|
Şöyle bir hikâye
anlatırlar:
Yaş yasamış, gün görmüş, hayatın sefasından da cefasından da
nasibini almış ihtiyar bir adam idi, ibret alınacak kadar
zengin bir müsahade koleksiyonuna malik idi. Bunların
arasında hattâ en başta (içtimaî birlik) geliyordu. Yatağa
düştüğü ve ölüm denen ejderin kendisine yaklaştığını fark
ettiği zaman köyde bırakacağı üç oğlunu yanına çağırarak:
Evlâtlarım, ben hayatta iken her birinizin kuvvet ve
kabiliyetlerinizi görmek istiyorum. Bunun için (elinde
tuttuğu ve birisini ancak bir kişinin kırabileceği üçer
değneklik üç desteyi göstererek) bu destelerden birer tane
alınız ve birbirinden ayırmadan kırınız demiş, üçü de,
babalarına kuvvetli bir evlât yetiştirmenin sevinç ve
gururunu duyurmak için yapmışlar, amma ne mümkün...
Çocukların mahcubiyetini başlarının önlerine eğilmesinde
müsaade eden baba tebessümle -desteleri çözünün ve
değnekleri teker teker kırmaya çalısınız der- bu sefer
değneklerin başına geleni elbette anlamışsınızdır.
Değneklerin kırıldığını gören baba; evlâtlarım, ayrılığın
zaaf, birliğin kuvvet ve kudret olduğunu gördünüz. Hayatiyet
ve mukaddesatınızın teminat altında bulunmasını isterseniz
bu değnekler gibi her sahada bir arada bulununuz, birinizin
menfaatleri hepinizin menfaati şeklinde telâkki ediniz ve bu
fikri fazilet ve feragat ile koruyunuz, der.
Bu hikâye, içtimaî birlik mevzuunda ferd ile cemiyet
münasebetlerini pek canlı ve reel bir mevzuun tercümanı
olarak göstermek itibariyle ibrete değer. Zaten insan tarihi
bize zaiflerin hiç bir hakka hattâ dedelerinin yaşadıkları
topraklar üzerinde yaşamak hakkına bile sahip olmadıklarını
göstermiyor mu? Herkes onu çok iyi bilir ki kuvvetler daime
hürmet göregelmişlerdir. Bunda sonrada bunun böyle
olmayacağına dair bir işaret yoktur. Bir Fransız âliminin
dediği gibi tabiat nazarında en büyük meziyet kuvvet, en
kötü kusurda zafiyettir. Biri ne kadar yaşamak imkânlarına
malik ise diğeri o kadar mahvolmak talihsizliği ile
yüklüdür.
Bir topluluğun manevi kıymeti tabii bir şekilde fertlerinin
içtimaî kıymeti, yani başkaları ile birleşme kabiliyetlerine
göre değişir. Bu kabiliyet irsi ve potansiyel vasıflarımıza
ve bilhassa aldığımız terbiye ile içinde yaşadığımız
cemiyetin manevî vaziyetine tabidir. Egoist, kıskanç, kaba
ve itidalsiz insani sevmek beşeri takati aşan bir şeydir.
Yalan söylemek, entrika çevirmek, hem cinslerine iftira ve
ihanet etmek, her şeyi kendine ve en yakın menfaatine irca
etmek gibi alışkanlıklar, içtimai bünye için kanserin insan
vücudunda yaptığı tahribattan da beter bir rol oynarlar.
Herkes kendisini başkalarının nefretine lâyık bir hale
getiren alışkanlıkları terk etmedikçe karşılıklı olarak
birbirini sevmeleri ve bundan içtimaî bir birlik ummaları
hayal olmaktan ileri gidemez. Kendi hayatını milletin
hayatından üstün tutan cahillerin budalaların cemiyet
hayatında müessir olacak rolleri olduğu vakittir ki,
milletler çökmüşlerdir.
Bu konuda sağlam bir zemin üzerindeyiz ve misaller
verebiliriz. Meselâ Kafkasya'nın istilâsında Rusların bazı
cahil ve idealsiz Kafkaslılara geçici imtiyazlar vererek
akıllı ve basiretli kimselere karşı kullanmaları istilâ
işinde büyük rol oynamıştır. Ne hazindir ki bu günkü şartlar
karşısında ileride ne olacağı sarih olarak bilinmeyen
Kafkasya için (eğer kulaklara aks edenler doğru ise)
şimdiden bazı imtiyaz ve şahsi menfaat avcılarının türediği
söylenmektedir. Kafkasya mevzuunda çalışmayı kendilerine
vazife edinen bu zatlar mevzii çalışmak, aralarına kimseyi
almamak ve Kafkasya'da doğmuş olmayı imtiyaz telâkki etmek
gibi sakat temayüllerile işittiklerimizi teyid
etmektedirler. Bu takdirde sözüm ona bu imtiyazlı
toplulukların müstakbel sandalyalara rakip kazanmamak gibi
endişelerle malul oldukları hatıra gelmez mi? Bu mevzuda
ileride daha çok söyleyeceklerimiz olacaktır zannediyorum.
Geçenlerde bir vesile ile ziyaretine gittiğim yaşlı ve
muhterem bir zattan dinlediğim bir hikâyeyi burada
nakletmekle bitireceğim:
Ruslar Kafkasya'yı istilâ etmek istiyorlardı. Bu ise en
dirayetli generallerini geniş salâhiyetle memur etmişlerdi.
Bir general Kafkas kabilelerinden birer murahhas davet
etmiş. Her kabile murahhas olarak en yaşlı adamlarını yani (Thamate)
lerini, yalnız bir kabile kendisini temsil edecek olanda yas
değil kabiliyet aramış ve buna en muktedir olan genç bir
delikanlıyı memur etmişti. Kafkas murahhasları Rus
generalinin sofrasında ikram ve izaz olunduktan sonra
dönüşlerinde beraber götürmek için ne gibi hediyeler
istediklerini sormuş, murahhasların hepsi yaş sırasına göre
kimi at, kimi semaver, kimi yamçı gibi basit ve şahsî
taleplerde bulunmuşlar. En sona kalan delikanlı: Sayın
general murahhas arkadaşlarım af buyursunlar, onların bu
isteklerini dinledikten sonra yakın bir atide Kafkasya'nın
istilânıza uğrayacağı endişesine düştüm. Şayet bu bir gün
tahakkuk edecek olursa ben onu isterim ki, kendilerini
temsil ettiğim kabilem ve onların üzerinde yaşadıkları
topraklar bir istiladan masun tutulsun. Bu benim için de
kabilem için de, en kıymetli hediyeniz olacaktır.
[Kafkas
Dergisi, Ocak 1953 sayı 1, s.15-16.] |