|
“Tanrı
bütün insanları özgür ve mutlu kılsın, fakat Abhazya’yı da
unutmasın!”
Geleneksel Abhaz Duası’ndan
Abhazya Cumhuriyeti; Apsnı, Tanrı’nın kendisi için ayırdığı
cennet ülke, 1200 yıllık devlet geleneğine sahip Abhaz
ulusunun anayurdu, eski Sovyetler Birliği’nin Rivyerası,
Canlar Ülkesi...
Abhazya,
kuzeyde Kafkas Dağları ile güneyde Karadeniz arasında kalan,
doğudan batıya Karadeniz boyunca dar bir şerit olarak uzanan
küçük ve şirin bir ülkedir.1
Yüzölçümü 8600 km², nüfusu 340.000’dir. Ülkenin etnik
oluşumu; %40 Abhaz, %18 Gürcü, %16 Ermeni, %16 Rus
şeklindedir. Cumhuriyetin başkenti Sohum (Akua), diğer
başlıca kentleri ise Gagra, Gudauta, Oçamçıra, Tkvarçal ve
Gal’dir.
Abhazya’nın
ekonomisi turizm ve tarım ağırlıklıdır. Başlıca tarım
ürünleri; tütün, çay, narenciye, üzüm, mısır, fındık, sebze
ve meyvedir. Ekime elverişli çok az alan (yüzölçümünün yüzde
20’si) olmasına rağmen, toplam istihdamın %27’sini
karşılayan tarım sektörünün gayri safi milli hasıla içindeki
payı yüzde 36’dır. Tarımın yanı sıra hayvancılık ve
balıkçılık da Abhazya için önemli bir gelir kaynağıdır.2
Abhazya
eskiden “Sovyetler Birliği’nin Rivyerası” olarak
adlandırılırdı. Kıyı şeridi, deniz ve güneş turizmi
açısından uzun bir sezona (Mayıs-Ekim) sahiptir. Kıyıdan
Kafkas Dağları’na uzandıkça dağ ve kayak turizmine
elverişlidir.3
Zengin
bitki örtüsü, çok sayıda kültürün bir arada oluşu, binlerce
yıl gerilere giden tarih hazinesi ve insanı şaşırtan doğal
oluşumlarıyla birlikte Abhazya, dünyanın önemli turizm
merkezlerinden biridir. Abhazya’da otel, motel, kamping,
tatil köyü, özel dinlenme ve sağlık merkezleri gibi yüzlerce
tesis bulunmakta ve yatak kapasitesi 25 bini bulmaktadır.4
Abhazya,
tarım ve turizm lehine bilinçli bir şekilde sanayiden uzak
tutulmuştur. Ülke, zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir.
Yapılan sondajlarla büyük ekonomik değere sahip altın,
gümüş, demir, bakır, civa, kömür, barit, dolamit, tebeşir
taşı, kalsit, kireç, granit ve mermer rezervleri tespit
edilmiştir. Bunların yanı sıra çok kaliteli seramik toprağı
ve maden suyu kaynakları vardır.5
Abhazya;
kara, hava, deniz ve demir yolu ulaşımı bakımından çok
avantajlıdır. Eski Sovyetler Birliği’nin hemen her bölgesine
havayolu, karayolu ve demiryoluyla bağlantılıdır. Ayrıca,
Karadeniz sayesinde, dünyaya açılmaktadır.6
Abhazya
topraklarının otokton halkı olan Abhazların geçmişi, bu
ülkenin tarihi ile özdeştir. Arkeolojik bulgular Abhazya
topraklarının insanoğlunun en eski yerleşim birimlerinden
biri olduğunu göstermektedir. Son yıllarda ortaya çıkarılan
eserler taş devrinden beri sözünü ettiğimiz topraklarda
insanoğlunun var olduğunu kanıtlamaktadır.7
Abhazya
eski bir Hıristiyanlık diyarıdır. Sonradan, 17-18. yüzyılda
İslam’ın etki alanına girse de Abhazya’daki Hıristiyan
topluluk her zaman, özellikle bu yüzyılda daha kalabalıktı.
Sık sık rastlanan, Abhazların istisnasız Müslüman olduğu
iddiası ya tarihi-etnografik cehaletin, ya da “İslam
fundamentalizmi” kartının bilinçli olarak oynanmasının
sonucudur ki böylelikle Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı için
basitçe “ebedi Hıristiyanlık-Müslümanlık çatışması” şablonu
içinde hüküm vermek mümkündür.8
M.Ö. 13-12.
yüzyıllarda kurulan ve Yunan mitolojisinde çokça söz edilen
Kolkhide Devleti bir Abhaz-Laz organizasyonudur. Gürcü
tarihçiler her ne kadar bu devletin Migrel-Laz devleti
olduğunu savunsalar da Rus araştırmacı Turçaninov, Kolkhide
dilinin Abhazca olduğunu ve Abhazca’nın eski SSCB
halklarının dilleri arasında ilk yazılı dil olduğunu
ispatlamıştır.9
Tarihsel
süreç içinde Abhazların orijinal adından ilk kez Romalılar
döneminde söz edildiğini görüyoruz. Kolkhide Krallığı M.S.
2. yüzyılda Romalılar tarafından yıkıldı. Roma
İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a taşınıp Bizans
İmparatorluğu olduktan sonra da Kolkhideliler (Abhaz ve Laz
halkları) bu imparatorluğa tabi kaldılar.10
M.S. 4-6.
yüzyıllar arasında Abhaz ve Laz halklarının ülkesi olan
Kolkhide toprakları Bizans ve İran ordularının boy ölçüşme
sahası haline geldi. Bölge bir Bizans’ın bir İran’ın eline
geçiyor, savaşı kim kazanırsa kazansın zararı Abhaz ve Laz
halkları çekiyordu.11
6. yüzyılda
Bizans İmparatoru Justinyen, Abhaz ve Laz halklarını
Hıristiyanlaştırdı. M.S. 550 ile 555 yılları arasında Abhaz
kökenli halklardan Abazgi, Apsil ve Misimyanlar tek tek
çağın süper gücü Bizans İmparatorluğuna karşı bağımsızlık
savaşı verdiler ve bu savaşlarda soykırıma uğradılar.12
8. yüzyılda
Güney Kafkasya Arap istilasına uğradı. Araplar bu bölgeyi
yüzyıllardır elinde bulunduran İranlıları darmadağın edip
bölgenin tamamını ele geçirdiler. Gürcü prensleri Mir ve
Arçil, Arapların önünden kaçarak Abhazya (Abazgia)’ya
sığındılar. Arap orduları onların peşinden Abhazya
topraklarına girdi. Abazgia’lılar Anakopya kalesinde
şiddetli bir çarpışmadan sonra Arap ordusunu yenilgiye
uğrattılar. Bu olay, Abhaz tarihinin önemli bir dönüm
noktasıdır.13
Abhazlar bu
tarihten sonra Lazika’yı da ele geçirdiler. Ardından birçok
Gürcü bölgesi Abhazya Krallığı denetimine girdi. 8. yüzyıl
ile 10. yüzyıldaki dönemde Abhaz Krallığı bünyesinde bir
araya gelen Gürcü kökenli halkların ortak otorite altında
etnik konsültasyona girdiği ve günümüz Gürcü halkının
temelini oluşturduğu birçok tarihçinin ortak yorumudur.
Yani, Gürcü ulusu Abhaz Krallığı’na çok şey borçludur.14
Abhaz
Krallığı adını taşıyan devlet 10. yüzyılda hanedan
değiştirirken adı da “Abhaz, Ran, Kahet, Somet Krallığı”na
dönüşmüştür. 13. yüzyılda Celalettin Harzemşah tarafından
yıkılan bu devlet hemen ardından gelen Moğol istilasından
sonra tamamen dağılmıştır. Bu dağılma sonucunda Gürcü
kökenli halklarla Abhazlar ayrılınca Abhaz Krallığı
Abhazya’dan ibaret küçük ve sönük bir devlet haline
gelmiştir. Ancak bu tarihten sonra da varlığını
sürdürmüştür.15
İspanyol
gezgin Villadestes’in 1428 yılında yaptığı dünya haritasında
gösterilen 58 devletten biri Abhazya’dır. Bu haritada Abhaz
devleti ve bayrağı işlenmiştir.16
Abhazya,
1578 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlılar
Abhazya Kraliyet ailesine dokunmamışlar ve Abhazlar bu
ailenin yönetiminde Sohum Sancağı adı ile Osmanlı
İmparatorluğu’na tabi bir özerk birim olarak varlıklarını
sürdürmüşlerdir.17
17.
yüzyılın sonlarına doğru Migrellerin zayıflamasından
yararlanan Çaçba (Şervaşidze) Hanedanı güney sınırlarını
tekrar İngur nehrine kadar genişlettiler. Aldıkları
topraklardaki Abhaz nüfusunu arttırarak pozisyonlarını
güçlendirdiler. Çaçba’lar 1705 yılında topraklarını üçe
böldüler: Kardeşlerden biri Kuzey Abhazya’yı (Gagra’dan
Kodor’a kadar), ikincisi Orta Abhazya (Abjıva)’yı (Kodor’dan
Galidza’ya kadar), üçüncüsü Güney Abhazya’yı (Galidza’dan
İngur’a kadar) aldılar. Sözünü ettiğimiz üçüncü bölgenin adı
Çaçba Mirza Han veya Murza Khan’dan olmak üzere Murzakhan
veya Samurzakhan adını aldı.18
Rusya 16
Şubat 1801’de Gürcistan’ı ilhak ettiğini ilan etti.
