|
BDT Ülkeleri Diaspora ve Entegrasyon Enstitüsü
(Özel Rapor, Moskova-Ocak 1998)
ÖNTARİH
Rusya toplum
bilincinin klişe tipleri olarak Kafkas halkları, özellikle
Gürcüler ve Abhazlar bütün halinde, ayrılmayan ve farksız
etno-kültürel bir birlik olarak algılanırlar. Oysa Abhazlar
ve Gürcüler akraba olmayan halklardır. Farklı genetik
kökenleri vardır, birbirine benzemeyen dilleri Kafkas dil
ailesinin farklı kollarına aittir; kültürel-yaşantısal dış
benzerliğin ardında esaslı gelenek-görenek, maddi ve manevi
kültür, etnik mentalite farklılıkları yatar. Kültürel planda
Abhazlar her zaman Kuzey Kafkasya dünyasına, en başta da en
yakın etno-genetik akrabaları Adığelere yakın oldular. Ancak
Kafkas Sıradağları'nın güney eğimindeki coğrafi konumu
Abhazya'nın tarihi yönelimlerine, onu Transkafkasya'nın
tarihi sürecinde en önemli özne yapan başka bir istikamet
çizdi.
Abhazya eski
bir Hıristiyanlık diyarıdır. Sonradan, 17-18 yy.da İslam'ın
etki alanına girse de Abhazya'daki Ortodoks Hıristiyan
topluluk her zaman, özellikle bu yüzyılda daha kalabalıktı.
Sık sık rastlanan, Abhazların istisnasız Müslüman olduğu
iddiası ya tarihi-etnografik cehaletin, ya da 'İslam
fundemantalizmi' kartının bilinçli olarak oynanmasının
sonucudur, ki böylelikle Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı için
basitçe 'ebedi Hıristiyanlık-Müslümanlık çatışması' şablonu
içinde hüküm vermek mümkündür.
8. yüzyılda
güçlenen Abhaz Krallığı aktif fetihçi bir politika izledi.
Sonraki yüzyıllarda kendi etnik sınırlarının dışına çıktı, o
zamana kadar dağınık olan batı ve doğu Gürcü topraklarını
kendi hükümdarlık asası altında birleştirdi. Gelecekteki
Gürcü Krallığı'nın toprak ve siyasi bütünlüğünün temeli de
böylece atıldı. Gürcü Krallığı, nihai olarak, Abhaz
hanedanlığının sona ermesinden ve iktidarın Gürcü Bagrationi
hanedanına geçmesinden sonra oluştu. Gürcü Krallığı Moğol
istilası sonucunda yıkılarak, birbirine sürekli düşmanlık
eden parçalara bölündü. Abhazya da birkaç yüzyıl bağımsız
olarak kaldı.
17.-18.
yüzyıllarda Abhazya Osmanlı İmparatorluğu'nun güçlü siyasi
ve kültürel etkisi altına girdi. Rusya'nın Kafkasya
sınırlarına doğru ilerlemesi burada yeni bir çekim hattı
meydana getirdi ve bu, Abhaz yönetici çevresinde 'Rus
yanlısı' ve 'Türk yanlısı' grupların ortaya çıkmasına yol
açtı. Sonuçta Rusya yanlıları baskın çıktı ve Abhazya'nın
hükümran prensi Georgi Çaçba-Şervaşidze'nin başvurusu
üzerine Çar I.Aleksandr, 17 Şubat 1810 tarihli
manifestosuyla Abhazya'nın Rusya'ya ilhakını, Abhaz halkının
ise 'Rusya İmparatorluğu'nun yüksek himayesi, Çarlık küresi
ve koruması altında bulunduğunu' ilan etti.
İlk
zamanlarda Rusya, Abhazya'nın iç yönetimine ve geleneksel
yapısına karışmadı. Ancak 1864'te hükümran prenslik
lağvedildi ve Abhazya, önce 'Suhum Askeri Bölgesi', 1883'ten
itibaren de Kutais Eyaleti'ne bağlı 'Suhum Okrugu (Bölgesi)'
adını alarak doğrudan Rusya İmparatorluğu'nun idari
sistemine dahil edildi. İdari düzenlemeler daha sonra da
devam etti: 1904 yılında Bzıb nehrine kadar Gagra toprakları
Karadeniz (Çernomore) Eyaleti'nin Soçi Okrugu'na verildi
(1920'li yılların sonunda SSCB MK kararıyla Abhazya'ya iade
edildi).
1860'li ve
1870'li yıllarda Abhazlar etnik felaket yaşadılar. Rusya'nın
Kafkasya'da nihai olarak yerleşmesi, hükümetin bölge
halklarına karşı uygulamalarını sertleştirmesini mümkün
kıldı. Abhaz isyanları bastırıldı. İlerideki kolonizasyon
için toprakları boşaltma hayali kuran Çarlık memurları
tarafından teşvik edilen, Türk yanlısı yerel feodal
yöneticiler tarafından da kışkırtılan Abhaz kitleleri (bazı
verilere göre nüfusun yarıdan çoğu) vatanlarını terk etmek
zorunda bırakıldı. Sürgünler Osmanlı İmparatorluğu'na,
Yakındoğu'nun diğer ülkelerine gittiler ve zamanla oralarda
kök salarak büyük bir Abhaz diasporası oluşturdular.
BDT Ülkeleri Diaspora ve Entegrasyon
Enstitüsü Özel Raporu
'Muhaceret',
yani sürgün... Abhazlar bugün hâlâ acısını hissettikleri,
tarihlerinin en trajik sayfalarından birini böyle
adlandırıyorlar. Sürgün Abhazların etno-kültürel gelişimine,
coğrafik, ekonomik ve demografik potansiyeline büyük darbe
indirdi. Sürgünden sonra boşalan Abhaz topraklarına
Gürcülerin, Rusların, Ermenilerin, Rumların, Estonların ve
diğer halkların büyük göç seli yaşandı. Esas olarak
tekuluslu Abhazya hızla çokuluslu, çokdilli bir bölgeye
dönüşmeye başladı. Sürgün ve sonuçları, 20. yüzyılın sonunda
bölgede cepheleşmeye ve silahlı çatışmaya kadar varan
anlaşmazlık düğümünün atılmasında kendi rolünü oynadı.
Rusya
İmparatorluğu'nun çökmesiyle Gürcistan'ın Abhazya üzerindeki
siyasi ve toprak talepleri hemen kendini gösterdi. O zaman
var olan iktidar organları -Gürcistan Ulusal Konseyi ve
Abhazya Halk Konseyi- arasında imzalanan ilk antlaşma,
Abhazya'nın sınırlarını belirliyor (Gürcistan'la İngur
nehri) ve 'tek Abhazya'nın gelecekteki siyasi yapı biçiminin
Abhazya Kurucu Meclisi'nde, halkların kendi kaderini
belirleme hakkı ilkesine uygun olarak hazırlanacağını'
tespit ediyordu.
Ancak
Haziran 1918'de problem, Gürcü birliklerinin Abhazya'ya
girmesiyle 'çözüldü'. Abhazya Halk Konseyi defalarca
dağıtıldı ve her yeni kadrosu Tiflis yönetiminin açık
baskısı altında çalıştı. Mevcut durumu A.İ.Denikin 'Oçerki
Russkoy Smutı'da tam olarak tarif ediyordu: 'Gürcüler
tarafından zorla işgal edilen Soçi ve Suhum okruglarında
yerlilerin ve Rusların zor durumu, Gürcü yönetiminin zulmü,
ölçüsüz bir Gürcüleştirme ve yıkıcı ekonomik politika...'.
Gönüllü Ordu iktidarının olaylara yaklaşımını açıklarken
başkomutan, 'Gönüllü Ordu, iktidarın zorla ele geçirilmesini
kabul etmek istemeyen Rus, Ermeni ve Abhaz nüfus üzerinde
uygulanan baskılara, oradan gelen şikayetlere ve çağrılara
kayıtsız kalamazdı', çünkü bu 'Rus devletine yönelen
unsurları himaye geleneğine' uymuyordu.
Fakat Tiflis
yönetiminin büyük politik baskısı altında Abhazya Halk
Konseyi, 20 Mart 1919 tarihinde 'Abhazya'nın özerklik
antlaşmasını' kabul etti. Antlaşma Abhazya'nın Gürcistan
Demokratik Cumhuriyeti'ne özerk birim sıfatıyla dahil
olduğunu ilan ediyordu ve merkez iktidarıyla karşılıklı
ilişkilerin anayasal esaslarını hazırlamak için özel bir
komisyon kurulmasını karara bağlıyordu. Ancak Suhum ve
Tiflis arasındaki anlaşmazlıklar giderilemedi; bu nedenle
Gürcistan Kurucu Meclisi pratikte tek taraflı olarak
'Abhazya'nın Özerklik Kararı'nı kabul etti ve Gürcistan
Anayasası'nı onayladı. Anayasada da aynı şekilde Abhazya'nın
(Anayasa metninde 'Suhum Okrugu') özerklik esasıyla
Gürcistan'a dahil olduğu maddesi yer alıyordu. Bu iki aktın
1921 yılı Şubat'ında, Rusya Kızıl Ordusu'nun Menşevik Gürcü
hükümetini devirip Gürcistan'da Sovyet egemenliğini kurduğu
günlerde kabul edilmesi de tarihi bir paradokstur.
Abhazya'da
Sovyet egemenliğinin kurulması (21 Mart 1921) Gürcü
varlığını son erdirdi ve Abhazya'ya yeniden siyasi-hukuki
devlet formlarına dönme olanağı verdi. O zamanın tarihi
koşullarında Abhazya 'sovyet sosyalist cumhuriyeti' ilan
edildi (31 Mart 1921). Ancak aynı yılın aralık ayında
Abhazya SSC, Gürcistan SSC ile 'birlik antlaşması' yapmak
zorunda kaldı. Buna göre 'taraflar aralarında askeri, siyasi
ve mâli-ekonomik birliğe giriyorlardı'. Askeri, mâli, halk
ekonomisi, posta ve telgraf, adalet, deniz ulaşımı gibi bazı
halk komiserliklerinin birleştiği ilan edildi. Dışişleri
tamamen Gürcistan'ın yetkisine, demiryolları ise
Transkafkasya Demiryolu İdaresi'ne veriliyordu. Antlaşma
Abhazya'nın Transkafkasya Federasyonu'na 'Gürcistan
aracılığı ile girdiğini' tespit ediyordu.
Gürcistan ve
Abhazya'nın karşılıklı ilişkilerinin anayasal-hukuki
esasları daha sonra, III. Abhaz Sovyetleri Kongresi'nde (1
Nisan 1925) kabul edilen Abhazya Anayasası'nın maddelerinde
de yer aldı. Anayasa'nın 4. maddesi 'Abhazya Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti'nin özel birlik antlaşması temelinde
Gürcistan SSC ile birleştiğini onun aracılığıyla
Transkafkasya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti'ne ve
Transkafkasya Cumhuriyeti bünyesinde de Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği'ne girdiğini' tespit ediyordu. Aynı
anayasanın 5. maddesinde Abhazya'nın egemen yapısı şöyle
ifade ediliyordu: 'Abhazya SSC, kendi topraklarında devlet
iktidarını müstakil olarak ve başka herhangi bir iktidardan
bağımsız olarak gerçekleştiren egemen bir devlettir'.
