Ocak ayı
ortalarında Soçi yakınlarındaki Psou sınır kapısında
üzücü bir olay meydana geldi.
Bundan 50 yıl
önce o zamanlar bir Sovyet kenti olan Tuapse'den (şimdi
Rus kenti) yine o zamanlar bir Sovyet kenti olan (şimdi
Abhaz kenti) Gagra'ya doğru bir Rus kadın göç etmişti.
Şimdi yaşlı
olan bu kadın Rusya'da yasayan torunlarının yanına
gitmek üzere yola çıkar. Psou sınırında gerekli
işlemleri yaptırdıktan sonra Adler'den trene binerek
torunlarının yanına gideceğini ve kendi eliyle
hazırladığı tatlıları onlara yedireceğini ummaktadır.
Psou sınır
kapısında binlerce insan beklemektedir. Hepsinin ortak
amacı beraberlerinde torbalarla götürdükleri mandalını
satıp, karşılığında yiyecek alıp geri dönmektir. Ama
sınır geçmek zordur. Bu hakka sahip olanlar sadece kadın
ve çocuklardır. Rusya tarafından Abhazya'ya uygulanan
ekonomik ambargo gereği erkekler sınırı geçemez.
Uygulama 1994 yılından beri devam ediyordu. Kadınlar el
arabalarına koydukları ağır yüklerini karşı tarafa
geçirebilmek için bekleşiyorlardı. Ürünlerini otomobil
veya diğer taşıma araçlarıyla geçirmek imkanları yoktu.
Bunu sağlamak için çok uğraşmak gerekiyordu, denememek
daha iyiydi. Mandalinin tam mevsimiydi. İnsanlar sınırın
açılıp ürünlerini karşıya geçirebilmek için kaygı ve
üzüntüyle bekleşiyorlardı.
Sınır
görevlileri Moskova'daki yöneticilerin koydukları bu
kurallardan hoşnut değilse de görevlerini titizlikle
yapmaktan geri kalmıyor, insanların ellerindeki
eşyaları, yükleri büyük bir işgüzarlıkla arayıp tarıyor,
narkotik madde veya silah olup olmadığını kontrol
ediyorlardı. Bazen insanlara haksizlik ettikleri, "ne
diye bu kadar mandalin götürüyorsun?" diye çıkıştıkları
da oluyordu.
İşte sınır
kapısından geçişler her gün bu şekilde tekrarlanarak
devam ediyordu.
Zavallı yaşlı
kadın yorgun ve bunalmış olarak uzun süre sırada
bekledikten sonra sonunda Abhaz sınır görevlilerini ve
köprüyü geçerek Rusya topraklarına girer.
- Ne
götürüyorsun anne? diye sorar Rus sınır görevlisi,
pasaportun nerede?
- Hay
Allah! Pasaportumu karşı tarafta unutmuşum oğlum,
diye derin bir iç geçirir kadın.
-
Pasaportun olmadan geçirmeyiz, diye kestirip atar
görevli.
- Çantamı
burada bırakıp gidip alsam olur mu? der kadın.
- Çantanı
çalmazlar mi? Onu kim koruyacak?
Yaşlı kadının
sırada bekleyenleri tekrar aşması gerekmektedir. Yeniden
sınır görevlilerine takılır. En sonunda sınırı
geçtiğinde ayaklarında derman kalmamıştır, adım atamaz
halde kıyıda duran büyükçe bir taşın üzerine oturur,
artık Tuapse'ye giden elektrikli trene de geç kalmıştır.
Aradan bir saat kadar geçer, hava kararmak üzereyken
kapıda görevli polislerden biri yaşlı kadını görür,
yanına gelir. Kadın ölmüş, torunlarına yedirmek üzere
hazırladığı yiyecekler de yolun üstüne dökülmüştür.
Rus-Abhaz
sınırında bu tür üzücü olaylar sık sık meydana
gelmektedir.
