|
Kafkas
Dernekleri Federasyonu’nun 3. Olağan Genel Kurulunun
Değerli Kongre Delegeleri ve Değerli Misafirler
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime
başlarken , geçirdiğimiz iki yıllık dönemde benimle
birlikte görev yapan tüm yönetim kurulu üyesi
arkadaşlarıma; çalışmalarımıza katılan, destek olan
ve bugün sayıları 57’ ye ulaşmış olan
derneklerimizin yöneticilerine; dışarıdan maddi ve
manevi desteklerini esirgemeyen tüm dost
hemşerilerimize; ve Federasyonumuzun yükünü taşıyan
bir elin parmakları sayısındaki, adları profesyonel
ama ruhları amatör çalışan arkadaşlarımıza
huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Çünki geçen
iki yıllık dönemde yapılan, başarılan bir şeyler
oldu ise bunda tüm bu arkadaşlarımızın katkısı ve
emeği bulunmaktadır. Yapılacak her teşekkür,
söylenecek her minnet sözcüğü içerisinde onların
payı vardır. Tüm Çerkes toplumu adına ve şahsım
adına bu şükran duygularımı ve teşekkürlerimi
öncelikle paylaşmak istiyorum.
Geçmiş iki
yıllık dönemde, çok kısıtlı maddi imkanlarla Çerkes
toplumunun kültürünün ve dilinin yaşatılması için
bir şeyler yapmaya çalıştık. Kafkas derneklerinin
federasyon çatısı altında bir araya gelmesi,
derneklerin faaliyetlerde önemli bir gelişme
sağlamıştır. Kaffed, faaliyetlerini her gün daha
profesyonel şekilde sürdürmektedir. Son dönemde
açılan dil kursu eğiticilerinin yetiştirilmesi,
derneklere kurslar için gerekli eğitim materyalinin
hazırlanması, Kafkasya’ya yönelik çocuk kampları,
Kafkasya’daki üniversitelere öğrenci gönderilmesi,
Türkiye’nin her bölgesinde kitlesel katılımlı
kültürel şenliklerin düzenlenmesi, Nart
dergisinin düzenli olarak yayınlanması,
toplumsal/kültürel taleplerin dile getirilmesi gibi
pek çok önemli çalışma, derneklerimizin bir araya
gelmesi sonucu gerçekleştirilen faaliyetlerdir.
Biraz sonra iki yıllık dönemde yapılan
faaliyetlerimiz sizlere görsel olarak sunulacaktır.
Sizin de göreceğiniz gibi iki yılımız
faaliyetlerle dolu dolu geçmiştir.
Ama bu
gün karşınıza çıkarken yapabildiklerimizin gururu ve
öğüncü içinde değiliz. Çünki yapılması
gerekenler, yapılanların yanında o kadar çok ki.
Kültürümüzün dilimizin yaşatılması adına, Çerkes
toplumunun asimile olmadan, yok olmadan onuru ile
var olabilmesi adına, Türkiyede demokrasi ve insan
haklarının gelişmesi adına, Kafkasyadaki
cumhuriyetlerimiz adına yapılacak çok şey var. Ben
şu anda önümüzde yapılması gereken bu kadar büyük
işlerin karşısında herhangi bir eziklik duymadan
mücadeleye hazır olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Gelecek dönemde yönetimlerde görev alacak
arkadaşlarımıza şimdiden başarı diliyorum.
Dolayısıyla ben bu gün yaptıklarımızdan çok
yapılması gerekenleri siz sayın genel kurul
katılımcıları ile paylaşmak istiyorum. Aslında
girişte dağıtılan kitapçığın içinde 2007-2009
döneminde yapılması gereken ana hedeflerimizi kısa
bir metin halinde de olsa yazılı hale getirmiş
bulunuyoruz. Ben sizlere bu konuları biraz daha
detaylı olarak, ama sizleri de sıkmadan açıklamaya
çalışacağım.
Uzun
vadede bir plan çerçevesi içinde yapılması gereken
konuları üç ana başlık altında toplamamız mümkündür.
