|
GENEL BAŞKAN MUHİTTİN ÜNAL'IN AÇILIŞ KONUŞMASI
Sayın Divan, saygıdeğer konuklarımız,
değerli basın emekçileri, geleneksel Kafkas kültüründe
önemli bir yeri bulunan Thamedelerimiz ve Türkiye’nin birçok
İl ve İlçesinden gelen delege arkadaşlarım; Kafkas
Dernekleri Federasyonu adına hoş geldiniz diyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum,
Yerleştikleri tüm ülkelerde, o ülkenin
otoktan halkaları ile barış ve kardeşlik içinde onlarca
yıldır bir arada yaşayan, yaşadıkları ülkelere, gerek
yurtseverlikleri, gerekse kültürleri ile özel ve özgün bir
düzeyde katkılar sağlayan, tüm etnik ve azınlık gruplara
örnek gösterilen insanlarımızın selam, sevgi ve saygılarını
sunmayı görev biliyorum.
Ayrıca; yaşadıkları tüm ülkelerin
geleceği ve özgürlüğü uğrunda fedakarca ve kahramanca
savaşırken, Çarlık Rusyası döneminde ve sonrasında
özgürlükleri uğruna vatanlarını savunurken ve sürgün
yollarında iken can veren yüzbinlerce şehidimizi,
Vatan/Dil/Gelenek üçlüsünü, yaşamının temel ilkesi yaparak,
her türlü baskıya, zulme, soykırım, sürgün tehdidine
direnerek Anavatanı terk etmeyen ve sayelerinde bu gün Kuzey
Kafkasya’da Cumhuriyetlere sahip olmakla gurur duyduğumuz
yurtsever ve çilekeş atalarımızı huzurunuzda saygıyla
anıyorum.
Yeryüzünün en eski ve köklü halklarından
olan, İnsanlık Tarihinde ortaya çıkışları İ.Ö. 5 bininci
yıllara dayanan, bugün dünyanın birçok ülkelerine dağılmış
olmalarına karşın sayısal olarak en çok T.C toprakları
içinde yaşayan Kafkas Kökenli Adige/Abhaz gruplarının önemli
bir ekseriyetini teşkil ettiği, diğer Kuzey Kafkaslı
halkların da daha düşük oranlarda yer aldığı, bütün olarak
ele alındığında Çerkes olarak adlandırılan Kuzey Kafkasyalı
insanların bir çatı altında en geniş katılımla ilk kez bir
araya geldiği, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun bu
kongresinin ülkemize, Kafkas kökenli tüm kardeşlerimize,
Anavatan Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri, Ortadoğu ülkeleri,
Avrupa ülkeleri ile ABD’de yaşayan tüm Kafkasyalılara
hayırlı ve uğurlu olmasını
diliyorum.
KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU’nun
kuruluşuna gelinceye kadar ki geçmiş zamanın çalışmalarını
kısaca özetlemekte fayda görüyorum. İkinci Meşrutiyetle
beraber aydınlarımız peşpeşe Çerkes Teavün Cemiyeti ile
Şimali Kafkas Cemiyeti’ni kurmuşlar ve anadilimizde öğretim
yapmak üzere Beşiktaş akaretlerde Çerkes örnek okulunu açıp,
10 yıl kadar da eğitim-öğretim hizmeti vermişlerdir.
İstanbul’un işgali sırasında İngilizler tarafından basılıp
kapatılan okullarımız bir daha açılamamıştır. Aradan geçen
84 yılın yarısı yasaklı yıllarla geçmiş, diğer yarısında da
irili ufaklı 80 civarında Kafkas Kültür Derneğinin
kurulmasına sahne olmuşsa da, dağınık yapıları nedeniyle ne
yazık ki etkili olamamışlardır.
1978’li yıllarda dernekleri bir
Federasyon çatısı altında toplama çalışmaları yapılmışsa da
1980 ihtilali ve Anayasa değişikliğiyle bu imkan
kaybedilmiştir. 1990’lı yılların başında yeniden başlatılan
merkezi örgütlenme çalışmaları da Federasyon yerine
merkez-şube ilişkisi içerisinde 36 şubeye kadar ulaşan Kaf-Der’in
kurulması ve çalışmalarıyla 2001 yılı sonuna kadar gelinmiş,
Aralık 2001 de dernekler yasasında yapılan değişiklikle
Federasyonlaşma imkanı yeniden gündeme gelir gelmez
başlatmış olduğumuz yoğun çalışmalar, toplantılar sonucunda
03.07.2003 tarihinde 32 derneğin katılımı ile yapılan
toplantıda belgeleri hazır olan 21 derneğin imza atmasıyla
Kafkas Dernekleri Federasyonumuz kurulmuştur.
Federasyonumuz, laik, demokrat, barışçı,
özgürlükçü, kardeşlik ve dayanışmadan yana olan çizgisiyle,
ülke içindeki ve dışındaki diğer Kafkas Kültür kurumları ve
diğer sivil toplum örgütleri ile ilişkilerini geliştirme
kararındadır ve o nedenle de İnsan Hakları Danışma Kurulunda
üye sıfatıyla yerini almıştır. Amacımız, iki güzel vatanımız
Kuzey Kafkasya ile Türkiye’miz arasında ekonomik ve kültür
köprüsü oluşturmak, dilimizi ve kültürümüzü geliştirmek,
Türk ve Dünya kültürüne özgün katkılar sağlamaktır.
Çerkesler olarak cennet misali iki güzel
vatana sahibiz. Tarihi Anavatanımız Kafkasya ve doğup
büyüdüğümüz vatanımız Türkiye. Her ikisi de bizim için çok
değerlidir. Ve onlara zarar vermek isteyen hiçbir kuvvet
bizi kendi yanında bulamayacaktır.
Ülkemizde yaşamakta olan diğer kültür
gurupları gibi Çerkes toplumu olarak bizim de bir takım
sorunlarımız vardır. Federasyonumuz, üye derneklerimiz ve
toplumumuz adına bu sorunlara çözüm yolları üretmek üzere
projeler geliştirmek ve ilgili mercilerimize sunarak
takibini yapmakla kendisini yükümlü saymaktadır..
- 7 Bin yıllık kültürümüzün temeli olan Anadilimizin
yaşatılması, geliştirilmesi ve dileyen tüm insanlarımıza
öğretilebilmesini teminen son birkaç yıldır Parlamentomuzun
ve Hükümetlerimizin ciddi gayretleriyle çıkartılmış olan
yasalara rağmen, bürokrasi tarafından uygulama
yönetmelikleriyle önümüze çıkartılan engellerin ortadan bir
an önce kaldırılması gerekmektedir. Dünyada var olan bütün
diller içerisinde en zengin ses ve harf sayısına sahip olan
Çerkes dillerinin 56,57,61,63 ses ve harften oluşan okuma
ve yazma kabiliyetinin, tekniğinin 29 harfden oluşan latin
harfleriyle okunup yazılmasına zorlanmamız yanlıştır ve bu
nedenle Kiril harfleriyle okuyabilme imkanına ambargo
konulmamalıdır.