* *
*
İki yıldır
ekonomik ambargo altında olan Abhazya Cumhuriyeti
yasamaya devam ediyor. Ülkenin güneyinde çıkış yolu
yoktu çünkü o tarafta düşmanlar vardı. Doğusundan da
çıkışı yoktu, o taraf dağlara yaşlanıyordu. Batısında
ise deniz vardı. Gemilere de büyük zorluklar
çıkarıyorlardı. Karadan tek çıkış yolu, kuzeyde Rusya
sınırından mümkündü. Abhazya Cumhuriyeti'nde yasayanlar
için yaşamsal öneme sahip bu yol da 21 Aralık 1994'den
beri Rusya hükümetinin emriyle kapatılmıştı. Sınırdan
erkeklerin geçişine, yük taşınmasına, tren geçişine izin
verilmiyordu. Sadece kadın ve çocukların geçişi
mümkündü. Bu kurala da doğru dürüst uyulmuyor,
istedikleri an sınırı kapatıyorlardı. Çünkü
Rusya-Abhazya arasında vize ve konsolosluk işlemleri
yapılamıyordu ve diplomatik ilişki yoktu. Kimse
cumhuriyetin varlığını kabul etmiyor, ülke birkaç yıldır
bağımsız yaşıyorsa da ilişki kurulmuyordu. Varlığı bir
gerçek olan cumhuriyet kağıt üzerinde, belgelere göre
yoktu. Meydana gelen bütün olumsuzluklar bu yüzdendi.
Bu şekilde
kimsece tanınmayan ve ambargo altında olan cumhuriyette
yaşamın güçlükle sürdüğünü söylemeye gerek yoktur.
Üretim tesisleri çalışmıyor, ihtiyaçları olanlar
hammaddeyi bulamıyor, çıkardıkları ürünleri bir başka
yere nakledemiyorlar. İşsizlerin sayısı çok fazla.
Finansal konular karmakarışık. Piyasada ruble ve dolar
kullanılıyor. İnsanlar ücretlerini zamanında
alamıyorlar. 2500 ruble olan emekli maaşları dahi birkaç
yıldır ödenemiyor. Yaşlılar her gün ücretsiz olarak
yedikleri öğle yemekleri sayesinde hayatlarını devam
ettiriyorlar. Ölenler doğanlardan fazla. 240.000 kişi bu
şartlarda yaşıyor.
Güç şartlara
rağmen insanlar ellerinden geleni yapıyorlar. Bu ülkenin
çiftçileri geçen yüzyılda en çok mısır ve fasulye
üretiyorlardı. Stalin zamanında Abhazya'da çay ekimine
başlandığı için dış ülkelerden daha az çay ithal eder
olmuştuk. Günümüzde ise durum geçen yüzyıllardaki gibi
oldu. Mısır-fasulye üretiliyor, aileler inek besliyor,
meyve yetiştiriyorlar. Elde ettikleri üründen yeterince
yararlanma, artanı satma imkanları yok. Ürünler pazarda
değiş-tokuş ediliyor, bu şekilde pazarlar ayakta
tutulmaya çalışılıyor.
Genç
cumhuriyetin politik sistemi yavaş yavaş gelişiyor.
1994'de Abhazya Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi.
Başkanlığa Vladislav Ardzınba seçildi. 1995'de Genadi
Gagulya liderliğindeki hükümet kuruldu, devlet bankası
oluşturuldu. 1996'da tüm halkın katılımıyla parlamento
seçimi yapıldı. Parlamento başkanlığına Sokrat Cincolia
seçildi. Parlamento ve hükümet mevcut sorunların çözümü
için uğraşıyor. Psou nehrinin karşı tarafında yaşam
sürüyor, biz onu görmemekte dirensek de.
Biz hala
sınırın ötesinde savaş devam ediyormuş gibi hareket
ediyoruz. Abhazya yönetimiyle ilişki kurmak için çaba
göstermiyor, ambargoyu kaldırmıyor, sınırda çok sert bir
sistem uyguluyoruz. 1994'de ekonomik ambargonun neden
uygulandığını hiç düşünmüyoruz. Bu ambargo Çeçenya'daki
olaylar nedeniyle konulmuştu. Rusya’nın o zaman
liderlerinden Vlademir Sumeyko Kodor vadisinde Çeçen
silahlı güçlerinin üsleri olduğunu iddia etmişti. Bu
nedenle sınırlarımızı kapatmıştık. Bu iddiayı kimse
kanıtlayamadı. V.Sumeyko görevinden ayrılalı çok oldu.
