|
Sözlerime eski bir Çerkes temsili ile
başlamak istiyorum. Kaynana gelinini denemek maksadı ile
ondan kendisine börek yapmasını ister. Gelin hemen böreği
yapıp kaynanasına getirir. Yaşlı kadın bir lokma ısırdıktan
sonra böreği bırakır ve yemez. Gelini sorar: .
-Anne niçin yemiyorsun beğenmedin mi
yoksa?
Yaşlı kadın cevap verir: tadı yok.
İnanın ne gerekiyorsa koydum içine her
şeyini bir tamam hazırladım.
Hayır kızım her şeyi tamam değil,
içerisine sevgi koymamışsın diye cevaplar yaşlı kadın ve
devam eder "yemek yapmanın kadına özgü bir iş olmasının
nedeni erkeğin midesini tıkamak için değildir o kadarını
erkekler kendileri de yapabilirler oysa yemeği güzel kılan
ona gösterdiğin özendir, bu özenin kaynağında sevgi yatar ve
içerisinde sevgi olan her şey tatlıdır".
İşte el sanatları da böyledir.
Zamanın birinde ihtiyaçtan doğmuş bir
eşyanın yapımına insan kendi bilgisini, emeğini, sevgisini
içerisinde yaşadığı toplumun kültürünü ekleyerek onu daha
güzel, daha kullanışlı bir biçime dönüştürür.
Halkların el sanatları işte bu sevgi ile
yoğrulmuş değişimin ve dönüşümün bir tarihçesidir.
ÇERKES HASIRLARI
Hasır'ın ne zaman ve hangi toplulukta
ortaya çıktığını bu gün pek kimsenin bildiğini sanmıyorum.
Çok önceki uzak dönemlerde insanoğlunun ihtiyacı nedeni ile
ortaya çıkan bu beceri zaman içerisinde gelişerek neredeyse
bir sanat haline gelmiştir.
Bugün elimizde bulunan eski ve yeni
hasırları bir arada inceleyip ikisi arasında bir
karşılaştırma yaptığımızda o dönemlerde basit sergi amaçlı
ile kullanılan hasırın bu gün yapılanlar ile
kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu görüyoruz.
Çok eski hasırlar çoğunlukla kamışların
birbirine tutturulması ile yapılan düz ve basit modeller
olduğu halde daha geç dönemlere ait hasırların gerek yapılış
tarzı ve gerekse modelleri bakımından daha karmaşık ve
farklı olduğunu görürsünüz.
Bu ilk yapılan hasırları incelediğimizde
ilk önce bahsettiğimiz bağlama modeli takip eden dönemde
dikey örülen modeller ve daha sonrada kamışların çapraz
örülmesi ile yapılan modeller geliyor.
İnsanoğlu yaşama, yiyecek ve giyinme
ihtiyacını karşılayıp günlük yaşamında kullandığı eşyalara
yöneldikçe ve bu ihtiyaçlarına ayırdığı zaman fazlalaştıkça
ürettikleri de onun anlayışına paralel olarak gelişmeye,
güzelleşmeye başlamıştır.
Tüm el sanatlarının çıkış noktası budur
ve bu durum insanoğlunun gelişimi içerisinde demiri işleyen
için de, ağacı işleyen için de giysi yapan için de ihtiyaç
için üretilenlerin sanata dönüşmesine doğru yol alan bir
süreçtir.
İşte bu nedenledir ki bu gün bahsini
ettiğimiz eski hasırlar tıpkı eski el sanatlarımız,
oyunlarımız, söylencelerimiz, eski halk şarkılarımız gibi
bir folklorik değerdir.
Hasırın yapılışı kısaca şöyledir: Islak
kamışlar gölgede fakat içlerinin küflenip rutubetlenmemesi
için rüzgâr görebileceği bir yerde kurutulur.
Daha sonra bu kamışlar bir çizik halinde
yarılarak iyice gevşeyinceye kadar suyun içerisinde
yumuşatılır. Sonrada tezgâha yapılacak hasırın enine bağlı
olarak dikey kamışlar gerilir ve çerçevesi örülür.
Çerçevenin oluşturulması sırasında mevcut
modellerden herhangi birisi kullanılabilir (deri çevrimler,
kesmeler, çapraz baklava dilimleri, balıksırtı, desteklenmiş
çubuklar ve birbirine bakan yarımaylar biçiminde çeşitli
modeller mevcuttur) bundan sonrası ise hasırı ören kişinin
fantezilerine ve iç dünyasına kalmış bir şeydir, isterse
basit bir örgü ile isterse karmaşık örgü ve modellerle
işler.
