NART DERGİSİ
BASIM TARİHİ : NİSAN - MAYIS 1997

01

YIL / SAYI : 1 / 1
SAYFA SAYISI : 48
 

 
 
 
 
 
 
 
 
BAĞIMSIZ ABHAZYA KİMİN YARARINADIR?

Sizov İgor


 

Ocak ayı ortalarında Soçi yakınlarındaki Psou sınır kapısında üzücü bir olay meydana geldi.

 

Bundan 50 yıl önce o zamanlar bir Sovyet kenti olan Tuapse'den (şimdi Rus kenti) yine o zamanlar bir Sovyet kenti olan (şimdi Abhaz kenti) Gagra'ya doğru bir Rus kadın göç etmişti.

 

Şimdi yaşlı olan bu kadın Rusya'da yasayan torunlarının yanına gitmek üzere yola çıkar. Psou sınırında gerekli işlemleri yaptırdıktan sonra Adler'den trene binerek torunlarının yanına gideceğini ve kendi eliyle hazırladığı tatlıları onlara yedireceğini ummaktadır.

 

Psou sınır kapısında binlerce insan beklemektedir. Hepsinin ortak amacı bera­berlerinde torbalarla götürdükleri mandalını satıp, karşılığında yiyecek alıp geri dönmektir. Ama sınır geçmek zordur. Bu hakka sahip olanlar sadece kadın ve çocuklardır. Rusya tarafından Abhazya'ya uygulanan ekonomik ambargo gereği erkekler sınırı geçemez. Uygulama 1994 yılından beri devam ediyordu. Kadınlar el arabalarına koydukları ağır yüklerini karşı tarafa geçirebilmek için bekleşiyorlardı. Ürünlerini otomobil veya diğer taşıma araçlarıyla geçirmek imkanları yoktu. Bunu sağlamak için çok uğraşmak gerekiyordu, denememek daha iyiydi. Mandalinin tam mevsimiydi. İnsanlar sınırın açılıp ürünlerini karşıya geçirebilmek için kaygı ve üzüntüyle bekleşiyorlardı.

 

Sınır görevlileri Moskova'daki yöneticilerin koydukları bu kurallardan hoşnut değilse de görevlerini titizlikle yapmaktan geri kal­mıyor, insanların ellerindeki eşyaları, yükleri büyük bir işgüzarlıkla arayıp tarıyor, narkotik madde veya silah olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Bazen insanlara haksizlik ettikleri, "ne diye bu kadar mandalin götürüyorsun?" diye çıkıştıkları da oluyordu.

 

İşte sınır kapısından geçişler her gün bu şekilde tekrarlanarak devam ediyordu.

 

Zavallı yaşlı kadın yorgun ve bunalmış olarak uzun süre sırada bekledikten sonra sonunda Abhaz sınır görevlilerini ve köprüyü geçerek Rusya topraklarına girer.

 

- Ne götürüyorsun anne? diye sorar Rus sınır görevlisi, pasaportun nerede?

- Hay Allah! Pasaportumu karşı tarafta unutmuşum oğlum, diye derin bir iç geçirir kadın.

- Pasaportun olmadan geçirmeyiz, diye kestirip atar görevli.

- Çantamı burada bırakıp gidip alsam olur mu? der kadın.

- Çantanı çalmazlar mi? Onu kim koruyacak?

           

Yaşlı kadının sırada bekleyenleri tekrar aşması gerekmektedir. Yeniden sınır görevlilerine takılır. En sonunda sınırı geçtiğinde ayaklarında derman kalmamıştır, adım atamaz halde kıyıda duran büyükçe bir taşın üzerine oturur, artık Tuapse'ye giden elektrikli trene de geç kalmıştır. Aradan bir saat kadar geçer, hava kararmak üzereyken kapıda görevli polislerden biri yaşlı kadını görür, yanına gelir. Kadın ölmüş, torunlarına yedirmek üzere hazırladığı yiyecekler de yolun üstüne dökülmüştür.

