|
Kaybolmakta Olan Bir Dil Nedir?
Bugün
dünyada 6000 dil mevcuttur ve bunların yarısının kaybolma
tehdidi karşısında olduğu tahmin edilmektedir. Çoğu durumda,
iki ya da birçok dilin bir arada yaşaması, içlerinden
birini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakır:
Gerçekten de, yerleşik bir fikrin tersine olarak,
çokdillilik konumlanışları, tekdillilik konumlanışlarından
daha yaygındır. Çokdilliliğin egemen olduğu bir
konumlanışta, bir dilsel cemaat, çocukları babalarınkinden
başka bir dili kullanmayı yeğledikleri zaman, potansiyel
olarak tehlikededir. Aynı şekilde, bir dilsel cemaat, eğer
dili ve ekonomisi egemen durumda olan komşu cemaat,
azınlıktaki yerel dili ortadan kaldırmaya yönelirse, tehdit
altına girebilir.
Burada, bir
dili konuşanların sayısı ve yaşları işlevinde, o dil için
pek çok zafiyet dereceleri ayrıştırmak gerekmektedir: Eğer o
dili konuşanların en genç olanları 20 yaşında ise, dil
yalnızca tehdit altındadır; eğer 50 yaşında ise, kaybolma
yolundadır; eğer yalnızca çok yaşlı bazı kişiler o dili
konuşuyorsa, can çekişmekte olduğu kabul edilir. Nihayet,
eğer artık hiç kimse o dili konuşmuyorsa, elbette ölmüştür.
Yine de bu son durum çok büyük ihtiyatla ele alınmalıdır,
çünkü, ölmüş olduğu kabul edilen bazı dillerin yeniden yüze
çıktıkları görülmüştür: Bir dil, kâh, İsrail devletinin
kuruluşu sırasında İbranice’de olduğu gibi, çok güçlü bir
siyasi irade sayesinde kendi külleri arasından yeniden
doğar (ama burada tümüyle istisnai bir durum söz
konusudur); kâh, gerçek pratiklerden habersiz oluşumuz,
bizi kamusal erklerin haberi olmaksızın konuşulmakta olan
bir dili yanlış olarak, ölü saymaya götürür. Eski Sovyetler
Birliği’ndeki durum budur; burada, Sibirya'nın bazı dilleri
uzun yıllar ölmüş olarak kabul edildikleri halde, gizliden
gizliye konuşulmuştu.
Tekdilliliğe Karşı Çokdillilik
Uzunca bir
süre, tekdil konuşan insanlar, azınlık dillerinin gereksiz
ve sınırlı olduğunu düşündüler: Dolayısıyla onları
egemenlikleri altına almaya, hattâ ortadan kaldırmaya
çalıştılar. Bu, hiçbir direnişle karşılaşmayan bir proje
oldu, çünkü, maalesef , küçük dilsel cemaatler,
kendiliklerini, egemen dili benimsemeye mecbur hissettiler,
oysa ki, ve bu konuya döneceğiz, azınlıktaki bir dili
konuşanların, kendi etnik ve dilsel kimlik/özdeşliklerini
korumalarına imkân vermek gerekir. İkidilliliği ya da
çokdilliliği norm olarak benimsemek, bu tahripkâr sarmalı
kırmak için iyi bir yol olurdu. Beri yanda, bir perspektif
problemi de sık sık orta yere gelmektedir. Egemen bir dili
konuşan insanlar, genellikle tekdillidirler ve
tekdilliliğin norm olduğuna inanma eğilimindedirler, oysa
ki, gerçekte Yeryüzünde var olan dillerin %50'si ikidilli ya
da çokdilli insanlar tarafından konuşulmaktadır: Yeni
Kaledonya'da, Papua Yeni Gine'de, Filipinler'de,
Hindistan’da, İsviçre'de, Özbekistan'da, Orta Asya'da
-yalnızca bu örneklerle yetinerek- halklar çokdillidirler.
Çokdillilik lehinde çalışan bir başka argüman daha vardır:
İkidilli ya da çokdilli bireyler, tekdilli öznelere kıyasla
daha yüksek entelektüel yeğinliklere sahiptirler. Gerçekten
de, onların bellekleri daha etkin ve daha seçicidir çünkü
dilsel ve kültürel daha çok evreni depolamak zorundadırlar.
Ve öğrenim yeğinlikleri de aynı şekilde daha geniştir; bu
nedenle, yeni bir durum karşısında, değişime olumsuz, hattâ
saldırganca tepki gösteren tekdilli insanlardan daha kolay
bir şekilde uyum sağlarlar.
Azınlık
Diller Neden Korunmalıdır?
Her dil
dünyaya ilişkin benzersiz bir görüyü temsil eder, ve bu dil
kaybolduğunda, onunla birlikte insan düşüncesinin, yazılı ya
da sözlü edebiyatın ve mitolojinin bütün bir kısmı da yok
olup gider. Gerçekten de, her dil, izlerini ve tarihini
taşıdığı tikel bir etik kimlik/özdeşliğe tekabül etmektedir.