Ardından, Migrelistan 1803’te, İmereti ise 1804 yılında
Rusya’nın denetimine girdi. Abhazya yönetimi 1810 yılında
Rusya egemenliğini kabul etmesine rağmen Abhazların tamamı
bu egemenliği kabul etmediler. Çarlık Rusya’sı ile Çerkesler
arasındaki son savaş Ahçıpsı ve Aybga Abhazlarının
topraklarında cereyan etti.
Bilindiği
gibi, Kafkas-Rus Savaşları’nın bitiminden sonra Çarlık
makamlarının teşvik ettiği ve yerel feodal yöneticilerin
kışkırttığı bir sürgün yaşandı. Bu sürgün neticesinde
Abhazya, tarihinin en büyük nüfus kaybına ve kıyımlara sahne
oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısında 300.000’den fazla Abhaz
Osmanlı topraklarına sürüldü. Sürgünler Osmanlı ülkesinde
kök salarak büyük bir Abhaz diasporası oluşturdular.
Sürgün
sonrasında Çarlık, Abhazya’ya farklı etnik unsurları
kolonize etmiştir. Esas olarak tek uluslu Abhazya hızla çok
uluslu, çok dilli bir bölgeye dönüşmeye başlamıştır.
Kolonizasyon ile Abhazya’nın demografik dengesi bozulmuştur.
Sürgün ve sonuçları, 20. yüzyılın sonunda bölgede
cepheleşmeye ve silahlı çatışmaya kadar varan anlaşmazlık
düğümünün atılmasında kendi rolünü oynamıştır.19
1918 yılı
içerisinde Abhazya’da bir yerel Sovyet yönetimi kuruldu.
Ancak Gürcü Menşeviklerinin Abhazya’yı kontrollerine
geçirmeleri nedeniyle sürekli olamadı. Abhazya Halk Konseyi,
Tiflis yönetiminin büyük politik baskısı altında, 20 Mart
1919 tarihinde Abhazya’nın özerklik antlaşmasını kabul etti.
Antlaşma Abhazya’nın Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’ne
özerk birim sıfatıyla dahil olduğunu ilan ediyordu.
21 Mart
1921’de Abhazya’da Sovyet egemenliğinin kurulması Gürcü
varlığını sona erdirdi. Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
31 Mart 1921’de ilan edildi. Aynı yılın Aralık ayında
Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Gürcistan Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti ile “birlik antlaşması” yapmak zorunda
kaldı. Dışişleri tamamen Gürcistan’ın yetkisine veriliyordu.
Antlaşma Abhazya’nın Transkafkasya Federasyonu’na Gürcistan
aracılığı ile girdiğini tespit ediyordu.
Gürcistan
ve Abhazya’nın karşılıklı ilişkilerinin anayasal-hukuki
esasları daha sonra, III. Abhaz Sovyetleri Kongresi’nde (1
Nisan 1925) kabul edilen Abhazya Anayasası’nın maddelerinde
de yer aldı. Anayasanın 4. maddesi “Abhazya Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti’nin özel birlik antlaşması temelinde
Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile birleştiğini,
onun aracılığıyla Transkafkasya Sovyet Sosyalist Federatif
Cumhuriyeti’ne ve Transkafkasya Cumhuriyeti bünyesinde de
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne girdiğini” tespit
ediyordu. Aynı anayasanın 5. maddesinde Abhazya’nın egemen
yapısı şöyle ifade ediliyordu: “Abhazya Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti, kendi topraklarında devlet iktidarını müstakil
olarak ve başka herhangi bir iktidardan bağımsız olarak
gerçekleştiren egemen bir devlettir.”
20
Hukuki
sürecin bundan sonraki gelişimi Abhazya’nın egemenlik
haklarının sınırlandırılması yolunda ilerledi. 1931 yılında
Stalin’in isteği ile Abhazya’nın statüsü düşürüldü ve özerk
bir cumhuriyet olarak Gürcistan’a bağlandı. Bu karar Şubat
1931’de VI. Tüm Gürcistan Sovyetler Kongresi tarafından
onaylandı.
1930’lu
yıllar boyunca Abhazya üzerindeki Gürcü asimilasyon
politikaları resmiyet kazandı. Stalin ve gizli polis şefi
Lavrenti Beria, Abhazlar üzerinde yoğun bir baskı
oluşturdular.
Abhaz
dilinin öğretimi okul müfredat programından çıkarıldı ve
yerine mecburi Gürcüce öğretim konuldu. Abhaz alfabesi Gürcü
temelli alfabeyle değiştirildi. Yer adlarının birçoğu
Gürcüce adlarla değiştirildi.21
Birçok kent, kasaba ve köyün Abhazca adı kaldırıldı, Gürcüce
adlar konuldu. 17 Ağustos 1936’da gerçekleştirilen ad
değiştirme operasyonu ile Abhazya’nın başkenti Sohum’un adı
“Suhumi” olarak değiştirildi. 1948 yılından itibaren 1951
yılına kadar Abhazya tam kendi istedikleri gibi değişmişti.
147 yer ismi değişti.22
Stalin’in
baskıları Abhaz siyasi ve entelektüel elitini tamamen yok
olma noktasına getirdi.23
Birçok aydın ve siyasi önder öldürüldü. 1940’tan itibaren
bütün resmi dokümanlarda Abhaz sözcüğü kaldırıldı. Abhazlara
isimleri unutturulmaya, şahsiyetleri körletilmeye başlandı.
Abhazya sanki Gürcistan’mış gibi gösterilmeye başlandı.24
Gürcüleştirme politikasının temel öğesi bilinçli olarak
uygulanan iskan politikasıydı. 1940’lı yıllarda ve
1950’lerin başında Gürcistan’ın iç bölgelerinden Abhazya’ya
on binlerce Gürcü yerleştirildi.25
“Göç” seli sonucunda Gürcüler Abhazya’daki en kalabalık
topluluk oldu. Gürcüleştirme politikasının ideolojik
dayanağı da, bazı Gürcü tarihçiler tarafından ortaya atılan,
Abhazya’yı ezeli Gürcü toprağı, Abhazları da Gürcülerin
etnik alt kollarından biri ilan eden teoriydi.26
Süregelen
kolonizasyon politikaları nedeniyle 1886 yılında 3989 olan
Abhazya’daki Gürcü nüfusu 1959 yılında 158.221 kişiye
ulaşmıştı. Aynı sürede Abhaz nüfusu ise 58.960’dan ancak
61.193’e çıkmıştı.27
(...)
Stalin’in sorumsuz devlet yönetimi döneminde, SSCB
bünyesinde statüsü olumsuz yönde değiştirilen tek ülke
Abhazya’dır. 10 yıllık süre içinde Abhazya’nın statüsü
bağımsız cumhuriyetten özerk cumhuriyete düşürülürken, aynı
zaman dilimi içinde diğer uluslarda basitten mükemmele doğru
derece derece yükselen statüler kazandırılmıştır.28
1954 yılına
gelindiğinde artık ne Stalin vardı ne de Beria.
Dolayısıyla Abhaz halkı için yepyeni bir dönem
başlamıştı. Abhazca okullar yeniden açıldı, Abhaz alfabesi
Gürcülükten kurtarılarak yeniden ulusal boyut kazandı.
Sürgün üzerinden 70 yıl geçmesine karşın asimilasyon ve
baskı politikaları yüzünden hiç artmayan Abhaz nüfusunda
küçük de olsa artışlar başladı.29
Stalin’in
ölümünden ve Beria’nın kınanmasından sonra Abhazya’daki
hızlı asimilasyoncu politika geçici olarak durduruldu. (...)
Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi
Stalin’in maskesini düşürdü ve sertlik politikalarının
bitişiyle simgelendi. Sovyetler Birliği Komünist Partisi
Merkez Komitesi Temmuz 1956’da Cumhuriyetteki ulusal
politikaların en belirgin çarpıtmalarını dile getiren
“Gürcistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Çalışmalarının
Hataları” başlıklı kararı çıkarttı. Kararda şu ifadeler yer
alıyordu: “Abhazya ve Osetya’da Gürcü, Abhaz, Ermeni ve Oset
halkları arasında yapay düşmanlık tohumları atılmış; Abhaz,
Ermeni ve Oset kültürleri kasten yok edilmeye çalışılmış, bu
halklara karşı kuvvete dayalı asimilasyoncu politika
uygulanmıştır.”
30
Meşhur
Abhaz tarihçiler Z.V. Anchabadze ve G.A. Dzidzaria 1972’de
şöyle yazmışlardır: “Beria ve suç ortakları Leninist ulusal
politikayı açık seçik tahrif etmişlerdir. Abhaz halkının
ulusal gelişimini engellemişler, Abhaz-Gürcü kardeşliğini
bozmaya çalışmışlardır. Abhaz okulları kapatılmış, diğer
yasadışı politikalar uygulanmış, Abhaz kültürü yok edilmeye
gayret edilmiş ve kuvvete dayalı asimilasyon uygulanmıştır.
Abhaz tarihi de şovenist amaçlarla çarpıtılmıştır. En iyi
siyasetçiler, edebiyatçılar, sanatçılar ve diğer aydın
unsurlar ortadan kaldırılmıştır.”