 

Rus-Abhaz sınırında bu tür üzücü olaylar sık sık meydana gelmektedir.

           

*          *          *

 

İki yıldır ekonomik ambargo altında olan Abhazya Cumhuriyeti yasamaya devam ediyor. Ülkenin güneyinde çıkış yolu yoktu çünkü o tarafta düşmanlar vardı. Doğusundan da çıkışı yoktu, o taraf dağlara yaşlanıyordu. Batısında ise deniz vardı. Gemilere de büyük zorluklar çıkarıyorlardı. Karadan tek çıkış yolu, kuzeyde Rusya sınırından mümkündü. Abhazya Cumhuriyeti'nde yasayanlar için yaşamsal öneme sahip bu yol da 21 Aralık 1994'den beri Rusya hükümetinin emriyle kapatılmıştı. Sınırdan erkeklerin geçişine, yük taşınmasına, tren geçişine izin verilmiyordu. Sadece kadın ve çocukların geçişi mümkündü. Bu kurala da doğru dürüst uyulmuyor, istedikleri an sınırı kapatıyorlardı. Çünkü Rusya-Abhazya arasında vize ve konsolosluk işlemleri yapılamıyordu ve diplomatik ilişki yoktu. Kimse cumhuriyetin varlığını kabul etmiyor, ülke birkaç yıldır bağımsız yaşıyorsa da ilişki kurulmuyordu. Varlığı bir gerçek olan cumhuriyet kağıt üze­rinde, belgelere göre yoktu. Meydana gelen bütün olumsuzluklar bu yüzdendi.

 

Bu şekilde kimsece tanınmayan ve ambargo altında olan cumhuriyette yaşamın güçlükle sürdüğünü söylemeye gerek yoktur. Üre­tim tesisleri çalışmıyor, ihtiyaçları olanlar hammaddeyi bulamıyor, çıkardıkları ürünleri bir başka yere nakledemiyorlar. İşsizlerin sayısı çok fazla. Finansal konular karmakarışık. Piyasada ruble ve dolar kullanılıyor. İnsanlar ücretlerini zamanında alamıyorlar. 2500 ruble olan emekli maaşları dahi birkaç yıldır ödenemiyor. Yaşlılar her gün ücretsiz olarak yedikleri öğle yemekleri sayesinde hayatlarını devam ettiriyorlar. Ölenler doğanlardan fazla. 240.000 kişi bu şartlarda yaşıyor.

 

Güç şartlara rağmen insanlar ellerinden geleni yapıyorlar. Bu ülkenin çiftçileri geçen yüzyılda en çok mısır ve fasulye üretiyorlardı. Stalin zamanında Abhazya'da çay ekimine başlandığı için dış ülkelerden daha az çay ithal eder olmuştuk. Günümüzde ise durum geçen yüzyıllardaki gibi oldu. Mısır-fasulye üretiliyor, aileler inek besliyor, meyve yetiştiriyorlar. Elde ettikleri üründen yeterince yararlanma, artanı satma imkanları yok. Ürünler pazarda değiş-tokuş ediliyor, bu şekilde pazarlar ayakta tutulmaya çalışılıyor.

 

Genç cumhuriyetin politik sistemi yavaş yavaş gelişiyor. 1994'de Abhazya Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi. Başkanlığa Vladislav Ardzınba seçildi. 1995'de Genadi Gagulya liderliğindeki hükümet kuruldu, devlet bankası oluşturuldu. 1996'da tüm halkın katılımıyla parlamento seçimi yapıldı. Parlamento başkanlığına Sokrat Cincolia seçildi. Parlamento ve hükümet mevcut sorunların çözümü için uğraşıyor. Psou nehrinin karşı tarafında yaşam sürüyor, biz onu görmemekte dirensek de.

