|
14 Ağustos 1996
Gürcü birliklerinin Abhazya'ya girişinin 4. yıldönümü. Çoğu
sivil binlerce insanin hayatına malalan bu yıkıcı savaş
Abhazya'nın askeri zaferi ile sonuçlandı fakat istikrara
veya gelecek hakkında netleşmeye yol açmadı. Rusya ve Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGIT) aracılığında,
Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen barış
görüşmeleri, soruna politik çözüm bulunması ve mültecilerin
evlerine dönmesi konularına yoğunlaştı. Görüşmelerin
başlamasından iki buçuk yıldan fazla bir süre geçmesine
rağmen henüz somut bir sonuç elde edilemedi.
Sovyetler Birliği'nin kontrolsüz çözülüşü bölgenin
jeopolitikasını kökten değiştirdi. Birleşmiş Milletler
tarafından temsil edilen dünya topluluğu 15 yeni devleti
tanımak zorunda kaldı ve böylece Sovyet devletinin
yıkılışını pekiştirdi. Bu amaç doğrultusunda kendi kaderini
tayin hakkı sadece SSCB yıkıldığı zaman birlik cumhuriyeti
konumunda olan idari ve bölgesel birimlere geçici olarak
uygulanırken kutsal "toprak bütünlüğü" ilkesi feda edildi.
Dünya topluluğu demokratik ilkeleri çiğneme pahasına daha
fazla çözülmeye aniden karşı çıktı işte bu dönemde [mevcut]
Gürcistan hükümeti bir darbe ile yönetimi ele geçirdi.
Adeta mitsel bir hale gelen kendi kaderini tayin hakkını
gerçekleştirmeye çalışan ulusal gruplar, yeni devletlerin
yaratılması şeklinde olmasa bile, kendi haklarını koruyacak
güvenceler bekleyebilirdi. Fakat gerçek hayat çok karanlık
ve tehlikeliydi. Yeni kurulan devletlerde ulusal kurtuluş
mücadelesinde bir dereceye kadar ilerici rol oynayan
milliyetçilik eğiliminin çok güçlü olduğu görüldü. Eski
Sovyet cumhuriyetlerinin bağımsızlığı yolunda itici güç olan
ulusal düşünce aynı zamanda bu devletler için Asil'in topuğu
oldu.
Oldukça merkezi bir üniter devlet yaratmayı hedefleyen Gürcü
politikası küçük ulusal grupların tasfiyesini amaçlayan
politikanın merkezine yerleşti. Bu durumda Abhazya
müttefikler aramak zorunda kaldı. Kuzeydeki güçlü komşuya
Rusya'ya yaklaşma, Kuzey Kafkasya'daki etnik olarak yakın
halklarla serbest ilişki kurma yolundaki doğal eğilimden
olduğu kadar Rusya ile olan tarihsel bağlar ve güçlü bir
destek sağlama isteğinden de kaynaklanıyordu. Abhazya'nın
politikaları sadece ulusal varlığını koruma endişesinden
değil, fiziksel varlığını koruma kaygısı tarafından
belirleniyor.
Rusya, daha önce olduğu gibi, Gürcistan'ı elinde tutmak için
Abhazya'yı yem olarak kullanmaya çalışıyor. Rusya politik ve
ekonomik yaptırımlar yoluyla Abhazya'yı Gürcistan ile (bu
sefer Federasyon Anlaşması temelinde) birleşmeye zorluyor.
Bağımsız bir Abhazya, Rusya Federasyonu'nu oluşturan
unsurlar için istenmeyen bir örnek oluşturabilir.
Gürcistan, karşılığında, Rusya ve Batı arasında denge
politikası izliyor. Gürcistan, ideal olarak, hem Hazar
petrolünde geçiş hattı olan ve bütün bölge için önemli bir
kavsak olan Abhazya'yı geri almak, hem de Rusya'nın
varlığından kurtulmak ister. Batının tutumu bir noktada
Rusya'nın ki ile çakışıyor her ikisi de Gürcistan'ın
toprak bütünlüğünü tanıyor. Fakat Batı, Rusya'yı bölgeden
çıkarmak ve Rusya'nın güney sınırlarındaki etkisini
pekiştirmek istiyor.
Abhazya üzerine en büyük baskı, politik çözüme ulaşılmadan
Gürcü mültecilerin dönmesi ihtimalidir. Eğer bir anlaşma
yapılırsa, Abhazya'nın dönen mültecilerin beşinci kol olarak
faaliyet göstermesinden endişe duyması için pek neden
olmayacaktır. Mülteciler de nasıl bir ülkeye döneceklerinin
farkında olmalı: Abhazya federal Gürcistan'ın bir unsuru mu,
bağımsız bir devlet mi, yoksa Gürcistan konfederasyonunda
bir cumhuriyet mi olacak? Eğer bölgenin konumu konusunda bir
anlaşmaya varılırsa, Abhaz tarafı, mültecilerin dönme
kararını Abhaz ulusal çıkarlarına sadakatin onaylanması
şeklinde değerlendirebilir.
Savaş nedeniyle oluşan ve kasıtlı olarak arttırılan
hoşgörüsüzlük havasını küçümsememek gerekli. Abhazya'ya
uygulanan yaptırımlar, Abhaz yönetimini görüşmelerde daha
esnek davranmaya zorlamak için uygulanıyor. Fakat
yaptırımların tam tersi bir etkisi oluyor? Sıradan insanlar
yaptırımlardan en olumsuz şekilde etkileniyor, zaten zor
olan ekonomik durum ve psikolojik ortam daha da
kötüleşiyor. Gürcistan tarafından telkin edilen her
yaptırım, sadece kendisinin "düşman" imajını güçlendirmeye
yarıyor. Abhazya'nın kara ve deniz sınırlarının insanlara ve
(temel maddeler dahil) ticarete kapatıldığı, uluslararası
haberleşme kanallarının kapatıldığı bir ortamda "çatışmacı
zihniyeti asmaktan" bahsedemeyiz.
Görüşmelerdeki çözümsüzlük, kamuoyunun ideolojik
bombardımanı, savaşta kaybedilenin zorla geri alınacağı
şeklindeki açık tehditler bütün bunlar iki toplum
arasındaki ilişkileri daha da gerginleştiriyor. Sınırın iki
yakasındaki insanlar siyasi didişmeden yorgun. İnsanlar
barış içinde yaşamak, ailelerinin geçimini sağlamak ve
çocuklarını eğitmek istiyor. Belki, yıkılan ekonominin
toparlanmasını, rehabilitasyon ve diriliş sürecini
engellememek için, Abhazya ve Gürcistan arasındaki
görüşmelerde moratoryum ilan etme zamanı geldi. Ekonomik
çıkarlar, daha önce savaşan bu iki halkı birbirleriyle barış
içinde iletişimde bulunmaya zorlayacaktır. Bu, Gürcü
savaşçıların sabotajlarına karşın, sınır bölgelerinde
gerçekleşiyor, Abhaz ve Gürcüler birbirleriyle ticari
ilişkiler geliştiriyor. Fakat ne yazık ki gelecekte nasıl
yaşayacaklarını belirleyecek olan sıradan Abhaz, Gürcü,
Ermeni ve Rusların kendileri değil.
Liana Kvarçelya, Abhazya'daki İnsani Programlar Merkezi'nin
koordinatörüdür. Bu yazı War Report dergisinden (Haziran
1996, sayı 42) çevrilmiştir. |