31
Stalin ve
Beria belasından kurtulan Abhazlar bütün güçleri ile varolma
savaşına girişince Gürcü şovenistleri geri adım atmak
zorunda kaldılar. 1978 yılında Gürcistan yönetimi “anayasa
tadilatı” adı altında özerk cumhuriyetlerin yetkilerini
kısmaya kalkınca Abhaz halkı ayaklanmış, mitingler yapılmış,
130 Abhaz aydını ve ileri geleninin imzaladığı bir protesto
mektubu SSCB Yüksek Sovyeti’ne ulaştırılmıştır. SSCB Yüksek
Sovyeti bu mektupta sıralanan şikayetleri dikkate alarak
Abhazlar lehine bazı kararlar alınca ortalık durulmuştur.32
1989
yılında Tiflis yönetimi Sohum’daki Dil Bilimleri
Akademisi’ni Tiflis Üniversitesi’ne bağlamaya kalkınca
Abhazlar bu olayı protesto etmek için bir miting
düzenlediler. Bu mitinge 1000 kadar fanatik Gürcü silahlarla
saldırınca olaylar çıktı ve bu olaylarda 20 kişi hayatını
kaybetti.33
Gürcistan
ile Abhazya arasındaki ilişkiler sürekli gergin kalmıştır.
Abhaz halkı Abhazya’nın Gürcistan bünyesinden çıkması için
aralıksız gayret göstermiştir, ki bu, totaliter Gürcistan
rejimi için eşi benzeri görülmemiş toplu protesto
eylemlerine yol açmıştır, 1931, 1947, 1956, 1967, 1978,
1980, 1989, 1991 yıllarında...
1992
Şubat’ında Gürcistan Geçici Askeri Konseyi, SSCB
yasalarından sonra Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti
yasalarını da ortadan kaldırarak 1921’deki Menşevik
anayasasına döndü. Bu anayasa Abhazya Cumhuriyeti’nin hukuki
varlığını içermediği için Abhazya Cumhuriyeti bir anayasa
krizi ile karşı karşıya kaldı ve Gürcistan ile ilişkilerini
belirleyen hukuksal temeller ortadan kalktı. Şöyle ki; 1921
yılında Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti ile eşit statüde bir
cumhuriyet olan Abhazya, 1931’de SSCB yasaları dahilinde
Gürcistan’a bağlı bir özerk cumhuriyet yapılmıştı. SSCB
yasaları yürürlükten kalkınca, hatta Gürcistan Cumhuriyeti
1921 anayasasına dönünce Abhazya Cumhuriyeti’nin Gürcistan’a
bağlılığı da bitmiş oluyordu.34
Gürcistan
yönetiminin uygulamalarından biri de, Gürcistan’ın Sovyet
dönemi devlet yapılarını ve bunlar tarafından kabul edilmiş
devlet-hukuk aktlarını yasal olarak geçersiz sayan bir dizi
hukuki kararları kabul etmesi oldu. Gürcistan’da “Komünist
ve Sovyet Kolonyal Mirasıyla Mücadele” sloganı altında
gürültülü bir kampanya yürüten rejimin sorumsuz
yöneticileri, bununla Gürcistan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti’ni bir arada tutan anayasal-hukuki esasları
yıktıklarını anlamadılar, zira Gürcistan ve Abhazya’nın
birliğine esas teşkil eden (1921) ve Abhazya’nın özerklik
esaslarıyla Gürcistan’a dahil olduğu (1931) hukuki
anlaşmalar geçerliliğini yitiriyordu.35
Şubat
1992’de Gürcistan mevcut 1978 Anayasası’nı yürürlükten
kaldırıp Sovyet öncesi 1921 Anayasası’na dönünce, Abhazya
karşı adım atarak 1978 Abhazya Özerk Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti Anayasası’nı yürürlükten kaldırdı. Yeni anayasa
kabul edilinceye kadar Abhazya’nın özerklik öncesi statüsünü
tespit eden 1925 Anayasası’na dönüldüğü ilan edildi ve aynı
tarihte Abhazya Parlamentosu egemenlik kararı aldı.(23
Temmuz 1992)
36
Bu
Anayasa’nın II. Bölümü’ne göre Abhazya, uluslararası hukukun
öznesi, egemen bir devlet sayılıyordu. Aynı zamanda Abhazya
Parlamentosu, federasyon antlaşması temelinde eşit özneli
ilişkilerin kurulması için görüşmelere başlanması teklifiyle
Gürcistan Yönetimi’ne çağrıda bulundu. Ancak Gürcistan
Yönetimi, Abhazya ile siyasi diyalog kurmak yerine, 14
Ağustos 1992’de Abhazya’ya silahlı saldırı başlatarak güç
kullanmayı seçti.37
Abhazya-Gürcistan Savaşı
*
Sohum
televizyonu 13 Ağustos’u 14 Ağustos’a bağlayan gece
Gürcistan Devlet Konseyi’ne bağlı bini aşkın Gvardiya
askerinin tank ve helikopterler eşliğinde Gürcistan sınırını
geçerek egemen Abhazya Cumhuriyeti’ne haince saldırdığını
haber verdi.38
Gürcistan
Devlet Konseyi 14 Ağustos günü öğleden sonra saat 4’te
duruma hakim olduğu kanısıyla gerçek amacını açıkladı ve
“Abhazya’nın Gürcistan’ın ayrılamaz bir parçası olduğunu, bu
nedenle birliklerini Abhazya’ya karşı harekete geçirdiğini”
bildirdi.
Dünya
Çerkes Birliği Başkanı Yurıy Kalmık, Nalçik’te bir bildiri
yayınlayarak “Kuzey Kafkasya halklarını, Güney Rusya’daki
Kazakları, özgürlük, şeref ve bağımsızlığa değer veren tüm
insanları” Abhazya Cumhuriyeti’ne yardıma çağırdı. Yurıy
Kalmık aynı zamanda, Abhazya’yı yalnız bırakmayacaklarını
açıklayarak, gönüllüleri kardeş Abhaz halkını savunmaları
için göreve çağırdı.
15 Ağustos
günü Adıgey Cumhuriyeti başkenti Maykop’ta Adıge Halk
Cephesi ve Adıge Halkının Genel Kongresi öncülüğünde büyük
bir miting yapıldı. Halk arasından çıkacak 20-45 yaş
arasındaki gönüllülerin savaşmak üzere Abhazya’ya
gönderilmesi kararlaştırıldı. Tüm Kuzey Kafkasya
cumhuriyetlerinde Abhazya Halkı ile Dayanışma Komiteleri
oluşturuldu.
Abhazya
Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba 17 Ağustos’ta
bir bildiri yayınlayarak tüm dünya ve Kuzey Kafkasya
halklarından yardım istedi. Aynı gün Türkiye’de
Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi resmen faaliyete geçti.
Abhazya
başkenti Sohum ile “Kardeş Kent” ilan edilmiş olan
Adapazarı’nda büyük bir miting düzenlendi. Binlerce kişi E-5
karayolunu trafiğe kapatarak haykırdı: “Abhazya Yalnız
Değilsin!”, “Katil Şevardnadze!”, “Abhazya, seni kan gölüne
çevirenleri içinde boğacağız!”. Abhaz ve Adıge bayrakları
Türkiye’de ilk defa evlerden miting alanlarına
çıkarılıyordu. İlk olarak 50 gönüllü Abhazya’ya gitmek üzere
hareket etti.
Ankara’da
bir grup Çerkes, Gürcistan’ın Abhazya’yı işgalini ve
Rusya’nın bu işgali destekler tutumunu protesto etmek için
Rusya Federasyonu Büyükelçiliği’ne siyah çelenk bıraktı.
Maykop’ta
ilk Adıge gönüllüleri 4 otobüsle silah almak üzere Çeçenya
başkenti Grozni’ye hareket ettiler. Adıgey Devlet Başkanı
Aslan Carım ise, Abhazya’ya yardıma gitmek isteyen
gönüllülere hitaben, Abhazya’ya göndereceği kurulun
dönmesini beklemelerini söylüyordu. Daha önce kendilerine
silah veremeyeceğini, gitmelerini de istemediğini
bildiriyordu. Bir kardeşi Gürcüler tarafından öldürülmüş
olan Abhaz genci ise kitleye şöyle hitap etti: “Sevgili
kardeşlerimiz, toprağımız kana bulandı, insanlarımız
öldürülüyor ve sizlere ihtiyacımız var.”
Adıgey’de
yayınlanan Adıge Makh gazetesi 19 Ağustos’ta şöyle bir
manşet attı: “Abhazya Cumhuriyeti’ne yardım edeceğiz.
Kalkın, kardeşlerimiz bizden yardım istiyorlar!”
Kabardey
Ulusal Kongresi’nin 19 Ağustos 1992 tarihindeki basın
toplantısında Yönetim Kurulu üyesi Şokuy Muhammed şu
açıklamada bulundu: “(Abhazya’da) Rusya Başkanı, Yüksek
Sovyet Başkanı ve diğer üst düzey yöneticilerin bilgisi
dışında hiçbir şey olmadı. Bu tutumlarını değiştirmezlerse,
bu zor günlerinde Abhaz halkına yardımcı olmazlarsa, bunun
anlamı biz Adıgelerin de hiçbir öneminin olmadığıdır. Bizim
de bu durumda mutlak surette Federasyon’dan çıkmamız
gerekir”
39
Rusya
Parlamentosu’nun Çeçen Başkanı Ruslan Hasbulat, Kuzey
Kafkasya cumhuriyetlerinin devlet başkanlarına telgrafla
başvurarak “Halka, yasalara saygılı ve sakin olmaları
çağrısında bulunmalarını” istedi.
