|
Kafkasya tarihin eski dönemlerinden beri birçok halkın bir
arada yaşadığı, kendine özgü tarihi-etnografik yapısı olan
bir bölgedir. Azeriler, Gürcüler, Ermeniler gibi nüfusu
milyonlarla sayılan büyük halkların yanında, Dağıstan’da
olduğu gibi nüfusları birkaç bini geçmeyen halklar da
yaşamaktadır.
Öncelikle ‘Kafkasya’da konuşulan diller’ ve ‘Kafkas dilleri’
ayrımına dikkat etmek gerekir. ‘Kafkas dilleri’ terimi
sadece, dünya dilleri içinde ayrı bir dil ailesi kabul
edilen, Kafkasya’nın yerli halklarının konuştuğu diller için
kullanılır.
Kafkasya’da konuşulan diller değişik dil ailelerine aittir.
Bunlardan en büyüğü Hint-Avrupa Dil Ailesi’dir: İran Grubu (Osetçe,
Tatça, Talışça, Kürtçe) Ermenice, Rusça ve Ukraynaca, Altay
Dil Ailesi (Azerice, Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca).
Türkçe Kafkasya’da yaşayan Türkiye asıllı Rumlar (Urum) ve
Stavropol’de yaşayan Türkmenler (Truhmen) tarafından da
konuşulmaktadır.
KAFKAS DİLLERİ
Kafkas dilleri, sadece Kafkasya’da bulunan ve diyaspora
mensupları dışında dünyanın başka hiçbir konuşanı olmayan,
eski ve yalıtılmış bir dil grubudur. Kafkas dilleri için
‘İber-Kafkas Dilleri’ terimi de kullanılır. Bir dönem
‘Yafetik Diller’ ve ‘Paleokafkas Dilleri’ terimleri de
kullanılmış, fakat kabul görmemiştir.
19.-20. yüzyıllarda bazı dilbilimciler Kafkas dillerinin
genetik birliği tezini ileri sürmüşlerse de, bugün
dilbilimcilerin görüşüne göre tüm Kafkas dillerini ortak bir
kökene bağlamak güçtür. Bazı dilbilimciler de Kafkas
dilleriyle, eskiden Ortadoğu ve Anadolu’da konuşulan Hatti,
Sümer ve Hurri-Urartu dilleri arasında ilişki kurmaya
çalışmışlardır; bazıları da Bask diliyle köken bakımından
yakınlık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu konuda
kanıtlanmış bir tez ve genel olarak kabul edilmiş bir görüş
yoktur.
Kafkas dilleri üç grupta toplanır:
I. Nah-Dağıstan Dilleri
a. Nah (Vaynah) Dilleri: Çeçen, İnguş, Bats (Batsbiy)
b. Dağıstan dilleri: Avar-Andi-Dido (veya Tsez), Dargi-Lak,
Lezgi
II. Kartvel (Güney Kafkas veya İber) Dilleri: Gürcü, Megrel-Laz
, Svan)
III. Abhaz-Adıge (Kuzeybatı Kafkas) Dilleri: Adıge, Abhaz-Abaza,
Ubıh)
Kafkas dilleriyle ilgili terminoloji ve sınıflandırma,
Rusların Kafkas halklarına verdiği adlara ve özellikle
Sovyetler döneminde kurulan idari bölgelerin adlarına göre
oluşturulmuştur. Buna göre 40 civarında Kafkas dili vardır.
Ancak bu sayı tartışmalıdır ve gerçekte daha azdır, çünkü
aynı dilin lehçeleri ayrı diller olarak kabul edilmiştir.
Kafkas dillerini Rusya Federasyonu’nda 4.5 milyondan fazla
kişi konuşmaktadır.
Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek
Kafkas dili Gürcücedir (M.S. 5. yy). Yaygınlaşmayan alfabe
denemelerini saymazsak, diğer Kafkas dilleri yakın bir
zamanda, 1920-30’larda yazılı hale gelmiştir; alfabeleri
Kiril alfabesini esas alır. 30’dan fazla Kafkas dili
olmasına karşın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak 8’i
yazı ve edebiyat diline sahiptir: Abaza, Adıge, Çeçen, Avar,
Lak, Dargi, Lezgi ve Tabasaran dilleri. Ancak Adıgecenin iki
lehçesi ayrı diller kabul edildiği ve İnguşça da Çeçenceden
ayrı sayıldığı için resmi rakam 10’dur. Bu dillerde basın,
yayın, radyo, televizyon ve sınırlı eğitim hakkı
tanınmıştır.