Hasır yapımında tıpkı demir işleme, ağaç
ve deri işleme, altın ve gümüş işleme sanatı gibi sınırlı
sayıda insanın ve özelliklede ev hanımlarının bilip
uğraştıkları bir beceri olarak devam ede gelmiştir.
Bu sınırlı ilgiye rağmen bugün birer
sanat eseri olarak adlandırılabilecek güzellikte hasırlar
yapılmıştır. Fakat bu materyallerin halk sanatı açısından
değerini anlayıp onları muhafaza edecek bir araya toplayacak
insanlar olmadığı için günümüze kadar korunabilenler mevcut
olanın çok az bir kısmıdır.
Bu gün muhafaza altına alınmış ve müzede
sergilenen hasır sayısı 60 kadardır ve bunların en eskisi
1862 yılında yapılmıştır. Üzülerek söylemeliyim ki daha
öncesine ait elimizde hiç bir şey kalmamıştır.
Bu gün elimizde mevcut hasırları
incelediğimizde bu sanatın iki ayrı stilde devam ederek bu
güne geldiği kanaatini ediniyoruz.
Bunlardan daha eski olduğunu sandığımız
stilde kurutulmuş kamışların sadece belirli bir kısmından
yapılan ve tamamı değişik modellerle işlenmiş olan stildir.
Bu biçim daha çok Kabardey bölgesinde
yapılan hasırlarda görüldüğü için bunu Kabardey modeli
olarak ta adlandırabiliriz.
Urukh köyünden Dzıhmış Merjan'ın yaptığı 93 cm.ye 2 metre ölçülerinde olan buğday rengine yakın renkte
ortası boydan boya çapraz örgü ve ince boğumlar biçiminde,
kenarları baklava dilimi şeklinde örülmüş ve örgüleri deri
çevrimlerle sarmalanarak kesmelerle bitirilmiş olan hasır bu
bahsettiğimiz biçime güzel bir örnek olarak muhafaza
edilmektedir. Aynı stilde fakat değişik modellerde yapılmış
olan Sındıkue Latse, Bevıkue Fatimet, Sosmak Mariya ve
Bırsekue Kule'nin yapmış oldukları hasırlar da bu stilin
değişik örnekleri olarak mevcuttur elimizde.
Adıge hasırlarında dikkati çeken en
önemli özellik kompozisyonu oluşturan modellerin arasındaki
simetrik uyum ve dengenin sağlamlığıdır.
Fakat zaman zaman bu disiplinin dışına
çıkan istisnalarda yok değildir. Mesela Kıeş| F.nin
hasırları bu bahsettiğimiz farklı biçimlere en iyi örnektir.
Onun dikey düşey çift örgülerle oluşturduğu modeller ilk
bakışta diğerlerinden farklı fakat aynı zamanda ustaca bir
el emeği ürünü olduğunu fark ettirir.
Modellerin kaynağı hakkında bir bilgi
sahibi değilim ama yinede bunun eski hasırlar arasında
tamamen farklı bir bakış açısı ve farklı bir boyut olduğu
tartışılamaz.
Bizim ikinci stil olarak adlandırdığımız
modeller ise bir kaç renkten oluşmakta olup bunlar güneşte
yüksek ısıda sarartılan sarı renk, çamurumsu bir suyun
içerisinde bekletilerek verilen kahverengi veya yine benzer
bir suyun içerisinde bitki boyaları ile renklendirilen
yeşilin ve mavinin tonları ve tıpkı derinin boyanması gibi
boyanarak renk verilen siyahtan oluşan ve modelleri
belirginleştirmek için içerisinde zaman zaman ince çubuklar
beyaz veya siyah yün kullanılan hasır örme biçimidir.
Bu tip hasırların yapımında kaç tür
malzeme kullanıldığı konusunda bir bilgi sahibi değilim
fakat bu gün üç ayrı malzemeden oluşan hasırlar elimizde
mevcuttur.
Bu bahsettiklerim yanı sıra Psıj
bölgesinde gördüğüm ve Adıge stili olarak adlandırılan
hasırlarda model ve motiflerle yetinilmemiş olduğunu
bütününde veya belirli bir bölümünde resim işlenmiş
hasırlar yapıldığını gördüm.
Bizim -Argen- dediğimiz hasır o bölgede
ve Adıgey’de -Puable- olarak isimlendirilir, bence bizim de
bu kelimeyi dilimize alarak kullanmamız daha uygun gibi
geliyor.
