KAFFED III. OLAĞAN GENEL KURULU

AÇILIŞ KONUŞMASI

02.12.2007


Cihan Candemir
Genel Başkan


Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun 3. Olağan Genel Kurulunun Değerli Kongre Delegeleri ve Değerli Misafirler hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken , geçirdiğimiz iki yıllık dönemde benimle birlikte görev yapan tüm yönetim kurulu üyesi arkadaşlarıma; çalışmalarımıza katılan, destek olan ve bugün sayıları 57’ ye ulaşmış olan derneklerimizin yöneticilerine; dışarıdan maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen tüm dost hemşerilerimize; ve Federasyonumuzun yükünü taşıyan bir elin parmakları sayısındaki, adları profesyonel ama ruhları amatör çalışan arkadaşlarımıza huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Çünki geçen iki yıllık dönemde yapılan, başarılan bir şeyler oldu ise bunda tüm bu arkadaşlarımızın katkısı ve emeği bulunmaktadır. Yapılacak her teşekkür, söylenecek her minnet sözcüğü içerisinde onların payı vardır. Tüm Çerkes toplumu adına ve şahsım adına bu şükran duygularımı ve teşekkürlerimi  öncelikle paylaşmak istiyorum.

Geçmiş iki yıllık dönemde, çok kısıtlı maddi imkanlarla Çerkes toplumunun kültürünün ve dilinin yaşatılması için bir şeyler yapmaya çalıştık. Kafkas derneklerinin federasyon çatısı altında bir araya gelmesi, derneklerin faaliyetlerde önemli bir gelişme sağlamıştır. Kaffed, faaliyetlerini her gün daha profesyonel şekilde sürdürmektedir. Son dönemde açılan dil kursu eğiticilerinin yetiştirilmesi, derneklere kurslar için gerekli eğitim materyalinin hazırlanması, Kafkasya’ya yönelik çocuk kampları, Kafkasya’daki üniversitelere öğrenci gönderilmesi, Türkiye’nin her bölgesinde kitlesel katılımlı kültürel şenliklerin düzenlenmesi, Nart dergisinin düzenli olarak yayınlanması, toplumsal/kültürel taleplerin dile getirilmesi gibi pek çok önemli çalışma, derneklerimizin bir araya gelmesi sonucu gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Biraz sonra iki yıllık dönemde yapılan faaliyetlerimiz sizlere görsel olarak sunulacaktır. Sizin de göreceğiniz gibi iki yılımız faaliyetlerle dolu dolu geçmiştir.

Ama bu gün karşınıza çıkarken yapabildiklerimizin gururu ve öğüncü içinde değiliz. Çünki yapılması gerekenler, yapılanların yanında o kadar çok ki. Kültürümüzün dilimizin yaşatılması adına, Çerkes toplumunun asimile olmadan, yok olmadan onuru ile var olabilmesi adına, Türkiyede demokrasi ve insan haklarının gelişmesi adına, Kafkasyadaki cumhuriyetlerimiz adına yapılacak çok şey var. Ben şu anda önümüzde yapılması gereken bu kadar büyük işlerin karşısında herhangi bir eziklik duymadan mücadeleye hazır olmamız gerektiğini düşünüyorum. Gelecek dönemde yönetimlerde görev alacak arkadaşlarımıza şimdiden başarı diliyorum.

Dolayısıyla ben bu gün yaptıklarımızdan çok yapılması gerekenleri siz sayın genel kurul katılımcıları ile paylaşmak istiyorum. Aslında girişte dağıtılan kitapçığın içinde 2007-2009 döneminde yapılması gereken ana hedeflerimizi kısa bir metin halinde de olsa yazılı hale getirmiş bulunuyoruz. Ben sizlere bu konuları biraz daha detaylı olarak, ama sizleri de sıkmadan açıklamaya çalışacağım.