Gürcistan’da konuşulan Svanca ve Megrelce ile Türkiye’de
konuşulan Lazcanın resmen kabul edilmiş yazı ve edebiyat
dili, yayın ve eğitim hakkı yoktur.
ABHAZ-Adıge (KUZEYBATI KAFKAS) DİLLERİ
Adıge, Abhaz-Abaza ve Ubıh dilleri bu grupta yer alır.
‘Kuzeybatı Kafkas’ veya ‘Abasg-Kerket’ dilleri olarak da
adlandırır. Çarlık Dönemi Rusya ve Batı literatüründe
‘Adıgece’ için daha çok ‘Çerkesçe’ terimi kullanılır. Çerkes
adı bugün, özellikle Türkiye’de diğer Kafkas halklarını da
kapsayacak biçimde kullanıldığından, dille ilgili olarak
Adıgece terimini kullanmak daha uygun görünüyor.
Sovyetler döneminde siyasi düşüncelerle yapılan dil
sınıflandırması terminoloji konusunda karışıklık yaratıyor.
Adıgeler, Sovyetler Birliği kurulurken ayrı idari birimler
içinde bırakıldılar: Adıgey Özerk Bölgesi, Şapsığ Ulusal
Bölgesi, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardey-Balkar
Cumhuriyeti. Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’te kaldırıldı. İlk
yıllarda adları, sınırları ve statüleri sık sık değişen bu
idari birimler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı üç
cumhuriyet olarak varlığını sürdürüyor: Adıgey, Karaçay-Çerkes
ve Kabardey-Balkar.
Adıgelerle ilgili etnik ve dilbilimsel tanımlar bu idari
birimler esas alınarak yapıldı. Tarihteki Adıgelerin
torunları olan ‘Adıgey’, ‘Çerkes’ ve ‘Kabardey’ halkları
ortaya çıktı. Her biri için ayrı tarih, yazı ve edebiyat
oluşturuldu. Aynı şekilde Abhazya’da yaşayan Abhazlarla
Karaçay-Çerkes’teki Abazalar ayrı halklar ve dilleri de ayrı
diller kabul edildi.
Bugün de esas alınan bu sınıflandırmaya göre Abhaz-Adıge dil
öbeği beş dilden oluşmaktadır: Adıgey, Kabardey, Abhaz,
Abaza ve Ubıh dilleri. Kabardey - Balkar ve Karaçay-Çerkes
cumhuriyetlerinde konuşulan dil aynı olduğu için sık sık
‘Kabardey-Çerkes dili’ terimi de kullanılır. Adıgeyce ve
Kabardey-Çerkesçe ‘Adıge dilleri’ veya ‘Çerkes dilleri’
olarak adlandırılır.
Kafkasya’da Ubıh kalmadığı ve artık ölü dil olduğu için
Ubıhça Sovyet ve Rusya dilbilim araştırmalarında fazla yer
almaz ve bazen bu sınıflandırmaya dahil edilmez.
Dilbilim ölçülerine göre yapılan ve dünyada genel olarak
kabul edilen sınıflandırmaya göre ise Adıgece iki lehçeden
oluşan tek bir dildir. Kafkasya’nın kuzeybatısında yaşayan
Adıge boylarının (Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay
v.d.) konuştuğu lehçe ‘Batı Adıge’ lehçesidir ve Adıgey
Cumhuriyeti’nin devlet dilidir. Daha doğuda yaşayan Kabardey
ve Besleneylerin konuştuğu lehçe ise ‘Doğu Adıge’ (veya ‘Kabardey’)
lehçesidir; Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes
cumhuriyetlerinde diğer dillerle birlikte devlet dilidir.
Abhazya’da konuşulan Abhazca ve Karaçay-Çerkes
Cumhuriyeti’nde konuşulan Abazaca da aynı dilin
lehçeleridir. Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Abhaz-Adıge
dilleri yazılı dillerdir. Sovyetler döneminde yaratılan bu
ayrımdan dolayı her birinin iki alfabesi ve iki edebiyat
dili vardır.