Bunlar:
1-
Türkiye’deki çalışmalar;
2-
Kafkasya ile yapılacak çalışmalar;
3-
Çerkes diyasporasının yaşadığı diğer ülkelerle ve
Avrupa Çerkesleri ile yapılacak çalışmalar olarak
gruplamamız mümkündür.
l
Türkiye'de yapılacak çalışmalar çok boyutludur.
Bunların başında Türkiye’nin demokratikleşme
sürecine yönelik olan ve aynı zamanda kültürümüzün
ve dilimizin yaşatılması için yapılacak çalışmalar
gelmektedir.
Dilimizin
ve kültürümüzün yaşıtılması dediğim anda hafızam
hemen geçmişe gidiyor. 1970'li yıllarda, ağır sıkı
yönetim koşullarında, folklorik çalışmaların dışında
çalışmalara ve yazılara müsaade edilmeyen dönemler
aklıma geliyor. Kafkasya ile ilgilenen, okuyan yazan
aydınlarımızın kendi hemşerilerimiz tarafından dahi
“komünist” diye suçlandığı, dışlandığı, polis
tarafından fişlendiği günleri hatırlıyorum. Daha
sonra, 1982 ihtilali sürecinde dernek yöneticisi
oldukları için, Çerkes kültürü adına çalışma
yapmaktan gayrı hiç bir suçu olmadan hapse atılan,
işkence gören arkadaşlarımızı hatırlıyorum. Bu
arkadaşlarımızdan bazıları şu anda aramızdalar. 82
ihtilali döneminde, birlikte görev yaptığımız Rahmi
Tuna ile, ki o da ihtilalin ilk günlerinde göz
altına alınıp daha sonra bırakılmıştı, Bağlarbaşı
derneğimizdeki suç unsurlarını yok ettiğimiz günler
gözümün önüne geliyor. Bu suç unsurları neydi,
biliyor musunuz? O günlerde yayınlanan Yamçı
dergileri, Murat Özden arkadaşımızın hapis yatmasına
neden olan “Çerkeslerin Ulusal Sorunu” adlı
kitaplar, Kafkasya’dan gelmiş Kiril alfabesi ile
yazılı kitaplar. Aslında neyin suç unsuru
olabileceğini dahi bilemiyorduk. Dolayısıyla bu
materyalleri yok etmek suretiyle derneğin
kapatılmasına neden olabilecek hiç bir şeyi
bırakmamaya karar vermiştik. Bu yayınları önce Rahmi
Tuna ile derneğin salonundaki bir sobada yakmaya
çalışmıştık. Fakat borusu yan tarafa açılan sobadan
çıkan yoğun dumanın hemen derneğin arkasındaki
jandarma garnizonunun dikkatini çekeceğinden
korkarak, arabamızı kapıya yanaştırıp kitapları
jandarmaların devriye arasında arabaya yüklemiştik.
Bağlarbaşı'ndan, Haremdeki şantiyemize kadar bir kaç
kilometrelik yolda jandarma barikatlarının dikkatini
çekmemek için eşim ve henüz 3-4 yaşındaki çocuğum
Azemeti’de öne oturtmuş, böylece o günün “tehlikeli
yayınlarını” derneğimizden kaçırabilmiştik. İşte o
günlerden bu günlere geldik. O günlerde yasak olan,
insanları hapishanelerde süründüren, işkencelere
maruz bırakan yayınlar bu gün çok masum ve zararsız
sayılıyor. Dilimiz ile ilgili kursları açıp
kitapları basabiliyoruz. Etnik bir grubu temsil eden
parti Türkiye Büyük Millet Meclisinde, geçmişte
insanları hapse götüren fikir ve düşünceleri
söyleyebiliyorlar. Bu gün artık geçmişte görev
alan anlı şanlı paşalarımız, o dönemlerde yapılan
kültürel baskıların, asimilasyoncu politikaların hiç
bir yarar sağlamadığını ve yanlış olduğunu ifade
ediyor ve öz eleştiri yapıyorlar. Bu çerçevede
bakın Sayın Evren Paşamız ne diyor: “Şimdi
silahlı mücadele kısmı ayrı, ama bizim
vatandaşlarımızı benimsememiz lazım. Onlar dillerini
konuşsunlar, kültürlerini yaşasınlar. Kaynaşmamız
lazım onlarla. Bu iş kavgayla yasakla olmaz.