Uzun vadede bir plan çerçevesi içinde yapılması gereken konuları üç ana başlık altında toplamamız mümkündür. Bunlar:

1-     Türkiye’deki çalışmalar;

2-     Kafkasya ile yapılacak çalışmalar;

3-     Çerkes diyasporasının yaşadığı diğer ülkelerle ve Avrupa Çerkesleri ile yapılacak çalışmalar olarak gruplamamız mümkündür.

l Türkiye'de yapılacak çalışmalar çok boyutludur. Bunların başında Türkiye’nin demokratikleşme sürecine yönelik olan  ve aynı zamanda kültürümüzün ve dilimizin yaşatılması için yapılacak çalışmalar gelmektedir.

Dilimizin ve kültürümüzün yaşıtılması dediğim anda hafızam hemen geçmişe gidiyor. 1970'li yıllarda, ağır sıkı yönetim koşullarında, folklorik çalışmaların dışında çalışmalara ve yazılara müsaade edilmeyen dönemler aklıma geliyor. Kafkasya ile ilgilenen, okuyan yazan aydınlarımızın kendi hemşerilerimiz tarafından dahi “komünist” diye suçlandığı, dışlandığı, polis tarafından fişlendiği günleri hatırlıyorum. Daha sonra, 1982 ihtilali sürecinde dernek yöneticisi oldukları için, Çerkes kültürü adına çalışma yapmaktan gayrı hiç bir suçu olmadan hapse atılan, işkence gören arkadaşlarımızı hatırlıyorum. Bu arkadaşlarımızdan bazıları şu anda aramızdalar. 82 ihtilali döneminde, birlikte görev yaptığımız Rahmi Tuna ile, ki o da ihtilalin ilk günlerinde göz altına alınıp daha sonra bırakılmıştı, Bağlarbaşı derneğimizdeki suç unsurlarını yok ettiğimiz günler gözümün önüne geliyor. Bu suç unsurları neydi, biliyor musunuz? O günlerde yayınlanan Yamçı dergileri, Murat Özden arkadaşımızın hapis yatmasına neden olan “Çerkeslerin Ulusal Sorunu” adlı kitaplar, Kafkasya’dan gelmiş Kiril alfabesi ile yazılı kitaplar. Aslında neyin suç unsuru olabileceğini dahi bilemiyorduk. Dolayısıyla bu materyalleri yok etmek suretiyle derneğin kapatılmasına neden olabilecek hiç bir şeyi bırakmamaya karar vermiştik. Bu yayınları önce Rahmi Tuna ile  derneğin salonundaki bir sobada yakmaya çalışmıştık. Fakat borusu yan tarafa açılan sobadan çıkan yoğun dumanın hemen derneğin arkasındaki jandarma garnizonunun dikkatini çekeceğinden korkarak, arabamızı kapıya yanaştırıp kitapları jandarmaların devriye arasında arabaya yüklemiştik. Bağlarbaşı'ndan, Haremdeki şantiyemize kadar bir kaç kilometrelik yolda jandarma barikatlarının dikkatini çekmemek için eşim ve henüz 3-4 yaşındaki çocuğum Azemeti’de öne oturtmuş, böylece o günün “tehlikeli yayınlarını” derneğimizden kaçırabilmiştik. İşte o günlerden bu günlere geldik. O günlerde yasak olan, insanları hapishanelerde süründüren, işkencelere maruz bırakan yayınlar bu gün çok masum ve zararsız sayılıyor. Dilimiz ile ilgili kursları açıp kitapları basabiliyoruz. Etnik bir grubu temsil eden parti Türkiye Büyük Millet Meclisinde, geçmişte insanları hapse götüren fikir ve düşünceleri söyleyebiliyorlar. Bu gün artık geçmişte görev alan anlı şanlı paşalarımız, o dönemlerde yapılan kültürel baskıların, asimilasyoncu politikaların hiç bir yarar sağlamadığını ve yanlış olduğunu ifade ediyor ve öz eleştiri yapıyorlar.  Bu çerçevede bakın Sayın Evren Paşamız ne diyor: “Şimdi silahlı mücadele kısmı ayrı, ama bizim vatandaşlarımızı benimsememiz lazım. Onlar dillerini konuşsunlar, kültürlerini yaşasınlar. Kaynaşmamız lazım onlarla. Bu iş kavgayla yasakla olmaz. Dillerini konuşsunlar tabii, ama eğitimin, tedrisatın Türkçe olması lazım.” Emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın şu tespitleri de çok önemli: “O dönemde sosyal istekleri iyi tahlil edemedik. Olayları adli vaka boyutundan çıkarıp ciddi bir sosyolojik analiz yapmamız mümkün olmadı. Daha açık bir ifade ile biz olayın sosyal yönünü görememişiz, bu nedenle sorunu zamanında çözememişiz, Dolayısıyla sağlıklı bir entegrasyonu gerçekleştirememişiz.” Buna başka isimleri ve benzer tespitleri eklememiz mümkün. Tüm bunlar yeterli mi? Elbette değil. Daha demokratikleşme süreci, kültürel barışma süreci tamamlanmış değil. Ancak bizim neslimiz bu müthiş değişim sürecini yaşıyor.

