|
Çeçenler Kuzey
Kafkasya'nın (yerli) otokton halklarından biridir.
Çeçenler
kendilerine Nohçi adını verirler. Çeçenler kültür ve gelenek
bakımından Kafkasya'nın diğer kavimlerine benzerler.
Geçmişte Çeçenler
arasında ataerkil (patriarkal) rejimi hüküm sürmüştür.
Kölelik ve beylik kavramının bulunmadığı Çeçenlerde,
konukları koruma ve sayma, kan gütme ve yağma vb. gibi
gelenekleri son yıllara kadar yaşatmışlardır.
Dağlık bölgelerde
Çeçenler genel olarak iki katlı taş evlerde otururlar. Bu
evlerin üst katı ev, alt katı ahır olarak kullanılır. Buna
karşılık düzlükteki evler uzun dikdörtgen biçimindedir. Bir
çok bölmelere ayrılan bu evlerin bir yanında bir çıkma
vardır. Bütün bölmeler ev boyunca uzanan bu çıkmaya
bağlıdır.
Çeçen erkekleri
evde dokunan kumaşlardan yapılma çoa (Çerkeska) giyerlerdi.
Ulusal giysi özelliği taşıyan çoa'nın altına genellikle aynı
renkte dik yakalı dar bir gömlek giyerlerdi. Bu gömlek özel
kancalarla iliklenirdi. Ayakkabıları ham deriden özel Kafkas
klasiğinde yapılırdı. Başlık olarak kışın kuzu derisinden
yapılma kû (papak) giyerlerdi. Yazın ise keçeden yapılma bir
başlık kullanırlardı.
Kadınlar dizlere
kadar uzanan bir gömlek ve bunun üstüne ğabali (beşmete
benzer bir giysi) giyerler, hiç kesilmeyen saçlarını ve
dolayısıyla başlarını bir örtü ile kapatırlardı. Bayram ve
ulusal günlerde Çeçen kadınların giyim kuşamı sırma ve
şeritlerle süslenirdi.
Çeçenlerin halk
sanatında daha çok geometrik ancak yuvarlak karakterli
üslupta süsler hakimdir. Bu süslere dokumalarda, taşlarda ve
ağaç işlerinde rastlanır.
Çeçen folkloru,
halk oyunları, edebi ürünleri (özellikle sözlü halk
edebiyatı), toplumsal-kültürel doku bakımından zengin ve
çeşitlidir.
Çeçenlerin eski
tarihi henüz aydınlatılabilmiş değildir. Çeçen ve İnguş
kabilelerinin adları ilk olarak 7.Yüzyılda yaşayan bir
Ermeni coğrafyacısı tarafından anılmıştır.
Eski Çeçen ve
İnguşların tanrıları arasında Dayala veya Dela (güneş ve gök
tanrısı), Sela (gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı), Furki
(rüzgar tanrıçası), Çaça (su tanrıçası) ve Khinç (ay
tanrıçası) anılabilir. Ayrıca Erda (dağ ve kaya tanrısı) ve
Tuşoli (bereket tanrıçası)'nin de Çeçenler arasında
sayıldığı anlaşılıyor.
Kuzey Kafkasya'nın
en eski ve en güçlü etnik elemanları arasında yer alan
Çeçenler ve İnguşlar, bu bölgede uzun süren bir egemenlik
kuran Alanlar gibi eski kavimlerden bir çok şeyler
almışlardır.
Çeçenlerin eski
tarihini araştırmak bakımından Bavnaş (savaş kuleleri),
tapınaklar ve güneş mezarlıklarının büyük önemi vardır. Bu
arkeolojik kalıntılardan eski Çeçen tarihinin aydınlatılması
yolunda değerli veriler sağlanmıştır.
Arkeolojik
kalıntıların ve toponiminin tanıklığına göre, Çeçen ve
İnguşların Kuzey Kafkasya'nın yerli kavimleri olduğu
anlaşılıyor. Çağdaş Çeçen ve İnguşların, eski çağlardan beri
Kuzey Kafkasya'nın Daryal Boğazı ile Şaro Argun Irmağı'nın
yukarı yatağı arasındaki dağlık bölgede yaşadıklarını
biliyoruz. Kuzey Kafkasya'nın dağlık bölgelerinde yaşayan
kavimler eskiden beri düzlüklerde yurt tutmaya çalışmışlarsa
da, güçlü step kavimlere dağlıların bu göçlerine engel
olarak onları eski yurtlarına çekilmek zorunda
bırakmışlardır.
XVII.Yüzyıla kadar
Çeçen ve İnguşların tarihi üzerine pek az bilgi
toplanabilmiştir. Çeçenlerin eskiden beri hayvancılık,
avcılık ve çiftçilikle uğraştıkları biliniyor. Ancak Çeçen
ve İnguşların yurdunda hüküm süren hayat şartları, çiftçilik
ve hayvancılığın gelişmesini zorlaştırmış, toprak darlığı da
çiftçiliğin gelişmesine engel olmuştur. Çeçen ve İnguşların
ekonomik çalışmaları XIX.Yüzyılın başlangıcına kadar aynı
karekterini korumuştur.