Dillerini konuşsunlar tabii, ama eğitimin,
tedrisatın Türkçe olması lazım.” Emekli
Orgeneral Aytaç Yalman’ın şu tespitleri de çok
önemli: “O dönemde sosyal istekleri iyi tahlil
edemedik. Olayları adli vaka boyutundan çıkarıp
ciddi bir sosyolojik analiz yapmamız mümkün olmadı.
Daha açık bir ifade ile biz olayın sosyal yönünü
görememişiz, bu nedenle sorunu zamanında
çözememişiz, Dolayısıyla sağlıklı bir entegrasyonu
gerçekleştirememişiz.” Buna başka isimleri ve
benzer tespitleri eklememiz mümkün. Tüm bunlar
yeterli mi? Elbette değil. Daha demokratikleşme
süreci, kültürel barışma süreci tamamlanmış değil.
Ancak bizim neslimiz bu müthiş değişim sürecini
yaşıyor.
Bunları
niçin anlatıyorum? Çünki bugün 30 yaş ve altındaki
gençlerimiz bu dönemi yaşamadılar ve bilmiyorlar. 30
yaş üstündeki büyükler de ya unuttular, ve ya
derneklerin çevresinde olmadıkları için farkında
bile olmadılar. Şimdi bize düşen görev bu dönüşüm
sürecine pozitif katkıda bulunmaktır.
Yaşanan
sürecin getirdiği olumlu kültürel açılımların
yanında bu süreci tehlikeye düşürecek riskler de
mevcuttur. Bunların en önemlisi şudur: Globalleşen
dünyada ulusal bazda gelir dağılımını hızla
bozulmaktadır. Siyasi ve askeri gücü elinde
bulunduran ülkeler dünya kaynaklarını kontrol altına
almak için kaba ve adaletsiz güç kullanmaktan
çekinmemektedir. Bunun sonucunda etnik milliyetçilik
ve şovenizm, yani Nasyonalizm veya dini radikalizm
yeniden hortlamakta, etnik kavgaların
körüklenmektedir. Globalleşen dünyadaki, kaynakları
paylaşım savaşınıda, stratejik konumu ile güçlü bir
Türkiye’nin istenmemesi olasılığı her zaman
mevcuttur. Ayrıca bir modernleşme projesi olan
Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin kesintiye uğrama
tehlikesi de vardır. Avruplı ülkelerin bir kısmı
iki yüzlü yaklaşımları ile, daha önce diğer
katılımcı ülkelerin önüne sürmedikleri ulusal
hassasiyet içeren konuları Türkiye’nin önüne devamlı
ön şart olarak sürmektedir. Bu dayatmalar ve
hırpalamalar, Türk halkını bu önemli projeden
soğutmakta, Türkiyede de nasyonalizm veya dini
fanatizmi körüklemektedir. İşte bu dönemde bizler
düşen görev Türkiye’yi yolsuzlukların yapılamadığı,
halkın kültür ve inanç farklılıklarının zenginlik
olarak benimsendiği, demokrasisi gelişmiş, bir ülke
haline getirebilecek Avrupa Birliği projesinin
gerçekleşmesi için yılmadan çalışmaktır.
İnsanların tarih boyunca yaşadıkları kültürlerini,
var olan dillerini yaşatmasının ülkeyi
bölmeyeceğine, bilakis kendini özgürce ifade
edebilen insanların hoşgörü içinde yaşayabileceğini,
ülkenin birliğini ve bütünlüğünü güçlendireceğini
anlatmaktır. Türkiyede gelişen demokrasi, uzlaşma
kültürü, karşılıklı hoşgörü hepimizin ekmek gibi su
gibi yaşamsal ihtiyacıdır. Çerkes halkının da,
diğerlerinin de kültürü ve diliyle var olması buna
bağlıdır. Biraz önce geçmişte yapılan hatalardan,
ve alınan derslerden kısa örnekler vermiştim. İşte
geçmişte yapılan hatalardan ders alarak Türkiye’yi
ileri taşımak konusunda, demokrasinin önündeki
engellerin kaldırılmasında bizlere önemli görevler
düştüğüne inanıyorum.