Çeçenya'dan ordularımızı çektik, o cumhuriyetin bağımsız
olmasına rıza göstererek seçimlerin yapılmasını sağladık
ama Abhazya hala ambargo zincirleri altında. Bu yanlış
değil mi?
Psou'daki
sınır kapısının açıldığı takdirde her iki tarafa geçecek
olan insan trafiğinin sorun yaratacağı belli. Vize
işlemlerinin yapılması gerekecek, bunun için karşılıklı
temsilcilikler açılacak. Bu da Abhazya Cumhuriyeti'ni
tanıdığımızı gösterecek. Ülkemizin liderleri böyle bir
adim atmayı istemiyorlar çünkü öyle yaptıkları takdirde
perestroykanın mimari, dostumuz Eduard Sevardnadze
gücenecek. O, Abhazya’yı Gürcistan toprağı kabul ediyor,
ancak durumun böyle olmadığı ortada.
Bağımsızlığını
silah zoruyla kazanmış bir çok ülkenin uzun yıllar
tanınmadıklarına dair tarihte bir çok örnek vardır.
İttifak ülkelerinin (İngiltere ve Fransa) uzun yıllar
Sovyetler Birliği’ni yok farz ettiklerini unutmayınız.
Aynı şekilde birçok ülke Çin yönetimi olarak Tayvan'daki
yönetimi tanımış, bir milyar nüfusa sahip Çin Halk
Cumhuriyeti'ni görmezden gelip, onun yöneticilerini
ayrılıkçılıkla suçlamışlardı. Yine Fidel Castro
yönetimindeki hükümet ABD Kongresi'nce tanınmamıştır.
Benzer şekilde bir zamanlar ABD de bir ülke olarak
tanınmıyor, bu ülke Büyük Britanya İmparatorluğu’nun
parçası kabul ediliyordu.
Zaman her şeyi
yerli yerine oturttu. Abhazya'da da yaşam devam ediyor.
1992-94 yıllarındaki kanlı savaştan sonra Abhaz ulusunun
artık Gürcistan'la bir arada yaşaması mümkün değildir.
Abhazya’yı Gürcistan toprağı olarak kabul etmek savaşın
tekrarlanmasını istemek demektir. Bunun anlamı da tek
bir Abhaz kalıncaya dek savaşın süreceğidir. Bu durum
gözden uzak tutulmamalıdır.
İşte bu
nedenle gereksiz bürokratik davranışlarımızı bir kenara
bırakıp, soruna gerçekçi bir şekilde yaklaşmamız
gerekir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, birlik
cumhuriyetleri bağımsız olur, özerk cumhuriyetler
bağımsız olamaz diye kuralı kim koymuştur? Neden Tiflis,
Baku ve Vilnius bağımsızlık isterken bir şey demeyip,
aynı şeyi Sohum isteyince karşı koyuyoruz? Neden
bağımsızlığını silahla koruyan ve saldırganları
yenilgiye uğratanlara kötü gözle bakıyoruz? Neden birkaç
yıldır bizimle dost olmak isteyen bu halka elimizi
uzatmıyoruz? Abhazlar’ın isteklerine uygun olarak
dostluk ilişkilerini kurmamızın tam zamanıdır. Böyle
yapmazsak gelişmelerin başka yöne kayacağını da
unutmamak gerekir.
Türkiye'ye
bakalım. Onlar bizim gibi davranmıyorlar. Gerçi onlar da
resmi bir ilişki kurmuyor, Gürcistan ile Moskova'daki
ilişkileri takip ediyorlar. Bununla birlikte Sohum
kıyılarında sıkça Türk gemileri görülmektedir.