Adıgece, Abhaz-Abazaca ve Ubıhçanın bugün artık var olmayan
ortak Batı Kafkas dilinden türediği kabul edilir. Ubıhça,
Abhaz-Abazaca ve Adıgece arasında ara konumda bulunur; bu
Ubıhların coğrafi olarak Abhazlarla Adıgeler arasında
bulunmalarıyla açıklanır. Karşılaştırma sonuçlarına göre
Abhaz-Abaza ve Adıge dillerinin yaklaşık ayrılma tarihi M.Ö.
2000 olarak tahminli (J.C.Catford). Bu karşılaştırmalarda
iki dil arasında bulunan ortak kelime (cognate) oranı %
28’dir.
AdıgeCE
19. yüzyıl ortalarında Batı Adıgelerinin nüfusu 700-750 bin
arası, Doğu Adıgeleri ise 55 bin (1885 yılında 25 bin
Besleney, 30 bin Kabardey) civarında tahmin ediliyor.
1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı sonunda Adıgelerin büyük
çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Türkiye,
Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de bulunan Adıge diyasporası
Kafkasya’dan 4-5 kat fazla nüfusa sahiptir; Suriye’de 40 bin
(Smeets 1984: 53), Ürdün’de 30 bin (Smeets, ibid.),
İsrail’de 3 bin (Catford 1986: 240).
1989 SSCB sayımına göre:
Adıgey Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 122.9 bin,
Krasnodar Eyaleti’ne bağlı Tuapse ve Lazarevsk ilçelerinde
10 bin (Şapsığ),
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 386.055,
Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 50.764
Adıge yaşamaktadır
(Toplam 569.719; kendi cumhuriyetinin sınırları dışında
yaşayanlar buna dahil değildir).
Adigelerin Adıgey’de % 85.2’si, Kabardey-Balkar’da %
97.6’sı, Karaçay-Çerkes’te %
91.5’i Adıgeceyi anadili olarak saymaktadır.
Dünyada en büyük Adige nüfusu Türkiye’dedir. 19.yüzyılda
Osmanlı topraklarına büyük çoğunluğu Adıge olmak üzere 1-1,5
milyon Kafkasyalının yerleştiği biliniyor. Türkiye sınırları
dışında kalanları, o dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar
nedeniyle olan nüfus kaybını ve nüfus artış hızını göz önüne
alarak bugün için yaklaşık 2-3 milyon gibi bir nüfus
tahmininde bulunulabilir.
Ç'ahe (Aşağı) olarak adlandırılan Abzeh, Natuhay, Şapsığ,
Çemguy, Hatukay, Bjeduğ, Mahoş v.d. boylar ağız
farklılıklarıyla Batı Adıge lehçesini konuşuyorlardı. Doğuda
yaşayan ve Şhağ (Yukarı) olarak adlandırılan Kabardeyler ve
Besleneyler ise Doğu Adıge lehçesini konuşuyorlardı. Sayıca
az olan Adıge boyları daha büyük olanlara karıştılar. Hem
Çarlık zamanında hem de Sovyetler döneminde uygulanan iskan
politikasıyla Kafkasya’da da Adıgecenin ağızları
saflıklarını yitirdiler. Bugün, özellikle diyasporada mensup
olunan boy ile konuşulan lehçe veya ağız her zaman
örtüşmemektedir.
Batı Adıge lehçesinin Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ olmak
üzere dört temel ağzı vardır.
Sürgün öncesi Kafkasya’da ve bugün diyasporada konuşulan en
yaygın Batı Adıge ağzı, nüfusları itibarıyla Abzehlerin
konuştuğu ağızdır. Kafkasya’da ise Abzeh ağzı konuşan tek
köy Adıgey Cumhuriyeti’nde bulunan Hakurine Hable (Şovgenovski)’dir.
Diasporada Şapsığların sayısı da Abzehlere yakındır. Hemen
hemen aynı bölgelerde, birçok köyde de karışık olarak
yaşamaktadırlar. Şapsığların tarihi topraklarının büyük
bölümü bugünkü Adıgey Cumhuriyeti’nin sınırları dışında
kalmıştır. Adıgey’deki küçük bir grup dışında Şapsığlar
bugün Krasnodar Eyaleti’nin Tuapse ve Lazarevsk ilçelerine
bağlı köylerde yaşıyorlar (yaklaşık 10 bin). 1924’te kurulan
Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’de kaldırılarak Lazarevsk
ilçesine (rayon) dönüştürüldü. Adıgey Cumhuriyeti’nin
dışında kaldıklarından anadillerinde eğitim ve yayın
hakkından yararlanamıyorlar.