Bu
çalışmaların sonuca ulaşabilmesi için
Derneklerimizin kurumsal yapılarının güçlendirilmesi
gerekmektedir. Onun için geçmiş dönemlerde
başlattığımız yöneticilerimize ve gençlerimize
yönelik eğitim çalışmaları çok önem taşımaktadır.
Derneklerimizin üye tabanlarını genişletmesi,
tabanları ile bütünleşmesi, gençlerimizin yapılan
çalışmalara daha çok katılımının sağlanması
önümüzdeki dönemlerde bıkmadan usanmadan üzerinde
çalışmamız gereken konulardır.
Tabii
bunları yaparken finansal desteklerin gereğinden söz
etmeden geçemeyeceğim. Aslında derneklerimizi
yaşatmak için federasyonumuzun etkinliğini artırmak
için çok büyük kaynaklara ihtiyaç yoktur. Bu gün
Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin nüfusunu milyonlarla
ifade ediyoruz. Ben şöyle bir hesap yapıyorum:
Diyelim ki, duyarlı bir milyonluk Çerkes olsa ve
her bir yılda 1 YTL, evet lokantada hesap verirken
bahşiş diye vermeye utandığınız 1 YTL yi verse yılda
1 milyon YTL eder ki, bu Federasyonumuza da, tüm
derneklerimize de yeter. Bu parayla neleri yapmayız?
Elinizdeki broşürde geçmiş yıllardaki gelir gider
tablolarımız ve gelecek döneme ait tahmini bütçemiz
yer alıyor. Geçmiş dönemlerdeki gelirlerimizin büyük
bölümünü de Avrupa Birliği fonlarından sağladığımız
proje paraları oluşturuyor. Şimdi soruyorum size: Bu
işte bir terslik yok mu? Evet bir büyük bir terslik
var. Ya biz yeterli sayıda yokuz Türkiyede, veya,
yeterli duyarlılığa sahip değiliz. Sizce hangisi
doğru? Ben diyorum ki biz Türkiye’de milyonlarla
varız ama Kurumlarımıza yeterince sahip çıkmıyoruz.
Çünki kültürümüzle, dilimizle yok olmanın eşiğine
geldiğimizin farkında değiliz.Tehlikeyi göremiyoruz.
Önümüzdeki dönemlerde bu duyarlılığı artırmak,
derneklerimize ve federsayonlarımıza sahip çıkmak
yönünde daha çok çalışmalar yapmamız gerekiyor.
Türkiye de yapılması gereken temel çalışmalar
bunlardır.
l
Kafkasya ile ilişkilere gelince, yapılacak
çalışmaları Kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi
ile Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlık mücadeleleri
yönünde yapılacak katkılar olarak ikiye ayırmak
durumundayız. Kafkasya’daki Cumhuriyetlerle olan
ilişkilerimiz kültürel ve ekonomik çalışmalarımızda
çok önemlidir. Bu ilişkileri en geniş kapsamda kuran
ve yürüten yine en büyük kuruluşumuz Kaffed’dir.
Kültürel çalışmalar, dilimizin yaşatılması için
yapılan çalışmalar, gençlerimizin tatil amaçlı
Kafkasya’ya gönderilmesi, üniversitelerde okumak
için gençlerimize olanak sağlanması, dönmek
isteyeyenlere yol gösterilmesi gibi çok geniş alanda
yapılan çalışmalar yine Federasyonumuzun faaliyet
alanı içindedir.. Dünya Çerkes Birliği örgütümüzün
de destekleri ile bu faaliyetlerimizin düzeyini
yükseltmek, faaliyetlerimiz süresince ulusal düzeyde
hata uluslar arası düzeyde diplomasi yapmak ta
gelecek dönemlerde bizi bekleyen görevlerdir.
Abhazya
için ayrı bir parantez açmamız gerekiyor.