-Çok renkli, çok kültürlü, çok dilli olan
bu ülke, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan ve farklı
kökenlerden gelen, farklı dilleri konuşan insanlara, farklı
din ve mezheplere gösterdiği hoşgörüyle tüm dünyaya örnek
olacak bir geleneğin temsilcisi olmuştur. Bu durum, hala
büyük bir zenginlik büyük bir güçken, ana dillerimizle radyo
ve televizyonlarda kültür programları yapabilmeye ilişkin
taleplerimize olumlu bir cevap alamamış olmamızı ve bu
ülkede sadece ve sadece Kürtçe konuşan kültür guruplarından
başkaca kültür guruplarının varlığının açıkça deklere
edilememiş olmasını bir talihsizlik olarak görüyoruz.
Konuya RTÜK’ün yaklaşım biçimini anlamakta da zorlanıyoruz.
Nüfus sayımlarında bir-iki istisna dışında kültürel
kökenimiz hakkında sorular sorulmadığı için kayıtlara Çerkes
olarak geçirilmemiş olan yaklaşık 4-5 milyon insanımızın
nüfus yapısının nasıl tesbit edileceğini ve karşılığında
belirli bir yayın süresinin tahsis edilip edilmeyeceğini
doğrusu merak ediyoruz. Dileriz bu konuda bizlerle
diyalogdan kaçınmazlar.
-Birleşmiş Milletler tarafından 1997
yılında kabul edilen temel prensiplere göre, ülkelerinden
zorla uzaklaştırılan tüm halkların dilemeleri halinde
anavatanlarına özgürce geri dönme hakları vardır. 300 yılı
bulan Kafkas-Rus savaşları sonucunda Çarlık Rejimince
birbuçuk milyon insanımızın 21 Mayıs 1864 büyük Çerkes
Sürgünü ile anavatandan uzaklaştırılmış olduğu ve bunlardan
yaklaşık 500.000 kadarının belirlenen yerleşme yerlerine
bile ulaşamadan yollarda yok olduğu tarihi bir vakıadır ve
artık Rus tarihçileri de bu konuda hemfikirdirler. Bu gün,
Osetya, Çeçenistan ve Dağıstan Cumhuriyetlerinde otokhtan
Kafkas halklarının ekseriyeti bulunmasına karşın Adigey ve
Abhazya Cumhuriyetlerinde Adige-Abhaz haklarının nüfus oranı
ne yazık ki %20’lere gerilemiş durumdadır. Şapsığ
Bölgesinde bu oran çok çok daha düşüktür. Bu durum o
Cumhuriyetlerimizin geleceği bakımından da tehlike arz
etmektedir. Buna karşın, Anavatanına geri dönüp kendi
kültürel kimliğiyle yaşamak ve oranın kaderinin
belirlenmesine katkıda bulunmak isteyen gönüllü insanlarımız
de vardır. Türk kültürü ile yetişmiş bu insanlarımızın
anavatana dönüşü her iki vatanımız arasındaki ekonomik ve
kültürel ilişkileri önemli oranda arttırabilecektir. Ne var
ki, toplum ve kurumlar olarak ekonomik yapımız bu gün onlara
yeteri kadar destek verebilmemize engel teşkil etmektedir.
Ayrıca, bazı yasalarda yapılacak küçük değişikliklere de
ihtiyaç vardır. O takdirde dileyen insanlarımızın geri
dönüşü nispeten kolaylaşabilecektir. Sorunların çok yönlü
çözümü için Devletimizin ve Hükümetlerimizin katkılarına ve
yardımlarına ihtiyacımız vardır. İlaveten tarihi vatanımıza
dönmeden ikinci vatanımızda yaşama devam etmek isteyen ana
kitle için de çifte pasaport-çifte kimlik imkanı sağlamak
üzere Hükümetlerimizin Rusya Federasyonu Hükümeti ile ortak
çözüm arayışlarında bulunmasına ihtiyacımız vardır.
-Rusya Federasyonu ve Türki
Cumhuriyetlerle ülkemiz arasında giderek artan ekonomik ve
kültürel ilişkilerde önemli katkılar sağlaması amacıyla
Kafkasya’da yüksek öğrenim görüp geri dönen ve ne yazı ki,
er olarak askerlik yapmak zorunda bırakılan gençlerimizin,
YÖK tarafından tanınmayan ‘Diploma Denkliği’ sorununu çözmek
üzere Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki
İkili Kültür Anlaşmalarında var olan konuya özel maddelere
işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Önümüzdeki iki yılı
daha kaybetmemek için Dışişlerimizin ve Kültür
Bakanlığımızın konuya özel önem atfetmesi icap etmektedir.
-Çerkes kültür guruplarının fiilen
varlığı bu ülkenin tarihi bir realitesidir. Hatta
Çerkeslerin Anadolu’daki varlıkları 1864 sürgünüyle başlamış
da değildir. M.Ö.3000 li yıllarda Maykop’da Maden kültürüne
öncülük eden otokhtan Kafkas kökenli halkların bu kültürü
M.Ö.2800-2200 lü yıllarda Anadolu’ya taşıdığı da
bilinmektedir. Anadolu arkeolojisini zoraki İndogermen
kökene bağlayıp Hatti dili henüz okunamadı diyenler
bilmelidirler ki o dil Anadolu’da yaşıyor ve biz dili
konuşuyoruz. Hal böyle iken nüfus memurları tarafından
çocuğuna Çerkes dillerinde özel anlamlar yüklü olan isim
takarak nüfus kaydı yaptırmaya giden anne-babalara nüfus
memurlarınca ‘Türkçe anlamı yoktur’ diyerek red cevabı
veriliyor olmasını, devam eden davalar bulunmasını
çağdaşlaşma ve demokratikleşme çalışmalarında Avrupalıları
bile şaşırtan 2003-2004’ün modern Türkiye’sine
yakıştıramıyoruz.
-Türkiye Cumhuriyeti büyük bir dünya
devletidir. Elbette ki kendi konumuna göre dış politika
oluşturacak ve uygulayacaktır. Bu açıdan Kafkasya bölgesiyle
ilgilenmesi ve bölge istikrarı için dostluk ilişkilerini
geliştirmesi gereklidir. Ama bu politikalar Kafkas
dağlarının kuzeyine bir türlü geçememekte ve hep güneyle
sınırlı kalmaktadır. Bu gün Türkiye, Gürcü ordusuna subaylar
yetiştirmekte ve askeri birliklerinin eğitimini sağlamakta,
hücumbot ve benzeri askeri malzeme yardımı da yapılmaktadır.
