|
Her
halkın kendi dili vardır.
Çocuğunuzu yetiştirdiğiniz, eğittiğiniz dilin o kadar önemi
vardır ki neredeyse ana dilin çocuk için ‘annenin kendisi
kadar’ önemli olduğu kabul edilir.
O nedenle kişinin mensubu olduğu topluluğun dili ‘ana dili’
olarak tanımlanmıştır. Çocuk dünyaya geldiğinde ana dili ve
ana sütü onu büyütür, çocuk bu şekilde hayata ilk adımlarını
atar. Bu sözlerimden diğer dillerin öğrenilmemesi gibi bir
mesaj çıkartılmamalıdır.
Fakat çocuk kendi ana dili ile yetişir gelişirse, benim
kanaatimce çok daha sağlam bir eğitim ve çok daha sağlam bir
gelişme sürecini tamamlamış olur.
Adıge bireyinden bahsedilirken “O Adıge yüreği taşıyor”
denildiğinde; kişinin Adıge dili ile kültürü ile eğitilmiş
yoğrulmuş olduğu, nerede yaşarsa yaşasın Adıge gibi
yaşayacak bir birey olduğu anlatılır.
Adıgebze–Adıge dili, Kafkasya kökenli bir kaç halkın
dillerini kapsar. ‘Kafkas dilleri’ denilen ayrı bir dil
grubu vardır ki, Adıge dili bu grup içerisinde çok önemli
bir yer teşkil eder.
Elbette büyük bir bölgeyi kapsayan büyük bir halk olduğumuz
zamanlardaki Adıge dilinin gücü ile bu gün yaşadığımız
süreçte Adıge dilinin gücü çok farklılaşmış durumdadır.
Adıge halkının yaşadığı bölgelerin farklılık göstermesi
gibi, dili de yöresel farklılık gösterirdi.
Rusçada “diyalekt” olarak tanımlanan bu farklı konuşma
biçimi, bizim dilimizde de bir kaç farklı “diyalekt” olarak
mevcuttur.
Bu gün Baksan, Besleney, Abadzech, Kemırguey, Şapsığ vb.
diyalektler mevcuttur dilimizde.
Bilimadamlarının zaman zaman ifade ettikleri gibi; “Eğer
bizler bu gün dağıldığımız topraklara dağılmamış ve bir
arada yaşayabilmiş olsaydık bu gün ortak bir yazı dilimiz
olacaktı”
Hepsinden daha önemli bir ‘sorunumuz’ ise Anadilimizin üç
isim altında tanımlanır hale gelmiş olmasıdır.
“Kaberdey dili, Adigey dili, Çerkes dili” şeklinde yapılan
bu tanımlamaların bizim için bir engel, bir köstek olduğunu
anlamayan insanlarımızın çokluğu bizi üzen nedenlerin
başında gelmektedir.
Bu saydığımız üç ismin tek bir isim altında tek bir dil
olduğu, art niyetli olmayan herkes tarafından kolayca
anlaşılabilir.
Halkımızın büyük çoğunluğu 18. ve 19. yüzyılda süren Kafkas
savaşları ve sürgün nedeni ile muhacir durumuna düşünce,
vatanda kalan az sayıdaki insanımızın elinde çok küçük bir
toprak parçası kaldı. Sayıca az ve parçalanmış olarak kendi
toprak parçamız üzerinde yaşamaya başladık.
Dünyada ki değişimlerin bir sonucu olarak 20 yy.da Rusya’da
idare değişti ve yeni bir yönetim kuruldu, biz bu dönemde
dağılmışlığımızdan kaynaklanmak üzere üç farklı halk olarak
tanımlandık.
Doğu bölgesindeki Kaberdeyler toprakları ve sayıları
bakımından daha çok oldukları için, toplum yapıları daha
oturmuş olduğu için, kısaca söylersek sistematik gelişim
bakımından Kuzey Kafkasya’nın tümünde tanınan bir halk
olmalarına istinaden, Kaberdey adı bir ayrı isim olarak
kabul edildi.
Kaberdey ismi 15. asırdan bu yana bilinen bir isimdi. Rus
tarihinde “Kabartay Çerkesleri – Pyatigorsk Çerkesleri” gibi
tanımlamalara rastlıyoruz sık sık. Adıge topraklarına ilk
saldırı ve ilk savaş ta Kaberdeylere karşı başlatılmıştır.
Kaberdeylerden Psıj kıyısında oturan kesimi ise “Çerkes”
isminin çıkışına dayanak olmuş, bu isim bize onlardan
kalmıştır.
Gerçekte bu isim başka halkların bizi tanımladığı bir genel
isim idi.
Batıya doğru gittiğimizde ise “Adıge Xeku – Adıge Yurdu” nun
merkezinde kalmış çok az bir Adıge yaşıyordu.
Bunlara, önce Adıge (Çerkes) otonom bölgesi(oblast) adı
verildi, daha sonra bu tanımlama Psıj kıyısındaki Adıgelere
verilerek kullanılmaya başlandı.