Abhazya'ya yiyecek ve inşaat malzemeleri getirip, kendi
ihtiyaçları olan ağaç, hurda ve fabrikaların ihtiyacı
diğer malzemeleri götürüyorlar. XIX. yüzyılda Kafkas
sahillerinden uzaklaştırılan Türk lirası simdi Abhazya
yoluyla geri dönüyor desek yanlış olmaz.
Peki biz ne
yapıyoruz? Kulağımızın üstüne yatmış bekliyoruz. Bizim
Kuban'da yetiştirdiğimiz ürünleri ve sanayi mallarını
satmamız gerekmiyor mu? Bir türlü satılamayan
Novorossisk çimentosu Abhazya'ya gönderilemez mi? Zaten
gemilerimiz bu tür seferler yerine başka isler peşinde
koşmuyorlar mi? İnsanlarımıza iş bulmaya bizim de
ihtiyacımız var. Biz Abhazya için Türkiye'den daha iyi
partneriz. Trabzon ve İstanbul'un Abhaz mandalinasına
ihtiyacı yoktur. Abhazya Cumhuriyeti'nin en önemli ihraç
mali ise turunçgillerdir. Bununla beraber mandalinalar
torba ve çantalarla taşınıyor, motorlu taşıtlarla
taşınmasına izin verilmiyor. Krasnodar Eyaleti'nin
ürünleri Tkvarçal kömürü ile değiştirilebilir. Bu bizim
için Rostov kömürü almaktan daha yararlıdır. Elektrik
enerjisi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. İngur
hidroelektrik santralinden enerji alırsak Kuban
yöresindeki yelpaze yöntemi sona erecek ve Stavropol'e
olan enerji bağımlılığımız da bitmiş olacaktır. Bu
şekilde gösterilebilecek ekonomik sebepler çokçadır.
Biraz da
politik sebeplere göz atalım. Biz Abhazya Cumhuriyeti'ni
tanıdığımız takdirde, tüm dünyaya bu ülkenin Rusya için
taşıdığı önemi ve buranın bir ihraç kapısı olduğunu
göstermiş olacağız. Bu önemli bir politik adim olacak.
Rusya uzun zamandır böyle önemli bir politik adım
atmadı. Şu anda Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinin çözülmesi
gereken bir çok sorunları var. Bizim Abhazya
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanımamızın, Khabardey,
Dağıstan ve İngusya'ya da önemli etkileri olacak. Çünkü
bu cumhuriyetlerde Abhazlar’a yakın halklar
yaşamaktadır. Bizler neden her iki tarafta yaşayan
halkların Rusya’yı kendi dostları ve koruyucuları gibi
görmelerini istemiyoruz? Bizim davranışımız yüzünden bu
halklar bizi düşmanmışız gibi görüyorlar. Abhazya
Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul ettiğimiz takdirde bu
küçük ülkede yasayan 50 bin Rus’un da yaşamlarına olumlu
etkide bulunacağız. Çok kötü şartlarda yasayan bu
soydaşlarımızı da unutmamamız gerekir. Su anda
uyguladığımız ambargo ile onlara da büyük güçlükler
çektirmekteyiz. Ben Abhazya Cumhuriyeti'ne uygulanan
ekonomik ambargonun kaldırılması ve bu cumhuriyetin
bağımsızlığının kabul edilmesi için girişimlerin Kuban
yöresinde başlatılmasını uygun görüyorum.
Unutmamak
gerekir ki, yöremizden binlerce insan 1942 yılında
faşist saldırganlardan korunmak için Abhazya'ya
sığınmışlardı. O insanlar bizim anne-babalarımız,
dedelerimiz-ninelerimizdi. Bu kötü günlerimizde bize
elini uzatan, kapısını açan, ekmek yediren o iyi
insanları hatırlayalım. Onlara olan vefa borcumuzu
ödememizin simdi zamanıdır. Bu büyük borçtan ancak
Rusya’nın Abhazya’nın varlığını tanımasıyla
kurtulabiliriz. İşte bunun için mücadele edelim.
Peki
Gürcistan, bu ülkenin yöneticileri bu ise ne diyecekler?