Gürcistan’ın, İçinde yaşadığı istikrarsızlığı aştığı gün
Abhazya’ya saldırmayı düşünen gurupların giderek egemen
olmaya başladığını hepimiz biliyoruz. Abhazya’nın bağımsız
yapısına Gürcü kökenli Stalin tarafından emrivakiyle ne
şekilde son verildiğini ve Gürcistan’a bağlandığını,
Abhazların bağımsızlık ilanının uluslar arası hukuk
açısından ne denli haklı mazeretlere dayandığını en iyi
bilen Dışişleri Bakanına sahip olmamıza rağmen tıpkı
Kıbrıs’ta Türk tarafının Rumların insafına terki halinde
yaşanması muhtemel tehlikeler benzeri endişeyi biz de
Abhazya için duyuyoruz. Keza, Çeçenistan’da akan kanın bir
an önce durdurulması istemi,Rusya İnsan Hakları
kuruluşlarınca tün dünyaya haykırılırken Türkiye olarak
araya girip bir şeyler yapabilmeliyiz diye düşünüyoruz.
-Çerkes toplumu olarak kendi
yanlışlarımızı da bilmek ve düzeltmek zorunluluğumuz vardır.
Kişisel yetenekleri ve uğraşlarıyla politika kulvarında yer
almış insanlarımızdan haksız olarak çok şey bekliyoruz
,cevap alamayınca da kırılıyoruz. Buna hakkımız yoktur.
Herşeyden önce, başlatmış olduğumuz ,sivil yapılanmalarımızı
gecekondulara, kent varoşlarına ve köylere kadar uzanan
sağlıklı örgütlenmeye bir an önce dönüştürme çalışmalarını
en kıza zamanda tamamlayıp, halkın yaşam sorunlarıyla
hemdert halde sicili temiz laik ve demokrat çizgideki
siyasal kuruluşlara kitle desteği vermeye başladığımız an,
toplumumuza olan ilgi de artacak, nitelikli insanlarımızı da
layık oldukları yerlere taşımak mümkün olabilecektir. İşte
o zaman bir şeyler talep etmek ve beklemek de hakkımız
olacaktır.
Sözlerime burada son verirken, çağrımıza
yanıt vererek, düşüncelerimizi sizlerle paylaşmamızı
sağladığınız için hepinize en içten teşekkürlerimizi
sunuyoruz, bizlere güç verdiniz, bizlere onur verdiniz.
Bu yeni yüzyılın ülkemiz başta olmak
üzere tüm insanlığa, Barış,Mutluluk, Sağlıklar getirmesi
dileğiyle yeni yılınızı da gönülden kutluyor Sağolun,
Varolun diyoruz.
Saygılarımızla
Muhittin ÜNAL
AK PARTİ ADINA MERKEZ KARAR VE YÜRÜTME KURULU ÜYESİ ÇORUM
MİLLETVEKİLİ AGAH KAFKAS’IN KONUŞMASI:
Değerli Meclis Başkan Vekilimiz, Sayın
Genel Başkanım, Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,
Thamadeler, Sevgili Divan, Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri
bende hepinizi içtenlikle selamlıyorum.
Bu toplantıyı çok önemsiyorum. Kafkas
Toplumu mensubu olmak hepimize onur ve gurur verdi ama bunun
kadar da sorumluluklarımızı arttırdı diye düşünüyorum.
Bugüne kadar sorumluluk boyutunda mutlaka üzerine düşeni
fazlasıyla özveriyle yerine getiren büyüklerimiz,
thamadelerimiz oldu. Ama ben bu Federasyon girişimlerini çok
önemsiyorum ve bundan sonraki, Kafkas Toplumlarının bugününe
ve yarınına ilişkin sorunlarının çözülmesinde önemli bir
kilometre taşı olarak görüyorum. Çünkü demokrasinin olmazsa
olmazı sivil toplum örgütleridir. Eğer bir toplumda sivil
toplum örgütü olarak yerinizi layık olduğu oranda, gücünüz
oranında almıyorsanız, sizin çok haklı oluyor olmanızın,
sizin sayınızın çok oluyor olmasının, sorunlarınızın çok
olmasın çok da anlamı olmayabilir.
O nedenle Demokrasi insanların istemlerini hayata
geçirebilecekleri en önemli zeminlerden bir tanesidir. En
önemli zeminidir bugünün dünyasında. O zeminde yaşamsal
sorunlarımızı çözmede kullanacağımız en önemli enstrümanlar
da sivil toplum örgütleridir. Bir çok derneğimiz var. Şimdi
derneklerimiz birleşti Federasyon olduk. Başka
girişimlerinde olduğunu biliyorum. Hiçbir Kafkas Derneği,
Kafkas Toplumuna mensup hiçbir sivil toplum örgütü bireysel
hareket etmemelidir. Beraber hareket etmeyi, beraber
yürümeyi, beraber tarihi sorunlarımızı çözmeyi becermeliyiz.
Çok derin bir kültürü olan bir toplumuz. Yiğitliği,
cesareti, asaleti katık yaptık. Çileli bir yol yüründü.
Geldiğimiz 3.bin yılın başına baktığımız zaman, Dünya
halklarının içinde en sorunlu, en sıkıntılı topluluklarından
bir tanesiyiz. Onun için kaybettiğimiz zamana ah demenin,
vah demenin çok bir anlamı yok. Bugünü milat kabul edip,
bugün ki kongreyi çok önemli bir zemin olarak alıp, burada
uzun uzun konuşacak değilim çünkü sizin konuşmanız, sizin
birlikte balık tutmanın nasıl olacağına karar vermenizin
gerektiği en önemli kongre diye düşünüyorum I. kongreyi. O
nedenle dışarıda ki bütün arkadaşlarımızın bu Federasyonun
çatısı altına şu ana kadar girmemiş olanların da mutlaka
buraya bir şekliyle, ya bu Federasyonun çatısı altında
toplanmalıdır ya da başka bir Federasyon girişimleri varsa
bir konfederasyon çatısı altında ama mutlaka tek bir çatı
altında. Çünkü yürüdüğümüz hedef, amacımız aynıdır. Demin
burada üç tane Kafkas Ağzı konuştu. Değerli konuklar dikkat
ederse Thamademiz konuştu, Başkanımız konuştu, Divan
Başkanımız konuştu. Bu konuşmada işin kodları ortaya
konulmuştur. Nerede durduğumuz sorunlarımızın ne olduğu ve
gitmemiz gereken yol, haritamız da ortaya konulmuştur. Ben
her üç ağza da saygılarımı sunuyorum, katılıyorum. Çok
önemli tespitlerdir bunlar, hem ulusumuz açısından, hem
yaşadığımız toplum açısından hem de kendi toplumumuzun bugün
ki, bu ülkede ki sorunlarının çözümü ve Kafkasya’da yaşayan
insanımızın sorunlarının çözümüne katkı sağlamak anlamında
çok önemli kodları ortaya koymuş, yol haritasını ortaya
koymuştur. O nedenle bizim buraya ilave edeceğimiz bir şey
yok. Bu bir hemşehrimiz olarak ve değerli Milletvekili
arkadaşlarım adına da bunu çok rahat söylüyor olabilirim.