Bjeduğ ve Çemguy ağızlarını konuşanların sayısı
Kafkasya’daki nüfuslarıyla ters orantılı olarak Türkiye’de
ve diğer ülkelerde nispeten azdır. Çemguylar diyasporadaki
en küçük Adıge topluluğudur. Bilecik-Bozüyük’te üç (Alibeydüzü,
Akçapınar, Akpınar), Düzce’de bir (Köprübaşı) köyleri
vardır. Adıgey Cumhuriyeti’nin Adıge nüfusunun çoğunluğunu
Bjeduğlar ve Çemguylar oluşturur. Kafkasya’da kalmadığı için
Adıge lehçebiliminde adları geçmeyen Hatukaylar ise birkaç
köy dışında Kayseri-Pınarbaşı’nda yaşarlar (18 köy).
Doğu Adıge (Kabardey) lehçesi Adıge-Abhaz dilleri içinde 45
ünsüzle en basit fonetik sisteme sahip olan dildir. Yaklaşık
13-14. yüzyıllarda ortak Adıge dilinden ayrıldığı
düşünülüyor. Besleneylerin konuştuğu Adıgece Kabardeycenin
bir ağzı sayılmaktadır ve Batı lehçesine daha yakındır.
Rusya Federasyonu’nun Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes
cumhuriyetlerinde, Adıgey Cumhuriyeti’nin Hodz, Koşehabl ve
Bleçepsın köylerinde, Kuzey Osetya’nın Mozdok bölgesinde
(Hıristiyan Kabardeyler) ve Stavropol Eyaleti’nin bazı
köylerinde yaşayan Kabardeyler tarafından konuşulur.
Diasporada ise en başta Türkiye, Suriye ve Ürdün’de.
Türkiye’de Kabardeylerin en yoğun yaşadığı bölge, esas
olarak Kayseri ve Sivas’a bağlı köylerin bulunduğu Uzunyayla
ile Maraş-Göksun ilçesidir. Türkiye’deki Adıgeler içinde
dillerini en iyi koruyan gruptur.
Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim
1800’lerin başlarında ilk Adıge alfabeleri yapılmaya
başlandı. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı, dar
bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harflerini
esas alan alfabeler kullanıldı. Batı lehçesi için 1918’den
1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin
alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril-Rus
alfabesine geçildi. Doğu lehçesi (Kabardeyce) için Latin
alfabesi 1923’te yapıldı,. 1924’te N.F.Yakovlev tarafından
geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren
Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan Kiril
alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için
iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratıldı veya işaretler
kullanıldı.
Batı Adıge lehçesi için yazı ve edebiyat dili, fonetik
olarak en basit kabul edilen Çemguy ağzı üzerine
kurulmuştur. Kabardey lehçesi içinse Büyük Kabardey ağzı
esas alınmıştır.
Son yıllarda anadile ilginin artmasıyla Adıge alfabelerinde
değişiklik yapılması, Latin alfabesine geçiş konuları
tartışılmaya başlandı. 90’ların başında 10 kadar Adıge
alfabesi teklifi yapıldı. Son yıllarda tek bir Adıge
alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda
dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç
cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adıge alfabesi projesi
sunuldu. Ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı.
Kafkasya’da Durum
1979-1989 yıllarında, kentleşme, turizmin gelişmesi ve
60-70’li yıllarda ‘ulusların kaynaşması’ sloganı altında
yürütülen Rusçanın yaygınlaştırılması politikası sonucunda
anadili öğretimi kesintiye uğradı. Rusça baskın dil konumuna
gelmeye başladı. Adıgece mecburi ders olarak sadece köy
okullarında haftada iki saat okutulmaya başlandı. 1980’lerin
sonunda ‘Adıgece bilmek gereksiz’ düşüncesi yerleşti. Dile
bu ilgisizlik aydınların tepkisini doğurdu ve yayın
organlarında anadilin önemi ve rolü üzerine uzun tartışmalar
yaşandı. 1990’ların başında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti
egemenlik kazanınca devlet dilinin seçimi problemi nedeniyle
dil yasasının hazırlanması gergin geçen birkaç yıl aldı. 16
Ocak 1995’te K.B.C. başkanı V.Kokov “Kabardey-Balkar
Cumhuriyeti Halklarının Dilleri Yasasını” imzaladı. Yasaya
göre 3 dil – Adıgece (Kabardeyce)- Balkarca ve Rusça-
‘devlet dili’ statüsü kazandı. Yasa, cumhuriyette yaşayan
diğer halkların dillerinin de korunup geliştirilmesine imkan
veriyor.
Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. maddesi Rusçayı RF’nin
devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere
kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu
diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim
organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusçayla
birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe
kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce
seçme’ hakkı cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına
alınmıştır. ‘Adıgey Cumhuriyeti’nde eşit haklara sahip
diller Adıgeyce ve Rusçadır’ (A.C.Anayasası, M.5).
‘Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarında devlet dilleri
Kabardeyce, Balkarca ve Rusçadır’ (K.B.C. Anayasası, M.76).
‘Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dilleri Abazaca,
Karaçayca, Nogayca, Rusça ve Çerkesçedir’ (K.Ç.C. Anayasası,
M.11).
Üç Çerkes cumhuriyetinde ulusal okullarda anadili ve
edebiyatı derslerinin sınıflara göre dozajı şöyledir.
1-4. sınıflarda haftada 6 saat,
5-7. sınıflarda 4 saat,
8-11 (lise) 3 saat.
Ulusal olmayan okullarda haftada iki saat Adıgece dersi
vardır. Bir dönem matematik v.d. derslerin Adıgece
okutulması uygulaması bir dönem başlamış, fakat daha sonra
kaldırılmıştır.
Yüksek öğrenim kurumlarında eğitim Rusça yapılıyor.
Adıgecenin devlet dili statüsü kazanmasına bağlı olarak bu
dilde de eğitim yapılması planlanıyor. Ancak bu fikir
öğrenciler ve öğretmenlerin çoğu tarafından iyimser
karşılanmıyor. Birçok kişi yüksek öğrenim kurumlarında
anadilde eğitim yapılmasının eğitimin kalitesini ve düzeyini
düşüreceğini düşünüyor.
ABHAZ-ABAZACA
Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla
bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ diye
bir ayrım vardır ve literatüre de bu şekilde yerleşmiştir. ‘Abhaz’,
Abhazya’da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran
gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir. Kuzey
Kafkasya’da Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanlar ise
‘Abaza’ (Rusçada Abazin) olarak adlandırılır. Abazalar
geçmiş yüzyıllarda iki grup halinde Abhazya’dan kuzeye geçip
yerleşmişlerdir. 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’ya
yerleşen ilk grup, dilbilim literatüründe Tapanta olarak
anılan Aşuvalardır. Adıgeler (Kabardeyler) Aşuvaları Bashağ,
aynı bölgede yaşayan Nogaylar ise Altı Kesek Abaza olarak
adlandırırlar.
Diğer grup ise dağlık bölgelerde yaşayan ve bu nedenle
Aşharuva (veya Şkaravo) (‘dağlılar’) olarak adlandırılan
Abazalardır. Aşuvalardan üç dört yüzyıl sonra Kuzey
Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşmişlerdir. Adıgeler
Aşharuvaları (Kuşha Jane) olarak adlandırır.
Bu isim karmaşasından dolayı, özellikle dille ilgili olarak
‘Abhaz-Abaza’ terimini kullanmak en uygunu görünüyor.
Abhaz-Abazaca, Adıgece ve Ubıhça ile aynı kökten bir
Kuzeybatı Kafkas dilidir. 19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da
170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde de 40-50 bin
kişi tarafından konuşuluyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus
Savaşı sonucunda nüfusun çoğu Osmanlı topraklarına yerleşmek
zorunda kaldı. 1885’de Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 10 bin
Abaza (Aşuva ve Aşharuva), 1897 Rusya genel sayımına göre de
Abhazya’da 58.697 Abhaz (Apsuva) kalmıştı. 1989 SSCB
sayımına göre Abhazya’da 104 bin Abhaz, Karaçay-Çerkes
Cumhuriyeti’nde 30 bin Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün
sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş
birkaç köy vardır. Türkiye’de ise, kesin sayı bilinmemekle
birlikte, çok az kişi olduğu tahmin ediliyor. Ürdün ve
Suriye’deki Çerkes diyasporası içinde de Abhaz-Abazalar
vardır.