Hukuki
sürecin bundan sonraki gelişimi Abhazya'nın egemenlik
haklarının sınırlandırılması yolunda ilerledi. Abhazya
Anayasası'na yapılan ekler temel yasanın metnine 'Abhazya
SSC ve Gürcistan SSC'nin anlaşmalı ilişkileri hakkında' özel
bir bölüm dahil ediyordu ve bu bölümün maddeleri Abhazya'nın
yetkilerini (önceki düzenlemede olduğu gibi) sadece
Transkafkasya Federasyonu ve SSCB anayasalarıyla değil,
Gürcistan'la anlaşmaya dayalı ilişkiler olgusuyla da
sınırlandırıyordu. Diğer taraftan, hemen sonrasında kabul
edilen Gürcistan Anayasası da (1922 ve 1927) keza bu çizgiyi
yansıtıyordu. 1927 Anayasası, Gürcistan Merkez İcra
Komitesi'nin bütün aktlarının Abhazya topraklarında da
mutlak yürürlüğü olduğunu tasdik ediyordu. 1922
Anayasası'nda böyle bir düzenleme yoktu.
İlişkilerin
yeni şeklinin kayıt altına alınması Nisan 1930'da oldu.
Abhazya Merkez İcra Komitesi, 'bu cumhuriyetlerin birleşmesi
hakkındaki temel nokta dışında bütün bölümlerde reel
anlamını kaybettiği' gerekçesiyle cumhuriyetin anayasasından
16 Aralık 1921 tarihinde Gürcistan'la yapılan antlaşma
zikrini çıkardı. Yine o zaman, Gürcistan bünyesinde
'anlaşmaya dayalı cumhuriyet' formülü Gürcistan bünyesinde
'özerk cumhuriyet' ile değiştirildi. Şubat 1931'de bu
kararlar Abhazya Sovyetler Kongresi ve 'Abhazya SSC'nin
özerk cumhuriyet sıfatıyla Gürcistan SSC'ye dahil olduğu'
kararını kabul eden VI. Gürcistan Sovyetler Kongresi
tarafından onaylandı.
Psikolojik
olarak Abhazlar Sovyetler döneminde Gürcistan bünyesinde
bulundukları zamanı, bu dönem onlarda Tiflis yönetiminin
Abhazya'ya, halkına ve kültürüne karşı baskı politikasıyla
özdeşleştiği için son derece negatif algılıyorlar. Öyle ki,
1930'lu yıllarda Stalin'in baskıları Abhaz siyasi ve
entellektüel elitini tamamen yok olma noktasına getirdi.
Yine bu yıllarda Komünist Parti makamları Abhazya'yı
Gürcüleştirme amacıyla bilinçli bir politika uygulamaya
başladılar: Abhaz dilinin öğretimi okul müfredat
programından çıkarıldı ve yerine mecburi Gürcüce öğretim
kondu. Abhaz alfabesi Gürcü temelli alfabeyle değiştirildi.
Yer adlarının birçoğu Gürcüce adlarla değiştirildi.
Abhazların sosyal gelişimi yavaşlatıldı, fakat kişinin etnik
aidiyetini değiştirmesi durumunda birçok konuda engeller
ortadan kalkıyordu. Gürcüleştirme politikasının temel öğesi
bilinçli olarak uygulanan iskân politikasıydı. 1940'lı
yıllarda ve 1950'lerin başında Gürcistan'ın iç bölgelerinden
Abhazya'ya on binlerce Gürcü yerleştirildi. Bunların
yerleşmesiyle özel olarak kurulan, İkinci Dünya Savaşı
yıllarında bile devlet bütçesinden cömertçe beslenen 'Gruzpereselenstroy'
adlı bir organizasyon ilgileniyordu. 'Göç' seli sonucunda
Gürcüler Abhazya'daki en kalabalık topluluk oldu.
Gürcüleştirme politikasının ideolojik dayanağı da, bazı
Gürcü tarihçiler tarafından ortaya atılan, Abhazya'yı ezeli
Gürcü toprağı, Abhazları da Gürcülerin etnik alt kollarından
biri ilan eden teoriydi.
Stalin
sonrası dönemde politik diktanın en baskıcı yöntemleri biraz
törpülendi, ancak Tiflis'in Abhazya'ya yönelik idari baskısı
değişmedi ve bu, Gürcü-Abhaz ilişkilerini tahriş eden faktör
olmaya devam etti. Ayrıca, Sovyet 'federalizminin' dört
basamaklı sisteminde özerk devlet yapısının formal
karakteri, cumhuriyet denen yapıya ulusal-politik ve
ekonomik çıkarlarını birlik cumhuriyeti yönetiminin
kasıtlarından koruma imkanını ve reel haklarını vermiyordu.
Abhaz aydınlarının yönetimin uygulamalarına karşı
protestoları daha Stalin döneminde duyuluyordu, ancak
asimilasyona direnişin organize olarak doğması Stalin
sonrası döneme aittir. Birkaç kez açıkça Gürcistan'la karşı karşıya gelindi;
özellikle 1957, 1964, 1967 ve 1978 yıllarında Abhazya'nın
Gürcistan'dan ayrılıp Rusya SFSC'ye katılması talebiyle
kitlesel mitingler ve gösteriler oldu.
18 Mart
1989'da onbinlerce Abhazın katıldığı bir toplantı yapıldı.
Burada, SSCB'nin üst makamlarına, Abhazya'nın bir zamanlar
kaybettiği birlik cumhuriyeti statüsünün iade edilmesi
çağrısı yapıldı. Bu, aynı yılın temmuz ayında 19 kişinin
öldüğü kanlı Gürcü-Abhaz çatışmalarına yol açan yeni bir
gerginlik için gerekçe oldu. O zamandan itibaren tansiyon
hiç düşmedi. Gürcistan ve Abhazya'nın ilişkileri daha da
gerginleşti ve Gürcistan'ın toplumsal-politik yaşamında
şovenist ve ünitarist eğilimlerin artmasıyla iyice
keskinleşti.
Gürcistan
yönetiminin uygulamalarından biri de, Gürcistan'ın bütün
Sovyet dönemi devlet yapılarını ve bunlar tarafından kabul
edilmiş devlet-hukuk aktlarını yasal olarak geçersiz sayan
bir dizi hukuki kararları kabul etmesi oldu. Gürcistan'da
'komünist ve Sovyet kolonyal mirasıyla mücadele' sloganı
altında gürültülü bir kampanya yürüten rejimin sorumsuz
yöneticileri, bununla Gürcistan SSC'yi bir arada tutan
anayasal-hukuki esasları yıktıklarını anlamadılar, zira
Gürcistan ve Abhazya'nın birliğine esas teşkil eden (1921)
ve Abhazya'nın özerklik esaslarıyla Gürcistan'a dahil olduğu
(1931) hukuki antlaşmalar geçerliliğini yitiriyordu.
Gürcistan'da
bu gelişmeler, büyük önem verilen, ülkenin iç yapısının
üniterleştirilmesi yolunda atılan etkili adımlar olarak yarı
resmi bayram havasıyla karşılandı. Abhazya'da ise devlet
yapılarına yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendirildi.
25 Ağustos 1990'da Abhazya Yüksek Sovyeti 'Abhazya ÖSSC'nin
Devlet Egemenliği Deklarasyonu'nu kabul etti. Deklarasyon
Abhazya'yı 'akit edilen antlaşmalar temelinde gönüllü olarak
SSCB'ye ve Gürcistan SSC'ye devredilen hukuk alanları
dışında, kendi topraklarında iktidarın tamamına sahip,
egemen, sosyalist bir devlet' olarak ilan ediyordu.
Gürcistan Yüksek Sovyet Prezidyumu deklarasyonu geçersiz
saydı. Bu, Tiflis yönetiminin, Suhum'da kabul edilen bütün
kararları ve yasaları kendi kararnameleriyle iptal ettiği
'yasalar savaşı'nın ilk adımı oldu. Buna rağmen 1991
yılından itibaren Abhazya Tiflis yönetiminin kontrolünden de
facto olarak daha fazla çıkmaya başladı.
Başlarında
Zviad Gamsahurdiya'nın bulunduğu radikal milliyetçilerin
Ekim 1990'da iktidara gelmesinden sonra Gürcistan'da gelişen
olaylar, tarafların tutumlarında kutuplaşmayı artırdı.
Birçok siyasi ve dini liderin açıkça seslendirmekten
çekinmediği 'Gürcistan Gürcülerindir', 'Gürcüler Tanrı'nın
seçtiği ulustur' sloganları eşliğinde ulusal azınlık
mensupları cumhuriyetten zorla çıkarıldı, savaş ilan
edilerek Güney Osetya'nın özerkliği kaldırıldı, aynı şeyi
Abhazya için de yapma tehditleri başladı. Hatta, silahlı
muhalefetin darbesiyle devrilen Gamsahurdiya, iktidarının
son haftalarında parlamentodan asi Abhazya'yı yola getirmek
için ek yetkiler istemişti.
Mart 1992'de
Eduard Şevardnadze'nin Tiflis'e gelişi olayların olumlu
yönde gelişmesi umudunu doğurdu. Ancak beklentiler
gerçekleşmedi. Bir konuşmasında Şevardnadze açıkça 'Abhazya
meselesinin Tiflis'de çözüleceğini' belirtti. Gürcistan
yönetiminin somut yasama ve yürütme faaliyeti ise, Tiflis'in
devletin bünyesinde Abhazya ÖSSC diye bir yapının bulunduğu
gerçeğini görmezden geldiğini gösteriyordu. Durum, Şubat
1992'de Gürcistan yönetiminin cumhuriyetin 1978 Anayasası'nı
yürürlükten kaldırması ve Sovyet öncesi 1921 Anayasası'na
dönüldüğünü ilan etmesiyle daha da kötüleşti. Abhaz
tarafının karşı adımı, Yüksek Sovyet'in '1978 Abhazya ÖSSC
Anayasası'nın yürürlükten kaldırılması' kararı oldu (23
Temmuz 1992). Yeni anayasa kabul edilinceye kadar
Abhazya'nın özerklik öncesi statüsünü tespit eden 1925
Anayasası'na dönüldüğü ilan edildi.
O sırada
Abhazya, idari sınırlara göre bölünen Sovyet sonrası
coğrafyanın gerçeklerinin kendilerini Gürcistan'la bir
şekilde devlet birliği biçimi aramaya zorlayacağını
biliyordu. Bu nedenle 1925 Anayasası'na geçilmesi kararını
alırken Abhazya Yüksek Sovyeti, Gürcistan'la bir antlaşma taslağı hazırlanması için
çalışma grubu kurulmasına karar verdi. Ayrıca Abhazya
basınında, hukuk bilimleri doktoru Taras Şamba tarafından
hazırlanan, Abhazya Cumhuriyeti ve Gürcistan Cumhuriyeti
arasında karşılıklı ilişkilerin esasları hakkında bir
antlaşma taslağı yayınlandı. Bu belgenin maddeleri Gürcistan
ve Abhazya'dan egemen devletler olarak bahsediyordu. Aynı
zamanda bu cumhuriyetlerin devlet birliği, federatif
ilişkiler kurulması esasına göre teklif ediliyordu. Örneğin
3. maddede şöyle deniyordu: 'Abhazya Cumhuriyeti Gürcistan
Cumhuriyeti ile gönüllü olarak birleşir ve Gürcistan ve
Abhazya anayasalarıyla Gürcistan Cumhuriyeti'nin yönetimine
bırakılan yetkiler dışında kendi topraklarında yasama,
yürütme ve yargı erklerine tam olarak sahiptir'. Yasama
inisiyatifi olarak antlaşma taslağı Abhazya Yüksek Sovyeti
oturumlarının gündemine alındı. Parlamentonun 14 Ağustos
1992 tarihli oturumunda görüşülecekti, fakat o günün
şafağında Gürcü birlikleri Abhazya'ya girdi.