Savaşın
başladığı bu ilk süreçte Gürcistan ordusu Abhaz halkını
boğmak ve Abhazya bağımsızlığını yok etmek için elinden
geleni yapmaktaydı. İnsanlar öldürülüyor, kadınlara tecavüz
ediliyordu. 12 yaşında bir kıza ebeveynlerinin gözleri
önünde tecavüz edilmişti. “Beyaz Çoraplılar” adı verilen
Litvanyalı paralı kadın askerler de Gürcü ordusunun
saflarındaydı. Gürcü komutanlığı keskin nişancı olan bu
paralı askerlere öldürdükleri her Abhaz için 1000 ruble
“ikramiye” ödüyordu. Gürcü ordusu çivi ve fosfor bombaları
kullanıyordu. Yaşanan tam anlamıyla bir katliamdı. Ayrıca;
Abhazya Devlet Arşivi, Bilimsel Araştırma Enstitüsü, Abhaz
Milli Müzesi, Abhazya Üniversitesi, okullar, tiyatrolar ve
birçok bilimsel kuruluş yakılıyordu.
Vladislav
Ardzınba ise Abhazya’nın işgal edilmeyen kuzeybatı
bölgelerinde direnişi örgütlemekteydi. Kuzey Kafkasya
cumhuriyetlerinden Abhazya’ya yoğun bir gönüllü akını
başlamıştı. Savaşın ilk döneminde Rusya Federasyonu ve
Türkiye Cumhuriyeti Gürcistan’dan yana tavır aldılar. Rus ve
Türk medyasında Gürcistan’ın yaydığı maksatlı haberler
dışında bir habere rastlamak mümkün değildi. Rus ve Türk
medyasında, “Asi Ardzınba”, “Ayrılıkçı Abhaz Teröristler”
türünden ifadeler yer almaktaydı.
Kuzey
Kafkasya cumhuriyetlerinin yetkilileri ilk etapta biraz
pasif tavır takındılar. Bu cumhuriyetlerdeki asıl destek
halk cephe ve kongrelerinden, sivil toplum örgütlerinden
geliyordu. Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu ve Dünya
Çerkes Birliği ise Abhazya’nın yanındaki en büyük güçtü. Bu
kurumların halk üzerinde devlet yetkililerinden daha yüksek
bir etkisi vardı.
Kafkasya
Dağlı Halklar Konfederasyonu 21 Ağustos’tan itibaren Gürcü
kuvvetlerinin Abhazya’dan çekilmesini ve bu ülkeye verdiği
zararı tazmin etmesini istedi. Ayrıca, Abhazya özgür
olmadıkça Kafkas halklarının Gürcülere karşı savaşa
katılacaklarını ve kendi isteğiyle Abhazya’ya gitmek için
Grozni kentinde 4000 kişinin yazıldığını bildirdi.
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Hükümeti kendi bütçesinden 3
milyon ruble değerinde ilaç ve gıda maddesini Abhazya’ya
yolladı ve yardım için bir banka hesabı açtı.
Grozni’de
toplanan Adıge gönüllüler kendi yöneticilerine hitaben bir
bildiri yayınladılar: “(...) isteklerimiz yerine
getirilmezse, Adıgey’e döndüğümüzde, bu zor anında kardeş
Abhaz halkını desteklemeyenlere karşı savaş ilan edeceğiz.”
Tüm Kafkas
diaporasında büyük bir hareketlilik yaşanmaktaydı.
Diasporalı Çerkesler, Abhazya olaylarına uygulanan
enformasyon ambargosunu kırmaya çalışıyorlardı. Hükümetlere,
devlet adamlarına, parti ve basın organlarına mektup ve
telgraflar yağıyordu. Kafkas diasporası tek yürek halinde
Abhazya’daki kardeşlerine sahip çıkıyordu.
Türkiye’de
ilk kez Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit
Türkiye Hükümeti’nin Abhazya politikasını kınayarak şu
açıklamada bulundu: “Türk Hükümeti’ni Abhazya ile Gürcistan
arasındaki sorunla daha etkin biçimde ilgilenmeye
çağırıyorum.”
Aynı
günlerde Adıgey Cumhuriyeti Parlamentosu olağanüstü bir
toplantı yaptı. Gürcistan Devlet Konseyi’nden, tüm güçlerini
Abhazya’dan çekmesinin istenmesine karar verildi.
Bir grup
Adıge genci, Abhazya’ya daha etkin destek verilmesi
talebiyle açlık grevi başlattılar. Adnan Huade ve Abdülkadir
Çemişo’nun başlattığı açlık grevine daha sonra Tehutemıkuay
Rayonu’ndan 30 kadar genç de katıldı. Maykop’ta repatriant
(anayurda dönen) ailelerin küçük çocukları kendi aralarında
topladıkları 40 dolar ve 2500 rubleyi Abhazya ile Dayanışma
Komitesi’ne teslim ettiler.
Kafkasya
Dağlı Halklar Konfederasyonu parlamento üyesi Taras Şamba
Abhazya’nın özgürlük mücadelesine karşı takındığı tutum
nedeniyle Rusya Hükümeti’ni kınayarak “Bu tutum devam ederse
Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin Rusya Federasyonu’ndan
ayrılabileceklerini” ifade etti.
Boris
Yeltsin, Moskova’da bir araya gelerek kendisiyle görüşme
talebinde bulunan Kuzey Kafkasyalı liderlerle görüşmekten
kaçınıyordu. Liderler ancak, Başkan Yardımcısı A. Rutskoy’la
görüşebildiler ve Gürcistan’ın hukuk dışı eylemlerini
protesto ettiklerini bildirdiler.
Türkiye’de
Kafkas Kültür Dernekleri tarafından ortak bir bildiri
yayınladı. Bildiride şu ifadelere yer verildi: “Çağımızın
yüzkarası Eduard Şevardnadze’yi tüm Kuzey Kafkasya
halklarının ulusal düşmanı ilan ediyoruz... Tüm Kuzey
Kafkasya halkları, Güney Osetya ve Abhazya’ya yapılan
saldırıları kendilerine yapılmış kabul ederler... Oset ve
Abhaz kardeşlerimizin özgürlük ve demokrasi mücadeleleri
sonuna kadar desteklenecektir!”
Adıgey’de
halk tarafından oluşturulan Abhazya ile Dayanışma Komitesi,
Adalet Bakanlığı tarafından resmen tanınarak tescil edildi.
Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin liderleri Boris Yeltsin’e
Rusya Federasyonu ile imzalamış oldukları Federasyon
Anlaşması’nı 24.08.1992 tarihi itibariyle yeniden gözden
geçireceklerini bildirdiler. Dağıstan Cumhuriyeti başkenti
Mahaçkale’de binlerce kişinin katıldığı bir miting
düzenlendi ve Gürcistan şiddetle kınandı.
24 Ağustos
gecesi alelacele toplanan faşist Gürcü cuntası “Abhazya
Özerk Cumhuriyeti” ve Batı Gürcistan’da genel seferberlik
ilan etti. İşgalci Gürcü ordusunun başında olan G.
Karkaraşvili, Abhazya Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba’nın
26 Ağustos 1992 günü saat 12’ye kadar teslim olmaması
halinde Abhazya’da kitlesel operasyonlara başlayacakları
tehdidini savurdu.
25
Ağustos’taki TBMM oturumunda Türkiye Hükümeti Gürcistan’a
verdiği ekonomik ve politik destek nedeniyle eleştiriler
aldı. Acaristan Özerk Cumhuriyeti merkezi Batum’da 300 genç,
Abhaz halkını destekleyen bir miting yaptılar. Gürcü
gençliğine çağrıda bulunarak genel seferberliğe
katılmamalarını istediler. Çıkan olaylar sonunda Gürcistan
Devlet Konseyi Batum’da sıkıyönetim ilan etti.
26
Ağustos’ta Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı ve Rusya
Başsavcılığı bir bildiri yayınlayarak Kafkasya Dağlı Halklar
Konfederasyonu’nun son eylemleriyle sosyo-politik bir
organizasyon olmaktan çıktığını, askeri eylemlere girdiğini,
bölgesel anlaşmalar içeren belgeler imzaladığını, bu nedenle
de yasaların dışına çıktığını belirtmekteydi. Bu günlerde
Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu’nun Kuzey Kafkasya
cumhuriyetlerindeki prestiji Rusya Federasyonu
yöneticilerinin de yerel hükümetlerin de üzerindeydi.
Gürcü
işgal birlikleri komutanı G. Karkaraşvili 27 Ağustos’ta
“97.000 Abhaz’ı yok etmek için gerekirse 100.000 Gürcü’yü
feda edebiliriz” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu ruh
hastasının sözleri, Gürcü saldırısının asıl hedefinin
Abhazya’nın yerli halkını tümüyle yok etmek olduğunu açık
bir şekilde ortaya koymuştu.
Adıgey
Devlet Başkanı Aslan Carım, “Abhazya’ya artık resmen gönüllü
kuvvetler gönderebileceklerini” bildirdi. Türkiye’deki
Çerkeslerden bir kurulu kabul eden Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Doğan Güreş, “ilk Milli Güvenlik Kurulu
toplantısında Abhazya’nın durumunu gündeme getireceğini”
ifade etti.
Boris
Yeltsin, Gürcü ve Abhaz liderlerinin 3 Eylül’de bir araya
geleceği Moskova toplantısında Abhazya Sorunu’nun ele
alınacağını bildirdi. Abhazya Parlamentosu ise bunun
üzerine, Gudauta’dan yaptığı bir açıklama ile Abhazya
halkının geleceğinden endişe duyan Kuzey Kafkasya
cumhuriyetleri temsilcilerinin de Moskova’daki görüşmelere
katılması gerektiğini bildirdi.