Bu kimliğiyle, dil, insanlığın en başta gelen mirasıdır.
Ulusal düzeyde, sorunlar aynı sorunlar değildirler, çünkü
bir cemaatin dilini korumak onun haklarını da korumak
demektir ve bu da, ulusal birlik kaygısı taşıyan
yönetenleri, toprakları içinde konuşulan yerel bir dilin
aşınmasına karşı mücadele açmaya hiçbir şekilde teşvik
etmez. Dolayısıyla halihazırdaki durum uzun bir zaman fazla
parlak olmamıştır: Bazı uzmanlar, XXI. yüzyılın sonundan
önce, bugün yaşamakta olan dillerden %90'ının kaybolmuş
olacağı tahmininde bulunabildiler! Ama, otuz yıl önce,
oldukça kabul edilebilir gibi görünen bu öngörüler, ne
mutlu ki, artık o kadar da kabul edilebilir değildirler.
Bunun iki
temel nedeni var. Bir yandan, hükümetlerin dilsel
politikaları radikal bir şekilde evrim geçirdi: Bu
politikalar eskiden baskıcı ve tahripkâr olma
eğilimindeyken, bugün giderek daha dışa açık görünmekte ve
azınlık dillerin gelişmesini desteklemektedirler. Örneğin,
hükümetin Kızılderililer ya da Eskimolar karşısındaki
tutumunu değiştirmiş olduğu Kanada'da olan budur, aynı
şekilde, Aynu’lar karşısında, özellikle dilsel alanda bir
açılma politikası uygulayan Japonya'da gözlemlenebilecek
olan da budur.
Öte yandan,
zihniyet iklimlerindeki bu değişiklik yalnızca egemen (ve
genellikle çoğunluk) grupta ortaya çıkmamaktadır: Eşzamanlı
olarak, dünyanın her köşesindeki birçok azınlık gruplar da,
özellikle de Asya, İskandinavya ve Japonya'da, kendi etnik
kimlik/özdeşliklerini yeniden keşfetmişlerdir. Dilsel
azınlıklar da, aynı şekilde, kendi dillerinin taşıdığı
önemin bilincine varmışlar ve bu dili koruyup mirasçılarına
aktarabilmenin yolları üzerinde kafa yormaya
başlamışlardır. Bundan ötürü, ikidillilik ve çokdillilik,
atıfları haline gelmiştir. Eskiden, kendini kökensel
dilinde ifade etmek, o dilin taşıyıcı bir dilin altında yer
aldığı koşullarda, toplumsal açıdan hiç de kolaylaştırıcı
olmadığı halde, kökensel dil ister istemez kısıtlı toplumsal
faaliyetlerde (aile içinde, geleneksel törenler
vesilesiyle) kullanıldığı halde, bugün iki ya da daha çok
yerel dili kullanabilme yeğinliği, fazladan bir koz gibi
algılanmaktadır:Egemen bir dil ile bir azınlık dilini
konuşan halklar, kendilerini, egemen bir dil bile olsa tek
bir dili konuşanlardan üstün görmektedirler.
Uluslararası Bilinçlenme ve Eğitimin Baskın Rolü
Bu devinime
eşlik eden uluslararası bir bilinçlenme, evrimin işareti
olarak yüze çıkıyor. Örneğin UNESCO tarafından hayata
geçirilen Linguapax projesinin iddialı amacı, tekdil
konuşan liselileri en azından ikidilli liselilere
dönüştürmektir. Bu program bir başarıdır ve yakın bir
gelecekte, çocukların daha kolay öğrendikleri yaş olan, 6
yaş altındaki çocuklara doğru yaygınlaştırılacaktır. Beri
yanda, böylesi bir program, azınlık dillerini daha çok
korumak suretiyle, küçük çocuklarda mevcut (ama genelde,
çocuk büyüdükçe kaybolan) ikidilliliği korumaya da imkân
vermektedir.
Okulda
çokdilliliği desteklemek en verimli yollardan birini
oluşturur görünüyor, çünkü, eğitim sisteminde birçok dilin
kullanılabildiği çokdilli ülkelerde cereyan eden şeyin
tersine, az sayıda dilin konuşulduğu ülkelerde, eğitim,
genelde egemen dilde yürütülmektedir. Papua Yeni Gine'de
mümkün olan şey, başka yerlerde neden mümkün olmayacaktır?
Bu ülkede 700'ün üstünde farklı dil vardır ve bunların üçte
biri eğitim sisteminde kullanılmaktadır: Ulusal dil nüfusun
ancak çok küçük bir kesimi için anadildir, ama lingua
franca olarak kullanılmaya devam edilmektedir.