SAVAŞ
İlk başta
başarı Gürcü birliklerinden yanaydı; daha ilk günün
ortalarında Suhum'un kenar mahallelerine çıktılar, ardından
şehre girdiler. Hükümet binalarını, televizyon merkezini, en
önemli ulaşım yollarını ele geçirdiler. Abhazya Hükümeti ve
Yüksek Sovyeti Gudauta'ya geçmek zorunda kaldı. 15
Ağustos'ta Gürcüler Gagra bölgesine denizden çıkarma yaparak
direniş göstermeye çalışan Abhaz sahil güvenlik birliklerini
dağlara doğru çekilmek zorunda bıraktılar.
Ancak daha
sonraki olaylar Tiflis'in senaryosuna göre gelişmedi. Gürcü
birlikleri savaşın ilk gününde, daha sonra günden güne artan
bir direnişle karşılaştılar. Suhum'dan çekilen Abhaz
birlikleri Gumısta nehrinin sol kıyısında tutundular ve
burası Batı Cephesi Hattı oldu. Gürcü birliklerinin
gerisinde, esas olarak Oçamçira bölgesinde gerilla
hareketinin merkezi olan Doğu Cephesi kuruldu. En önemli
faktör ise, Abhazya'yı savunmak için savaşın ilk günlerinde
başlayan ve gittikçe güçlenen gönüllü hareketi oldu.
Gönüllülerin kadrosu enternasyonaldi: Adığeler, Abazalar,
Çeçenler, Ermeniler, Ruslar v.d.
Çatışmalar
gün geçtikçe sürekli bir savaş niteliği kazandı, bu da güç
gösterisi veya blitzkrieg (yıldırım harekatı) hesapları
yapan Tiflis yönetimi için tatsız bir sürpriz oldu. O sırada
Rusya Gürcistan'la mutabık olarak barışı sağlama
inisiyatifle ortaya çıktı. 3 Eylül 1992'de Moskova'da Boris
Yeltsin, Eduard Şevardnadze ve Vladislav Ardzınba'nın
görüşmesi oldu. Zorlu geçen görüşmeler bir sonuç belgesinin
imzalanmasıyla sona erdi. Bu belgeye göre ateşkes yapılması,
Gürcü birliklerinin çekilmesi, savaş esirlerinin değişimi, o
sıralarda sayıları 20-30 bin kişiye ulaşan sığınmacıların
dönüşünün sağlanması, Abhazya iktidar organlarının
faaliyetinin tüm cumhuriyet topraklarında yeniden kurulması
öngörülüyordu. Ancak antlaşmanın hiçbir maddesi yerine
getirilmedi ve Gürcü birlikleri önceki mevzilerinde kalmaya
devam ettiler. Savaş önceki yoğunluğuyla yeniden
şiddetlendi.
Kısa süre
sonra Abhazlar ilk askeri başarılarını elde ettiler: 2-6
Eylül'de Abhaz silahlı güçleri Gagra'yı geri alarak Psou
nehrinde Rusya-Abhazya sınırına çıktılar; böylece Gudauta
çevresindeki askeri ablukayı yarmış oldular. Savaş bundan
sonra da devam etti, fakat taraflardan hiçbiri kesin bir
üstünlük sağlayamadı. 1992 yılı sonunda, savaşın
başlamasıyla pratikte Abhazya'nın kalan bölümünden kopmuş
olan dağlık maden şehri Tkuarçal'da durum iyice ağırlaştı.
Gudauta ile irtibat ancak insani hava koridoru yardımıyla
sağlanıyordu, fakat 14 Aralık 1992'de Gürcü tarafının abluka
altındaki şehirden ayrılan sığınmacıları taşıyan helikopteri
düşürmesinden sonra dış dünyayla her türlü bağlantı kesildi.
Rusya MÇS'nin 1993 yazında yürüttüğü olağanüstü insani
yardımla Tkuarçal halkı açlıktan ve acılardan kurtarıldı.
1993 yazında
savaş yeniden şiddetlendi. 2 Temmuz'da Doğu Cephesi (Oçamçira)
sahilinin bir bölümünde Abhazlar denizden çıkarma yaptılar.
Doğu Cephesi'ndeki başarılı operasyon Batı Cephesi'ndeki
faaliyetlerin aktifleşmesi için de işaret oldu. Gumısta
nehrini geçen Abhaz birlikleri Suhum'un kuzeyinde bulunan
yerleşim yerlerini birbiri ardına kurtararak şehrin
kapılarına dayandılar. Gürcü birliklerinin içine düştüğü
umutsuz durum Rusya hükümetini Abhaz tarafına baskı yapmaya
zorladı. 27 Temmuz 1993'de Soçi'de ateşkes antlaşması
imzalandı. Antlaşma savaşı sona erdirme imkanı veriyordu,
zira antlaşmanın temel noktasını Gürcü birliklerinin ve
bütün gönüllülerin Abhazya topraklarından çıkması ve
cumhuriyet topraklarında Abhaz iktidarının yargı gücünün
yeniden kurulması oluşturuyordu. Ancak iki taraf da karşı
tarafın belgenin altındaki imzasına itimat etmiyordu.
16 Eylül
1993'de, Rusya'da anayasa krizi yaşanırken Abhazya'da savaş
yeniden başladı. Abhazlar Doğu Cephesi'nde Gürcü mevzilerine
hücuma geçtiler; aynı anda Batı Cephesi'nde de muharebe
hattı açtılar ve Suhum'a hakim tepeleri kontrolleri altına
aldılar. Abhaz kuvvetleri taaruza devam ederek, 20 Eylül'de
şehri tamamen kuşattılar; 22'sinde havaalanını ele
geçirdiler, 27 Eylül'de Suhum tamamen Abhazların kontrolüne
geçti. O sırada şehirde bulunan Eduard Şevardnadze Boris
Yeltsin'in özel emriyle Karadeniz Filosu denizcileri
tarafından kurtarıldı. Abhaz kuvvetleri gönüllülerle
birlikte geri çekilen Gürcü birliklerini kovalayarak 30
Eylül'de, bir yıl önce savaşın başladığı İngur nehrindeki
Abhazya-Gürcistan sınırına çıktılar.
GÖRÜŞME SÜRECİ
Gürcistan ve
Abhazya arasında karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme
ulaşmak için görüşmeler, muharebe faaliyetlerinin sona
ermesinden iki ay sonra başladı. İlk raunt 1 Aralık 1993'de,
o dönem için oldukça iyimserlik uyandıran bir dizi karar
içeren 'Anlayış Memorandumu'nun imzalandığı Cenevre'de oldu.
Taraflar, 'anlaşmazlığın tam siyasi çözümü için görüşmeler
devam ettiği dönemde birbirlerine karşı güç
kullanmayacaklarına veya kullanma tehdidinde
bulunmayacaklarına' dair yükümlülük üstlendiler. 'Herkese
karşı herkes' prensibiyle savaş esirlerinin değişimi,
sığınmacılar probleminin çözümü konusundaki yükümlülükler ve
Abhazya'nın siyasi statüsü konusunda tavsiyeler hazırlanması
için uzman grupların çalışmalara başlaması hakkında anlaşma
sağlandı.
Daha sonra
da görüşmelerin yoğunluğu azalmadı, aylık olarak yetkili
heyetlerin toplantıları gerçekleşti, bu da bir sonraki
belgenin imzaya açılması olanağı verdi. 4 Nisan 1994'de
Moskova'da Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının siyasi çözüm
tedbirleri hakkında Bildiri yayınlandı. Bu aşamada taraflar
dış politika ve dış ekonomik ilişkiler, sınır hizmeti,
gümrük hizmeti, enerji, ulaşım, haberleşme, ekoloji ve doğal
afetlerin sonuçlarının giderilmesi, insan ve vatandaş hak ve
özgürlüklerinin, ulusal azınlıkların haklarının sağlanması
alanlarında ortak faaliyet için yetkiler konusunda
karşılıklı anlayışa ulaştılar. Tam ölçekli çözüme ulaşma
çabalarını sürdürme konusunda anlaşmaya varan taraflar
'aşamalı faaliyet programı hazırlanacağını, devlet-hukuk
ilişkilerinin yeniden kurulması konusunda öneriler
hazırlanacağını' kayıt altına aldılar.
Hemen
sonrasında görüşme terminolojisine, 21 Aralık 1991
dönemindeki Gürcistan SSC sınırlarıyla kurulacak Gürcü-Abhaz
devlet yapısını ifade eden 'birlik devlet' terimi girdi. Bu
tanımlama bazı ara görüşme belgelerinde yer alıyordu ve
Gürcü tarafından farklı olarak Abhaz tarafı bunda sürekli
ısrar ediyordu. Gürcü tarafı Şubat 1995'de yeni bir formül
ortaya attı; buna göre Abhazya 'birleşik yapılı (federal)
Gürcistan Cumhuriyeti'nin öznesi' oluyordu.
Aynı yılın
temmuz ayında, görüşmelerdeki arabulucu -RF- taraflara
Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının çözüm protokolünü
görüşmeleri için öneride bulundu. Bu arada Rusya Dışişleri
Bakanlığı tarafından bu belgenin görüşme sürecinin bundan
sonraki aşamaları için esas olması gerektiği ilan edildi.
Önceki antlaşmalarla karşılaştırıldığında, bu protokolun
birçok bakımından gelecekte Gürcistan'la
ortak devlet yapısı içinde yer alacak Abhazya'nın haklarının
dozunu artırdığı görülüyordu.
Protokolün
söyleminde 'birlik' terimi kaybolmuş ve onun yerini 'tek
federatif devlet' formülü almıştı. Federatif yönetimlere,
önceki belgelerle anlaşmaya varılan yetkiler bırakılmıştı,
ancak bunlar ortak yönetim alanları değildi. Bundan sonraki
görüşmelerin problemli konusu ise yetkilerin
belirlenmesiydi. Tek federatif devletin yapısı, yetkilerin
belirlenmesi, federal organların yapısı ve işlevleri gibi
sorunlar da keza gelecekteki müzakerelerin konusu oldular.
Protokol gelecekte tek para biriminin, bankacılık
sisteminin, silahlı kuvvetlerin, sınır ve gümrük
hizmetlerinin var olmasını öngörüyordu.
Federal
yasama organı, Abhazya'ya belli sayıda kontenjan ayrılan
parlamento olarak anılıyordu. Önceki belgelerde yasama
organının Abhazya ile ilgili kararlarının ancak Abhazya'nın
onayından sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyordu.
Protokolde bu norm korunuyordu, ancak 'tartışmalı problemin
doğrudan Abhazya ile ilgili olup olmadığı sorununun çözümü'
daha sonraki görüşmelerin konusu olarak bırakıldı.
Protokol
metninin 22 Ağustos 1995'de Abhazya Parlamentosu'nda
görüşülmesi, onun Abhazlar için kabul edilemez olduğunu
gösterdi. Parlamento, Abhazya Cumhuriyeti Anayasası'na
dayanarak bir karar aldı; buna göre Abhazya 'egemen bir
devlet ve uluslararası hukukun öznesidir ve bu sıfatıyla
diğer devletlerle, ki buna Gürcistan da dahildir, antlaşma
ilişkisine girebilir'.