Rusya
Federasyonu’nun arabuluculuğu ile Soçi kentinde bir araya
gelen Abhazya Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba ile
Gürcistan Savunma Bakanı T.Kitovani 31 Ağustos 1992’de
yürürlüğe girmek üzere bir ateşkes anlaşması imzaladılar.
ABD
Başkanı George Bush’un Şevardnadze’yi desteklediğini
belirten bir demeci ve Abhazya’daki soykırım girişimine
karşı takındığı kayıtsız tavır tüm Çerkes dünyasında nefret
uyandırdı. Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi’nin İstanbul ve
Ankara’da düzenlemek istediği mitinglere hükümet tarafından
izin verilmedi. Bu durum Kafkasyalı kitlelerde büyük
hoşnutsuzluk yarattı.
Abhazya
Direnişi gün geçtikçe yoğunluk ve güç kazanmaktaydı. Tüm
Kafkas halkları Gürcü saldırganlığına karşı tam bir politik
ve askeri cephe oluşturmuş durumdaydılar. 1 Eylül’den
itibaren Türkiye basını ve kamuoyu da Abhazya’daki olaylarla
tarafsız biçimde ilgilenmeye başladı. Kafkas-Abhazya
Dayanışma Komitesi’nin çabalarıyla Türkiye basını konuya
geniş olarak yer vermeye başladı. Türkiye’nin büyük
gazeteleri Abhazya’ya muhabirlerini gönderdiler. Pek çok
yazar, Abhazya’nın onurlu direnişini doğru bir şekilde
okuyucuların önüne koyarak Çerkesler’in sevgisini kazandı.
Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Balkanlar ve
Kafkasya’da odaklanan gelişmeler karşısında Türkiye’nin
ağırlığını koyması gerektiğini” söyledi. Başbakan Süleyman
Demirel ise TBMM’nin açılış oturumunda “Türkiye’nin,
Gürcistan’ın Abhazya’ya askeri müdahalesinden rahatsızlık
duyduğunu” belirtti.
Gürcistan
Devlet Konseyi Başkanı Eduard Şevardnadze, Rus birliklerinin
de Gürcü askerlerine roket saldırısında bulunduklarını ifade
etti. Moskova bu iddiayı yalanladı. Şevardnadze, 3 Eylül’de
Moskova’da yapılacak görüşmelere katılmayabileceklerini
söyledi.
Abhazya’da
savaşmakta olan 5000 kadar gerillaya ek olarak Kuzey
Kafkasya cumhuriyetlerinden toplanmış olan 15.000 gerilla
daha silahlandırıldı ve Abhazya’ya geçmeyi sürdürdüler.
Moskova’da
oluşturulan Rusya-Gürcistan Komisyonu adına A. Murilev ve
Levan Şeraşenidze, 3 Eylül’de, bazı Gürcü iddialarının
aksine bölgedeki Rusya birliklerinin Abhazları hiçbir
şekilde desteklemediklerinin tespit edildiğini bildirdiler.
Boris
Yeltsin, Eduard Şevardnadze ve Vladislav Ardzınba arasında
yapılan görüşmelerde 3 Eylül 1992 tarihli Moskova Nihai
Belgesi imzalandı. Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri
başkanlarının manevi baskısı altında imzalanan nihai belge
Abhazya açısından politik bir yenilgiydi. Nitekim Ardzınba,
belgenin imzalanmasından hemen sonra yayınlanan bildirisinde
bu durumu açıkça ifade etmişti.
3 Eylül’de
imzalanan ve taraflar arasında ateşkes öngören bu anlaşma
uygulanmadı. Gürcü birlikleri işgal ettikleri mevzilerde
kalmaya devam ettiler ve çatışmalar olanca şiddetiyle devam
etti.
8 Eylül’de
Türkiye, Gürcistan’ın talepleri doğrultusunda bu ülkeye
göndermeyi vaat ettiği 50 bin tonluk buğday yardımının 4 bin
527 tonluk son partisini de Gürcistan’a sevk etti.
Rusya
Federasyonu Parlamentosu 25 Eylül’de Abhazya’da meydana
gelen olaylarla ilgili bir karar aldı. Kararda, etnik
gruplar arası ilişkilerdeki sorunları şiddet yoluyla çözmeye
kalkışan Gürcistan liderlerinin politikası şiddetle kınandı.
Gürcü hükümet yetkililerinden askeri güçlerini Abhazya
bölgesinden çekmesi, askeri harekâta derhal son vermesi,
özgürlüklere ve temel insan haklarına uygun davranması talep
edildi. Parlamento, Rusya Federasyonu Hükümeti ve Başkanı’na
da bir dizi önerilerde bulundu. Bunlar arasında, Rusya’nın
Gürcistan’a silah sevkıyatını durdurması, Abhazya’ya insani
yardımın devam etmesi ve Abhazya sorunu halledilinceye kadar
Gürcistan ile olan ekonomik anlaşmaların yürürlükten
kaldırılması gibi hususlar vardı. Rusya Federasyonu
Parlamentosu’nun aldığı bu karar Gürcistan’ın faşist
yöneticileri, Rusya Hükümeti ve Başkanı üzerinde tokat
etkisi yaptı.
26 Eylül
1992’de Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Başkanı Yurıy
Musa Şenıbe, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde tutuklandı ve
Rostov’a götürüldü. Yurıy Musa Şenıbe halklar arası
ilişkileri bozmakla suçlandı ve Abhazya’ya savaşa gitmiş
olan Konfederasyon gönüllülerinin de yargılanacakları
bildirildi. Kuzey Kafkasya’nın tüm cumhuriyetlerinde bu
durumu protesto eden mitingler yapıldı. Özellikle Nalçik
savaş alanına döndü. Cumhurbaşkanı Valeriy Koko ve
Hükümet’in işbirlikçi tutumunu protesto eden binlerce
kişilik halk kitlesi Başkanlık binasına saldırdı. Güvenlik
güçleri olaylara müdahale etmek zorunda kaldılar ve çıkan
çatışmalarda üç kişi öldü, pek çok kişi yaralandı.
Cumhuriyet’te olağanüstü hal ilan edildi.
Savaşın bu
döneminde Abhazya’daki Gürcü kayıpları artmaya başlamıştı.
Merkul kasabasında çıkan çatışmalarda 100 kadar Gürcü askeri
öldürüldü. 2-3 Ekim tarihleri arasında ise 800 kadar Gürcü
askeri öldürüldü, Abhazlar Gagra, Leselidze ve Gantiadi’yi
ele geçirdiler. Gürcü tarafında panik artıyordu. Şevardnadze,
Rusya’yı Abhazlara silah vermekle suçlamaya başladı.
Gürcistan ile Rusya arasındaki ilişkiler kopma noktasına
geldi. Gürcistan Devlet Konseyi durumun BM’de ele alınması
çağrısında bulundu. Abhaz birliklerinin elde ettiği zaferler
Tiflis kaynaklarınca da doğrulanmaya başladı. Faşist Gürcü
yönetimi seferberlik ilan etti ve tüm yedeklerini silah
altına çağırdı. 40.000 kişilik bir orduyu Abhazya’ya yığmaya
çalışan Gürcü yönetimi Abhazları AGİT, NATO ve BM’ye şikayet
etti.
Aralıklarla
sürekli olarak devam eden çatışmalar 1993 yazında yeniden
şiddetlendi. Abhaz güçleri Sohum’a dayandılar. Rusya’nın
Abhaz tarafına yaptığı baskılar sonucunda 27 Temmuz 1993’de
Soçi’de ateşkes antlaşması imzalandı. 16 Eylül 1993’te
Rusya’da anayasa krizi yaşanırken Abhazya’da savaş yeniden
başladı. 27 Eylül’de Sohum tamamen Abhazların kontrolüne
geçti. O sırada şehirde bulunan Eduard Şevardnadze, Boris
Yeltsin’in özel emriyle Karadeniz Filosu denizcileri
tarafından kurtarıldı. Abhaz kuvvetleri gönüllülerle
birlikte geri çekilen Gürcü birliklerini kovalayarak 30
Eylül’de, bir yıl önce savaşın başladığı İngur nehrindeki
Abhazya-Gürcistan sınırına çıktılar.40
Gürcistan
ve Abhazya arasında bir çözüme ulaşmak amacıyla görüşmeler
muharebe faaliyetlerinin sona ermesinden 2 ay sonra başladı.
İlk görüşmeler 30 Kasım-1 Aralık 1993’de Cenevre’de yapıldı.
Ardından 11-13 Ocak 1994 ve 22-25 Şubat 1994 tarihlerinde
görüşmelere devam edildi.
4 Nisan
1994 tarihinde Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının politik
çözümü için önlemler deklarasyonu Moskova’da yayınlandı.
Buna göre, Gürcistan, BM, AGİT ve Rusya Federasyonu
tarafından Abhazya’nın egemen devlet olarak varlığı
tanınıyordu.
4 Nisan
1994 Antlaşması Gürcistan Parlamentosu’nda tamamen
semptomatik bir havada görüşüldü. Bu antlaşma yasa
koyucuların düşüncesine göre Gürcü devletini federatif ve
dahası konfederatif yapıya mahkum ederek ünitarizmini
bozuyordu; bu yüzden sert eleştirilere uğradı.41
15 Mayıs
1994’te Moskova’da imzalanan ateşkes antlaşması ise 4 Nisan
1994 Anlaşması’nda verilen taahhütlere kesin hükümler
getirme amacını taşıyordu. Görüşmelere Abhazya adına S.