Sizin bu yürüyüşünüz meşru zeminde, demokratik zeminde
hukuka, adalete, hakka ve asalete uygun olmayan hiçbir
talebinizin olmayacağını bildiğim için özellikle bireysel
taleplerin ötesinde Kafkas Federasyonu Başkanının emrinde
olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Şimdi Sayın Genel Başkan
adeta sipariş verdi, bir şey izleyelim diye, bende çok
isterim ama Genel Kurul çalışmaları devam ediyor. Biz belki
arkadaşlarımızla kalamayacağız gideceğiz ama, burada
bıraktığımız Yönetim Kuruludur diye düşünüyorum. Yönetim
Kurulu buradan çıkacak her türlü kararda bize düşecek payı
bize bildirirlerse, biz kendimizi, sizin burada olmanız
bizim burada olmamız diye düşünüyoruz ve hepinizi tekrar
içtenlikle selamlıyorum ve bu bireysel tavırlardan mutlaka
vazgeçmemiz gerektiğinin bir kez daha altını çizmek
istiyorum ve artık atalarımızın yaptıklarıyla övünmek yerine
torunlarımıza miras bırakacak iyi şeyler yapmamız lazım
geldiğini düşünüyor. hepinizi saygıyla selamlıyorum.
CHP GENEL BAŞKANI SAYIN DENİZ BAYKAL’IN YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın Başkan, Kafkas Dernekleri
Federasyonu’nun I.olağan Genel Kurulu toplantısına katılan
çok değerli temsilciler, sevgili dostlar hepinizi içten
sevgiler, saygılar ile selamlıyorum. Kafkas Derneklerinin
Türkiye çapında bir üst örgüt oluşturma Federasyon oluşturma
girişiminin uzun bir tarihi vardır. Bu mücadelenin sonunda
başarıya ulaşmış olduğuna ve Kafkas Derneklerimizin tek bir
çatı tek bir Federasyon etrafında bir araya hukuken gelmiş
olduklarını görmek gerçekten çok mutluluk verici. Bu
sevincimi sizlere ifade ediyorum. Sizin sevincinizi
paylaşıyorum. Bu girişiminiz hayırlı olsun, yürekten
kutluyorum. Bu güne kadar Kafkas kültürünü kendi yöresinde,
ailesinde, çevresinde ayakta tutmaya, yaşatmaya çalışan
insanların şimdi Türkiye’nin bütün bölgelerinde
birbirleriyle buluşmaları, el ele vermeleri, hep birlikte
aynı anlayış doğrultusunda gayret gösterme ve dayanışma
içine girmeleri gerçekten önemli bir aşamadır. Kafkas
kültürünün bundan sonra ki gelişmesi ve geleceği açısından
böyle bir üst örgütlenmenin başarılmış olması gerçekten
büyük mutluluk verici bir gelişmedir. Bundan ben de büyük
bir sevinç duyuyorum, kıvanç duyuyorum. Girişimi bu aşamaya
getiren değerli arkadaşlarımı verdikleri emek ve
sergiledikleri çaba dolayısıyla yürekten kutluyorum. Hayırlı
bir iş yapmışlardır. Bundan sonra da artık yeni bir ufka
yeni bir anlayışla yönelerek çalışma şansını elde etmiş
durumdadırlar. Umut ediyorum bundan sonra her şey çok daha
farklı olacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, bu Genel Kurulda Türkiye’nin dört bir
köşesindeki 35 dernek bir araya gelerek bir Federasyon
oluşturuyorlar. Bu derneklerin hepsi de Kafkas Kültürünün
içinden çıkmış, o kültürün değerinin, öneminin farkında olan
ve o kültürü geleceğe taşımak isteyen, o kültür içinde
şekillenmiş olan insanları bir dayanışma içine sokmayı
amaçlayan, ve bu doğrultuda gayret gösteren insanlardır,
derneklerdir. Önümüzdeki dönemde umut ediyorum bu sayı daha
da artacaktır.Federasyonumuz daha da etkin bir çalışmayı
bütün ülke sathında yapmayı başaracaktır. Böyle bir
Federasyon ihtiyacı nereden ortaya çıkmıştır’ Federasyon
aşamasına gelmeden neden insanlar bulundukları illerde,
yörelerde bir dernek kurma gereksinimi duymuşlardır’ Niçin
bir araya gelmişlerdir’ Bunu anlamak lazımdır. Bunu doğru
değerlendirmek lazımdır. Değerli arkadaşlarım bir defa
hepimiz biliyoruz ki Kafkasya’da yaşayan insanlar, insanlık
tarihini şekillendiren insanlar arasında, insanlığın bu uzun
tarihi boyunca ve bu tarihin her aşamasında ayakta kalmayı
başarmış, kimliğini korumayı başarmış, kendine özgü
karakteri ile, kendine özgü kültürü ile davranış
biçimleriyle, kendine özgü değerleriyle insanlığın daima
saygıyla karşıladığı, insanlığın yüz akı toplumlardan birini
oluşturmuştur.
Kafkasya’da yaşayan insanlar dünyanın en
güç coğrafyasında yaşamışlardır. Her açıdan güç bir
coğrafya, ekonomik açıdan güç bir coğrafya, tarımı, üretimi
kolay olmayan,iklimi kolay olmayan. Yaşamı idame ettirmesi
kolay olmayan, varlığı devam ettirme işi çok güç bir iş
haline dönüşmüş olan bir coğrafyada bir ortamda; dağların,
vadilerin nehirlerin iç içe geçtiği, dünyanın en karmaşık
coğrafyasında hayatlarını taa tarihin derinliklerinden bu
yana idame ettirmeye çalışan insanlar. Güç bir coğrafyada
yaşıyor olmanın orada yaşayan insanlara öğrettiği bir şeyler
olmalıdır. Güç bir coğrafyada binlerce yıl yaşamak kolay
değildir. Eğer güç bir coğrafyada binlerce yıl yaşıyorsanız,
bir önemli işi başarmışsınız demektir. O güçlüğü aşmışsınız
demektir. O güçlüğü neyle aşmışsınız, nasıl aşmışsınız’ Bu
cevaplandırılması gereken bir sorudur. Bu güç coğrafyada
yaşamanın gereği önce o güçlüklerden yılmamaktır. Yani
yiğit ve cengaver olmak demektir. Ancak yiğit olursanız,
cesur olursanız, bu güçlüklerin altında ezilmeyecek bir
birikimde olursanız, o güçlüklerin üstesinden gelirsiniz.
