|
|
|
|
|
|
|
|
DİL –
İLETİŞİM – KÜLTÜR DİYALEKTİĞİ |
|
|
|
Kimi düşünürlerce felsefi bir sorun olarak ele alınan
“dil”, iletişimin temel noktasını oluşturduğu için
böylesi bir önem teşkil etmektedir. Dilin bir işlevi de
‘bilme’de kendini gösterir. Dünyaya, doğaya, değer
taşıyan nesnelere ve insanlara ilişkin bilinç ufkumuz
hep bu ‘bilme’de temellenir. Yaşama dünyasındaki tüm
yapıp etmeleriyle ilişkilerini insana açıp sergileyen
bir bilgi türüdür bu. İşte bilgi alanının ötesinde yer
alan bu varoluşçu bilgiyi kuran, koruyan, aktaran dildir
(N.Uygur 1984:s16).
Bir nesneye, duyguya, düşünceye, oluşa aynı isimle hitap
ediyor olmak çok çarpıcı bir noktadır felsefik açıdan
bakıldığında. Nesnenin varlığı sabitken, ona verilen
isimler dillere göre değişiyor, fakat bu isimler bir
dilden diğerine çevrildiğinde o nesnenin anlamını
verdiği düşünülerek algılanıyor. Çünkü biriyle
konuşulurken, ancak onun dili, sözcükleri
kullanıldığında iletişim mümkün olur. Bir insanın
zihninde şekilsel karşılığı olan bir nesnenin dilsel
karşılığı bir diğer insanın isimlendirmesinden
farklıysa, bu iki kişinin iletişiminin ne derece zor
olacağı akla geldiğinde “dil” adını verdiğimiz olgunun
insan ve devamlılığı için ne kadar kritik bir yer teşkil
ettiğini bir kez daha görmüş oluyoruz. Bir başka
deyişle: “Düşünme dilde kurar kendini, dil düşünmenin
kımıldanış yönünü biçimler” (N.Uygur 1984: s15).
İşte iletişimin bel kemiğini de “düşünmenin kendini
dilde kurması” oluşturur. Dil, her zaman insanın duygu
ve düşüncelerini karşı tarafa iletme aracı olarak
algılanmıştır. Kuşkusuz dilin böyle bir işlevi vardır.
Hatta yalnızca bir taraftan diğer tarafa bir mesaj
aktarma aracı değil, aynı zamanda karşı taraftan da bir
mesaj alma ve mesajın etkisini algılama aracıdır da.
Yani dil, bir iletişim ve etkileşim aracıdır (F.Huvaj
2000:s2). O halde iletişim nedir?
İletişimin akla gelen ilk ve en sağlıklı yolu dildir
kuşkusuz. İletişimle ilgili çeşitli görüş ve tanımlar
vardır literatürde. Bu tanımların hemen hepsinde kaynak,
mesaj (ileti), kanal ve alıcı öğelerine değinilir.
İnsanlar birbirleriyle varlıklarını ve toplumsal
ilişkilerini sürdürebilmek için iletişim kurmak
zorundadır. İletişim bir insan ilişkisidir ve temel
amacı bireyler arasında bir ortaklığın kurulmasını
öngörür. Bu bağlamda düşünüldüğünde iletişim, mesaj
alış-verişi biçiminde tanımlanabilir. Fakat iletişim
konusunda en klasik tanım Laswell’in iletişim tanımıdır.
Bu tanım; “Kim, neyi, nerede, kime, ne kadar etkili
iletiyor?” sorusunun yanıtına yöneliktir. Ancak bu
tanım, iletişimde tek yönlü bir ilişkinin varlığını
içerir, fakat günümüzde iletişimin çift yönlü olduğu
konusundaki tanım ve anlayışlar çoğunluktadır. Bu
tanımlara göre iletişim, karşılıklı anlam paylaşılması
sürecidir. Bu tanım, iletişimde karşılıklı ilişkileri ve
feed-back mekanizmasının işleyişini olanaklı kılar
(A.Baran 1997:s13). Feed-back (geri bildirim) iletişim
sürecinde sıkça kullanılan bir kavramdır. Geri bildirim,
iletişimde mesaj akışının daha verimli işlemesini sağlar
(Fiske 1996: 40-41). Bir mesajın alıcıya -mümkün olan en
yüksek düzeyde- doğru halde ulaşmasının tespiti Feed-back
mekanizmasının işlemesiyle yapılabilir. ‘Kişi, düşünce
ve duygularının dillendirilmiş halini karşı tarafa
(alıcıya) ne derece sağlıklı ulaştırabilmiştir’in
cevabına ulaşabilmede bu mekanizma işlevseldir.