Bunun üzerine tüm ulusu tanımlayan Adıge ismi, merkezde
kalan (Adıgey) kesim için kullanılmaya başlandı.
Şimdi bir kez daha üzerine bas basa vurgulamak isterim ki
bir tek halk olmamıza rağmen ‘devlet kararı ile verilmiş’
üç ayrı isime sahibiz.
Karadeniz kıyısında oturan Şapsığlara otonom ilçe statüsü
verildi, daha sonra da bu hakları yine devlet kararı ile
lağvedildi.
Tüm dünya bizim halkımızı “Çerkes” ismi ile tanır.
Bir tek tarihimiz var, bir tek söylencenin sahibiyiz, Nart
destanları gibi hepimizin ortak bir kültür mirası var.
Buna rağmen bu günkü reel şartların bizi birbirimizden
uzaklaştırdığını görüyoruz üzülerek.
Bu gün ortak yapabildiğimiz tek şey olan üç gazetemizin
ortak sayı çıkartmaları bile, beni ziyadesi ile mutlu
kılıyor, umutlandırıyor.
Dil konusuna geri dönmek istiyorum.
Çerkes Cumhuriyetinde yaşayan Adıgeler olarak bizler sayıca
daha azız, dilimiz de bilimadamlarının üzerinde uzlaştıkları
şekli ile “Kabardin-Çerkes dili” olarak tanımlanıyor.
Tabii bu, yazalarımızın edebiyatçılarımızın tümüyle Kaberdey
dilini kullandıkları gibi bir anlama gelmiyor.
Bunun açıklaması çok basit aslında; Kaberdeyler ve
Besleneyler Kafkas savaşları başlayıp yayılıncaya kadar pek
bir farklılıkları olmaksızın bir arada yaşadılar.
Eski kaynaklardan görülen kadarı ile Kaberdeyler ve
Besleneylerin kökeni Pşı(prens) İnal’a dayandırılıyor,
dillerinin de aynı kökten geldiği kabul ediliyor.
Fakat bu gün cumhuriyetimizde kalan, sadece iki Besleney
köyünden ibarettir ve onların diyalekti de oldukça
ilginçtir. Yine iki Besleney köyü Krasnodar bölgesinde
mevcuttur.
Besleney diyalekti üzerine ilk araştırmayı yapan ve
yayınlayan bilimadamı Balqer Boris’tir.
Besleneyler gibi bu bölgede yaşayan, kalabalık Abadzech
topluluğunun bakiyesi insanlar köylerimizde halen mevcut
olsalar da geriye pek bir şey kalmamıştır.
Mamxeğ’lar da aynı durumdadır.
Daha küçük halklardan olan Vepsıne, Ağuey ve benzer
kabileler neredeyse ailelerden ibaret hale geldiler
günümüzde.
Tıpkı Kaberdey’de olduğu gibi, Çerkes’te de savaş sonrası
tüm küçük haklar bir arada yerleştirildiği için, her
kabilenin içerisinde köken itibariyle başka bölgelere mensup
Adıgeler de yaşamaktadır.
Adıge olan Abazalar veya Abaza olan Adıgeler çok sayıdadır
bizim bölgemizde.
Nogaylar da bizim halklarımızla aynı durumdadır. Örneğin
Küçük Zelençuk ırmağı kıyısında Uzun Nogay olarak
adlandırılan bir köy mevcuttur. Bu köyün en büyük
mahallesinin adı Hkan X’able dir, fakat burada yaşayan
Adıgeler bu gün artık Nogay olmuşlardır kültürel manada,
geriye sadece aile isimleri kalmıştır.
Karaçayların arasında da kendisini Adıge olarak tanımlayan
Karaçaylar mevcuttur günümüzde.
Bu gibi örnekler, Kafkas savaşları Kuban nehrinin bu
yakasına ulaştığında Besleneylerin ve K’axe Adıgelerinin
uğradığı akibeti bize çok net olarak gösteriyor
Tarihçilerin yazdığına göre Besleneyler Kaberdeylerden sonra
bölgedeki en kalabalık halk olarak feodal bir yapı
içerisinde yaşıyorlardı. (ben Adıge tarihi/coğrafi
belgelerinden ve haritalarından 70’e yakın Besleney köyünü
tespit ederek kayıt ettim)
Kaberdeyler ve Besleneyler o kadar iç içe yaşıyorlardı ki,
Besleney ve Kaberdey beylerinin wuerqlerinin Kuban
Havzası’nda X’at’oquşşoque, X’ağundaque, Qesey, Qubate,
Alesçir ve başka pek çok sülalenin köyleri vardı. Günümüzde
de bu köylerin adları insanların dilindedir hala.
Bütün bunları uzun uzun anlatmamın nedeni; bu günkü
Çerkeslerin de, Adıgelerin de aynı topraklarda bir arada
yaşadığını Rus tarihçilerin “Kuban Çerkesleri, Batı Çerkesya,
Kuban ötesi, Çerkesya” adları ile tanımladıklarını;
Karadeniz kıyısına indiğinizde Natuhayların ve Şapsığların
da bu tanımlamalar içerisinde kabul edildiği dönemleri
hatırlatmak içindir.