Bunları niçin anlatıyorum? Çünki bugün 30 yaş ve altındaki gençlerimiz bu dönemi yaşamadılar ve bilmiyorlar. 30 yaş üstündeki büyükler de ya unuttular, ve ya derneklerin çevresinde olmadıkları için farkında bile olmadılar. Şimdi bize düşen görev bu dönüşüm sürecine pozitif katkıda bulunmaktır.

Yaşanan sürecin getirdiği olumlu kültürel açılımların yanında bu süreci tehlikeye düşürecek riskler de mevcuttur. Bunların en önemlisi şudur: Globalleşen dünyada ulusal bazda gelir dağılımını hızla bozulmaktadır. Siyasi ve askeri gücü elinde bulunduran ülkeler dünya kaynaklarını kontrol altına almak için kaba ve adaletsiz güç kullanmaktan çekinmemektedir. Bunun sonucunda etnik milliyetçilik ve şovenizm, yani Nasyonalizm veya dini radikalizm yeniden hortlamakta, etnik kavgaların körüklenmektedir. Globalleşen dünyadaki, kaynakları paylaşım savaşınıda, stratejik konumu ile güçlü bir Türkiye’nin istenmemesi olasılığı her zaman mevcuttur. Ayrıca bir modernleşme projesi olan Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin kesintiye uğrama tehlikesi de vardır. Avruplı ülkelerin bir kısmı  iki yüzlü yaklaşımları ile, daha önce diğer katılımcı ülkelerin önüne sürmedikleri ulusal hassasiyet içeren konuları Türkiye’nin önüne devamlı ön şart olarak sürmektedir. Bu dayatmalar ve hırpalamalar, Türk halkını bu önemli projeden soğutmakta, Türkiyede de nasyonalizm veya dini fanatizmi körüklemektedir. İşte bu dönemde bizler düşen görev Türkiye’yi yolsuzlukların yapılamadığı, halkın kültür ve inanç farklılıklarının zenginlik olarak benimsendiği, demokrasisi gelişmiş,  bir ülke haline getirebilecek  Avrupa Birliği projesinin gerçekleşmesi için yılmadan çalışmaktır. İnsanların tarih boyunca yaşadıkları kültürlerini, var olan dillerini yaşatmasının ülkeyi bölmeyeceğine, bilakis kendini özgürce ifade edebilen insanların hoşgörü içinde yaşayabileceğini, ülkenin birliğini ve bütünlüğünü güçlendireceğini anlatmaktır. Türkiyede gelişen demokrasi, uzlaşma kültürü, karşılıklı hoşgörü hepimizin ekmek gibi su gibi yaşamsal ihtiyacıdır. Çerkes halkının da, diğerlerinin de kültürü ve diliyle var olması buna bağlıdır. Biraz önce geçmişte yapılan hatalardan, ve alınan derslerden  kısa örnekler vermiştim. İşte geçmişte yapılan hatalardan ders alarak Türkiye’yi ileri taşımak konusunda, demokrasinin önündeki engellerin kaldırılmasında bizlere önemli görevler düştüğüne inanıyorum.