Bundan sonra
görüşme süreci kesildi ve uzun bir sessizlik dönemi yaşandı.
Yeni bir hareket aynı yılın yazında, taraflara yeni bir
çözüm protokolü teklif edildiğinde ortaya çıktı. Bu
protokolün maddeleri önceki protokolde yer alana katı
federatif yapıyı önemli ölçüde gevşetiyordu. İlk önce
protokol tasarısı iki tarafça da heyecanla karşılandı,
özellikle Şevardnadze onu takdirle karşıladı. Ancak sonradan
yine Gürcü tarafı belgenin müzakere edilmesini reddetti.
Sonraki
diplomatik faaliyet 1997 yazında zirveye ulaşan,
anlaşmazlığın barışçı çözümü yolunda ciddi ilerleme umutları
doğuran, Gürcistan ve Abhazya yöneticilerinin Tiflis'deki
sansasyonel ağustos buluşması oldu. Ancak geçen aylar
umutları boşa çıkardı. İki taraf da başlatılan hareketliliği
durdurdular, o kadar heyecanla ve amaçlı olarak bu işe
soyunan arabulucu beklenmedik şekilde yeniden gölgeye
çekildi; görüşme süreci alışılan durgunluk evresine geçti.
Genel olarak, yazın yaşanan diplomatik karışıklık yarardan
çok zarar getirdi. Sadece sonuçsuz bitmekle kalmayıp
taraflarda birbirlerine karşı güvensizlik için yeni
gerekçeler doğurdu. Şimdi Şevardnadze'nin ve Ardzınba'nın
yeniden görüşme masasında buluşmaları için çok büyük
diplomatik çabalar gerekli, ya da iki lideri reel anlaşma
düzeyine çıkmaya zorlayacak koşullar...
Ancak bugün
taraflardan hiçbirinin bundan sonraki uzlaşmalara hazır
olmadığı görülüyor. Hem Suhum hem de Tiflis kendi
taraflarından taviz limitinin artık dolduğundan eminler ve
bu yolda bundan sonraki ilerleme olanaksız olarak
değerlendiriliyor. Diğer yandan hiç kimse İngur'un iki
tarafındaki çıkarları uzlaştıracak yeni, tarafsız bir çözüm
önerisinde bulunma durumunda değil.
Şevardnadze
tarafından Kişinev'deki BDT başkanları toplantısında (Ekim
1997) Rusya tarafına iletilen sert talepler, Gürcistan
devlet başkanının Rusya'yla uyuştuğu çözüm yollarından
ayrıldığını açıkça gösteriyor. Buna bağlı olarak Cenevre
görüşmelerinin canlanması hiç de tesadüf değil. Görüşmelerin
son raundunda (17-19 Kasım 1997) mevcut problemlerin
operatif çözümü için koordinasyon konseyi kurulması
kararlaştırıldı. Konseye taraflardan başka, istişari oy
hakkıyla Rusya ve BM Genel Sekreteri Gürcistan Dostları
üyesi ülkeler girdiler. Koordinasyon Konseyi'nin bünyesinde
üç çalışma grubu -güvenlik, sığınmacıların dönüşü ve sosyo-ekonomik
sorunlar- bulunuyor. 25 Aralık 1997'de yapılan ilk
toplantıda Konseyi'in faaaliyetlerinin organizasyonu, ayrıca
ayda iki kez yapılması planlanan toplantının periyodu
görüşüldü. Ancak Abhaz tarafının teklifiyle Gal bölgesindeki
terörizm sorununa ayrılacak sıradaki görüşme henüz
yapılmadı.
TARAFLARIN TUTUMU
Gürcistan
Gözle
görülür gerçeklere rağmen Gürcistan hâlâ Abhazya
topraklarında askeri faaliyetlerin başlamasındaki
sorumluluğunu kabul etmek istemiyor. Şimdi yaygın olan resmi
görüşe göre Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze ordusunun
faaliyetleri hakkında hiçbir şey bilmiyordu ve savaşın ilk
24 saatinde, o zaman Gürcistan Savunma Bakanı olan komutan
T. Kitovani ile durumu öğrenmek için hiçbir şekilde bağlantı
kuramadı. Bu yüzden bugün savaşın başlamasının bütün
sorumluluğu hapisteki T. Kitovani'ye yükleniyor; suçu
Ağustos 1992'de kendisine verilen yetkileri aşmak. İkinci
sorumlu taraf ise, özerk cumhuriyete sadece 'demiryolunu
korumak' için giren Gürcü birliklerine ilk olarak ateş açan
'Abhaz ayrılıkçılar'.
1992-1993'teki olayların resmi açıklamaları da aynı şekilde
evrim geçirdi. Savaşın ilk günlerinde Tiflis'de, daha
başında söndürülmesi vaat edilen yerel bir 'çatışma'dan
bahsetmek tercih ediliyordu. Ancak ağustos sonu ve eylülde
Gürcü ve Abhaz birlikleri arasındaki çarpışmalar büyük çaplı
muharebe faaliyetlerine dönüşünce 'çatışma' ifadesini
kullanmak zorlaştı. Bu nedenle Tiflis'in resmi söyleminde,
zamanla propaganda makinası tarafından 'Gürcistan'ın toprak
bütünlüğü için mücadele' olarak sunulmaya başlanan 'savaş'
kavramı ortaya çıktı. Ancak askeri faaliyetlerin daha ilk
evrelerinde Eduard Şevardnadze'ye ait daha 'güçlü' bir
tespit de vardı; bir röportajında bunun 'uluslararası
terörizmin egemen devlete karşı bir saldırısı' olduğunu
söyledi. 1992 Ekim başında Gürcü birliklerinin Gagra
yakınlarında yenilgiye uğramasından sonra 'saldırı' kavramı
Gürcü tarafının resmi açıklamalarının ve propaganda
klişesinin ayrılmaz parçası oldu.
Buna uygun
olarak Gürcü tarafı savaşın sonuçlarını da aynı kavramlarla
değerlendiriyor, 'ezeli Gürcü topraklarının bir kısmının
ilhakından veya işgalinden' bahsediliyor.
Anlaşmazlığın barışçı çözüm olanakları Tiflis'de, ancak
Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün korunması çerçevesinde
görülüyor. Tiflis ve Suhum arasındaki ilişkilerde idari
dikey çizginin korunması gerektiği doğal kabul ediliyor.
Daha birkaç yıl önce Gürcistan'da, cumhuriyetin gelecekteki
devlet yapısının üniterliğin dışında mümkün olması
düşüncesine izin verecek az sayıda kişi vardı.
Şevardnadze'nin tutumu da çok belirli değildi. 17 Kasım
1992'de parlamentodaki konuşmasında Gürcistan ve Abhazya
arasında federal ilişki fikrini reddetmiş, Gürcistan
yönetiminin 'ancak Abhazya otonomisinin hukuki statüsünü
kesinleştirme konusunu incelemeye hazır olduğunu'
açıklamıştı. Şevardnadze'nin düşüncesine göre Abhazlar
bekleyebileceklerini ancak Gürcistan bünyesinde
bekleyebilirlerdi. 4 Nisan 1994 antlaşması Gürcistan
parlamentosunda tamamen semptomatik bir havada görüşüldü. Bu
antlaşma yasa koyucuların düşüncesine göre Gürcü devletini
federatif ve dahası konfederatif yapıya mahkum ederek
ünitarizmini bozuyordu; bu yüzden sert eleştirilere uğradı.
Bugün
Gürcistan'da birçok kişi artık klasik ünitarizmin devletin
iç yapısının temeli olabilmesinin zor olduğunu anlıyor.
Ancak Tiflis'de ülkenin gelecekteki devlet yapısının reel
çizgisi nasıl tasavvur ediliyor, anlamak güç. Gürcistan
yönetiminin Şevardnadze de dahil en üst düzey temsilcileri,
Gürcistan'ın bünyesinde Abhazya'ya dünya tecrübesini göz
önünde bulunduran ve hukuki standartlara uygun, azami
genişlikte özerk yönetim yetkilerinin sağlanacağını birçok
kez açıkladılar. Abhazya'nın özerkliğinin göstergeleri
olarak kendi anayasasına, amblemine, bayrağına, marşına v.d.
sahip olması sağlanacak.
Gürcistan'ın
tutumunun diğer nüansları da karakteristiktir. Zamanında
Gürcistan'ın Abhazya'ya, Rusya'nın Çeçenya'ya vereceği aynı
yetkileri vereceği açıklanmıştı. Çeçenya'da askeri
faaliyetlerin en şiddetli olduğu sırada E. Şevardnadze
tarafından seslendirilen bu tutum, Gürcistan devlet
başkanının federal merkezin ayrılıkçı Çeçen güçleri üzerinde
kesin zaferinden olduğu kadar, savaştan sonra Moskova'nın
merkezle Çeçenya arasında ilişkileri katı bir yaklaşımla
yapılandıracağından emin olduğunu gösteriyordu. Rusya-Çeçenya
ilişkilerinde bugünkü durum, anlaşılır nedenlerden
Abhazya'nın gelecekteki hukuki özneliğinin prototipi olarak
Çeçenya'nın statüsüne göndermeleri uygunsuz kılıyor; bu
nedenle bu konuya retorik resmi Gürcü söyleminden kayboldu.
Dahası eski Çeçen 'ayrılıkçılar', Rusya'ya şantaj için Çeçen
kartını aktif olarak oynayan Gürcistan'da arzu edilen
konuklar oldular.
Gürcistan,
problemin barışçı çözümüne yönelik görüş deklare ederken
diğer seçenekleri de gözden uzak tutmuyor. Zamanında
Şevardnadze Balkan savaşı sırasında Sırp mevzilerinin NATO
tarafından bombardımanını destekliyordu. Bir süre önce
(1997) Bosna örneğine göre 'barışa zorlama' operasyonu
çağrısını yeniden yapmıştı. Ancak benzeri operasyonların
gerçekleştirilmesi için Gürcistan'ın olanakları yok. Bu amaç
için, korumacılığını genişletmek yoluyla Rusya barış
gücünden yararlanma girişimleri de başarıya ulaşmadı.
Abhazya
anlaşmazlığı bağlamında Tiflis'in Kuzey Kafkasya stratejisi
de yeniden kuruluyor. Bunun ana hedefi Kuzey Kafkasya'yı
Rusya'dan kopararak onu sarsmak, orada Rusya'ya düşman küçük
devletler kurmak; bu da saklanmıyor. Son zamanlarda Kuzey
Kafkasya başkentlerini sık sık ziyaret eden Gürcü
parlamento, kültür v.d. heyetleri bunu hemen hemen açıkça
deklare ediyorlar. Şevardnadze'nin Gürcü diplomasi ve
enformasyon kanallarıyla yoğun şekilde popülerleşen
'Barışçıl Kafkasya' inisiyatifi de keza bu amaca yönelik.
Grozni ve Tiflis'in fark edilen yakınlaşması geniş
perspektifte, muhtemelen Kafkasya coğrafyasında nüfuz
bölgelerinin paylaşılması amacını taşıyacak.
Abhazya
Abhazya için
1992-1993'deki olaylar, Gürcistan ve Abhazya arasında
devletlerarası savaştır. Daha savaşın en başında, 15 Eylül
1992'de Abhazya Yüksek Sovyeti Prezidyumu 'Gürcistan Devlet
Konseyi birliklerinin 14 Ağustos 1992'de Abhazya'ya silahlı
saldırısının ve topraklarının bir kısmını işgalinin Abhazya
Cumhuriyeti'ne karşı tecavüz eylemi' olduğunu deklare eden
bir karar aldı. Daha sonra Abhazların resmi ideolojisinde ve
toplumsal bilincinde, Abhaz halkının Gürcü işgalcilere karşı
yürüttüğü savaşın 'vatan savunması' olduğu görüşü kökleşti.