Karaçay-Çerkes’te yaşayan Adıgelerin dilleri ile kısaca
değinecek olursam:
X’abez ilçesindeki ve küçük Zelençuk ırmağı kıyısındaki
topluluklar Kaberdey-Baksan ağzı ile konuşuyorlar.
Psıj (kuban) kıyısındaki Abuqx’able bölgesi sakinleri
Kaberdey-Cılahksteney ağzı ile konuşuyorlar (sık’uas ...sıhuey-ım...
gibi).
Büyük Zelençuk kıyısında Abat’ X’able bölgesinde oturan
topluluklar söylediğimiz gibi Şapsığ’dan geldiler. Bu gurup
Ayrıca doğu bölgesinden gelmiş bir kaç küçük toplulukla
içiçe yaşıyor ve bu topluluklar da kendi şivelerini
konuşuyorlar.
Küçük Zelençuk bölgesindeki Qılışquaje ile Cebequey köyleri
Adıge-Abaza karışımından oluşuyor ve bu Adıgelerin dili
Abaza dilinden önemli ölçüde etkilenmiş durumda.
Bütün bunların arasında en çok dikkat çeken konuşma biçimi,
Tx’estıqquey (Besleney) ve Dohkuşşıquey(Vak’ue –Jıle)
köylerinin diyalektleridir.
Bir örnek verecek olursak “nane xıadem pk’ewue yitşş”
cümlesini Besleney söylerse (pk’e) sözcüğü ile söylenmek
istenen “ekmek, dikmek” manasıdır, oysa biz anladığımız gibi
düşünürsek bu sözcüğün anlamı “bir yerden atlamak, zıplamak”
demektir. Veya bir başka örnek olarak “şen” sözcüğü “şşen”
anlamına gelir, bu sözcüğü biz anlarsak “götürmek” Besleney
anlarsa”satmak” olarak anlayacaktır.
Bu küçük örnekleri genişleterek bir araya getirdiğimizde
yazın açısından önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır ki bu
da büyük bir sorundur cumhuriyetimizde edebiyatın ve dilin
gelişmesi açısından.
Bu konuda Kuban Adıgelerinin konuşması üzerine bir inceleme
yapan Bağ Petr tespitleri ile ilgili detaylı bir çalışma
yayınlamıştır.
Edebiyatçılar yaşadıkları bölgelere göre farklı olan birçok
terimi eserlerine alıyorlar, bu da farklılaşmayı
pekiştiriyor.
Qumahue Muhadin ve Qumahue Zare bu sorunu tespit ederek
dikkat çektiler.
Globalizasyon dediğimiz yeni durumun bizi daha da
birbirimizden koparmasını önlemek için, başka ülkelerde
yaşayan soydaşlarımızın da iki dilimizi (Adıgeyce ve
Kaberdey-Çerkes’ce) mümkün olduğunca ortak kurallar üzerine
bina edebilmeleri gerekir.
Böyle bir müşterek yaratabilmenin hepimiz için çok yararlı
sonuçlar doğuracağını düşünüyorum.
Bu ortak kuralları artık okullarımızda işler hale
getirebilmeliyiz, eğitimcilerimiz dilimizin durumunu
çocuklarımıza anlatabilecek kapasitededir.
Alfabemizi ve yazı dilimizi birbirine yakınlaştırmak
imkânımız vardır, bu konu defalarca gündeme geldi, fakat
üzülerek söylemeliyim ki laftan öteye geçip işe dönüşmesi
mümkün olmadı bu güne kadar.
Wuneorque Raye‘nin yazdığı “Türkiye’deki Adıge söylenceleri”
kitabını okuyamayan veya okusa da anlayamayan insanımız çok
sayıdadır.
Sürgüne giden insanların bu güne kadar muhafaza ettikleri ne
kadar çok mükemmel sözlü edebiyat ürünü var bu kitapta.
Edebiyat dilimizin farklılığı nedeni ile Adıgey lehçesi
anlaşılamıyor, dolayısıyla ihmal ediliyor gibime geliyor.
Herkes kabul etmelidir ki Adıge köylerinin isimlerini geri
vermedikçe, Adıge ailelerinin isimlerini yeniden
kullanmalarını temin etmedikçe tarihi yeniden canlandırmış
olamayız.
Köyler, nehirler, dağlar, ovalar isimleri ile bize pek çok
şeyi anlatıyorlar oysa.
Bırakın köyleri semtlerin adları bile, başlı başına bir
tarihtir anlayan için.
Şırdiy Marine Türkiye’deki Adıgelerin yaşamını incelerken,
ne kadar çok Adıgece köy ismi aile sülale ismi koydu ortaya,
hepimiz hayran hayran bu isimlerin bizim tarihimizle
ilişkilerini hatırladık bir anda.
Sözlerimi Adıge dilinin öğrenilmesinin zaruretini bir kez
daha hatırlatarak bitirmek istiyorum.
Ana dilini bilen nesil tarihine de kültürüne de ilgi duyar,
saygı duyar.
|