Bu çalışmaların sonuca ulaşabilmesi için Derneklerimizin kurumsal yapılarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Onun için geçmiş dönemlerde başlattığımız yöneticilerimize ve gençlerimize yönelik eğitim çalışmaları çok önem taşımaktadır. Derneklerimizin üye tabanlarını genişletmesi, tabanları ile bütünleşmesi, gençlerimizin yapılan çalışmalara daha çok katılımının sağlanması önümüzdeki dönemlerde bıkmadan usanmadan üzerinde çalışmamız gereken konulardır.

Tabii bunları yaparken finansal desteklerin gereğinden söz etmeden geçemeyeceğim. Aslında derneklerimizi yaşatmak için federasyonumuzun etkinliğini artırmak için çok büyük kaynaklara ihtiyaç yoktur. Bu gün Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin nüfusunu milyonlarla ifade ediyoruz. Ben şöyle bir hesap yapıyorum: Diyelim ki, duyarlı  bir milyonluk Çerkes olsa ve her bir yılda 1 YTL, evet lokantada hesap verirken bahşiş diye vermeye utandığınız 1 YTL yi verse yılda 1 milyon YTL eder ki, bu Federasyonumuza da, tüm derneklerimize de yeter. Bu parayla neleri yapmayız? Elinizdeki broşürde geçmiş yıllardaki gelir gider tablolarımız ve gelecek döneme ait tahmini bütçemiz yer alıyor. Geçmiş dönemlerdeki gelirlerimizin büyük bölümünü de Avrupa Birliği fonlarından sağladığımız proje paraları oluşturuyor. Şimdi soruyorum size: Bu işte bir terslik yok mu? Evet bir büyük bir terslik var. Ya biz yeterli sayıda yokuz Türkiyede, veya, yeterli duyarlılığa sahip değiliz. Sizce hangisi doğru? Ben diyorum ki biz Türkiye’de milyonlarla varız ama Kurumlarımıza yeterince sahip çıkmıyoruz. Çünki kültürümüzle, dilimizle yok olmanın eşiğine geldiğimizin farkında değiliz.Tehlikeyi göremiyoruz. Önümüzdeki dönemlerde bu duyarlılığı artırmak, derneklerimize ve federsayonlarımıza sahip çıkmak yönünde daha çok çalışmalar yapmamız gerekiyor. Türkiye de yapılması gereken temel çalışmalar bunlardır.

l Kafkasya ile ilişkilere gelince, yapılacak çalışmaları  Kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi ile Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlık mücadeleleri yönünde yapılacak katkılar olarak ikiye ayırmak durumundayız. Kafkasya’daki Cumhuriyetlerle olan ilişkilerimiz kültürel ve ekonomik çalışmalarımızda çok önemlidir. Bu ilişkileri en geniş kapsamda kuran ve yürüten yine en büyük kuruluşumuz Kaffed’dir. Kültürel çalışmalar, dilimizin yaşatılması için yapılan çalışmalar, gençlerimizin tatil amaçlı Kafkasya’ya gönderilmesi, üniversitelerde okumak için gençlerimize olanak sağlanması, dönmek isteyeyenlere yol gösterilmesi gibi çok geniş alanda yapılan çalışmalar yine Federasyonumuzun faaliyet alanı içindedir.. Dünya Çerkes Birliği örgütümüzün de destekleri ile bu  faaliyetlerimizin düzeyini yükseltmek, faaliyetlerimiz süresince ulusal düzeyde hata uluslar arası düzeyde diplomasi yapmak ta gelecek dönemlerde bizi bekleyen görevlerdir.