Tiflis yöneticilerinin böyle bir davranıştan çok
rahatsız olacaklarını söylemeye bile gerek yoktur. Hatta
bu yüzden Gürcistan NATO'ya bile girebilir. Böyle de
olsa onlara başka şeyleri hatırlatmamız gerekir. Örneğin
bir kaç yıl geriye gidersek, Gürcüler ülkelerinin
bağımsızlığı için çalışıyor ve bu yüzden Rus halkını
kötülüyorlardı. Yine Mihedrioni isimli orduyla birlikte
Sohum kentine saldırıp insanları soyuyor, karşı
koyanları öldürüyorlardı. "Bu kendi sorunlarıdır"
diyenler olabilir. Bu sorun yalnız Gürcü politikacıları
ilgilendiriyor olsaydı bu görüşe hak verilebilirdi, ama
savaş istemediği halde Abhazya'daki yerini yurdunu
bırakan Gürcüler için ne demeli? Bu durumda olan 50,000
kişinin ne suçu var? Onlar Mihedrioni vahşetin
kurbanıdırlar.
Burada önemli
bir sorun karşımıza çıkıyor. Abhazya’yı terk eden
Gürcüler eski görüşlerini değiştirmiş, artık savaştan
söz etmez olmuşlardır. Bunlar Tiflis, Moskova, Krasnodar,
Rostov ve Soçi'de barınıyorlar. Bir çokları yeni isler
bulmuş, ev-bark sahibi olmuşlardır. Savaş sonrası 2
yılda insanların düşünüş ve anlayışı değişmiştir. Simdi
onların arasında kendi isteğiyle kendini savaşın
ortasına atacak birini bulmak zordur.
Onlar için en
büyük sorun sudur: yerlerine döndükleri takdirde
kendilerini düşman kabul edenlerle nasıl bir arada
yaşayacaklar? Bu insanlara yardımcı olmak istiyorsak,
halen barınmakta oldukları yerde kalmaları için
elimizden geleni yapmalıyız. Olan olmuştur ve tarihin
sayfalarına geçeni değiştirme imkânı yoktur. Abhazya
Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul etmekle, savaşı
yeniden başlatmak hevesinde olan Gürcistan’ı durdurmuş
olacağız. Böylece binlerce insanin hayati kurtulacak.
Kafkasya'da
barış ortamı sağlandığında diğer ülkeler de ister
istemez Abhazya Cumhuriyeti'ni tanıyacaktır. Bu konuda
ilk adimi Iran atacaktır. Türkiye'nin de aynı adımı
atması muhtemeldir. Azerbaycan da aynı şeyi yapabilir.
Dünyadaki gelişimleri takip eden her ülke lideri de aynı
tutumda olacaktır. İdeolojik doğmaları olmayan tüm
politikacılar böyle davranacaktır. Durum böyle olunca bu
konudaki ilk adımı niçin Rusya atmasın? Bu sorunu
gerçekçi bir şekilde çözmenin tek yolu budur.
Abhazya’nın
bağımsızlığı ve egemenliğine Rusya saygı göstermeli ve
desteklemelidir. Bu konuda günümüzde başka gerekçeler de
vardır. Öyle bir davranış NATO'nun değil, ülkemizin
yararına olacaktır. Burada belirtmek gerekir ki son
yıllarda bu kurulusun yararına çok işler yaptık. Abhazya
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanımak Rusya ile Beyaz
Rusya arasında yapılan anlaşmanın benzeri olacaktır.
Aynı zamanda Kuril adalarının Japonya'ya geri verilmesi
ile ilgili görüşmelerin kesilmesi veya Sivastopol için
yapılan diplomatik mücadeleye benzemektedir. Abhazya
Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul etmekle tüm dünyaya
Rusya’nın halen büyük bir devlet ve dünyanın her yerinde
kendi çıkarlarını ilgilendiren sorunları çözme gücünde
olduğunu göstermiş olacağız.
(Adığe Mak
14 Şubat 1997, çev. Çetaw İbrahim)
|