Buna göre savaş, işgalcilerin kovulması, vatanın
kurtarılması ve Abhazya'nın ulusal-devlet bağımsızlığı
hakkının savunulması anlamına geliyordu ve mücadele
Abhazya'nın zaferiyle bitmişti.
Bugün Abhaz
liderleri ilk ayların romantizminden kurtulmuş görünüyorlar.
Zaferden sonra Suhum'da ciddi ciddi Gürcistan'dan kesin
ayrılış, tam bağımsızlığın ve uluslararası hukuk özneliğinin
elde edilmesi planları yapılıyordu. Şimdi Abhazya
Gürcistan'la bir şekilde tek devlet yapısı (ki bu şekilde
Gürcistan SSC'nin Sovyet sınırları yeniden kurulacak)
çerçevesinde birlikte yaşama ihtimaliyle uzlaşmak zorunda.
Aynı zamanda Abhazya'da, bu devletin Tiflis'den teklif
edilen iç yapı modelleri, özellikle Abhazya'nın özerk olarak
Gürcistan'ın bünyesine girmesini öngören her türlü seçeneği
kabul edilemez bulunuyor. Abhazya'ya anayasa, marş, amblem,
bayrak v.b. dahil geniş özerklik hakları verileceğine dair
vaatler Suhum'da boş deklarasyon olarak görülüyor.
Birincisi, Abhazya'nın Gürcistan bünyesinde özerk olarak
bulunduğu dönemde bu sayılan haklardan çoğuna Abhazlar zaten
sahipti, ama bu Gürcü-Abhaz ilişkilerini güçlüklerden ve
anlaşmazlıktan kurtaramadı. İkincisi, Abhazya'da şimdi, vaat
edilen 'geniş hakların' pratikte Tiflis yönetimi tarafından
hiçbir zaman gerçekleştirilmeyeceğinden eminler. Ancak her
şeyden önce Suhum'da Gürcü tekliflerinin bugünkü gerçeği,
özellikle savaşı ve sonuçlarını gözönünde bulundurmadığını
düşünüyorlar.
Sonuç olarak
Abhazya Gürcistan'la ilişkilerini ancak eşit haklı özne
temelinde kurmaya hazır ve Suhum'da bu ilkenin gelecekteki
devlet yapısının esasında yer alması gerektiğini
düşünülüyor. Buna göre de Suhum, devlet yaşamının dış
politika, savunma, maliye, sınır ve gümrük hizmeti gibi
alanlarında ortak yetki konusunda anlaşmayı ve Tiflis'e
herhangi özel yetkiler vermeyi reddediyor.
Sığınmacılar
Gürcistan-Abhazya savaşının sonuçlarından biri de
Abhazya'daki Gürcü nüfusun çoğunun cumhuriyetin sınırları
dışına, en başta da Gürcistan'a yer değiştirmesi oldu.
Günümüzde sığınmacı problemi, Gürcistan ve Abhazya'nın savaş
sonrası tutumlarında en keskin ve tartışmalı, çözümünün
birçok bakımdan anlaşmazlığın genel çözümüne bağlı olduğu
problemlerden biridir. Üstelik bu evrede, popüler söylemde
Gürcistan tarafı için sığınmacılar problemi Abhazya'nın
siyasi statüsü probleminden bile daha önemlidir. Şevardnadze
de dahil Gürcistan liderleri sürekli olarak sığınmacıların
dönüşünün 'asıl problem' olduğunu, 'bütün diğerlerinin'
ondan sonra çözülebileceğini tekrarlıyorlar.
Durumu
gerginleştirmek için çaba gösteren Tiflis zorunlu göçmen
durumuna düşenlerin sayısını açıkça abartıyor. Gürcü
yönetiminin iddiasına göre günümüzde sığınmacıların sayısı
300 binden fazla (hatta 320 bin sayısı telaffuz ediliyor).
Ancak 1989 sayımına göre Abhazya'da yaşayan Gürcülerin
sayısı 239 bindi. Bunlardan 20 bini Abhazya topraklarını
terk etmedi. Gal bölgesinde durumun nispeten istikrara
kavuşmasından sonra oraya, Barış Gücü Komutanlığı'nın
verdiği bilgilere göre 70 binden fazla kişi döndü. 2 bin
civarında Svan da Abhazya'nın Kodor vadisinde bulunuyor.
Ayrıca, Abhazyalı 20-30 bin Gürcünün şimdi, savaş sırasında
ve savaştan sonra gittikleri Rusya Federasyonu topraklarında
yaşadığını göz önünde bulundurmak gerekir; dolayısıyla onlar
şimdi Gürcistan topraklarında bulunan sığınmacılara dahil
edilemezler.
Sığınmacılar
probleminin Tiflis'in siyasi çabalarının ilk planında olması
bir dizi nedenle açıklanıyor. Kuşkusuz sığınmacılar
Gürcistan ekonomisine ağır bir ek yük getirdiler. Tiflis
makamları hükümetin zorunlu göçmenlerin ihtiyaçlarına
hassasiyetle yaklaştığını, baba ocaklarına dönünceye kadar
yaşamlarını kolaylaştırmak için mümkün olan her şeyi
yaptığını yorulmadan tekrarlıyorlar. Ancak Gürcistan'ın şu
andaki ekonomik durumunda verilen bütün sözlerin yerine
getirilmesi olanaksız. Bu nedenle sığınmacıların sosyal
rehabilitasyon programları son derece kısıtlı, bunların
gerçekleştirilmesi ise yapılan planlardan bile geride
kalıyor. Diğer taraftan sığınmacıların varlığı ve
sayılarının olduğundan yüksek gösterilmesi, çeşitli
biçimlerde ve türlerde bütçesinin üçte ikisi kadarını
oluşturan Batı'nın insani yardımını almak için Gürcistan'a
gerekli.
Sosyo-psikolojik
alanda problemler de mevcut. Sığınmacılar ve yerliler
arasında hoşnutsuzluk duygularının hızla arttığı gözleniyor.
Sığınmacılara karşı aşırılıklar hem Tiflis'de hem de diğer
bölgelerde gittikçe daha sık duyuluyor. Sığınmacıları
başkasının sırtından geçinmekle, kendi problemlerini diğer
Gürcülerin üzerine yıkmakla, Abhazya'daki evlerini korumayı
becerememekle v.b. suçluyorlar. Sığınmacıların diğerlerinin
ekmeğine ortak olduğu suçlaması gündelik hale geliyor.
Gürcistan'da
Abhazya'dan gelen sığınmacıların yarattığı kriz durumunun
bazı güçlerin çıkarına olduğu görülüyor. Sığınmacı faktörü,
özellikle muhalefet için siyasi mücadelenin araçlarından
biri haline dönüştü. Muhalefet problemin çözümünde ilerleme
olmamasını devlet başkanının aczi olarak göstererek
Şevardnadze'den zorunlu göçmenlerin Abhazya'ya derhal geri
dönüşünü talep ediyor. Elbette, Abhazya probleminin zora
dayalı çözümü söz konusu olduğunda umutsuzluk içindeki
sığınmacıların duygularıyla oynamak da mümkün olacak.
Bu arada
sığınmacıların dönüşünün hukuki temeli 1994 yılından beri
mevcut. Sığınmacılar ve dönüş düzenleri hakkında Gürcistan,
Abhazya, Rusya Federasyonu ve BM temsilcileri tarafından
imzalanan bir antlaşma var. Antlaşmaya göre sığınmacıların
dönüşünde şu ilkeler uygulanacak:
'Yer
değiştiren kişilerin tutuklanma, alıkonma, hapis ve cezai
kovuşturmaya uğrama riski olmadan barış içinde dönme hakları
vardır. Bu dokunulmazlık şu durumlardaki kişiler için
geçerli değildir: Askeri suçlar veya insanlığa karşı suçlar
işlediğine, ağır cürüm işlediğine, daha önce muharebe
faaliyetlerine katıldığına, günümüzde ise Abhazya'da
muharebe faaliyetlerine hazırlanan silahlı oluşumlar içinde
bulunduğuna dair ciddi işaretler varsa.'
Ancak
antlaşmanın maddeleri pratikte işlemiyor, problemin kendisi
ise kısır tartışmaların konusu olarak kalmaya devam ediyor.
Tiflis sığınmacıların dönüşünün siyasi çözüm sürecininin
dışında, ayrı bir konu olarak ele alınmasını istiyor. Abhaz
tarafı ise aksine, sığınmacıların dönüşünün karşılıklı kabul
edilebilir siyasi bir çözüm bulunursa esaslı şekilde
hızlanabileceğini belirtiyor. Tiflis yer değiştiren
kişilerin savaştan önce yaşadıkları yerlere, aynı anda
olmasa bile, ama mutlaka toplu ve hızlı dönüşünde ısrar
ediyor. Abhaz tarafı antlaşma maddelerinin tam olarak
uygulanmasında ısrar ederek bu yaklaşımı reddediyor;
dolayısıyla elinde silahla Gürcü birlikleri tarafında
savaşanların dönüşünü kabul etmiyor ve geri dönecekleri
'ayıklama' hakkını kendinde görüyor.
Tarafların
sığınmacılar konusundaki uzlaşmazlığı, genellikle dile
getirilmeyen, fakat tarafların karşılıklı hesaplarında daima
var olan çok önemli bir problemi daha yansıtıyor. Ne
pahasına olursa olsun sığınmacıların geri dönmesi için çaba
sarfeden Tiflis bir an önce Gürcülerin Abhazya'da savaştan
önceki demografik üstünlüğünü yeniden sağlamak istiyor, ki
bu Gürcistan'ın Abhazya'da hukuki erkini yeniden kurması
için sağlam bir sosyo-etnik dayanak yaratacak. Bunun
sağlanması ise ancak Gürcülerin toplu olarak dönmesi halinde
mümkün. Sığınmacıların aşamalı olarak dönüşü onların
'politik' asimilasyonu ve Abhaz devlet yapısı sistemiyle
aşamalı bütünleşmesi tehlikesi içeriyor, ki Suhum makamları
bu yönde somut adımlar atıyorlar: Abhazya parlamentosu
milletvekilleri arasında şu anda Gal bölgesi nüfusundan
seçilen iki Gürcü-Megrel bulunuyor.
BDT, ÇEÇENYA, KUZEY KAFKASYA
BDT
ülkelerinin çoğu için Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı, onların
temel siyasi çıkarlarının dışında kalıyor. Aynı zamanda eski
birlik cumhuriyetlerinin devlet sınırlarının yapaylığı,
kendi 'Abhazya ve Karabağ'larından korkuları, dostluk adına
önlerine konan her türlü 'ayrılıkçılığa karşı' belgenin
itirazsız imzalanmasını sağlıyor. Olgu olarak ayrılıkçılığı
kınayan resmi açıklamalardan başlayarak Abhazya'nın abluka
mekanizmasını onaylayan kararlara kadar bu tür belgeler az
değil.