Abhazya için ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Abhazya’nın bağımsızlık yolunda yaptığı çalışmalara destek vermemiz kaçınılmaz görevimizdir. Bunun  yanında  Abhazya ile yukarıda saydığımız kültürel ve ekonomik işbirliği faaliyetlerini yürütmemiz gerekmektedir. Evet, Abhazya bu gün de-facto bağımsızdır. Ekonomik olarak kalkınması, nüfusunu artırması, uluslar arası arenada tanınması için önümüzde yapılması gereken çok iş var. Devlet Başkanı Sayın Sergey Bagapş liderliğinde, Abhazya hükümeti bağımsızlık yolundaki çalışmaları, her türlü engellemeye rağmen büyük bir dirayet ve siyasi maharet ile yürütmektedir. Federasyon olarak, Abhazya’ya yönelik tüm çalışmalarda bize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve bundan sonra da yapacağız. Abhazya için yapacağımız her katkı Güney Osetya için de yapılmış olmaktadır. Asetin kardeşlerimizin mücadelesini Abhazların bağımsızlık mücadelesinden ayrı tutmak mümkün değildir. Tarih boyunca kendi topraklarında azınlık haline getirilen, Sovyet döneminin siyasi oyunlarıyla hakları elinden alınan, hatta yok edilmek istenen kardeşlerimizin haklı mücadelelerinde katkıda bulunmak tarihi sorumluluklarımız arasındadır. Bu sorumluluklarımızın idraki içindeyiz. Görevlerimizi yılmadan, bıkmadan, ve küsmeden yerine getirmek konusunda da kararlıyız.

Kuzey Kafkasya bölgesindeki istikrar Çeçenistan’ın istikrarına bağlı hale gelmiştir. Çeçen halkı savaş süresince çok ağır kayıplara uğramıştır. Dileğimiz artık barış ortamının Çeçenistanda ve  tüm Kuzey Kafkasya’da egemen olması, Çeçen halkının en kısa sürede yaralarının sarılmasıdır. Mülteci olarak Çeçenistan dışında yaşamak zorunda kalanların geri dönerek vatanlarında huzurlu bir yaşama kavuşmaları yolunda yapılacak çalışmalara destek vermemiz de bizden beklenecek görevler arasındadır.

l Kafkasya dışında üçüncü ülkelerde yaşayan hemşerilerimize baktığımızda oralarda da bizi bekleyen görevler vardır. En büyük Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye’de Federasyonumuzun yaptığı çalışmalar dikkatle izlenmekte ve bizlerden destek beklenmektedir. Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa ülkeleri ve hatta Amerika’da yaşayan Çerkes kardeşlerimizle, gerek Dünya Çerkes Birliği bünyesinde, gerekse ikili ilişkilerle yürüttüğümüz çalışmalar bulunmaktadır. Ancak bunların da düzeyi yetersizdir. Daha sıkı ilişkiler içinde yardımlaşmak, sinerji oluşturmak zorundayız. Ortak kültürel çalışmalar, gençlik değişim programları, dil çalışmalarında deneyim aktarımı, AB için ortak projeler geliştirmek gibi bir çok faaliyet alanı bizim çalışmalarımızı beklemektedir.

Sayın Kongre katılımcıları, size bu kısa süre içinde Federasyonumuza tarihimizin yüklemiş olduğu görevleri kısa başlıklar halinde sunmaya çalıştım. Gördüğünüz gibi bizi bekleyen görevler çok kapsamlı ve ağırdır. Seçilmiş sayılı insanın zamanı, maddi imkanları ve gayretleri tüm bu görevleri başarmaya yetmez. Bunları başarabilmek ancak toplumsal destek ve yardımlaşma ile mümkündür.   Bu gün seçeceğimiz heyete vereceğimiz oylar ile görevimiz bitmeyecektir. Sözlerime son verirken diyorum ki, evet bizler yeni bir kadro ile 2 yıl daha göreve talibiz. Ancak sizlerin kalıcı destekleri başarıyı getirecektir. Yukarıda özetlemeye çalıştığım işleri başarmak için vereceğiniz oyları aynı zamanda desteğinizin de bir taahütü olarak değerlendiriyoruz. Vereceğiniz desteklerle kültürümüzün, dilimizin yaşatılması yolunda yapacağımız çalışmalarda Allah yardımcımız olsun.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, 3 genel kurulumuzun sonuçlarının Federasyonumuz için hayırlı olmasını diliyorum.

 
 

 

..
...