Lehçe ve Ağızlar
Yukarıda belirtildiği gibi, yaşanan tarihi süreç sonunda
ortaya çıkan Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva,
Abhazya’da Apsuva gruplarına bağlı olarak dil de üç temel
lehçeden oluşmaktadır. Kafkasya’da artık konuşulmayan, fakat
Türkiye’de hâlâ yaşayan lehçe ve ağızlar ise henüz tamamen
incelenmemiştir. Bu konuda bir çalışmayı Hollanda Leiden
Üniversitesi’nden Abhaz dilbilimci V.Çirikba yürütüyor.
Çirikba’ya göre Abhaz-Abaza dili beş lehçeden oluşuyor.
Abhazya’da Bzıb, Abjua; Kuzey Kafkasya’da Aşharuva ve Aşuva
(Tapanta); bunlara ilaveten beşincisi, Çirikba’nın üzerinde
çalıştığı ‘Sadz’ lehçesi bugün sadece Türkiye’de konuşuluyor
(Adapazarı-Düzce). Sadz lehçesini konuşanlar gibi dağlık
Abhazya’nın Ahçıpsu, Pshu, Tsabal ağızlarını konuşanlar da
19. yüzyıl ortalarında tamamıyla Osmanlı topraklarına sürgün
edildiklerinden, bu ağızlar da sadece Türkiye’de
konuşuluyor.
Sovyetler döneminde Abhazya’da konuşulan Abjua ve Bzıb
lehçeleri (Abjua esas alınarak) ‘Abhazca’ ve Kuzey
Kafkasya’da konuşulan Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva lehçeleri
(Tapanta esas alınarak) ‘Abazaca’ olarak ayrı yazı ve
edebiyat dili haline getirildiler. Bugünkü Rusya dilbilimine
göre de Abhazca ve Abazaca yakın akraba iki ayrı dil kabul
edilirler. Dünya dilbilimcilerinin çoğu tarafından ise aynı
dilin lehçeleri olarak görülürler. Ortak gramer yapılarını
ve temel sözcük dağarcıklarını korumuşlardır. J.C.Catford’un
yaptığı karşılaştırmaya göre iki lehçe arasındaki eş asıllı
veya ortak kelime (cognate) oranı % 80’dir.
Abhazlar dillerini Apsuşüa (veya Apsuva bızşüa) olarak
adlandırırlar. Kuzeybatı Abhazya’da (Gudauta bölgesi) Bzıb
ve güneydoğuda (Oçamçira bölgesi) Abjua lehçesi konuşulur.
Abhazya’da artık kaybolmuş olan diğer lehçe ve ağızlar (Sadz,
Tsvücı, Ahçıpsu, Pshu, Aybga, Tsabal, Guma ve Abjaqua)
Türkiye’de hâlâ yaşamaktadır. (10 civarında Sadz köyü var).
Türkiye’de Abhazlar yoğun olarak Sakarya, Düzce, Bolu,
Bursa-İnegöl, Bilecik-Bozüyük ve Eskişehir’de yaşarlar.
Diğer illerde de tek köyler vardır.
Kafkasya’da ‘Abaza’ olarak adlandırılan Aşuva ve Aşharuva
grubu ise Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes
Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’nin Adana, Kayseri, Sivas, Tokat,
Çorum, Samsun, Eskişehir, Bilecik illerinde yaşarlar.
Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim
Abhazca için ilk alfabe 1862 yılında dilbilimci P.K.Uslar
tarafından Rus harfleri temelinde hazırlandı; bu alfabeyle
birlikte edebiyat dili oluşmaya başladı. Cochua’nın
1909’daki uyarlamasına kadar Abhaz alfabesi birkaç kez
değişti. Cochua’nın uyarlaması 20 yıl kullanıldı ve bu
alfabeyle dini hikayeler (1912) ve ilk okuma kitabı (1920)
basıldı.
Yakovlev tarafından Latin temelli bir alfabe yapıldı ve bu
‘ortak Abhaz alfabesi’ SSCB’nin ‘genç yazılı dilleri
Latinleştirme’ politikasının parçası olarak 1928’de
kullanıma girdi. Bu dönemde edebiyat dili Bzıb lehçesinden
Abjua’ya geçti. Aslında Abjua daha az karmaşık olmamasına
rağmen o zamanın belli başlı yazarlarının lehçesiydi.