Peki, dil insanın düşünselliğiyle doğrudan ilgiliyse ve
insan da düşünen ve düşüncelerini aktarabilen bir varlık
olduğu için diğer varlıklardan ayrı tutuluyorsa, bu
noktada devreye dilin kültürle olan bağlantısı girmez
mi?
Dil, kültürü hem kurar hem geliştirir.
“Toplumsallaşma”yı (insanın kendine uygun insanca
davranışları öğrenmesi süreciyle toplum içersinde bir
kişilik kazanması) ve toplumsallaşmayla birlikte
tarihsel sürekliliği de sağlamakla insan varlığını
eksiksizce olanaklı kılar. Dil kültürün tümüyle örtüşmez
hiçbir zaman; kültürün bir dalı, bir alanı, bir
boyutudur. Oysa önemi bakımından dil hiç bir kültür
öğesi ile karşılaştırılmamalıdır. Hangi düzeyde ele
alınırsa alınsın, kültürün çepeçevre kuruluşunda son
derece önemli bir rol oynar (N.Uygur 1984:s19). Dilin-
kültür aktarımını sağladığı için- kültür öğeleri
arasında belki de en önemlisi olduğu görüşü çeşitli
temellendirmelerle ortaya konmuştur. A.Comte, dilin
geçmişle bugünü birbirine bağlama işlevine dikkat
çekerek, bu temellendirmelerden birini ortaya koymuştur.
Toplumsal bir kurum olan dil, tarihi korur ve aktarır.
Bir toplumun tarihinin o toplumun kültürü ile ilgili ne
denli ciddi bilgi ve ipuçları verdiği göz önüne
alınırsa, A.Comte’un dilin tarih aktarıcılığı işlevine
dikkat çekme gereği duymuş olması daha net
anlaşılacaktır. Dilin bu işlevi, bir toplumun tarihsel
süreci boyunca hangi kültür ve topluluklarla ne tür
ilişkiler kurmuş olduğu bilgisine, dile geçmiş olan
sözcükler tespit edilerek, ulaşılmasını mümkün kılar. Bu
ise, o toplumun değişme ve/veya gelişmelerinin
anlaşılabilmesine olanak sağlar.
Görüldüğü üzere, dil ve kültürü birbirini tamamlayan
olgular olarak görmek kaçınılmazdır. Özellikle de dilin,
kültür aktarımındaki yeri bu gerçeği pekiştirmede en
önemli noktadır. İnsanların karşılıklı etkileşimlerini
sağlayan dil, bu etkileşimler sonucu ortaya çıkan
ürünlerin aktarımında da kilit rol oynar- ki bu ürünler
‘kültür’ün en önemli parçalarıdır. Kültür ise en genel
tanımıyla; başta dil olmak üzere, diğer iletişim
araçlarıyla nesilden nesile aktarılan ve toplumsal
yapının temel taşını oluşturan olgudur. Görüldüğü gibi
kültürün tanımı yapılırken bile dile atıfta bulunmak bir
anlamda kaçınılmazdır. Hatta N.Uygur’un bu ilişkiye dair
ifadesi, bu atfın karşılıklı olduğunun bir
göstergesidir: “Hiç bir kültür dilsiz var olamaz. Dil,
kültür yapısını bir arada tutan çimentodur. Dil ile
kültür arasındaki ilişki içten bir varlık bağlamıdır.