Yiğitlik tek başına, cesaret tek başına bunu izah etmeye
yetmez. Toplumsal yaşamın belli bir anlayışla oluşması
lazımdır. Yani orada sadece bireysel ölçülerle, ferdiyetçi
yaklaşımlarla, benim diyerek, ben bilirim diyerek, sadece
kendi kişiliğini esas alarak o güç coğrafyada bir toplumsal
yaşamı idame ettirmek mümkün değildir. İşte bu bizi Kafkas
Kültürüne götürür. Kafkas Kültüründe bir gelecek, bir
dayanışma, bir karşılıklı fedakarlık, bir karşısındakine
derin bir saygı gösterme, astını üstünü bilme, büyüğünü
küçüğünü bilme anlayışı var ise, işte o güç coğrafyada
yaşamanın üstesinden gelebilmek için gereken doğru davranış
kalıbı bu olduğu için bu kültür ortaya çıkmıştır. Böyle bir
göreneği, geleneği, büyüğü küçüğü, birbirine karşı sevgiyi
dayanışmayı temel almayan, birbirinden kopuk, birbirine
rahatlıkla karşı çıkabilen bir anlayışı bir kültür içinde o
güçlükleri aşmak, aşıp binlerce yıl varlığını sürdürmek
kolay olmaz. Bu nedenle Kafkas Kültürünün temelinde bütün
bunlar bir arada vardır. Kafkas Kültürü hem özgürlüğü,
bağımsızlığı bir insanın öz saygısını, kişisel onur
duygusunu, şeref duygusunu en yukarı düzeyde tutmayı
öngörür, hem de bu bireysel anlayışı, bu özgürlük duygusunu,
düşüncesini bir toplumsal dayanışma içerisinde, el
birliğiyle başkasıyla birlikte taşıma gereğini kaçınılmaz
sayar. O nedenle Kafkas Kültürü içinde ailenin çok özel bir
yeri vardır. Aile içindeki ilişkilerin çok özel bir yeri
vardır ve bütün bunlar o bireysel özellikleri toplumsal
özellikleri bir araya gelerek Kafkasya’da bu büyük, derin
kültürün devam etmesine olanak vermiştir. Değerli
arkadaşlarım, bu kültürün, bu toplumun bu halkın insanlık
tarihinin en çok acı çeken en çok ızdıraba maruz kalmış, en
büyük haksızlıkları taşımak zorunda kalmış halkların başında
geldiğini de unutmamak gerekir. Gerçekten Kafkasya’da
doğanın ve yaşamın getirdiği güçlükleri aşmaya çalışan bu
insanlar, siyasetin çok ağır bedellerini tarih boyunca
ödemek zorunda kalmışlardır.
En büyük sürgünlere maruz kalmışlardır.
Sürekli olarak yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Çok
büyük, toplumsal acılara maruz kalmışlardır. Bölünmek,
parçalanmak, dağıtılmak istenmişlerdir. Yurtları elinden
alınmak istenmiştir. Çarlık Rusya’sından başlayarak günümüze
kadar insanlığın en büyük acılarını çeken toplumların
başında hiç kuşku yok ki Kafkas Toplumu, Kafkasya’da yaşayan
insanlar gelmektedir. Bu acıların hala sona erdirilmediğini
üzüntüyle görüyoruz. 1864’de yaşanan sürgün, daha sonra 1877
savaşı sonrası yaşanılması kaçınılmaz hale gelen büyük göç
dalgaları hepsi bu halkın bu toplumun yaşadığı acıların
efsaneleşmiş sayfalarıdır. Onları, tarihimiz yakından
izlediği zaman orda yaşayan insanlara derin bir saygıdan
başka hiçbir şey duymak imkanını bulamaz. Değerli
arkadaşlarım biz bir imparatorluk toplumu içinde yaşadık.
Dünyanın insanlık tarihinin yaşadığı en büyük
İmparatorluklarından birisini Osmanlı İmparatorluğunu içinde
bulundurduğumuz coğrafyada gerçekleştirdik bu coğrafyada yer
alan her bölgenin içerisinde bir araya geldiler ve bir büyük
imparatorluk oluşturdular. Bu İmparatorluğun güç günlere
girmesi ve dağılma sürecine başlamasıyla birlikte maalesef
bu insanların acılar, çileleri çok daha fazla artmak
durumunda kalmıştır. Yurtlarından göçmek, kopmak ve
anavatana yönelik bir göç hareketinin içinde yer almak
durumunda olmuşlardır. Bunları hepimiz çok iyi yaşadık
biliyoruz. Bizim toplumsal tarihimizin ortak vicdanı bu göç
dalgaları ile doludur ve bugün Anadolu’muzda Kafkasya’dan
kopup gelmek durumunda kalmış olan insanlar, kendi
kültürlerini de ayakta tutmaya çalışarak Türkiye’nin bu son
vatanında kendi kimliklerini sürdürme gayreti ve çabası
içindedirler. Bugün içinde bulunduğumuz tabloda Anadolu’daki
Kafkas Halklarının kendi değerlerini, kendi dillerini, kendi
kültürlerini, kendi kültürlerinin bütün temel unsurlarını;
müziklerini, folklorlarını, mutfaklarını, alışkanlıklarını,
geleneklerini, göreneklerini ayakta tutmaları hiç kuşku yok
ki Anadolu’da bir İmparatorluk sonrasında oluşan Anadolu
Medeniyetimizin, Anadolu kültürümüzün içinde çok büyük bir
önem taşımaktadır. Bunu bir tehdit konusu gibi anlamak, bunu
yok saymak, bunu yok sayma çabasına destek vermek kadar
yanlış bir şey olamaz. Anadolu’da artık biz yaşayacaksak
kendi tarihimizden vazgeçerek o tarihi oluşturmuş olan insan
topluluklarının kültürlerinden, değerlerinden vazgeçerek
yaşamak durumunda olmamız gibi bir anlayış kesinlikle kabul
edilemez. Biz Anadolu’da yaşamamızı kendi o büyük tarihi
derinliğimizde ki birikimlerimizi ayakta tutarak, onları
geliştirerek yaşatarak daha ileri bir yaşama ulaşacağımızı
bilmeliyiz.Tarihimizden koparak tarihimizi oluşturmuş olan
bütün zenginliklerimizi yok sayarak, yeniden sıfırdan bir
toplum haline gelmemizi kimse bizden beklememelidir. Biz
buraya tarihin içinden geliyoruz. Kimimiz Kafkasya’dan
geliyor, kimimiz Balkanlardan geliyor, kimimiz Ortadoğu’dan
Arabistan’dan geliyor. Her yerden gelenler kendi değerleri,
kendi kültürleri ile geliyorlar ve bırakınız gelsinler.
