|
Eşref
Kuşçubaşı'na dair birisi bir kitap yazdı; şöyle bir
karıştırdım; yazanın dünyadan haberi yok. Ülkemizde
hürriyet var; kanunlar çerçevesinde herkes
istediğini yazabilir. Koskoca profesör, gazete
kupürünü gösterip "Bak işte belge" demiyor mu?
Gazeteye yaz, sonra onu belge diye göster. Böyle
saçmalıkların hakim olduğu bir memlekette aslı
astarı olmayan olaylarla niçin Kuşçubaşı
anlatılmasın? Fakat bazı yazılarını zevkle okuduğum
bir gazeteci, kitaba inanarak köşesinde
değerlendiriyorsa, işin rengi değişir.
Eşref Bey,
babası itibarıyla Kafkasyalı, annesi itibarıyla da
Orta Asyalıdır. Onun Kafkasyalılığı, Ömer
Seyfettin'in, Rauf Orbay'ın, Ali İhsan Sabis'in,
Refet Bele'nin ve benzerlerinin aynısıdır. Yani Türk
milliyetçiliğini fişekleyen bir Kafkasyalılıktır.
Babası saraya mensuptur. Lise çağında, o zamanki
moda fikirlere kendisini kaptırır, hürriyetçi
kesilir. İstanbul'dan uzaklaşması için Edirne Askerî
Lisesi'ne nakledilir. Babası Arabistan'a sürülünce
öğrenimini İstanbul dışında tamamlamak zorunda
kalır.
Gençliğin verdiği romantizmden dolayı başı dertten
kurtulmaz; mahkum edilir. Hicaz valisi Ahmet Ratip
Paşa'nın oğlunu kaçırır. Çocuğu bırakması şartıyla
af-ı şahaneye mazhar olur. Bu sırada Arapların bazı
kesimlerinde de rejim aleyhtarlığı yaygınlaşır;
Eşref Bey bunların aslında Osmanlı Devleti'ne,
Türklere karşı bulunduklarını tespit eder. Mücadele
etmek amacıyla bir gönüllü teşkilatı kurar. Miralay
Rasim Bey bu organizasyona "Teşkilat-ı Mahsusa"
adını verir. Osmanlı'nın tarih sahnesinden
çekilmesiyle Müslümanların sahipsiz kalacağına
inanan Şerif El Tunusi, Şeyh Sunusi, Şekip Aslan,
İsmail Canbolat, Mehmed Akif ve daha pek çok ünlü de
bunlarla birlikte hareket eder.
İtalyanlar Trablusgarb'ı işgal etmeye kalkarlar.
Berlin'de askerî ataşeyken istifa edip dönen Enver
Bey'le, Eşref Bey oraya gitmeye karar verirler. Bir
noktaya geleceklerine inanırlarsa, Mustafa Kemal,
Fuat, Kahraman Halit, Hayrettin Bey'ler de
gidecektir. Mısır'daki Müslümanlar, Libyalılar ve
bilhassa Şeyh Sunusi, umulan desteği fazlasıyla
verince, çetin bir mücadele başlar. Enver Bey "Bingazi
ve Çevresi Genel Kumandanı", Eşref Bey de "Milli
Kuvvetler Genel Kumandanı" olur. Eşref Bey, ikna
ettiği gençlerden oluşturduğu birliğe "Kuvay-ı
Mübareke" adını verir. Osmanlı'nın Redif
kuvvetlerinden sınırlı yardım alabilirler. Paraları
vardır; fakat silah bulmakta güçlük çekerler.
Baskınlarla savaş malzemelerini İtalyanlardan ele
geçirirler. Kolay zafer kazanacaklarını
umduklarından, gördüklerini değerlendirmeleri için
İtalyanlar oraya romancılarını, şairlerini,
müzisyenlerini götürmüşlerdir. Sert bir kayaya
çarpmaları, dünyada yankılar yapar. Batılı
gazeteciler Libya'ya akın ederler. Bir röportaj
sırasında bir gazeteci Eşref Bey'e sorar:
"Düşmanlarınızın ve sizin aynı kıyafetleri giymenizi
anlamıyorum." Eşref Bey şu cevabı verir: "Aynı
silahları da kullanıyoruz. İtalyanlar haber vermeden
gelen istenmeyen misafirlerimizdir. Eşyalarını
beraber paylaşıyoruz."
İtalyanlar Derne bölgesinde bir boşluk sezerler;
Kasr-ı Harun mıntıkasından yapılacak çıkarmayı
Osmanlılar zaten beklerler. Buranın kumandanı
Mustafa Kemal Bey'dir. Mustafa Kemal Bey'in
birliklerinin sağ yanını Kuvay-ı Mübareke'nin Avakır
taburuyla Eşref Bey koruyacaktır. Kapışma anında
havadan bombardımana uğrayınca, askerimiz
tedirginleşir, bu tereddüdü yenmek için Mustafa
Kemal Bey atını düşmanın üzerine sürer. Bu anda
onları yeni bir İtalyan birliği kuşatmaya başlar.
Ortalık toz dumana karışır. Düşmanı denize dökerler;
ama Mustafa Kemal Bey'in gözüne kireç kaçar.
Mısır'dan getirilen doktorlar ameliyat edilmesi
gerektiğini söylerler. Bu ameliyatın üstadı
İsviçreli profesör Fox'tur. Üç aydan önce randevu
almak mümkün değildir. Eşref Bey'in ahbabı
olduğundan hemen ameliyat edeceğini tahmin ederler;
ki yanılmadıkları anlaşılır. Mustafa Kemal Bey'in
yanında teyzesinin oğlu Fuat (Bulca) Bey'in
bulunmasının yerinde olacağını düşünürler. Eşref
Bey'in yanında mühür gibi her tür malzeme
bulunmaktadır. İkisine pasaport düzenler. Meslek
bölümüne de Mustafa Kemal Bey'in isteği üzerine
gazeteci yazar. Onları yolcu ederken "Hazine-i
Eşref'ten" esprisiyle bir torbada bin altın
verildiği de kaynaklarda yer alır.
Eşref
Bey'in Libya'daki rolünü merak edenler, Konçino
Rivoli'nin "Ünlü Türk Haydutu" eserini
okuyabilirler. Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi Hans
Von Wangenheim'ın raporunda "cinnet derecesinde
vatanperver" olarak nitelendirdiği Eşref Bey'in
maceralı hayatı asıl bundan sonra başlar. Önemine
binaen konuya gelecek hafta da devam edeceğiz.
Zaman
|