Dil ile kültür özce bağlıdır birbirine; biri öbürünü
zorunlulukla varsayar, karşılıklı bir döngü içinde
birbirlerine kenetlenirler”.
Gerçekten de insanlar arasında karşılıklı etki
olmasaydı, ne düşüncelerin birikmesi, dolayısıyla
uygarlıkların gelişmesi, ne de zihinsel gelişmeler
olanaklı olurdu. Çünkü insanlar arasında karşılıklı etki
olmasaydı bireysel deneyler ne kadar doğru olursa olsun
gene de yok olmaya mahkum olacaktı, başka bir insana
veya kuşağa geçmek olanak bulamayacaktı. Demek ki,
insanlar arası ilişkiler olmasaydı düşüncenin veya
kültürün birikmesi, gelişmesi olanaksız olacaktı (Kösemihal
1968:s168). Dilin yasası birikme yasasıdır. Maddi ve
entellektüel kazanımlar, onları gerçekleştirenlerle
birlikte ortadan kaybolmadığı için uygarlıklar ilerler.
Gelenek, yani kuşaktan kuşağa aktarma, olduğu için
insanlık vardır. Dil entellektüel kazanımların korunduğu
bir birikme yeridir. Dil ile soyumuzun yarattığı bir
kültürü alırız (R.Aron 2000: s89), çünkü dil, doğrudan
bir kültür göstergesidir. Dolayısıyla dil aynı zamanda
farklı bir kimliğin de ifadesi olmaktadır. Öte yandan
insan, kullandığı dilin hizmetindedir. İnsan hangi dilin
kavramlarıyla düşünüyor, konuşuyor ve yazıyorsa,
öncelikle o dilin ve onun temsil ettiği kültürün
zenginleşip, güçlenmesine, yeniden üretilip
geliştirilmesine katkıda bulunuyor demektir (F.Huvaj
2000:s2). Bu bağlamda bakıldığında, insanın anadilini
kullanabilir halde olmasının ne denli önemli olduğu
noktası karşımıza çıkmaktadır. N.Uygur bu önemi şöyle
ifade eder: “Gerçekte insanın anadilini öğrenmesi,
kültür edinmesinden başka bir şey değildir. En küçük
konuşma edimi bile düpedüz bir kültür edimidir. Dil
yönünden kişisel bir büyüyüp serpilme kültürce
zenginleşmeyle el ele gider. İnsan dilde ne denli
güçlenirse, kültürde kök salan kökleri de o denli
derinlere gidip yayılır. Bu bağlamda kültüre özgü
bütünlüğü sağlayan başlıca kaynağın anadilde bulunduğunu
gözden yitirmemek gerekir, çünkü kültürün sınırı
genellikle dile bağlıdır, dilce belirlenir. Hiç bir
kültür gücü, önemce, insanın anadilini öğrenmesiyle,
anadilde gelişip serpilmesiyle, anadille gelişmesiyle
aynı düzeye konamaz” (N.Uygur 1984: s30).
Görüldüğü gibi dilin birçok işlevi- dolayısıyla
da- kültürle doğrudan ve çok yönlü ilişkisi vardır. Bu
ilişki bir kültürün sürekliliğini/kayboluşunu
belirleyecek kadar önemli bir ilgidir.
Kaynakça:
- Nermi UYGUR, Kültür Kuramı, Remzi Kitabevi, Büyük
Fikir Kitapları Dizisi: 58, İstanbul 1984.
- N.Şazi KÖSEMİHAL, Sosyoloji Tarihi, Remzi Kitabevi,
İstanbul 1968.
- Fahri
HUVAJ, Adıge Alfabeleri, Adıge Yayınları,
Ankara 2000.
- Aylin G.BARAN, İletişim Sosyolojisi, Ankara 1997.
- Raymond ARON, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Bilgi
Yayınevi, Bilgi Yayınları / Özel Dizi: 23, Ankara 2000.
Kaynak:
Nart Dergisi Mart
Nisan 2003 Sayı:35
|
| |
|
| |
|
| |
|
|
| |
| |
| |
| |
| |
|
|
.. |
|
... |