Bütün bu
kararları Gürcistan'ın bölgesel komşuları Ermenistan ve
Azerbaycan her zaman destekliyorlar. Ancak Azerbaycan'ın
tutumu tahmin edilebilirken, Ermenistan'ın 'ayrılıkçılık
karşıtlığı' daha çok siyasi kurnazlığı andırıyor (Gerçi
Erivan'ın dostluk çerçevesinde başka bir resmi tutumunun
kabul edileceği şüpheli).
BDT
ülkeleri, anlaşmazlığın giderilmesiyle ilgili kararlar
alırken bunların pratikte hayata geçirilmesi yükünü seve
seve Rusya'ya yüklüyorlar; örneğin, barış gücü
operasyonlarına katılma konusunda en küçük bir istek
göstermiyorlar.
Anlaşmazlığın çözümünde doğrudan yardım göstermeye hazır
olduğunu ifade eden tek ülke Ukrayna. Kiev'in bu
inisiyatifi, son zamanlarda Ukrayna ve Gürcistan arasında
beliren siyasi ittifaktan kaynaklanıyor. İki ülke de sürekli
olarak açıklamalarında 'stratejik' önem taşıyan
ilişkilerinin özelliğini vurguluyorlar. 'Strateji' elbette
Kiev'in ve Tiflis'in anti-Rus yönelimlerine, bölgede Rusya
faktörünün etkisini azaltma çabalarına dayalı. İkincisi
oldukça geniş coğrafi sınırlarda tasavvur ediliyor, bu
nedenle Kiev ve Tiflis Ukrayna'nın ve Gürcistan'ın
ilişkilerinin 'Doğu Avrupa'nın ve Transkafkasya'nın'
geleceğini belirleyecek, 'komünizm sonrası coğrafya için
belirleyici anlamı' olacağından eminler.
Beliren
stratejik ortaklık çerçevesinde Ukrayna, başta Abhazya
probleminin çözümü için uluslararası konferans toplanması
fikri olmak üzere Gürcistan'ın bütün dış politik
girişimlerine destek veriyor. Ukrayna 'Gürcistan dostları'
grubuna girme arzusunu belirtti, keza arabulucu sıfatıyla
görüşmelerde ve toplantılarda hizmetlerini sunmaya hazır.
Ancak
Ukrayna'nın bu role çıkma şansı az. Tiflis'in bütün aleni
Ukraynaseverliğine karşın Kiev'in arabuluculuk makamına en
uygun aday olduğu hiç düşünülmüyor: Arabuluculuğu
uluslararası hale getirmeye çalışarak Gürcistan yüzünü
Ukrayna başkentinden daha batıya dönmüş durumda. Ayrıca,
Kiev'in arabuluculuk gayretleri Abhazlara karşı Gürcü ordusu
saflarında çarpışan UNAUNSO 'gönüllülerini' unutmayan
Suhum'da hoşnutsuzlukla karşılanıyor.
Abhaz-Gürcü
anlaşmazlığında yeni bir dış faktör, Çeçenya'nın beliren
aktivitesi. Çeçenya da arabuluculuk ve barış sağlayıcı
rolüne soyunuyor ve bu istek Tiflis'de, en azından görünüşte
çok olumlu karşılandı. Başka bir tepki de beklenemezdi.
Rusya'yla çatışan Çeçenya'nın en başta Rusya karşıtı güçler
arasında bölgesel bir müttefik arayacağı belliydi. Bu
bakımdan Grozni'nin Tiflis'le yakınlaşması tamamen beklenen
ve doğal bir gelişmeydi. Bu yakınlaşmanın yolundaki ciddi
bir engel, bazı Çeçen liderlerinin Çeçen gönüllü
birliklerinin savaşta Gürcistan'a karşı Abhazya safında yer
almasını kınayan açıklamalarıyla aşıldı.
Diğer bir
engeli ise Gürcü tarafının aşması gerekti. Zamanında Çeçen
sorunu Tiflis tarafından Moskova'ya baskı yapmak için yoğun
şekilde kullanılmıştı. Aralık 1994'te doğrudan Tiflis'den
verilen akılla uygulamaya konan Abhazya'ya karşı abluka
yaptırımlarının ilk aşaması, güya savaşan İçkerya'ya
Abhazya'dan giren askeri ve gönüllü yardımını kesme
gerekliliğiyle açıklanıyordu. Bu arada Tiflis Moskova'ya
Çeçen sınırının 'kendi' parçasını kilit altında tuttuğuna
dair sürekli teminat veriyordu. 'Abhazya olmasaydı Çeçenya
olmazdı'; bu da Gürcü resmi propagandasının Rusya'ya baskı
için yoğun şekilde kullandığı başka bir nakarattı. Her iki
cumhuriyetteki olayları aynı kefeye koyarak Tiflis
Moskova'yı Abhazya'nın daha kararlı, esas olarak da zor
kullanılarak 'yola getirilmesi' için zorlamaya çalışıyordu.
Bugün yeni
taleplere uygun olarak Gürcistan'ın pozisyonu 180 derece
değişti. Artık Tiflis Çeçenya'nın ve Abhazya'nın durumları
arasında büyük fark görüyor. 'Çeçenya Rusya'dan ayrılmaya
çalışıyor, Abhazya ise girmeye...' - problemin yeni
karakteristiği böyle. Gürcistan'ın politikasında başka çifte
standartlar da var: Ayrılıkçı Abhazya'yla dışarıdan her
türlü temasa kıskançlıkla ve öfkeyle tepki gösteren
Gürcistan, kendisi hevesle Çeçenya ile siyasi ilişkiye
giriyor. Her yerde ve kayıtsız şartsız ayrılıkçılığın
kınanmasını isterken, Grozni ile ilişkilerindeki açık seçik
benzerliği görmezden gelmeyi tercih ediyor. BDT ülkelerini
kendi toprak bütünlüğünü koruma konusunda etkisizlikle
suçlarken, kendisi aynı Topluluğun bu çabaları üst seviyede
ihlal eden üyesi.
Bu arada
Abhazya beliren Çeçen-Gürcü yakınlaşmasını hoşnutsuzluk ve
umut kırıklığıyla izliyor, Grozni'nin barış sağlayıcı
girişimlerine soğuk bakıyor. İçkerya'nın barış sağlayıcı
önerileri Gürcistan'la siyasi ittifak koşullarında formüle
edildiği sürece Suhum'da koşulsuz reddedilecek.
Ancak
Abhazya'nın Kuzey Kafkasya faktörüne umutları korunuyor.
Savaş sırasındaki olayların doğruladığı gibi, Gürcü-Abhaz
anlaşmazlığının Kuzey Kafkasya'daki durumla sıkı bağının
olduğu görülüyor. Savaş bütün bölgeyi, fakat özellikle
Abhazların etnik akrabaları olan ve savaşın daha ilk
günlerinde Abhaz gönüllü birliklerinin önemli bir bölümünü
oluşturan Adığeleri ve Abazaları ateşledi. Ekim 1992'de
Kabardey-Balkar'da öfkeli kalabalığın hükümet binasına
saldırmasına ramak kaldığı toplumsal-politik gerginlik, yine
Abhazya'daki durumla ilgiliydi ve bu olayları birçok
bakımdan Rusya'nın Abhaz-Gürcü anlaşmazlığındaki tutarsız
tutumu, Gürcistan'a verdiği destek tahrik etmişti. Her
halukârda Kuzey Kafkasya'da Rusya makamlarının faaliyetleri
öyle değerlendiriliyordu.
Abhaz-Gürcü
anlaşmazlık bölgesinde olayların gelişimi Kuzey Kafkasya'da
şimdi daha dikkatle izleniyor. Rusya diplomasisinin
faaliyeti orada sadece hoşnutsuzluk yaratıyor. RF Dışişleri
Bakanlığı'nın hem Kozırev döneminde, hem de Tiflis doğumlu
Primakov döneminde Gürcistan için 'ateşten kestane
çıkardığına' inanılıyor. Bugün, aslında Rusya Kuzey
Kafkasyası'nın Rusya'dan uzaklaşan doğu (Çeçenya, İnguşetya,
kısmen Dağıstan) ve Ruslardan başka esas olarak Abhazlarla
akraba Adığelerin yerleşik olduğu Rusya'ya sadık batı diye
ayrıldığı durumda birçok vatandaşının sadakati Rusya'nın
Abhazya sorununun çözümündeki nihai pozisyonuna bağlı.
Abhazya'da
savaşın yeniden başlaması durumunda Kuzey Kafkasya
halklarının yeni olaylara katılmayacaklarından en yakın
zamanda emin olmak Gürcistan için önemli. Burada,
vatandaşlarının gönüllü hareketini kınayan Çeçenya'nın
otoritesine de çok umut bağlanıyor. Fakat Çeçen yönetiminin
resmi tutumunun bu durumda etkili bir set olup olmayacağı
şüpheli.
Aslında
1992'de de Çeçen gönüllüler Abhazya'ya Dudayev'in ya da
herhangi bir resmi Çeçen yapısının emriyle gitmediler.
General Dudayez bu anlaşmazlıktan özellikle uzak durmaya
çalıştı, hatta Abhazya'ya yardım konusundaki ağır tutumu
Kafkas Halkları Konfederasyonu tarafından eleştirildi. Yine
aynı şekilde, yeni bir savaş çıkması durumunda gönüllü
hareketi, savaş sonrası bölünmüş Çeçenya'da Mashadov
yönetiminin görüşüne değil, adamlarıyla geçitlerden geçip
Abhazya'ya gitmeye karar verebilecek herhangi bir arazi
komutanının şahsi tutumuna bağlı olacak. Yeni bir savaş
durumunda Çeçen birliklerinin iki tarafta da savaşmaları,
ihtimal dışı değil.
Kuzey
Kafkasya'nın diğer halklarına, en başta da Adığelere
gelince, Gürcülerin onları tarafsızlaştırma çabaları henüz
amacına ulaşamadı. Savaş sırasında hakim olan Gürcistan'a
karşı negatif ruh hali bugün de tamamen korunuyor. Abhaz
savaşı, gönüllü hareketi, verilen kayıplar kendi
tarihlerinin en önemli olguları olarak Adığeler tarafından
yoğun olarak yaşanıyor. Gürcü-Abhaz anlaşmazlığının
çözümünde hangi seçenek uygulanırsa uygulansın Kuzey
Kafkasya'nın tavrı kesinlikle Abhazlardan yana olacak.
TÜRKİYE, BATI ÜLKELERİ
En yakın
bölge komşusu Türkiye de Abhaz-Gürcü anlaşmazlık bölgesinde
gelişmeleri dikkatle izliyor. SSCB'nin dağılması hemen
Ankara'nın geleneksel jeopolitik emellerini canlandırdı. Bu
da kuşkusuz, eski Osmanlı İmparatorluğu'nun perspektif
stratejik hedefi olan 'Kafkasya'yı sağlam şekilde kendi
nüfuz bölgesine, Karadeniz'in doğu eksenini ise rakipsiz
askeri hakimiyet bölgesine almaktır'. Pratikte bu yönde
adımlar atılıyor. Türk sermayesi bölgenin ekonomik boşluğunu
başarıyla dolduruyor. Dini yayılmacılık birçok yerli halkın
uyandırılmış İslami duygularına dayanıyor. Propaganda yoğun
şekilde, onların politik bilincine Türkiye'yi sosyo-ekonomik
ve kültürel gelişim için en cazip model olarak yerleştirmeye
çalışıyor.