Jinjolia ve Gürcistan adına J. Ioseliani katılmıştı.
26 Kasım
1994’te Abhazya Parlamentosu tarafından Abhazya Anayasası
kabul edildi. 3 Ekim 1999 tarihinde Abhazya’da savaş öncesi
dönemde toplam seçmenlerin hemen hemen %60’ının katıldığı
bir referandum yapıldı. Katılanların ezici çoğunluğu
Abhazya’nın bağımsızlığından yana tavır aldıklarını
gösterdiler. Bu irade beyanına dayanarak 12 Ekim 1999’da
Parlamento tarafından “Abhazya Cumhuriyeti’nin Devlet
Bağımsızlığı Aktı” kabul edildi.42
Devlet Terörizmi ve Gürcistan
5 milyon
civarında bir nüfusa sahip olan Gürcistan’da nüfusun %40’a
yakını Gürcü’dür. Gürcistan Aralık 1991’de bağımsızlığını
ilan etmiştir. Azınlıklara karşı çok sert politikalar
uygulayan Zviad Gamsahurdiya, Mayıs 1991’den Ocak 1992’ye
kadar cumhurbaşkanı olarak görevde kalmıştır. Darbe ile
iktidarı ele geçiren askeri cunta, SSCB’nin son dışişleri
bakanı Eduard Şevardnadze’yi devlet başkanı olarak göreve
getirmiştir. Zviad Gamsahurdiya Aralık 1993’te şüpheli
biçimde ölmüştür. Taraftarları ise Zvadistler adı altında
mevcut hükümetin gücünü sarsıcı eylemlere girişmişlerdir.
Eduard
Şevardnadze; Abhazya ve Güney Osetya’da meydana gelen
olaylar, Abhazya’dan gelen Gürcü mülteci akını ve
Zvadistlerin ülkenin batısını ele geçirmesi sonucu oldukça
zor durumda kalmıştır. Bu gelişmelerden sonra ülkeye Rus
askerini çağırmak zorunda kalmış ve Mart 1994’te BDT’ye üye
olmuştur.
1995’te
yeni Gürcistan Anayasası kabul edilmiştir. Yeni anayasaya
göre Abhazya ve Acara’ya özerklik verilirken, Güney
Osetya’ya sadece kültürel ayrıcalıklar tanınmıştır. Ayrıca,
yasama ve yürütme arasındaki yetki karmaşasına son
verilmiştir.
Kasım
1995’teki seçimlerde %5 barajı uygulanmış ve 56 partiden 3’ü
meclise girebilmiştir.
14 Ağustos
1992’de Abhazya’ya saldıran Gürcü birlikleri Eylül 1993’te
yenilgiye uğrayarak geri çekilmişlerdir. Gürcistan, var
olduğu günden bu yana sürekli olarak Abhaz ulusal varlığını
yok etmek istemiştir. Abhazya’yı ezeli Gürcü toprağı,
Abhazları ise Gürcü ulusunun bir alt boyu olarak kabul
ettirmek çabasında olmuştur. Bu konuyla ilgili olarak Gürcü
resmi tarihçileri Gürcü şovenizmine kaynaklık edecek uydurma
tezler üretmektedirler. Abhaz Krallığı sayesinde etnik
konsültasyonunu tamamlayan Gürcü ulusunun faşistleri bugün
tüm Abhaz kültürel varlığına sahip çıkmakta ve Abhazları
Gürcü ilan etmektedirler. Aslında Gürcü resmi tarihçileri
tarafından üretilen iki şovenist tez vardır ve bunlar
birbiriyle çatışmaktadır. Birinci teze göre Abhazlar Gürcü
değildir, tarihin hiçbir döneminde devlet kurmamışlardır,
bağımsız olmamışlar ve her zaman Gürcü yönetimi altında
yaşamışlardır. İkinci tez ise, Abhazların güçlü bir halk
olduğunu, 8. yüzyılda güçlü bir devlet organizasyonu
kurduklarını, Abhazya’nın gerçek sahibi olduklarını, ama
Gürcü olduklarını ve günümüz Abhaz halkı ile hiçbir
bağlantıları olmadığını savunan tezdir. Bu teze göre,
bugünkü Abhazlar üç yüzyıl kadar önce Kuzey Kafkasya’dan
Abhazya’ya göçmüşler ve Gürcülerin hem topraklarına hem de
kültürel miraslarına konmuşlardır. Böylesi gülünç tezlerle
Gürcistan, Abhaz ulusal varlığını yok etmeyi amaçlamaktadır.
Abhazya-Gürcistan Savaşı döneminde Gürcistan’a sığınan
mültecilerin durumundan yararlanmak isteyen Gürcü yönetimi,
konuyu asıl problem olarak lanse etmektedir. Gürcü
yönetimine göre diğer tüm sorunların çözümü bu sorunun
Gürcistan’ın isteklerine bağlı şekilde çözülmesine bağlıdır.
Durumu gerginleştirmek için Gürcü yönetimi mültecilerin
sayısını açıkça abartmaktadır. Gürcü yönetiminin iddiasına
göre mülteci sayısı 300.000’den fazladır, hatta 320.000
sayısı telaffuz edilmektedir. Oysa, 1989 sayımına göre
Abhazya’da yaşayan Gürcülerin sayısı 238.000’dir. Bunlardan
20 bini Abhazya topraklarını terk etmemiştir. Gal bölgesine
70 binden fazla Gürcü dönmüştür. 2 bin civarında Svan da
Abhazya’nın Kodor bölgesinde bulunmaktadır. Ayrıca,
Abhazyalı 20-30 bin Gürcü Rusya Federasyonu topraklarında
yaşamaktadır. Dolayısıyla mültecilerin sayısı Gürcü
yönetiminin iddia ettiği kadar fazla değildir. Gürcistan
yönetimi, mültecilerin dönüşünü sağlayarak Abhazya’da Gürcü
nüfusu yeniden çoğunluk haline getirmeye çalışıyor. Üstelik,
mültecilerin varlığı ve sayılarının olduğundan yüksek
gösterilmesi, bütçesinin üçte ikisini oluşturan Batı’nın
insani yardımını almak için Gürcistan’a gerekli.
Mültecilerin dönüşünün hukuki temeli 1994 yılından beri
mevcut. Gürcü mülteciler Abhazya topraklarına dönebilirler
elbette ama, Abhaz ulusal varlığına ve Abhazya’nın
bağımsızlığına saygı göstermeleri şartıyla…
Gürcistan
kendini bile yönetemeyen terörist bir devlettir.43
Uluslararası paralı askerleri, teröristleri beslemektedir.
Bugün Gürcistan denilen yer istikrarsız, terörist bir
devlettir.44
Pankisi vadisinde uluslararası teröristler bulunmaktadır.
Bunlar zaman zaman Abhazya’ya Kodor vadisinden giriş
yapmakta, Abhazya’nın iç huzurunu bozmakta ve güvenliğini
tehdit etmektedirler.
Gürcü
yönetimi, güç ve tehdit unsurlarını kullanmayacağına dair
imzaladığı bütün anlaşmaları ihlal ederek, Abhazya
Cumhuriyeti’ne karşı terör eylemlerini organize edip
yönlendirmektedir.45
BM İnsan Hakları Komisyonu gözlemcisi, Gürcü tarafın bütün
itirazlarına rağmen, “(Terörist-Y.B.K.) Gerilla grupları ile
Gürcistan İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı arasında
ilişki bulunduğu” yönünde bölgeden sürekli bilgilerin
geldiğini rapor etmiştir.46
Gürcü
yönetimi terörist gruplara direkt finansman sağlamaktadır.
Eski Gürcü Devlet Güvenlik Bakanı İgor Georgadze, Rus ORT
televizyon kanalında 20.09.2001 günü saat 12’de yayınlanan
“Odnako” adlı televizyon programında yaptığı açıklamada,
Şevardnadze’yi, Abhazya topraklarında terör eylemlerinde
bulunmak üzere, İçişleri Bakanlığına 10 milyon Amerikan
doları aktarmakla suçlamıştır.47
22 Haziran
1998’de, “Bağımsız Gürcistan” gazetesinin 183 no’lu
sayısında, Gürcü yanlısı Abhazya Özerk Cumhuriyeti İçişleri
Bakanı Mamuki Naçkebiya ile yapılan bir röportaj
yayınlanmıştır. Naçkebiya yaptığı açıklamada, “Abhazya Özerk
Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığına bağlı timler tarafından,
işgal altında bulunan topraklarda gerçekleştirdikleri
başarılı operasyon sonucunda, Gürcü nüfusuna karşı suç
işleyen insanlar tutuklanarak Gürcistan’a aktarıldı”
demiştir. Naçkebiya, verdiği demeçte, Abhazya topraklarına
gönderilen terörist grupların Gürcü Güvenlik Birliklerine
bağlı olduğunu ve bu birlikler tarafından fidye için
insanların kaçırıldığını ve katledildiğini kabul etmiştir.48
Abhazya
yönetimi birçok kez, barış görüşmelerinde denetim yapan BM
ve arabulucu devletlerin dikkatini, bölgedeki durumun
gerginleşmesine neden olan Gürcü terörist grupların
faaliyetlerine çekmeye çalışmıştır. Ama maalesef,
uluslararası kamuoyu tarafından Gürcistan’a yönelik etkili
girişimlerde bulunulmamıştır. Tersine, Gürcistan Avrupa
Konseyi’ne alınmıştır.49
“Beyaz
Lejyon” ve “Orman Kardeşler” gibi en çok bilinen
(terörist-Y.B.K.) grupların liderleri, yaptıkları
açıklamalarda açıkça, amaçlarının Abhazya’yı zorla geri
almak olduğunu söylemişlerdir.50
7 Ağustos
1995 tarihli BM Genel Sekreteri raporunda, Gürcü
topraklarında terörist kampların bulunduğu vurgulanmıştır:
“İngur nehrinin Gürcü tarafında bulunan Şamgona köyü halen
radikal silahlı grupların merkezi olmaya devam ediyor.”