Onların her birisinin arkasında insanlığın yüz akı değerler
var, birikimler var, anlayışlar var. O anlayışların tümüne
şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nde oluşturmakta olduğumuz yeni
toplumun ihtiyacı var, bu yeni toplumun arkasında bu yetmiş
yıllık tarihimizin arkasında yüzlerce yıllık bir geçmiş var.
Osmanlı’dan öncesine kadar uzanan bir geçmiş var ve bu da
bizim en büyük gücümüzü oluşturuyor. Böyle bakmak gerekir
diye düşünüyorum ve bizim bugünün yarının Türkiye’sine bu
Türkiye’ye katkı vermiş ve bu Türkiye’yi oluşturmuş bütün
toplumların, bütün halkların kendi medeniyetlerinin, kendi
kültürlerinin değerlerinin, yansımasının bugün ve gelecek
için hepimize çok büyük bir zenginlik ve derinlik
kazandıracağına yürekten inanıyorum. Türkiye’ye bu derinlik
kazandıran toplumların arasında hiç kuşku yok ki en
önemlilerinden birisi olarak siz bulunuyorsunuz. Kafkas
toplumları bulunuyor. Tabii Kafkas dünyasının sadece tarihi
ve değerleri değil bu bugünü ve geleceği de bizi yakından
ilgilendiriyor.Hiçbir zaman unutamayız unutmamalıyız.
Maalesef dünyanın böyle bölgelerinde özgün toplumların
otantik halkın yerli kültürlerin ezilmesine dağılmasına ve
çözülmesine yönelik baskıları bize gösteriyor. Bu tabii
insanlığın önemli bir sorumluluğudur. Barış, huzur,
kardeşlik ama herkesin kimliğini koruyarak, kimliğine saygı
görerek, kimliğini açıkça ortaya koyarak ve onun gereğini
yaparak bir huzur içinde, uyum içinde, kardeşlik içinde,
barış içinde bir yaşamı güvence altına alma ihtiyacı var.
Yani kimlikleri yok eden, yok sayan, onları ortadan
kaldıran, onların ortadan kaldırılmasına göz yuman istikrar
adına, barış adına, görmezlikten gelmeyi tercih eden bir
dünya düzeni ne yazık ki etkisiz kılınamamıştır. Hala bu
anlayışın dünyanın pek çok yöresinde ve özellikle
Kafkasya’da yürümekte olduğunu görüyoruz. O nedenle
Kafkasya’da yaşanan acılara ilgisiz kalmamız kesinlikle söz
konusu olamaz.Kafkasya’da var olan tablo Kafkas Kültürünü
Anadolu’ya taşımış olan ve Türkiye Cumhuriyeti içinde
giderek daha etkin daha saygın bir noktaya doğru gelmekte
olan insanlar hepsi bir arada birbirine güç katarak
yaşayabilmelidirler.Buna inanıyoruz ki sağlama doğrultusunda
yapılacak çalışmalara Federasyonumuz çok büyük katkı
verecektir.Bundan sonra da bu konularda çok daha etkin bir
biçimde Kafkas varlığını kimliğini ve sorunlarını bütün
yetkililerin önüne taşıyacaktır.Tabii gönlümüz istiyor ki
Kafkas Kültürünü Anadolu’ya taşımış olan insanlar, bugün
ekonomimizde toplumumuzun bütün alanlarında daha etkili,
daha ağırlıklı bir biçimde kendilerini yansıtabilsinler. Bu
kültürün içinden gelip şekillenmiş olan insanların
Türkiye’de ekonominin en önlerinde, en başarılı iş adamları
olarak yer almalarını sağlamak elbette sizin bugün
gerçekleştirmekte olduğunuz dayanışma sayesinde belki
gelecekte daha kolayca mümkün olacaktır. Buna hepimizin
ihtiyacı var. Kafkas toplumlarının Türkiye’de toplumsal
alanın her kesiminde bilim alanında, üniversitelerinde,
çeşitli toplumsal önderlik alalarında çok saygın isimlerle
teslim edilmekte olduklarını biliyoruz. Önümüzdeki dönemde
bunun da daha ileri bir noktaya taşınabileceğini umut
ediyorum, düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım bu girişiminizden duyduğum memnuniyeti,
sizlerin bu girişiminizle bir dayanışma içinde olduğumu ve
heyecanlandığımı, bu çabanızdan dolayı heyecanlandığımı ve
bu girişimin başarıya ulaşması ve daha da ileriye
götürülmesi gerektiğine yönelik inancımı ifade etmek için
aranıza geldim. Sizleri Türkiye’nin dört bir köşesinden
buraya koşup gelmiş, bu Federasyona katkı yapan insanlar
olarak bir adara görmek beni çok mutlu etti. Hepinizi tekrar
yürekten kutluyorum, sizlere başarılar diliyorum.
DYP GENEL BAŞKANI SAYIN MEHMET AĞAR’IN KONUŞMASI
Sayın Divan, değerli yönetim kurulu ve
saygı değer konuklar, sizlere enderin şükranlarımı sunarım.