Çeçenler ve
İnguşların arasında bağımsız soy (T'eyp) ve topluluklar
vardı. Bu soylar arasında sürekli savaşlar olmuştur. Çeçen
ve İnguşlarda toprak ya bütün soyun ya da büyük ailelerin
malı sayılmıştır. Otlaklar ve ormanlardan da bütün soy
üyeleri ortaklaşa yararlanmışlardır. Birçok kabilenin
dağlarda özel kaleleri vardı. Bu kalelerde her t'eyp'in ayrı
bir bav (savaş kalesi)'ı bulunurdu. Bu kalelerde Çeçenler
saldırgan kavimlerin saldırılarına karşı koymaya
çalışırlardı.
Soy büyükleri
iki-üç yılda bir toplanırlar ve Çeçenlerin Ketaşo adını
verdikleri bu toplantılarda savaş ilan etme, barış yapma vs.
gibi kararlar alınır ve hukuk kuralları tesbit edilirdi.
Çeçen ve
İnguşlarda çok tanrılı dinler sonrasında Mecusiliğin (Ateşe
tapınma) yaygın kabul gördüğü rivayet edilmektedir. Daha
sonra özellikle Gürcüstan
yoluyla Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı biliniyor.
Miladi 642 yılında İran ve Azerbaycan'ın İslam Orduları
tarafından fethedilip İslam Komutanları Abdurrahman b. Rebia
ve Bekr b. Abdullah'ın Albanya (Dağıstan'ın) fethine memur
edilmesi üzerine önce Dağıstan'da yayılmaya başlayan İslam,
kısmi de olsa Çeçenistan'da da kabul görmeye başlamış ancak
İslam'ın Çeçenistan'da tam olarak kabul görmesi 16.Yüzyılın
sonuna kadar sürmüştür.
Çeçenler ve
İnguşlar yüzyıllar süren savunma savaşları yapmış ve
savaşlar hayatın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dolayısıyla
savaş ve savunma kuralları neredeyse Çeçenlerde
sanatsallaşmıştır.
Çar I.Petro (Deli
Petro) döneminde, 1732 yılında, Ruslar ilk defa Çeçen
topraklarına saldırmışlar ve bu tarihten itibaren Ruslarla
yapılan savaşlar aralıklarla devam etmiş-tir. Bu savaşların
başlamasıyla Çeçen ve İnguş adları Rusça'ya geçmiştir.
18.Yüzyıl
sonlarında Ruslar Kafkasya'yı ele geçirmeye başlayınca Çeçen
Uşurma (İmam Mansur) önderliğinde Müslüman ve özgürlükçü
ancak kavmi değil bölgesel savunma amacına yönelik
örgütlenmeye başlamışlar ve Kafkas tarihinde imamlar Dönemi
denilen süreci de böylece başlatmışlardı. Gazavat da denilen
bu savaş döneminin diğer üç imamı ise Dağıstanlı imam Gazi
Muhammed, imam Hamzat ve İmam Şamil olmuşlardır.
İmamlar devri imam
Şamil'in Rus General Baryatinski' ye teslim olmasıyla
bitmişse de (1859) Çeçenlerin savaşı bitmemiş, Boysağar
önderliğinde yapılan savaşlar, Simsirer Alibek
önderliğindeki ayaklanmalar sonucunda Çeçenler nüfus ve
fiziki anlamda bitme noktasına gelmişlerdir. Ancak savaş
Çeçenler açısından kendilerine Abrek denilen halk
kahramanları nezdinde bireysel mücadele biçiminde özellikle
Bolşevik ihtilaline kadar devam edegelmiştir.
İmamlar Devrinin
bitmesiyle Çeçen toprakları da Rusların egemenliğine girmiş
ve yurtlarını terke mecbur bırakılmışlardır. 1864 yılı
itibariyle Çeçenlerin çok az bir kısmı yurtlarından ayrılmış
ve Osmanlıya göç etmiştir. Ancak bütün cebre rağmen
yurtlarından ayrılmak istemeyen Çeçenler direniş destanları
yazmıştır. Valerig Tıaû (ölüm köprüsü) mücadelesi gibi.
Bolşevik ihtilali sonrası SSCB
devletinin başlangıcında kurulan ve dört yıllık ömrü olan
Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti'nin ortadan kaldırılması
sonrasında çeşitli ayaklanmalar ve isyanları olmuştur
Çeçenlerin. Bunların sonuncusu 2.Dünya Savaşı sırasında
olmuştur. Çeçenlerin bu hareketi Ruslar tarafından vatana
ihanet suçlamasıyla Çeçenlerin dipte tek fert
bırakılmamacasına Sibirya'ya sürgün edilmelerine neden
olmuştur (23 Şubat 1944). Bu sürgün 13 yıl yani 1957 yılına
kadar sürmüş, faturası Çeçenlere ağır olmuştur. 780 bin
nüfusun 400 bin civarında olanı 13 yılda ölmüş veya
öldürülmüştür. Bugün Çeçenistan'da yaşayan 1944-57 arası
doğumlular Sibirya sürgün doğumludur. |