51
24 Eylül
2001’de, Abhazya’nın Gülripş bölgesinde, Gürcü terör grubu
tarafından iki Abhazya vatandaşı kaçırılmıştır. Gürcü terör
grubu içinde Gürcü ve Çeçenler vardı. Abhaz istihbaratı
tarafından elde edilen bilgilere göre, silahlı grupların
Kodor bölgesinde toplanması, çatışmaların başlamasından bir
ay önce başladı. Kasım 2001’de, Gürcü gizli servisleri
tarafından Kodor geçidinde, Ruslan (Hamzat) Gelayev’in
komutasında, Gürcü silahlı birlikler ve terörist gruplar
nakledildi (yaklaşık 500 kişi). Bu terörist grubun içinde
bulunan Gürcü savaşçıların başında, Şevardnadze’nin Svaneti
bölge temsilcisi, Emzar Kvitsiani bulunuyordu. 3 Kasım’da bu
terörist grup Georgiyevskoye köyüne saldırdı. Saldırı
sırasında, acımasız bir şekilde, dört sivil öldürüldü.
Grubun içinde Arap, Azeri ve Kabardey savaşçılar vardı. Grup
milletlerarası içerikli olmasına rağmen, herkesi terör
ideolojisi birleştiriyordu. Bu birlikler, medeni dünyanın
savaş açtığı tarafın saflarında yer aldı. 8 Kasım 2001’de,
yerel saatle 21:15’te, Abhazya’nın Kodor bölgesinde bu
gruplar tarafından, BM’ye ait bir helikopter düşürüldü.
Olayda BM Misyon görevlisi altı kişi ve üç pilot hayatını
kaybetti. Abhazya Savunma Bakanlığı ve yedek askeri güçleri
sayesinde, teröristler kısmen yok edildi ve kalanlar Gürcü
topraklarına çekildi.52
Sonuç
olarak, Abhazya Cumhuriyeti halkına karşı terörist savaşını
sürdüren Gürcistan, barış görüşmelerini bilinçli olarak
uzatarak, savaşa hazırlanıyordu.53
Gürcü
yasadışı grupların Abhaz halkına yönelik yaptığı
faaliyetler, Gürcü yönetimi tarafından uygulanan bilinçli
terör politikasıdır. Bu politikanın asıl amacı korku havası
oluşturmak ve barış görüşmeleri sürecini durdurmaktır.
Abhazya’ya karşı siyasi çıkarlarına ulaşma aracı olarak
terörü kullanan ve uluslararası terörü yaygınlaştıran Gürcü
yönetimine karşı, uluslararası kamuoyu tarafından kararlı
adımlar atılmadığı taktirde bölgede terör devam edecektir.54
Son trajik
olaylar, Gürcistan’ın Abhazya’ya karşı geniş çaplı saldırı
planları içinde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Siyasi
amaçlarına ulaşmak için terörizmi kullanan Gürcistan zor
durumda kalmıştır. Tiflis’in, Abhazya’ya karşı geniş çaplı
askeri operasyon planları, uluslararası teröristlerden
oluşan ön saldırı gruplarını daimi silahlı kuvvetlerini
kullanarak desteklemesi mümkün olmadığından, büyük tehlikeye
girmiştir. Yeni siyasi ortam içinde, Batı ile Rusya
arasındaki görüş ayrılıklarını kullanarak, Gürcistan
tarafından kurulan oyunlar boşa çıkmaya mahkumdur. Gürcistan
Devlet Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Savunma
Bakanlığı tarafından hazırlanan operasyon, Abhaz ordusu ve
dünyadaki yeni siyasi durum nedeniyle başarısız olmuştur.55
Gürcü
faşistleri Abhaz halkını yok etmek için ellerinden geleni
yapmaktadırlar. Uluslararası teröristleri kullanarak
Abhazya’da huzursuzluk yaratmakta ve dünya kamuoyunu
yanıltıcı demeçler vermektedirler. Gürcistan’da “Kadife
Devrim” ile iktidarı ele geçiren Mihail Saakaşvili de
Abhazya konusunda aynı anlayışı sergilemektedir. Tarih
boyunca Gürcü yöneticilerinin Abhazya konusunda
sergiledikleri tavırlar değişmemiştir.
Stalin =
Beria = Gamsahurdiya = Şevardnadze = Saakaşvili
Anlaşmazlığın barışçı çözüm olanakları Tiflis’te ancak
Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün korunması çerçevesinde
görülmektedir.56
Gürcistan
yönetimi, monoetnik-üniter-büyük Gürcistan hayaliyle kan
akıtmaya devam etmektedir. Bu durumun diğer sorumluları,
akan kan karşısında suskunluğunu koruyan dünya kamuoyu,
Gürcistan’a askeri, ekonomik ve politik destek veren ABD
başta olmak üzere Batılı emperyalistler ve Türkiye’dir.
**
“Canlar
Ülkesi” Abhazya
Abhazya otoktonu Abhaz halkı, tarihsel süreç içerisinde
sürekli Gürcü saldırılarının hedefi olmuştur. Bu durum
Sovyet döneminde de değişmemiştir. Stalin ve Beria
ikilisinin kuvvete dayalı asimilasyon politikası Abhaz
halkının yok edilmesini amaçlamaktaydı. Sovyet sonrası
dönemde Abhazya, bağımsızlığını korumak amacıyla Gürcü
faşizmiyle çatışmaya girmiş, uzun bir savaş dönemi
yaşanmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Abhazya onurlu
direnişiyle bağımsızlığını kazanmıştır. Abhazya 10 yılı
aşkın bir süredir “de facto” bağımsızdır.
Abhaz
ulusal sorunu ve Abhazya’nın demografik problemlerinin
kökeninde 19. yüzyıl Rus kolonyalizmi ile Sovyet dönemi
Gürcü kolonizasyonu vardır. 19. yüzyılda Çarlık Rusya’sı
tarafından bölge halkı üzerinde soykırım politikaları
uygulanmıştır. Abhazya’nın Kafkas-Rus Savaşları’ndaki
yenilgisiyle birlikte Çarlık makamları tarafından
gerçekleştirilen yoğun bir sürgün dönemi yaşanmıştır. Bu
sürgün ile 300.000’den fazla Abhaz/Abaza, Abhazya
topraklarından Osmanlı ülkesine sürülmüştür. Bu sürgün tam
anlamıyla bir katliam, bir soykırımdır. Ardından bölge
üzerindeki kolonizasyon politikaları ile ülkenin demografik
dengesi Abhazlar aleyhine bozulmuştur. Stalin döneminde
kolonizasyon politikaları devam etmiş ve ülkeye yoğun bir
Gürcü göçü yaşanmıştır. Abhazya’nın demografik sorunlarının
temelinde tarihte yaşadığı soykırım, sürgün ve kolonizasyon
uygulamaları vardır.
Tüm
bunların bilincinde olan Abhazya Parlamentosu 15 Ekim
1997’de Abhaz diasporasına vatana dönüş çağrısı yapmış ve
repatriantlara (anayurda dönenlere) kolaylıklar sağlayan
“Dönüş Yasası”nı kabul etmiştir.
14 Aralık
1994’te Rusya Hükümeti, “Çeçenya’ya askeri ve lojistik
destek sağlıyor” gerekçesiyle Rusya-Abhazya sınırını
oluşturan Psou nehri boylarını sıkı denetime alarak giriş
çıkışı durdurmuştur.57
19 Ocak
1996’da BDT Devlet Başkanları Kurulu’nca alınan
“Abhazya-Gürcistan anlaşmazlığının çözümlenmesi için
alınacak tedbirler” uyarınca, Abhazya resmi makamları ve
Abhazya’daki bütün tüzel ve gerçek kişilerle ekonomik
ilişkiler kurulması yasaklanmıştır.58
Nisan
1996’da Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı tarafından
Abhazya’nın uluslararası telefon bağlantılarına sınırlamalar
getirilmiştir. 1996 yılının Nisan ayına kadar mevcut olan
151 giriş ve 182 çıkış hatlarının sayısı 16 çıkış ve 24
girişe düşürülmüştür.59
15 Şubat
1997’de Rusya Federasyonu ve Gürcistan Ulaştırma
Bakanlıkları arasında Tiflis’te bir anlaşma imzalanarak
Abhazya Cumhuriyeti’nin dış dünyayla iletişimini sağlayan
telefon hatlarının Gürcistan’a devredilmesi
kararlaştırılmıştır. Anlaşma Abhazya tarafından protesto
edilmiştir.60
15 Nisan
1997’de Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı, Abhazya’nın
dış dünya ile telefon bağlantılarının tümünü kesmiştir.61
Abhazya 10
yıl boyunca ekonomik ambargo uygulaması ile karşı karşıya
kalmıştır. Abhazya üzerindeki ambargo yalnızca Rusya
Federasyonu’nun değil tüm BDT ülkelerinin uygulamasıdır. Dış
dünya ile tüm irtibatı kesilen Abhazya’nın bu sayede
boğulması ve bağımsızlığından taviz vermesi istenmiştir.
