
olabilir.
Tavşan, tilki,
kurt ve thamadenin yardımcısına ilişkin masallar da
gerçekten ilginç. Burada insanların sosyal ilişkileri
anlatılıyor. Bu gibi şeyleri hayvanlara ilişkin masallarda
görmek olanaksız.
Ne yazık ki
derlenmiş olan masal sayısı az. İyinin kötü karşısında utku
kazanması Adığe masallarının değerini bir kat daha
arttırıyor. Bu da açıkça ortaya koyuyor halkın kalbinin
temiz olduğunu.
M. Gorki
22.01.1935 |