Eğitim
elbette yazı üzerinde temellenmiştir ve şüphe yok ki,
yüzlerce farklı dilde okul kitabı hazırlamak mümkün
değildir. Bununla birlikte, Avrupa'da bile, çokdilli bazı
bölgelerde, eskiden okullarda birçok dil kullanılıyordu:
Dolayısıyla projemiz açısından özellikle zengin derslerle
dolu olabilecek bu sistem tipinin yeniden keşfi yanlış
olamayacaktır.
İlkokulda,
altı farklı dil konuşan çocuklar aynı bir sınıfta
toplanabilirler: Genel eğitim egemen dilde yapılacaktır,
ama, günün belli bir saatinde, sınıf, küçük gruplara
ayrılacak ve her bir grup, mensuplarının azınlıktaki ana
dillerine tekabül eden tarihi ve mitolojiyi öğreneceklerdir.
Böylece, çocukların kendi dillerini konuşmaktan gurur
duymalarına ve bu dilin aktarımını sağlamalarına yardımcı
olunabilecektir.
Bundan
birkaç yıl öncesine kadar, pek az dilbilimci kaybolmakta
olan dillere ilgi duyuyordu. Nitekim, aralarından birçoğu,
dilin, Homo sapiens'in gelişmesinin sonucu olduğunu
ve her dilin yapısının birbirinin eşi olduğunu düşünüyordu.
Bu kurama göre, her dil, dünyayı aynı bir sayıdaki basit
kavramlara bölmekteydi. Ama bugün bu kuram, çok sayıdaki
egzotik diller üzerinde yürütülen direnleştirilmiş
araştırmalar sonucu gündemden düşmüş bulunmaktadır. Bir
dönem, bazı uzmanlar, İngilizce konuşulduğu andan itibaren,
başka dilleri öğrenmenin gerekli olmadığını ve de
İngilizceyle, insan diline ilişkin her şeyi anlamanın mümkün
olduğunu düşünüyorlardı! Dilbilimciler, sonunda, her dilin
biricik olduğunu ve farklı bir dünya görüsü yansıttığını
anladılar. Dolayısıyla azınlık dilleriyle ilgilenmeye ve
bunlardan bazılarının ortadan kalkmasından endişe etmeye
başladılar. Aralarında Uluslararası Felsefe ve İnsan
Bilimleri Kurıılıı ve Uluslararası Dilbilimciler
Sürekli Komitesi'nin de yer aldığı çeşitli Hükümet Dışı
Örgütlerinin eylemi, devletleri dil eğitimini desteklemeye
yöneltti.
Şu anki
durumda neyi akılcı olarak düşünebiliriz? Bundan birkaç yıl
önce bir Kaybolmakta Olan Diller Atlası yayımladık ve
bu kitap düzenli olarak güncelleştiriliyor. Kaybolma
yolundaki dillerin sayımını yapan ve böylece bu dili konuşan
insanları onu kullanmaya devam etmeye teşvik eden, çok daha
derinleştirilmiş daha başka dilbilimsel çalışmalar
sürdürülmektedir ve yayım aşamasındadır. Şüphe yok ki, bu
çalışmaların var olması, hayıflandığımız bir konumlanışa
işaret etmektedir: Bugünkü durumda, çok sayıda dil can
çekişir durumdadır ve onu konuşanların gözünde bile hiçbir
değer taşımamaktadır. Ama birkaç on yıl öncesine kadar
düpedüz ölmüş olan ve bugün her biri 100'ü aşkın insan
tarafından her an kullanılan elli kadar dil biliyoruz.
Bunlar, bu dillerin ve bu azınlık kimlik/özdeşliklerinin
geleceği konusunda bizi iyimser kılan olumlu
değişikliklerdir ve dillerin kaybolmasının bir gün son
bulacağını ummayı sürdürüyoruz. Her türlü şıkta, yüz yıl
içinde dillerin %90'ının kaybolacağına ilişkin kehanet
somutlaşmamak zorundadır: 2100 yılına kadar, bugün var olan
dillerin %40 ila %50'si yine konuşuluyor olmak zorundadır.
Burada başat (ama önemi yeterince algılanmayan) bir hedef,
ulusal çerçeveleri aşan bir proje söz konusudur ve bu
projenin gerçekleştirilmesi için uluslararası kurumların
yardımı belirleyicidir.
*
Uluslararası Dilbilimciler Sürekli Komitesi Başkanı,
Dilbilim Profesörü, Australian National University'de
Araştırma Müdürü. Avustralya Bilimler Akademisi Başkanı.
Atlas of tlıe World Languages in Danger of
Disappearing l Dünya Kaybolma Tehlikesi Altındaki Diller
Atlası (1996) ııe Atlas of Languages of
Intercultural Communication in the Pacific, Asia and the
Americas l Pasifik, Asya ve İki Amerika'da
Kültürlerarası İletişim Dilleri Atlası
(1996)
Yayın Yönetmeni
[İdea
Politika-Demokrasi ve Siyaset Kültürü Dergisi, Bahar 2001,
sayı:2001/10’dan alınmıştır.] |