Abhazya’nın bağımsızlık yolunda yaptığı çalışmalara
destek vermemiz kaçınılmaz görevimizdir. Bunun
yanında Abhazya ile yukarıda saydığımız kültürel ve
ekonomik işbirliği faaliyetlerini yürütmemiz
gerekmektedir. Evet, Abhazya bu gün de-facto
bağımsızdır. Ekonomik olarak kalkınması, nüfusunu
artırması, uluslar arası arenada tanınması için
önümüzde yapılması gereken çok iş var. Devlet
Başkanı Sayın Sergey Bagapş liderliğinde, Abhazya
hükümeti bağımsızlık yolundaki çalışmaları, her
türlü engellemeye rağmen büyük bir dirayet ve siyasi
maharet ile yürütmektedir. Federasyon olarak,
Abhazya’ya yönelik tüm çalışmalarda bize düşen
görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve bundan
sonra da yapacağız. Abhazya için yapacağımız her
katkı Güney Osetya için de yapılmış olmaktadır.
Asetin kardeşlerimizin mücadelesini Abhazların
bağımsızlık mücadelesinden ayrı tutmak mümkün
değildir. Tarih boyunca kendi topraklarında azınlık
haline getirilen, Sovyet döneminin siyasi
oyunlarıyla hakları elinden alınan, hatta yok
edilmek istenen kardeşlerimizin haklı
mücadelelerinde katkıda bulunmak tarihi
sorumluluklarımız arasındadır. Bu
sorumluluklarımızın idraki içindeyiz.
Görevlerimizi yılmadan, bıkmadan, ve küsmeden yerine
getirmek konusunda da kararlıyız.
Kuzey
Kafkasya bölgesindeki istikrar Çeçenistan’ın
istikrarına bağlı hale gelmiştir. Çeçen halkı savaş
süresince çok ağır kayıplara uğramıştır. Dileğimiz
artık barış ortamının Çeçenistanda ve tüm Kuzey
Kafkasya’da egemen olması, Çeçen halkının en kısa
sürede yaralarının sarılmasıdır. Mülteci olarak
Çeçenistan dışında yaşamak zorunda kalanların geri
dönerek vatanlarında huzurlu bir yaşama kavuşmaları
yolunda yapılacak çalışmalara destek vermemiz de
bizden beklenecek görevler arasındadır.
l
Kafkasya dışında üçüncü ülkelerde yaşayan
hemşerilerimize baktığımızda oralarda da bizi
bekleyen görevler vardır. En büyük Çerkes nüfusunun
yaşadığı Türkiye’de Federasyonumuzun yaptığı
çalışmalar dikkatle izlenmekte ve bizlerden destek
beklenmektedir. Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa
ülkeleri ve hatta Amerika’da yaşayan Çerkes
kardeşlerimizle, gerek Dünya Çerkes Birliği
bünyesinde, gerekse ikili ilişkilerle yürüttüğümüz
çalışmalar bulunmaktadır. Ancak bunların da düzeyi
yetersizdir. Daha sıkı ilişkiler içinde
yardımlaşmak, sinerji oluşturmak zorundayız. Ortak
kültürel çalışmalar, gençlik değişim programları,
dil çalışmalarında deneyim aktarımı, AB için ortak
projeler geliştirmek gibi bir çok faaliyet alanı
bizim çalışmalarımızı beklemektedir.
Sayın
Kongre katılımcıları, size bu kısa süre içinde
Federasyonumuza tarihimizin yüklemiş olduğu
görevleri kısa başlıklar halinde sunmaya çalıştım.
Gördüğünüz gibi bizi bekleyen görevler çok kapsamlı
ve ağırdır. Seçilmiş sayılı insanın zamanı, maddi
imkanları ve gayretleri tüm bu görevleri başarmaya
yetmez. Bunları başarabilmek ancak toplumsal destek
ve yardımlaşma ile mümkündür. Bu gün seçeceğimiz
heyete vereceğimiz oylar ile görevimiz
bitmeyecektir. Sözlerime son verirken diyorum ki,
evet bizler yeni bir kadro ile 2 yıl daha göreve
talibiz. Ancak sizlerin kalıcı destekleri başarıyı
getirecektir. Yukarıda özetlemeye çalıştığım işleri
başarmak için vereceğiniz oyları aynı zamanda
desteğinizin de bir taahütü olarak
değerlendiriyoruz. Vereceğiniz desteklerle
kültürümüzün, dilimizin yaşatılması yolunda
yapacağımız çalışmalarda Allah yardımcımız olsun.
Hepinizi
saygıyla selamlıyor, 3 genel kurulumuzun
sonuçlarının Federasyonumuz için hayırlı olmasını
diliyorum. |