 

Biz hala sınırın ötesinde savaş devam ediyormuş gibi hareket ediyoruz. Abhazya yönetimiyle ilişki kurmak için çaba göstermiyor, ambargoyu kaldırmıyor, sınırda çok sert bir sistem uyguluyoruz. 1994'de ekonomik ambargonun neden uygulandığını hiç düşünmüyoruz. Bu ambargo Çeçenya'daki olaylar nedeniyle konulmuştu. Rusya’nın o zaman liderlerinden Vlademir Sumeyko Kodor vadisinde Çeçen silahlı güçlerinin üsleri olduğunu iddia etmişti. Bu nedenle sınırlarımızı kapatmıştık. Bu iddiayı kimse kanıtlayamadı. V.Sumeyko görevinden ayrılalı çok oldu. Çeçenya'dan ordularımızı çektik, o cumhuriyetin bağımsız olmasına rıza göstererek seçimlerin yapılmasını sağladık ama Abhazya hala ambargo zincirleri altında. Bu yanlış değil mi?

           

Psou'daki sınır kapısının açıldığı takdirde her iki tarafa geçecek olan insan trafiğinin sorun yaratacağı belli. Vize işlemlerinin yapılması gerekecek, bunun için karşılıklı temsilcilikler açılacak. Bu da Abhazya Cumhuriyeti'ni tanıdığımızı gösterecek. Ülkemizin liderleri böyle bir adim atmayı istemiyorlar çünkü öyle yaptıkları takdirde perestroykanın mimari, dostumuz Eduard Sevardnadze gücenecek. O, Abhazya’yı Gürcistan toprağı kabul ediyor, ancak durumun böyle olmadığı ortada.

           

Bağımsızlığını silah zoruyla kazanmış bir çok ülkenin uzun yıllar tanınmadıklarına dair tarihte bir çok örnek vardır. İttifak ülkelerinin (İngiltere ve Fransa) uzun yıllar Sovyetler Birliği’ni yok farz ettiklerini unutmayınız. Aynı şekilde birçok ülke Çin yönetimi olarak Tayvan'daki yönetimi tanımış, bir milyar nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyeti'ni görmezden gelip, onun yöneticilerini ayrılıkçılıkla suçlamışlardı. Yine Fidel Castro yönetimindeki hükümet ABD Kongresi'nce tanınmamıştır. Benzer şekilde bir zamanlar ABD de bir ülke olarak tanınmıyor, bu ülke Büyük Britanya İmparatorluğu’nun parçası kabul ediliyordu.

           

Zaman her şeyi yerli yerine oturttu. Abhazya'da da yaşam devam ediyor. 1992-94 yıllarındaki kanlı savaştan sonra Abhaz ulusunun artık Gürcistan'la bir arada yaşaması mümkün değildir. Abhazya’yı Gürcistan toprağı olarak kabul etmek savaşın tekrarlanmasını istemek demektir. Bunun anlamı da tek bir Abhaz kalıncaya dek savaşın süreceğidir. Bu durum gözden uzak tutulmamalıdır.

           

İşte bu nedenle gereksiz bürokratik davranışlarımızı bir kenara bırakıp, soruna gerçekçi bir şekilde yaklaşmamız gerekir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, birlik cumhuriyetleri bağımsız olur, özerk cumhuriyetler bağımsız olamaz diye kuralı kim koymuştur? Neden Tiflis, Baku ve Vilnius bağımsızlık isterken bir şey demeyip, aynı şeyi Sohum isteyince karşı koyuyoruz? Neden bağımsızlığını silahla koruyan ve saldırganları yenilgiye uğratanlara kötü gözle bakıyoruz? Neden birkaç yıldır bizimle dost olmak isteyen bu halka elimizi uzatmıyoruz? Abhazlar’ın isteklerine uygun olarak dostluk ilişkilerini kurmamızın tam zamanıdır. Böyle yapmazsak gelişmelerin başka yöne kayacağını da unutmamak gerekir.