Gürcistan'la
ilişkiler genelde bu jeopolitik strateji çerçevesinde
gelişiyor, ancak Gürcü-Abhaz anlaşmazlığı faktörü
Türkiye'nin tutumunda bazı nüansların varlığına neden
oluyor. Örneğin Ankara Kafkasya'daki herhangi bir
etnopolitik anlaşmazlığın içine doğrudan çekilmekten
çekiniyor; buna Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı da dahil. Bu
nedenle Türk diplomasisi somut eylemler gerektirecek keskin
ve tek anlamlı açıklamalardan özellikle kaçınıyor. Bununla
birlikte, örneğin barış gücüne ne maddi ne de insan
kaynağıyla katılmak Ankara'nın planlarına dahil değil. Ancak
belli koşullarda Türkiye görüşme sürecinin koordinatörü ve
arabulucusu rolünü reddetmeyecektir, çünkü bu misyonun
başarısı Ankara'nın nüfuzunu bölgede ölçüsüz artıracaktır.
Bu 'belli koşullar' ise anlaşılır: Rusya'nın barış
misyonunun başarısızlığa uğraması ve itibar kaybetmesi, her
iki tarafın bu meselede Moskova'nın arabuluculuğunu
reddetmesi, Tiflis'in ve Suhum'un uygun önerilerle Ankara'ya
resmen çağrıda bulunması. Zaten iki taraf da, özellikle
Tiflis, arabulucu rolüne başka adaylar arayacakları yolunda
işaretler verdiler.
Ankara'nın
Kafkasya elinde, Türkiye'nin nüfus bileşiminde kalabalık
Kafkas, en başta da Abhaz-Adığe diasporasının varlığı
faktörü olmaması mümkün değil. Bu nedenle Ankara dış politik
konuların iç politik istikrarsızlık ve huzursuzluk faktörüne
dönüşmesini hiç istemiyor. Öyle ki Ankara, Abhazya ile
Türkiye'nin Karadeniz limanları arasında aktif ticari
ilişkiler olduğu, oralardan Abhazya'ya yakıt ve yiyecek
maddeleri götürüldüğü konusunda geniş ölçüde bilinen
gerçeklere gözünü kapıyor. Türkiye, abluka altındaki
Abhazya'ya kültürel ve ticari sızmayı, orada Türkçe eğitim
veren okullar açılmasını v.b. teşvik ediyor.
Bunlar
Tiflis'de de biliniyor. Ancak Moskova'yla diyoloğunda
Gürcistan belki her konuda hoşnutsuzluğunu dile getirirken,
bu arada devlet başkanı bazen de daha alt rütbedeki
görevliler Rusya'ya akıl öğretir tarzda öğüt vermeyi makul
kabul ediyorken, bunu da son derece laubali bir tonda
yapıyorken, Türkiye'ye yönelik resmi söylem 'yağ-bal'
saçıyor. Sıradan vatandaşlar ise büyük güney komşusunun
artık yüzyıllarca Gürcü topraklarını boyunduruk altında
tutan ve yağmalayan 'o ülke' olmadığına temin ediliyorlar.
Doğal olarak bu durumda Tiflis'in Ankara'yla ilgili
anlaşmazlık yaratacak her türlü sorunu hariçte tutuluyor, bu
nedenle Türkiye-Abhazya ticaret-ulaşım koridoru problemi
Tiflis'in özenle gizlediği hoşnutsuzluğuyla birlikte
Gürcistan-Türkiye ilişkilerinin çerçevesi dışına taşınıyor.
Gürcistan sadece, Ankara'nın toprak bütünlüğünü koşulsuz
tanıdığına dair değişmez açıklamalarıyla yetinmek zorunda.
Batı'ya
gelince, Gürcü-Abhaz anlaşmazlığı son zamanlara kadar onun
politik dikkatinin biraz uzağında bulunuyordu. Her halukârda
bu bölgedeki olaylar onu, mesela Balkanlardaki ya da
Çeçenya'daki olaylardan çok daha az ilgilendiriyordu. Batı,
anlaşmazlığın tarihi fonu gibi, Gürcü-Abhaz ilişkilerinde
meydana gelen somut durumu da iyi değerlendiremiyor.
Dolayısıyla Batı ülkelerinin krizden çıkış konusunda kendi
hazırladıkları önerileri ve planları yok. Büyük çoğunluğu
Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü koşulsuz destekleyen
deklarasyonlarla yetiniyorlar ve genel olarak Abhazya'ya
karşı abluka yaptırımlarını siyasi barışa ulaşmanın en
etkili yöntemi olarak onaylıyorlar.
Batı
ülkelerinin bu kadar kenera çekilmiş tutumları Gürcistan'ın
umudunu kırıyor ve Gürcistan problemin çözümünde onların
katkılarını artırmayı her şekilde deniyor. Ancak
Şevardnadze'nin Batı ülkelerinin, en başta da ABD'nin
görüşmelerde arabulucu rolü üstlenmelerini sağlama düşüncesi
başarıya ulaşmadı. Gürcistan ciddi ciddi Rusya barış gücü
kontenjanını BM'nin diğer üyelerinin mavi berelileriyle
değiştirmeyi hesaplasa da, Batı yine anlaşmazlık bölgesinde
bu yükü taşımayı reddettti.
Ancak petrol
üzerine kurulu yeni hesaplar Batı'yı genel olarak
Kafkasya'ya ve özellikle de Gürcü-Abhaz anlaşmazlık
bölgesindeki duruma yeniden bakmaya zorluyor. Petrol boru
hattının geçme ihtimali olan bölgede huzur ve istikrar,
ilgili bütün taraflar için çok arzu edilen, fakat henüz
ulaşılabilirliği az bir hedef.
RUSYA İÇİN ÇIKARIMLAR
Bugünkü
Rusya ve yönetimi için Gürcü-Abhaz problemi en zor çözülür
problemlerden biri. Anlaşmazlığın en başından beri 'kime
yardım etmeli'' düşüncesi sadece toplumda değil Rusya
Federasyonu hükümetinde de ayrıştı. Devletçi-vatansever
kanat 'Abhaz halkının haklı davasına' sempati duyarken,
Şevardnadze'ye karşı naif bir sempatiyle dolu ve onu bazen
'asil mağribi', bazen Lir'in çağdaş kralı olarak
nitelendiren liberal-demokratik kanat Abhazya'da 'komünizm
sonrası Vandeya' görüyordu. Savunma Bakanı Pavel Graçev'in,
ailelerini Abhazya'nın ateş altındaki askeri
sanatoryumlarından tahliye etmek zorunda kalan generalleri
seve seve Abhaz askerlerine yol gösterdiler (Gürcistan bunu
hâlâ unutmuyor). O zaman Yuri Skolov'un başkanlık ettiği RF
Güvenlik Konseyi ise Rusya topraklarından Abhazya'ya silah
ve gönüllü geçişine parmaklarının arasından bakıyordu. Yine
o zaman ve özellikle askeri faaliyetlerin sona ermesinden
sonra Kozirev'in Dışişleri Bakanlığı, eski Sovyet
diplomasisinin açık sözlü lobicisi gibi davrandı. Bakanın
kendisi ise Abhazya'nın ekonomik olarak boğulması planını
kendi eliyle çizdi, bunu yaparken de yerel narenciye-turizm
(kurort) ekonomisinin özelliklerini iyi bildiğini gösterdi.
Şüpheci Gürcistan'da Rusya yüksek görevlilerinin bu
tutarsızlığı Moskova'nın Bizans politikası olarak görüldü.
Öyle veya
böyle Rusya'nın Gürcü-Abhaz probleminin çözümüne resmi
yaklaşımı, Abhazya'nın, içinde en geniş haklarla temsil
edileceği Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün değişmezliği
esasına dayanıyor. Rusya'nın arabuluculuğu bu genel fikirde
temellendi. Bunun başlıca sonuçları olarak, anılan Anlayış
Memorandumu'nu (Aralık 1993), sığınmacılar konusundaki
antlaşmayı ve siyasi çözüm tedbirleri hakkındaki bildiriyi
(Nisan 1994), keza her iki tarafın isteğiyle 1500 kişilik
Rusya barış gücü birliğinin Temmuz 1994'de İngur nehrinin
kıyılarında anlaşmazlık bölgesine yerleşmesini saymak
gerekir. Bu tamamen sağduyulu, mantıklı adımları attıktan
sonra Rusya diplomasisi Gürcistan'ın etkisi veya baskısı
altında Abhaz partnerinin bileğini bükme yarışına dahil
oldu.
Çeçenya'daki
askeri faaliyetleri gerekçe göstererek Rusya hükümeti Aralık
1994'de Abhazya ile ekonomik ilişkilerde abluka rejimi
kararı aldı. Çeçenya'da savaşın bitmesiyle birlikte, Ocak
1996'da, yine Rusya'nın inisiyatifiyle abluka yaptırımları
BDT devletleri başkanlar konseyinin kararıyla 'takdis
edildi' (Sadece Lukaşenko karşı oy kullandı). Rusya, prestij
mülahazalarıyla BDT statüsü vermeye karar verdiği kendi
barış gücü operasyonlarının kaderi gibi, önemli nüfuz
manivelalarını daha az kontrolü altındaki Topluluğun
yönetimine devrettti. Barış gücünün bütün yükünü çeken
Rusya'nın ablukayla sadece Abhazya'nın ekonomisini değil
Krasnodar eyaletinin turizm bölgesinin ekonomisini de
çökerterek BDT zirvesinde yaptıklarına icazet aramak zorunda
kalması da paradoksal bir durum oluşturuyor. Ve Kişinev'de
olduğu gibi her zaman bunu başaramıyor.
Oysa
Transkafkasya'da durum Rusya için iyi bir örnek
oluşturmuyor. Hazar'daki petrol hesapları bölgede nüfuz
alanı elde etme mücadelesinin temelini attı: Bu mücadeleye
kimin katılacağı en azından petrol projelerinde payı olan
ülkelerden biliniyor. ABD, bilindiği gibi, Kafkasya'nın özel
çıkar alanı olduğunu çoktan ilan etti. Bu tür açıklamaları
genellikle bölgede Amerikan siyasi, ekonomik ve kültürel,
sonra da askeri varlığını güçlendirmeye yönelik pratik
adımlar izliyor.
Rusya,
doğal-tarihi çıkarlarının olduğu bölgeye bu yeni sızmaya
karmaşık bir şekilde karşı duracaktır. Burada stratejisini
formüle ederken Rusya'nın göz önünde bulundurması gereken,
Gürcistan'ın şahsında minnettar bir partner ve samimi bir
müttefik bulamayacağıdır. Gürcistan'ın Batı'nın ve NATO'nun
rotasına girmesi bugün sadece, Rusya olmadan sağlanması
henüz mümkün olmayan toprak bütünlüğü problemiyle kendini
gizliyor.
Kuşkusuz
Abhazya, mağlup Gürcistan'ın merhametine nihai olarak
bırakılır bırakılmaz, Gürcistan, mümkün olduğu ölçüde
Rusya'yla mesafeyi açacak, ekonomisinin asıl sponsorlarına
zahiri bağlılığını ayrıca göstermeye çalışacaktır. Çok
gerekli olmayan BDT'den ayrılma, Rusya'nın askeri üslerinin
(biri zaten Abhazya'da, diğeri de Acara'da bulunuyor)
kaldırılması kampanyası veya var olmayan Karadeniz filosu
mirası tartışması Rusya'yla büyük bir ayrılık için gerekçe
olacak kadar önemli değil. Fakat böyle bir sonuç, gerek
iktidar gerekse muhalefet, Gürcistan politikacılarının
müşterek anti Rus eğilimi tarafından garantilenmiş durumda.