Adıge stiline güzel bir örnek olarak
kunçıkuehable'den Khut M. in yaptığı hasırdan biraz bahsetmek
istiyorum. Kahverengi zemin üzerinde üst kısımda siyah
kamışlardan örülü; üzerinde semaver, sağ tarafında tabağı
içerisindeki bir çay bardağı, solunda şekerliği olan ve
altında iki tabure bulunan bir masa resmi yeralan Onun
altında bir somya biçimindeki yatak resmi olan bu hasırın
kenarları ikişer örgü biçiminde yukarıya doğru çıkarak çatı
şeklini alıyor ve en tepede bağlanıyor.
Namazlık olarak örülmüş olan bu hasırda
din'e vurgu olarak yapılmış olan ibrik ve leğen biraz daha
arka planda kalacak biçimde yapılmış olması, el
sanatlarımıza dini motifler de girmiş olmakla birlikte bu
tür desenlerin ve temaların genellikle ön plana çıkacak
baskın motif olarak kullanılmadığını gösteren güzel bir
örnektir.
Yine aynı izlenimi edinmemize neden olan
bir başka namazlık ta Okepşiy' köyü’nde yapıldığı bilinen
fakat kim tarafından yapıldığı anlaşılamayan hasırdır.
Adıge stilinin bir güzel örneği de. H.Şheplhokue'nin
hasırıdır. Bu hasırda diğerleri gibi ortasında resim
işlenmiş alt kısmı baklava dilimleri biçiminde altın sarısı
kenarları ve ortası siyah dikey örgülerle boydan boya geçen
üç farklı biçimin birleştirildiği güzel bir örnektir.
Üzülerek söylemek zorundayım ki Adıge el
sanatları layık olduğu değeri görememekte el sanatlarına
temel olan eski ev eşyaları gereği gibi muhafaza
edilmemektedir.
Eski metal işlemeler, altın simli Çerkes
motifli giysiler, ağaç oymalar, deri işlemeler, kılıçlar
kamalar bıçaklar,ve benzeri eşyaların yapımını unuttuğumuz
gibi mevcutları da muhafaza edemiyoruz.
Bütün dünyanın hayran olduğu Çerkes
giysileri bile artık kullanılmamakta sadece folklorik bir
öğe bir tiyatro kostümü olmaktan öte bir anlam ifade
etmemektedir.
Yine aynı şekilde kültürümüzün bir
parçası olan hasat törenleri(vak|ue yih|ıa{tohum atmak için
tarla sürümünde ve hasat zamanı yapılan tören]), beşik
töreni([guşıe hephıe]bebeğin ilk beşiğe yatırılışı sırasında
düzenlenir), beşik şarkıları, kahramanlık ve önemli olayları
anlatan şarkılar, düğünlerimiz ve toplantılarımız gibi pek
çok folklorik değerimiz yitip gitmekte ve yok olmaktadır.
Çerkes hasırlarını bu saydıklarımızdan
biraz daha şanslı görüyorum çünkü kültür bakanlığı bu konuyu
somut şekilde desteklemektedir.
Ayrıca Ğukıe Zamudin bu konuya özel bir
ilgi göstererek eski Adıge hasırlarını toplamaya başlamış
hepsini fotoğraflamış, oldukça zengin bir arşiv ve
koleksiyon oluşturmuştur .
Sanatçı daha da ileri bir adım atarak
kültür bakanlığının desteklediği "Argen" isimli bir atölye
açmış ve bu sanatı yeniden canlandırmasının yanı sıra 20’den
fazla öğrenci yetiştirmiştir.
Bu atölyede günümüz evlerinde
kullanılabilecek dekoratif hasırlar, yolluklar, duvar
panoları yapılmakta olup ürünlerin bir kısmı tüm Rusya
genelinde sergilenmiştir.
Aynı şekilde Adıgey de Azemet Min Kutas
Adıge hasırlarını toplayıp müzeye koymuş ve hepsini
fotoğraflayarak bir albüm haline getirip bastırmıştır. Yine
aynı şekilde k|uş| aslan da Adıge hasırlarına özel bir ilgi
duyarak bunların bir araya getirilmesi için takdire değer
bir çaba göstermiş ve bu konuda bir de tanıtım amaçlı kitap
yayınlamıştır.
İşte bu faaliyetler Adıge hasırlarının
muhafaza edilebilmesi ve bu sanatın devam edeceği
konusundaki ümidimizi güçlendirmektedir.
Nalo Zaur..1991 Nalçik.
Çeviri:
Ergun YILDIZ |