           

Türkiye'ye bakalım. Onlar bizim gibi davranmıyorlar. Gerçi onlar da resmi bir ilişki kurmuyor, Gürcistan ile Moskova'daki ilişkileri takip ediyorlar. Bununla birlikte Sohum kıyılarında sıkça Türk gemileri görülmektedir. Abhazya'ya yiyecek ve inşaat malzemeleri getirip, kendi ihtiyaçları olan ağaç, hurda ve fabrikaların ihtiyacı diğer malzemeleri götürüyorlar. XIX. yüzyılda Kafkas sahillerinden uzaklaştırılan Türk lirası simdi Abhazya yoluyla geri dönüyor desek yanlış olmaz.

           

Peki biz ne yapıyoruz? Kulağımızın üstüne yatmış bekliyoruz. Bizim Kuban'da yetiştirdiğimiz ürünleri ve sanayi mallarını satmamız gerekmiyor mu? Bir türlü satılamayan Novorossisk çimentosu Abhazya'ya gönderilemez mi? Zaten gemilerimiz bu tür seferler yerine başka isler peşinde koşmuyorlar mi? İnsanlarımıza iş bulmaya bizim de ihtiyacımız var. Biz Abhazya için Türkiye'den daha iyi partneriz. Trabzon ve İstanbul'un Abhaz mandalinasına ihtiyacı yoktur. Abhazya Cumhuriyeti'nin en önemli ihraç mali ise turunçgillerdir. Bununla beraber mandalinalar torba ve çantalarla taşınıyor, motorlu taşıtlarla taşınmasına izin verilmiyor. Krasnodar Eyaleti'nin ürünleri Tkvarçal kömürü ile değiştirilebilir. Bu bizim için Rostov kömürü almaktan daha yararlıdır. Elektrik enerjisi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. İngur hidroelektrik santralinden enerji alırsak Kuban yöresindeki yelpaze yöntemi sona erecek ve Stavropol'e olan enerji bağımlılığımız da bitmiş olacaktır. Bu şekilde gösterilebilecek ekonomik sebepler çokçadır.

 

Biraz da politik sebeplere göz atalım. Biz Abhazya Cumhuriyeti'ni tanıdığımız takdirde, tüm dünyaya bu ülkenin Rusya için taşıdığı önemi ve buranın bir ihraç kapısı olduğunu göstermiş olacağız. Bu önemli bir politik adim olacak. Rusya uzun zamandır böyle önemli bir politik adım atmadı. Şu anda Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinin çözülmesi gereken bir çok sorunları var. Bizim Abhazya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanımamızın, Khabardey, Dağıstan ve İngusya'ya da önemli etkileri olacak. Çünkü bu cumhuriyetlerde Abhazlar’a yakın halklar yaşamaktadır. Bizler neden her iki tarafta yaşayan halkların Rusya’yı kendi dostları ve koruyucuları gibi görmelerini istemiyoruz? Bizim davranışımız yüzünden bu halklar bizi düşmanmışız gibi görüyorlar. Abhazya Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul ettiğimiz takdirde bu küçük ülkede yasayan 50 bin Rus’un da yaşamlarına olumlu etkide bulunacağız. Çok kötü şartlarda yasayan bu soydaşlarımızı da unutmamamız gerekir. Su anda uyguladığımız ambargo ile onlara da büyük güçlükler çektirmekteyiz. Ben Abhazya Cumhuriyeti'ne uygulanan ekonomik ambargonun kaldırılması ve bu cumhuriyetin bağımsız­lığının kabul edilmesi için girişimlerin Kuban yöresinde başlatılmasını uygun görüyorum.

           

Unutmamak gerekir ki, yöremizden binlerce insan 1942 yılında faşist saldırganlardan korunmak için Abhazya'ya sığınmışlardı. O insanlar bizim anne-babalarımız, dedelerimiz-ninelerimizdi. Bu kötü günlerimizde bize elini uzatan, kapısını açan, ekmek yediren o iyi insanları hatırlayalım. Onlara olan vefa bor­cumuzu ödememizin simdi zamanıdır. Bu büyük borçtan ancak Rusya’nın Abhazya’nın varlığını tanımasıyla kurtulabiliriz. İşte bunun için mücadele edelim.