Ben, şahsım, Doğru Yol Partisi ve bugün burada beraber
olduğumuz Sayın Bekir Sami Daçe, Mümtaz Yavuz, Saffet Arıkan
Bedük ve Bülent Kuşhanoğlu adına da hepinize en içten
saygılarımızı, hürmetlerimizi sunuyoruz. Gerçekten bugün
farklı bir programımız vardı. Saffet Arıkan Bedük Bey’le
ancak daha sonra bu programımızı erteleme imkanı bulduk ve
buraya geldik. Fevkalade de doğru bir iş yaptığımızı bu
ziyaret dolayısıyla bir kere daha görüyorum. Biraz önce
sayın Ünal’ın çok aydınlatıcı meseleyi ve Federasyon’un
taleplerini, görüşlerini varmak istediği noktalar konusunda
ortaya koyduğu sağlam düşünceleri duyarak ben fevkalade
mutlu oldum. Yaşanan kaderlerimizin hepimizin bağlı olduğu
geleceğimize kaderlerde kaderimizin müşterek olduğu bu
topraklar üzerindeki hassasiyetini camia adına anlatışını ve
çok vukufiyet içerisindeki anlatışından ben şahsen çok
memnuniyet duydum. Benim Kafkas toplumu ile tanışmam ilkokul
3. sınıfta oldu. Bir roman okumuştum. Orada Sultan Abdül
Aziz Hanın eniştesi Çerkes Hasan Bey’in Beyazıtta’ki Konak
baskınıyla sonuçlanan olayını ve sonrasını okuduğum vakit,
çocuk yaşta bende çok önemli tesirler yaptı. Bir karakter
yapısının, bir haksızlığa karşı olan isyanı ve bu çerçeve
içerisinde ailesini, haysiyetini koruma çabasında gözü
karalığını gördüm. Daha sonra Kafkas toplumunun çok değerli
insanlarını, tarihe geçmiş, bugün rahmetle anacağımız
insanların, gerek İmparatorluğun çökmesine mani olmak
konusunda ki cansiperane gayretleri ve daha sonra da
istiklal mücadelesinde gerçekten çok önemli, çok sonuç alıcı
çalışmalarını, hizmetlerini ve o günden bugüne kadar da
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu noktalardan daha ileri seviyelere
ulaşması için bir vakar içerisinde, bir ağırbaşlılık
içerisinde, tarihsel çizgiye sağlam bağlılık içerisinde ama
bir noktada bile zarar vermeyi düşünmeksizin hep faydalı
olmak konusunda ki sürekli gayretlerini yakinen bilerek
yaşayarak geldim. Uzun süren devlet hayatımızda da kısa,
sayılacak bir siyaset hayatı içinde de bu toplumun
mensupları ile yan yana, omuz omuza çalıştık. Bir an bile
eksik olmayan vatanseverlik duyguları, görevşinaslık,
mertlik, dürüstlük, arkadaşlarının arkalarını her zaman
dönerek omuz omuza yürümek konusunda sağladıkları
rahatlıklarını yakinen teşhis edegelmişimdir.
Dünyamızın
büyük değişim, gelişim gösterdiği bir süreci yaşıyoruz ve
sonuçta bu süreç ile dünyada her saniye farklı olayların
olageldiğini görüyoruz. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla,
Dünya yeni bir değişim sürecini henüz tamamlamamışken 11
Eylül’de ortaya çıkan yeni bir güvenlik konsepti, Dünya’ nın
karşı karşıya kalmış olduğu asimetrik terör tehdidi ve bu
tahdidin temel geçiş noktaları arasında var olan Türkiye ve
Türkiye ile birlikte, Türkiye’nin laik, demokrat, Müslüman
nüfustan oluşan yapısıyla bu yeni oluşumun temel
noktalarından belirleyici noktalarından birisi, bir ülke
olması dolayısıyla önümüzdeki günlerin Türkiye açısından çok
daha önemli olduğunu görmek mecburiyetimiz vardır.Ve elbette
ki Dünya’nın enerji hammaddelerine geçiş yolları üzerinde
olan Kafkasya’nın Avrasya dediğimiz Dünya’nın en önem
verilen bir bölgesinin anahtarı oluşu kilit noktasındaki
oluşu, Kafkas toplumlarını sadece Türkiye açısından değil,
Dünya açısından da fevkalade önemli fonksiyonları ifa
edecekleri bile her türlü izahtan varestedir. Tabii bu
sürecin Türkiye’de yeni bir değişimin sancılarını yaşatacağı
açık ve aşikardır. Dünyadaki demokratikleşme, özgürleşme
insan hakları gibi vazgeçilmesi mümkün olamayan evrensel
değerleri, kendi öz değerleriyle bütünleştirme konusunda her
türlü gayretin içerisinde olan Türkiye, mutlak bir şekilde
bugünün ötesinde bir performansın, bir büyüklüğün sahibi
olmak mecburiyetindedir.
Sayın Ünal’ın çok doğru bir şekilde izah ettiği, benim de
bir katkıda bulunmak istediğim konu şudur. Türkiye
Cumhuriyeti bir büyük imparatorluğun varisidir ve bu
imparatorluk üç kıtada yüzyıllarca 600 yıl hüküm sürmüş ve
çok sayıda farklı insan topluluklarını iki temel unsurla
bunların bir tanesi adalet, bir tanesi hoşgörü gibi iki
temel unsurla yıllarca yıllarca yönetebilme imkanını
bulmuştur İmparatorluğun dağılması sonucunda ve 1864 gibi
tabi herkese hüzün veren hatırladıkça büyük acıları içinde
barındıran çeşitli sürgün olayları, ayrıca 93 harbi gibi bir
meşhum Türk siyasetinde Türk devlet hayatında varolan
olaylarında dışında sonuçta 1914’te başlayan dağılma
süreciyle birlikte bir vatan yaptığımız Anadolu gibi Trakya
gibi büyük cennet toprakların vatanımız olarak
benimsediğimiz uğrunda bin seneden beri kan döktüğümüz, ter
döktüğümüz, göz yaşı döktüğümüz, hayatımızı her seferinde
ortaya koyduğumuz bu topraklarda bir müşterek kaderin
sahibiyiz. Bu müşterek kader içerisinde iyi ile kötüyü
müşterek paylaşmak mecburiyetindeyiz. Şükürler olsun ki
Kafkas Toplumlarımızın insanları bütün bu süreç zarfında hep
vermeyi önde tutan bir anlayışın sahibi olarak hakikaten bir
zerre bir katre bile zarar verilmemesi konusunda her türlü
fedakarlığı, feragatı hep beraberce göstermişler onlarda bu
süreç içerisinde devlet ve siyaset makamlarında temsil
kabiliyeti yüksek ve milletimize büyük hizmetler veren
makamların sahipleri olarak, tarihimize geçmişlerdir ve
geçmeye de devam edeceklerdir. Dünyada ortaya çıkan
değişimlerin getirdiği sonuçlar itibariyle elbette ki kök ve
kültürün varolduğu bugün ki fiziki sınırlarımızın ötesinde
kalan alanlar içerisinde de bu ilişkilerin sürdürülmesinin
büyük faydaları vardır ve olmalıdır. Elbette ki
demokratikleşme, uyum, dünya ile bütünleşme süreci
içerisinde temel bütün olanaklar konusunda bir gevşekliği
noksanı olmayan zaten büyük bir iyi niyetle hep birlikte
yürütmeye çalıştığımız bu yolculuğun içerisinde kültürlerin
gelişmesi, yaşaması sınırlarımız ötesindeki ilişkilerin
güçlendirilmesi ve bütün bunların hepsi yapılırken Türkiye
Cumhuriyeti’nin ilkeleri, var olan Anayasada oluşmuş
toplumsal uzlaşmanın mutabakatın daha güçlü olarak
yaşatılması ve bu güçlülükten doğan birliğin, beraberliğin
muhafaza edici bütün unsurlarda kullanmak suretiyle,
Türkiye’yi çok ilerlere doğru taşımak mecburiyetinde
olduğumuz açıktır. Bütün bunlarda yapılırken elbette yeni
neslin genç neslinde tarihi kökleri konusunda bilgi sahibi
olması ve biraz evvel toplantının açılışında muhterem
büyüğümüzün fevkalade büyük bir dirayetle çok güzel bir
şekilde ortaya koyduğu geleneğin yaşatılması konusunda ki
rahatlıklar toplumun her kademesinde var olmalıdır.