Buna rağmen Abhazya, her türlü zorluğa direnerek
bağımsızlığını korumuştur.
Askeri
alanda, cephede özgürlüğünü kazanan bu halkın ekonomik
ambargo gibi kısıtlama ve caydırma metotlarıyla
bağımsızlığından taviz vermesi beklenemez.
Abhazya’da,
3 Ekim 2004 tarihinde yapılan başkanlık seçimleri sırasında
ve sonrasında yaşanan iç siyasal gerginlik, 12 Ocak 2005’te
seçimlerin yenilenmesiyle büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Hatırlanacağı üzere, ilk seçimler sırasında, aynı zamanda
işadamı olan muhalefet lideri Sergey Bagapş ile seçime
kadarki Başbakan Raul Hajimba arasında sert mücadele
yaşanmıştır. Muhalefet lideri Bagapş, Abhazya bölgesindeki
mevcut iktidarın adayı olan ve Rusya tarafından da
desteklenen Hajimba’yı seçimlerde yenilgiye uğratmasına
rağmen, başlangıçta bunu resmen kabul ettirememiştir.
Sonraki süreçte, Bagapş’ın seçimi kazandığı, bölgedeki resmi
kurumlar tarafından da ilan edilince, bu defa Hajimba ve
mevcut iktidar seçimlerin yenilenmesi konusunda ısrar
etmiştir.62
Sergey
Bagapş, iktidarın tüm engellemelerine rağmen, 6 Aralık
2004’te yemin ederek göreve başlayacağını duyurunca,
toplumdan ve Abhazya’daki güç merkezlerinin önemli kısmından
destek bulmuştur. Bu defa devreye dış etkenler girmiş,
Rusya, bölge ile arasındaki sınır kapılarının
kapatılabileceğinin ve bölge ile Rusya arasındaki ulaşımın
durdurulabileceğinin sinyallerini vermiştir.63
Bölge,
büyük ölçüde Rusya (kısmen de Türkiye) ile geliştirdiği
çeşitli boyutlardaki ilişkilere dayanarak ayakta
durabilmektedir. Deyim yerindeyse, Rusya Abhazya için tek
yaşam kaynağı durumundadır. Bu şartlar altında Sergey
Bagapş’ın, bazı iç dinamiklere ve Rusya’ya rağmen Abhazya’da
oluşturacağı iktidarın uzun ömürlü olmayacağı açıktı.
Nitekim, Bagapş’ın ısrarını sürdürmesi üzerine, Krasnodar
Valisi Aleksandr Tkaçev, Abhazya ile aralarındaki sınırın
kapatılacağını duyurmuştur. 2 Aralık 2004 tarihi itibariyle
Sohum-Moskova tren seferleri durdurulmuş ve sınır
kapatılmıştır. Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Gennadi
Bukayev, bu kararın Abhazya’daki istikrarsızlık ve gerginlik
dolayısıyla demiryolu çalışanlarının can güvenliğinin
bulunmamasından kaynaklandığını dile getirmişse de,
Moskova’nın asıl amacının Bagapş üzerinde baskı oluşturmak
olduğu herkesçe bilinmekteydi. Seçimleri tanımayan Gürcistan
yetkilileri bile Rusya’nın bu tavrından rahatsız olmuştur. 3
Aralık 2004’te bir açıklama yapan Gürcistan Dışişleri Bakanı
Salome Zurabişvili, “Rus güç birimleri temsilcilerinin
Sohum’u ziyareti, Gürcistan-Rusya sınırının Psou
bölgesindeki Abhaz sınırının kapatılması, Sohum-Moskova
demiryolu seferlerinin durdurulmuş olması, Rusya’nın bugün
için Abhazya’ya bir baskı uygulamak istediğini gösteriyor”
ifadelerini kullanmıştır. Aynı gün açıklama yapan Gürcistan
Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili ise Bagapş ile görüşmelere
hazır olduklarını dile getirmiştir.64
Bagapş ile
Hajimba 5 Aralık 2004’te bir araya gelerek, yeni başkanlık
seçimleri yapılması ve seçimlere ortak çatı altında katılım
konusunda protokol imzalamışlardır. İmzalanan protokol,
seçimlere Bagapş’ın Başkan adayı, Hajimba’nın ise Başkan
Yardımcısı adayı olarak girmesini, Başkan Yardımcısı’na,
Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Devlet Güvenlik Hizmetleri
Bakanı, Devlet Gümrük Komitesi Başkanı adaylarını Devlet
Başkanı’na sunma yetkisinin tanınmasını öngörmekteydi.
Protokolün imzalanmasının ardından, 9 Aralık 2004 itibariyle
Rusya, Moskova-Sohum tren seferlerini yeniden başlatmıştır.65
Seçimlerin
yenilenmesi sürecinde iki liderin söylemlerinde bazı
değişiklikler yaptığı gözlemlenmiştir. İlk süreçte Rusya’nın
adamı imajını taşıyan ve Abhazya’nın bağımsızlığından çok
Rusya’ya entegrasyonunun savunucusu görüntüsü veren Hajimba,
11 Ocak 2004’te, “hiçbir zaman Rusya’ya katılma düşüncesinde
olmadıklarını, her zaman bağımsızlıktan yana tavır
sergilediklerini açıklamıştır. Önceden Rusya’nın istemediği
adam imajına sahip olan Bagapş ise, yenilenen seçimlerin
hemen öncesinde ve hemen sonrasında Rusya’nın kendileri
açısından çok önemli olduğunu, Rusya ile ilişkilere özel
önem vereceklerini dile getirmiştir.66
Abhazya’da
hangi iktidar göreve gelirse gelsin, Abhazya’nın
bağımsızlığından taviz vermeyeceği açıktır. Kolkhide
kültürünün yaratıcısı ve 1200 yıllık devlet geleneğine sahip
Abhaz ulusu tercihini bağımsızlıktan yana kullanmıştır.
Nitekim, Abhazya Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nugzar Aşuba,
“Özgürlüğü tadınca vazgeçmeniz mümkün olmaz…
Bağımsızlığımızı asla pazarlık konusu yapmayız…”
67
diyerek Abhazya’nın bu konudaki kararlılığını ifade
etmiştir.
Abhazların
resmi ideolojisinde ve toplumsal bilincinde, Abhaz halkının
Gürcü işgalcilere karşı yürüttüğü savaşın vatan savunması
olduğu görüşü kökleşmiştir. Buna göre savaş, işgalcilerin
kovulması, vatanın kurtarılması ve Abhazya’nın ulusal-devlet
bağımsızlığı hakkının savunulması anlamına gelmektedir ve
mücadele Abhazya’nın zaferiyle bitmiştir.68
Buna
rağmen Gürcü tarafı tüm gayretini Abhazya’yı sıkıntıya
sokmak ve Abhazya’nın iç huzurunu bozmak üzerine
yoğunlaştırmıştır. Gürcistan’ın örgütlediği “Beyaz Lejyon”
ve “Orman Kardeşler” gibi terörist örgütler Abhaz sınırını
geçerek saldırılarda bulunmaktadır. 15-16 Mart 2001 Yalta
Bildirisi gibi, taraflar arasında güven tazeleyen
anlaşmalara rağmen Gürcü tarafı bu tutumunu sürdürmektedir.
Dolayısıyla Abhazya halkı Gürcistan’a güvenmekte zorluk
çekmektedir.
Abhazya’nın bundan sonraki statü tercihi; bağımsız devlet,
konfederal veya federal devlet, Rusya Federasyonu’na
katılım, tarafsız devlet veya birleşik devlet
seçeneklerinden biri olabilir. Ancak statüsü ne olursa
olsun, Abhazlar otokton halkı oldukları Abhazya Cumhuriyeti
Apsnı’da özgür ve bağımsız olarak yaşamlarını
sürdüreceklerdir. “Canlar Ülkesi” Abhazya’da “Can”lar
yaşamaya devam edecektir. Abhazları kimse vatansız
bırakamaz, hele Gürcistan, hiç bırakamaz!
Gürcistan,
Abhazların ulusal bilincinde anılardaki küçük emperyalist
olarak kalmaya mahkumdur.
***
Dipnotlar
1
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya
Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105
2
Özdemir Özbay, Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya, Kafkas
Derneği Yayınları, Ankara 1999, s.64-65
3
Özdemir Özbay, A.g.e, s.66
4
Özdemir Özbay, A.g.e, s.66
5
Özdemir Özbay, A.g.e, s.67
6
Özdemir Özbay, A.g.e, s.68
7
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya
Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105
8
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.12
9
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya
Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105
10
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105
11
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105
12
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105
13
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105-106
14
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.106
15
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107
16
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107
17
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107
18
Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107
19
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.13
20
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), A.g.e, s.13
21
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), A.g.e, s.13-14
22
Lıhnı Deklarasyonu, Gudauta 18 Mart 1989, Nart
Dergisi, sayı 14, s.19
23
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.13
24
Lıhnı Deklarasyonu, Gudauta 18 Mart 1989, Nart
Dergisi, sayı 14, s.19
25
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.14
26
BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcistan-Abhazya
Anlaşmazlığı), A.g.e, s.14
|