Hem şimdi
hem de gelecekte öyle görünüyor ki Abhazya, Güney Osetya ve
bir derecede Acara otonomisi Rusya'nın Gürcistan'la ilişkilerinde doğal
müttefikleridir. Fakat bu durumda da anlaşmazlığın Abhazya
lehine çözümlenmesinin Rusya'nın çıkarına olmadığı
anlaşılıyor. İster bölge içinden ister dışarıdan, nereden
gelirse gelsin anti Rus eğilimlere ve fikirlere karşı denge
unsuru olarak Abhazya'yı bölgede önemli
bir politik
güç olarak muhafaza etmek gereklidir. Bunun için siyasi,
tarihi ve sosyo-kültürel temeller vardır. Rusya nüfusunun
geniş kesimleri, güney bölgeleri, merkez iktidarından farklı
olarak Abhazya Cumhuriyeti'nin Rusya'yla birleşmek için
defalarca yaptığı başvuruyu bilmiyormuş gibi davranamazlar.
Abhazya
Yüksek Sovyeti'nin Rusya Federasyonu Yüksek Sovyeti'ne
yaptığı 23 Mart 1993 tarihli 'Abhazya Cumhuriyeti'nin
bölgede barışını ve güvenliğini, Abhazya halkının
korunmasını, onun RF ile ortak ekonomik ve kültürel
coğrafyada var olmasını sağlamak için uluslararası hukuki
formlara uygun olarak Rusya Federasyonu bünyesine veya
himayesine tekrar alınmasını ısrarla rica eden' başvurusunun
anlamı da buydu. Veya yine, 16 Nisan 1995'de Suhum'da
Abhazya'nın Rusya'ya gönüllü katılışının 185. yılı
toplantısındaki çağrı: 'Rusya Federasyonu yönetimine ve
halkına Abhazya'nın Rusya'yla yeniden birleşmesi isteğiyle
başvuruyoruz'.
Rusya
iktidarı kendi iç sebeplerinden veya uluslararası
koşullardan dolayı bugün bu teklifi olumlu değerlendirmek
durumunda değilse bile tutumunda bunu göz önünde bulundurmak
zorundadır.
Bugün her
şey tersine işliyor: Rusya Federasyonu hükümeti Gürcü
propagandasının telkin etmeye çalıştığı şeyi
gerçekleştiriyor. Rusya güçlerinin Abhazya'ya abluka
uygulamak için kullanılması, cumhuriyette Rusya yanlısı
eğilimlerin yavaş yavaş aşınması için etkili bir gerekçe
oldu. Savaş bittikten sonraki ilk aylarda ve hattta yıllarda
Abhazya'da kitlesel eğilim olarak görülen Rusya'ya yaklaşma
çabası şimdi artık o kadar gözle görülür değil. Rusya'nın
her zaman koruyacağına, destekleyeceğine ve yardım edeceğine
dair koşulsuz güven şimdi artık yerini Abhazya'da hayal
kırıklığına ve gücenikliğe bıraktı.
Abhazların
sempatisinde Rusya'nın yerine başka adaylar da iddialılar.
Örneğin Türkiye. Tarihi boyunca hiçbir zaman camii olmayan
Abhazya'da İslam'a ilginin artması, Kurban Bayramı'nın resmi
bayram ilan edilmesi, Türkiye'nin yardımıyla öğretim
kurumları açılması ve nihayet Abhaz elitinin Türk
çevrelerinin temsilcileriyle sıklaşan kişisel temasları,
bütün bu olgular çok anlamlı bir şekilde sıralanıyorlar.
Paradoks şunda ki BDT adına abluka uygulayarak Rusya
Abhazya'yı kendi eliyle BDT için yabancı olan Türkiye'yle
ilişkilerini geliştirmeye itiyor. (NATO ülkesi ve
Gürcistan'dan geçecek petrol boru hattının lobicisi olarak
Türkiye'yle çıkar ilişkisi olan Gürcistan, Abhazya'ya Türk
sızmasına sessizce katlanıyor). Abhazya'nın petrol
potansiyeli veya topraklarından geçerek Novorossiysk'e
bağlanacak petrol boru hattı söylentilerine bağlı olarak BM
Genel Sekreteri özel temsilciliği misyonu ile ABD
Kongresi'nin Abhazya'ya doğrudan insani yardım yapılması
planlarının korunduğunu ve hattta genişletildiğini de
belirtmek gerekir.
Gürcistan'la ve Rusya'yla özdeşleşen abluka,
inisiyatif sahiplerine arzu ettikleri sonucu, yani
Abhazya'nın görüşmelerdeki tutumundan vazgeçmesini
sağlayamadı. Bozulan Abhazya ekonomisi artık 'acı
hissetmeme' sınırına geldi. İnsanlar kıt imkanlarla hayatta
kalmaya uyum sağladılar: Sonuçta Abhazya Kuzey değil Güney.
Rusya'da artık, zaten birçok kişi tarafından suç kabul
edilen abluka yaptırımlarının kaldırılması düşüncesi ağırlık
kazanmaya başladı. Devlet Duması'nın bu konudaki görüşü 24
Haziran 1997 tarihli açıklamasında ifade edildi. Açıklamada
abluka Rusya'nın anlaşmazlıkta taraflardan birine açık
desteği, barış faaliyetlerinin ve koşullarının ihlali olarak
değerlendiriliyor. Sadece geleneksel Duma muhalefeti değil,
muhalefet olarak adlandırılamayacak bazı resmi veya yarı
resmi kişiler, Boris Berezovski örneğin, bu bölgeyi
'saldırgan ayrılıkçılığın' abluka altında tutulan adası
olarak değil, Rusya sınırının bölgedeki politik dengesinin
önemli bir halkası olarak görmeye eğilimliler Rusya'nın
güney bölgelerinin Abhazya'yla ilişkilerin normalleşmesinde
son derece büyük çıkarları var. Abhaz tarım ürünlerinin
ihracı (daha Sovyet zamanından beri) hiç de Gürcistan'a
değil, Stavropol ve Krasnodar eyaletlerine yönelikti.
Buralarda bugün de Abhaz narenciyesine, cevizine, üzümüne
v.d. büyük talep hissediliyor. Rusya-Abhazya sınırında geçen
yılın son haftalarında kopan narenciye kıyameti durumun
anlamsızlığını açıkça gösterdi: Psou nehrindeki sınır
köprüsünden geçerken bir kilo mandalinanın fiyatı,
anlaşılması güç olmayan nedenlerden en az bin ruble
artıyordu. Ambargo uygulama hizmetinin rüşveti, Rusya
sınırının o veya bu tarafına geçen her malın fiyatının
ayrılmaz parçası oldu ve bu Abhazyalı üreticileri
ürünlerinin satışı için başka yollar aramaya itiyor.
Gümrükçüler ve sınır görevlileri Psou köprüsünde kendi
ekonomik çıkarlarının nöbetini uyanık şekilde tutarken,
Rusya barış gücü İngur köprüsünde münhasıran güvenliği
korumakla meşgul. Bunun sonucunda Abhazya'nın Gal bölgesi
kendine özgü bir 'serbest ekonomik bölge'ye dönüştü. Her
türlü anlaşmazlığa karşın Abhaz ürünleri buradan nakit
karşılığı Gürcistan'a ve hatta daha uzağa, Poti'den üzerine
fiyat eklenerek Rusya'ya gidiyor. Abhazya'yla sağlıklı
ekonomik ilişkilerin olmaması nazik turizm sektörüne,
Rusya'nın başta gelen turizm kenti Soçi'ye zarar veriyor.
Önceki elektrik dağıtım zincirinin kopması ve enerji
darboğazına girilmesi yüzünden geçen yıldan beri Soçi kış
aylarında düzenli olarak elektriksiz kalıyor.
Rusya
yönetiminin çıkarması gereken başlıca sonuç, Abhazya'ya ve
halkına ticari-ekonomik ilişkilerde uygulanan ve Rusya'ya
itibar kaybetttiren ablukadan hemen vazgeçmektir. Çok hatalı
bir uygulama olan ablukanın arka planında, uluslararası
pratikte en etkililerden biri olan ve şimdiye kadar askeri
faaliyetlerin yeniden başlamasına izin vermeyen Rusya barış
gücü operasyonunun önemi yatıyor. Rusya'nın hiçbir şekilde,
onun barış gücünü davet eden ve şimdi çıkmasını veya tek
taraflı çıkar arayışıyla değiştirilmesini talep eden hiçbir
tarafın yönlendirmesine uymamalıdır. Gürcistan'ın hem bu
operasyon boyunca birçok kurban veren Rusya'ya minnet
duymaması, hem de 50'den fazla Rus askerinin ve subayının
yaşamına mal olan terör eylemlerine göz yumması esef
vericidir. Diğer taraf, Abhazya, barış gücü misyonunun
devamında ısrar ederken Rusya bölgede barışın korunmasındaki
çıkarlarına göre hareket etmelidir. Barış gücünün ayrılması,
gelişinde olduğu gibi ancak anlaşmazlık içinde bulunan
tarafların karşılıklı isteğiyle gerçekleşebilir.
Bugüne kadar
Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının bütün aşamalarında askeri
rütbelilerin Rusya'nın çıkarlarını diplomatik rütbelilerden
çok daha iyi temsil ettikleri izleniminin doğması tesadüf
değildir. Her şeyden önce bu, Kozırev ve Primakov döneminde
Rusya'nın arabuluculuğunun yanlış metodolojisiyle
bağlantılıdır. Dışişleri Bakanlığı'nın başlıca çabaları,
Rusya'nın potansiyel müttefiki Abhazya'ya baskıyla ifadesini
buldu. Bu baskı altında Abhazya, ablukanın kaldırılması
vaadine karşılık siyasi çözümde müşterek Rusya-Gürcistan
seçeneğine doğru adım attıkça Gürcistan tarafı yeni talepler
ileri sürdü. Bu, görüşme pazarlığı sürecinde bir taraf için
gayet doğal olabilir. Ancak arabulucu her şeyden önce kendi
şahsını, dürüst aracılığını düşünmelidir: Rusya'nın
yükümlülüğü ilk aşamada Abhazya'ya verilen sözleri yerine
getirmek ve sonra görüşmeleri sürdürmekti. Rusya her zaman
Gürcistan'ın yönlendirmesiyle hareket etti, Abhazya'yı diğer
tarafın yeni talepleri karşısında kendi kaderiyle baş başa
bıraktı.
Rusya
tarafı, bu teslimiyetçiliği sonucunda görüşmelerin
formatının yavaş yavaş değişmesine ve Moskova'dan Cenevre'ye
taşınmasına izin verdi. Kısa süre önce yapılan Cenevre
görüşmelerinden sonra Rusya arabuluculuk hakkında bir grup
ülkeyle (BM Genel Sekreteri Gürcistan Dostları, yani ABD,
Fransa, Almanya ve İngiltere) eşit konuma geldi. Rusya
diplomatları pratikte vuruşmadan 'teslim oldular'. Esas
arabulucu statüsünün Rusya'da kalarak olayın bu şekilde
gelişmesini önlemeye çalışan, görüşmelerin tek katılımcıları
Abhaz temsilcileri oldular, ancak onlar da Rusyalı
meslekdaşlarının ataletini yenemediler.
Rusya için
Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının temel dersi de burada
yatmaktadır: Politikada olduğu gibi diplomaside de nereye
gideceğini bilmiyorsan, gideceğin yerden çok uzağa
gidersin...
|