1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini
genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazca,
Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının
sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’de
Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat
1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü
okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği
için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren,
bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul
edildi. Bu alfabe, bazıları Uslar’ın alfabesinden alınmış 14
Kiril olmayan karakter barındırıyor. Bu durum yazı makinesi,
bilgisayar ve matbaadan yararlanmada sorun yarattığı gibi,
bazı fonolojik özelliklerin gösterilmesinde tutarsızlıkları
olduğu için eleştiriliyor. Yapılan küçük değişikliklerle
bugün hâlâ kullanılıyor. Sayıları Abhazya’dakinden fazla
olan Türkiyeli Abhazlarla iletişim ve evrenselliği açısından
Latin temelli bir alfabe için sürekli öneriler yapılıyor.
Abazaca (Tapanta) için 1847’de Elburgan’da doğan ve
İstanbul’da eğitim gören Umar Meker’in Arap temelli bir
alfabe ve ders kitabı hazırladığı, okulda çocuklara eğitim
verdiği biliniyor. Ancak bu alfabe ve kitap günümüze kadar
ulaşmadı. Genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında
Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak
hazırlandı, 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle
değiştirildi.
Abhaz-Abazaca için Türkiye’de açılacak kurslarla ilgili
sorunlar ve yöntemler konusunda şunlar söylenebilir:
Türkiye’de her iki yazı dilinin (Abhaz ve Abaza) konuşanları
vardır. Abhazcanın ağızları bakımından Abhazya ile Türkiye
arasında yine tersine bir durum söz konusudur; yazı diline
esas olan Abjua’yı konuşanlar Türkiye’de olmadığı gibi (veya
çok az), Türkiye’de konuşulan ağızlar da Abhazya’da yoktur.
Ancak bu ağızlar arasında büyük farklılıklar olmadığı için
öğretilmesinde problem görünmüyor.
Abazaca için ise Türkiye’dekiler açısından şans
sayılabilecek bir durum söz konusu: Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes’te),
lehçeleri yazı diline esas alınan Aşuvaların (Tapanta)
sayısı Aşharuvalardan oldukça fazladır; Türkiye’de ise
tersine, Abaza grubunu çoğunlukla Aşharuvalar oluşturuyor.
Apsuva ve Aşuva arasındanbir lehçe olduğundan açılacak
kurslarda bu farklılıklar problem omayacak gibi görünüyor.
Adıgece veya Abhazca kurslarda öğretimin Latin alfabesiyle
mi Kiril alfabesiyle mi olması gerektiği tartışılıyor. Latin
alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de
kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı
bakımından elbette daha avantajlıdır. Mevcut Kiril
alfabelerindeki problemler –üçlü, hatta dörtlü harf
kombinezonları, farklı okunuşların ayrı harfler kabul
edilmesi, iki lehçedeki aynı sesin farklı harflerle
yazılması v.b.- ayrı bir konu. Ancak 70 küsur yıldır bu
diller Kafkasya’da yazı ve edebiyat dili olarak kullanılıyor
ve her türlü materyaliyle azımsanmayacak bir birikim var.
Kiril alfabesini öğrenmeden bütün bu birikime ulaşmak mümkün
değil. Latin alfabesiyle Adıgece ve Abhazca öğretmek her
şeye sıfırdan başlamak olur ve ancak birbirimize mektup
yazmaya yarar. Yine de, gerektiğinde kullanmak üzere
standart bir Latin alfabesinin kabul edilmesi gerekir.
Tamamen Latin’e geçiş, bu ancak Kafkasya’daki
cumhuriyetlerde kabul edilirse mümkündür. Rusya Kiril
alfabesini bırakıp Latin’e geçmediği sürece o da çok zor
görünüyor.
KAYNAKLAR
- Chirikba, A. Viacheslav; Common West Caucasian, Leiden
Ün., Hollanda, 1996.
- Adıgebze Pselhalhe – Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka,
Moskova, 1999.
- Genko A.N.; Abazinski Yazık, Moskova, 1955.
- Berzeg, E.Sefer; Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi,
Ankara,1969.
- Kafkas Dilleri, Sürgünde Kafkasya – Kültür Eğitim Dizisi
2, Kafkas Kültür Derneği, İstanbul, 1990.
Kaynak:
Nart Dergisi Mart
Nisan 2003 Sayı:35
|