Hepimizin içerisinde varolan temel irade Türkiye’nin bugün
belki de 1920 şartları, şükürler olsun milletimize hiçbir
zaman öyle günler bir daha görülmesin Allah bütün kötü
günleri uzakta tutsun, ama o ölçüde daha farklı bir
mücadelenin varolması gelen dönemlerde yine güçlü bir
beraberliğin, yine güçlü bir kader birliğinin, yine güçlü
bir yolculuğun hep birlikte yapabilmenin toplumsal iradesini
ortaya koymalıyız. Temel benim şahsi bakış açım kendisinin,
ailesinin, çoluk çocuğunun, istikbalini, kaderini,
geleceğini bu topraklara ve bu topraklarda ki güce büyüklüğe
bütünlüğe bağlamış olmaktır. Böylesine bir dünyanın üzerinde
gerçekten jeopolitik konumu coğrafi konumu çok önemli ve bir
büyük imparatorluğun varisi olması dolayısıyla tarihinden ve
işgal ettiği coğrafyanın kendisine sağladığı avantajlardan
dünyanın geleceğine dünyanın bugün karşı karşıya bulunduğu
şartlarda göz önüne alındığında en güçlü ülkelerinden birisi
olmaya aday Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda varolan bir
büyük toplumsal birleşmenin uzlaşmanın ortaya çıkardığı
mutabakatı daha güçlü bir şekilde sağlamaya da, uygulamaya
da mecburdur bunu yapmak siyasetin temel görevidir. Kafkas
Toplumları tarih boyunca önce imparatorluğu en zor gününde
büyük fedakarlıkların sahibi insanlar olarak Sarıkamış’tan,
Trablusgarp , Galiçya’ya, Yemen cephelerine kadar seçkin
subay kadrolarıyla yeri geldiğinde elleriyle kılıca kadar,
süngüye kadar varolan muharebelerde en ön saflarda
hizmetlerin sahibi olanlar daha sonrasında İstiklal
Savaşında da hemen aklıma gelen Kuşçu başı Eşref gibi bir
önemli ismi ortaya koyduğu çok önemli katkılarda ve ismi çok
sayıda sayılacak önemli insanların katkılarını her
seferinden bu ülkenin bu toprakların büyümesi
güçlendirilmesi bekasının muhafazası yönünde tarihsel
hizmetlerin sahibi olmuşlardır. Ben bugün ki toplantıdan
çıkan sonucu da şimdiden görüyorum ki Türkiye’nin daha da
güçlenmesi dünyanın sayılı on büyük devleti arasında
varolması içinde daha büyük hizmetlerin sahibi olacakları
açıktır. Elbette ki bu gelişen değişim şartları içerisinde
ortaya koydukları bir takım istemler konusunda da büyük bir
iyi niyete dayalı bütünlüğü savunucu, bütünlüğü zedelememek
konusunda büyük bir hassasiyetin sahibi olduklarını çok
yakinen bu toplantıda teşhis ettiğim gibi
iyileştirmelerinde sağlanacağı açık bir gerçek olarak
önümüzde durmaktadır. Türkiye toplumsal
bütünlüğünü,toplumsal huzurunu sağlamış büyük hedeflerin
sahibi olan ülke olmak durumundadır. Türkiye’de büyüme
zenginleşme ve bunun ortaya koyacağı güçlü bir siyaset
izleyebilmeyi bu yolla sağlayacaktır. Bölgenin en güçlü
silahlı gücüne sahip en geleneği güçlü silahlı gücüne sahip
Türkiye Cumhuriyeti elbette ki, gerek Ortadoğu, gerek
balkanlar, gerek hiç şüphesiz ki Kafkasya ve Orta Asya
politikalarında çok daha etkin olmak durumundadır.Bugün
meseleleri seyretmek yerine belirleyici konumda olmak en
azından belirleyici konumda olan aktörlerle birlikte aynı
sahnenin içerisinde yer alabilmek kabiliyetine sahip
olabilmelidir. Türkiye’nin potansiyeli buna müsaittir.Bu
potansiyeli aksiyon haline getirerek siyasi heyetlere siyasi
açılımlara ihtiyacı vardır.Türkiye tokalaşacak ancak asla
bükülmeyecek bir dış siyasetin sahibi olmak
mecburiyetindedir. Bugününde ve yarınında Türkiye’yi
fevkalade önemli şekilde etkileyecek Kıbrıs Meselesi bir
kırılma noktası olarak Türkiye’nin karşısındadır. Tarih
Türkiye’nin eteklerinden çekmektedir. Türkiye bütün bu
meseleler beni ilgilendirmez diyerek meselenin içerisinden
sıyrılıp gidebilme hakkına sahip değildir. Etrafınızdaki
toprakların önemli bir bölümünü 100 sene evvelinde sizin
hükümranlık alanınız içerisinde olduğu gerçeği dikkate
alındığında Türkiye’nin bugünün ötesinde belli başkentlerin
empozesinin dışında kendi iç bütünlüğü ve büyüklüğünü en
sağlam dokularla sarsılmaz bir şekilde bağlama ve bunlarla
birlikte bu bütünlüğün kendisine vereceği güçle birlikte
yolunu açma ve bu yolun üzerinde yine her zaman olduğu gibi
tarihte iz, gelecekte ses bırakacak bir büyük ülke olmak
mecburiyetindedir.Tarihimizin sırtımıza yüklediği mesuliyet
budur ve bu mesuliyeti idrak içerisinde milletin bize
verdiği görevi yapabilmekte Allah’tan en büyük
temennimizdir.
Böylesi bir günde başka konuşacak konukların olduğu
gerçeğini unutmaksızın ve burayı bu güzel topluluğun
konuşmalarını izlemek üzere arkadaşlarımız varolacaklar.
Buradan çıkan sonuçlar bizim için fevkalade önemli
olacaktır. Bizi bağışlarsanız bir başka programlarımızı
sürdürmek üzere değerli topluluğumuzdan, değerli
kongremizden müsaade almak durumundayız. Her zaman olduğu
gibi Türkiye’mizin geleceğini de, Kafkasya’mızın geleceğini
de daha mutlu günlere, daha az üzüntülü günlere, daha
fonksiyonel olmak suretiyle oralarda 200 yılı aşkın süredir
kanayan yaraların kapanmasında derman olacağımız
güçlü,dirayetli bir Türkiye’nin özlemi içerisinde olduğumuzu
hep birlikte bir müşterek hissiyat olarak vurguluyorum ve
hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
|