           

Peki Gürcistan, bu ülkenin yöneticileri bu ise ne diyecekler? Tiflis yöneticilerinin böyle bir davranıştan çok rahatsız olacaklarını söylemeye bile gerek yoktur. Hatta bu yüzden Gürcistan NATO'ya bile girebilir. Böyle de olsa onlara başka şeyleri hatırlatmamız gerekir. Örneğin bir kaç yıl geriye gidersek, Gürcüler ülkelerinin bağımsızlığı için çalışıyor ve bu yüzden Rus halkını kötülüyorlardı. Yine Mihed­rioni isimli orduyla birlikte Sohum kentine saldırıp insanları soyuyor, karşı koyanları öldürüyorlardı. "Bu kendi sorunlarıdır" diyenler olabilir. Bu sorun yalnız Gürcü politikacıları ilgilendiriyor olsaydı bu görüşe hak verilebilirdi, ama savaş istemediği halde Abhazya'daki yerini yurdunu bırakan Gürcüler için ne demeli? Bu durumda olan 50,000 kişinin ne suçu var? Onlar Mihedrioni vahşetin kurbanıdırlar.

           

Burada önemli bir sorun karşımıza çıkıyor. Abhazya’yı terk eden Gürcüler eski görüşlerini değiştirmiş, artık savaştan söz etmez olmuşlardır. Bunlar Tiflis, Moskova, Krasnodar, Rostov ve Soçi'de barınıyorlar. Bir çokları yeni isler bulmuş, ev-bark sahibi olmuşlardır. Savaş sonrası 2 yılda insanların düşünüş ve anlayışı değişmiştir. Simdi onların arasında kendi isteğiyle kendini savaşın ortasına atacak birini bulmak zordur.

           

Onlar için en büyük sorun sudur: yer­lerine döndükleri takdirde kendilerini düşman kabul edenlerle nasıl bir arada yaşayacaklar? Bu insanlara yardımcı olmak istiyorsak, halen barınmakta oldukları yerde kalmaları için elimizden geleni yapmalıyız. Olan olmuştur ve tarihin sayfalarına geçeni değiştirme imkânı yoktur. Abhazya Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul etmekle, savaşı yeniden başlatmak hevesinde olan Gürcistan’ı durdurmuş olacağız. Böylece binlerce insanin hayati kurtulacak.

           

Kafkasya'da barış ortamı sağlandığında diğer ülkeler de ister istemez Abhazya Cumhuriyeti'ni tanıyacaktır. Bu konuda ilk adimi Iran atacaktır. Türkiye'nin de aynı adımı atması muhtemeldir. Azerbaycan da aynı şeyi yapabilir. Dünyadaki gelişimleri takip eden her ülke lideri de aynı tutumda olacaktır. İdeolojik doğmaları olmayan tüm politikacılar böyle davranacaktır. Durum böyle olunca bu konudaki ilk adımı niçin Rusya atmasın? Bu sorunu gerçekçi bir şekilde çözmenin tek yolu budur.

           

Abhazya’nın bağımsızlığı ve egemenliğine Rusya saygı göstermeli ve desteklemelidir. Bu konuda günümüzde başka gerekçeler de vardır. Öyle bir davranış NATO'nun değil, ülkemizin yararına olacaktır. Burada belirtmek gerekir ki son yıllarda bu kurulusun yararına çok işler yaptık. Abhazya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanımak Rusya ile Beyaz Rusya arasında yapılan anlaşmanın benzeri olacaktır. Aynı zamanda Kuril adalarının Japonya'ya geri verilmesi ile ilgili görüşmelerin kesilmesi veya Sivastopol için yapılan diplomatik mücadeleye benze­mek­tedir. Abhazya Cumhuriyeti'nin egemenliğini kabul etmekle tüm dünyaya Rusya’nın halen büyük bir devlet ve dünyanın her yerinde kendi çıkarlarını ilgilendiren sorunları çözme gücünde olduğunu göstermiş olacağız.

 

 

(Adığe Mak 14 Şubat 1997, çev. Çetaw İbrahim)

 
BU SAYININ DİĞER MAKALELERİ

 

..
...