Aziz
Üstel, Star'da bir Rusun ağzından Rusya ordusunun durumunu
yazdı. Yazı şöyle:
Rusya bağımsızlığını ilan
etmeye çabalayan Çeçenistan'la iki kez savaştı. Ve bu
savaşlardan Rus ordusu yolsuzluk, acımasızlık, beceriksizlik
ve ahlaksızlık çukurunda debelendi, sonunda güç bela geri
dönebildi. Arkadi Babçenko "Vatan senden hizmet bekliyor"
çağrısına kulak kabartıp Rus ordusuna katıldığında 18
yaşındaydı. Hukuk Fakültesi "nde okuyordu, yani
erteletebilirdi askerliğini; ne var ki Rusya Ana"nın
yakarışına dayanamadı, gitti. Ama 1999"da, ikinci çağrıya
hangi akla hizmeten yanıt verdiğini hala anlayamıyor.
Acımasızca dövüldüğü, sövüldüğü bir orduda ne işi olduğunu
kestiremiyor bi türlü...
İkinci kez askerden dönünce
kağıdı kalemi aldı, sözcükler kağıda aktıkça acıların
yüreğinden, ruhundan sökülüp gittiğini hissediyordu. Sonunda
ortaya, Şubat 2008"de bütün dünyada yayınlanacak, "Bir
Askerin Savaşı" çıktı.
"Çeçenistan "a iki kez
saldırmakla suç işledi devlet. Bu yüzden Moskova "da hiç
kimse bu konuyla ilgili konuşmak istemiyor, gerçeklerle
yüzleşmek kimsenin işine gelmiyor..." diye başlıyor Babçenko.
"Savaşta kaybolan askerlerin anneleri, Çeçenistan
sınırındaki kışlaya geliyordu... Yüzlerce, hatta binlerce
evlatlarını bulmaya uğraşıyordu. Karların ortasında, ölen
askerlerin cesetleri üst üste yığılmıştı. Anaların çığlığı
hala kulaklarımda. Çesetlerin çoğu parçalanmıştı...
Künyeleri de yoktu boyunlarında... Analar, çocuklarının
fotoğrafları ellerinde ağlaya ağlaya köy köy, kasaba kasaba
dolaştı durdu... "Yavrumu gördünüz mü?" diye sordu, sordu
hiç bir yanıt almamacasına..."
Babçenko Rus ordusunun içler
acısı halini anlatıyor uzun uzun: "Temel Eğitim diye bi şey
yoktu orduda... Savaşa girdiğimizde tüfeğimi salt bi kez
ateşlemiştim... Üç mermi yakmıştım topu topu... Çoğumuzun
postalı, ayakkabısı yoktu... Terlik vardı ayağımızda ya da
kalın yün çorap... Bi süre yürüdük mü, çorap paralanıyordu,
kan içinde kalıyordu ayağımız... Açlık korkunç boyuttaydı...
Köylere gidip kedi, köpek ne bulursak yakalıyor, derilerini
yüzüp ateşte pişiriyor, yiyorduk... Cephaneliklerde ne var
ne yok hepimizce yağmalanıyor, Çeçen "lere para ya da
yiyecek karşılığı satılıyordu." Dayak günlük tayınmış Rus
ordusuda. Öyle bir iki tokat falan değil. Tekme, sille ,
dipçik, palaska... Bir seferinde ölesiye dövmüş baş çavuş
Babçenko"yu... Boyanmış koğuşun duvarları... Ağzından,
burnundan fışkıran kanlarla... "Orduda gücü gücü yetene...
Albay binbaşıyı dövüyor tekme tokat , binbaşı yüzbaşıyı; o
da teğmeni, teğmen dönüyor ast subaylara onlar da bize,
gariban erata..."
Rus ordusundan "Savaşabilir
bir güç olarak söz etmek olası değil" diye sürdürüyor
anılarını Babçenko. "İnsanlar askere gitmek istemiyor,
ordunun morali yerlerde sürünüyor. İlk kez 1992"de gittim
askere. Bütün bunları yaşadıktan sonra ikinci kez, 1999"da
niye gittim, hala anlamıyorum. Salt ben değil, hemen hemen
bütün arkadaşlarımla birlikte eski birliğimize katıldık
yeniden. Savaş olağanüstü bir uyuşturucu sanki. Alışkanlık,
bağımlılık yapıyor... Kurtulamıyor insan kolay kolay..."
Herkesin avantadan para
kazanma tutkusuna yakalandığı Rusya "da ordunun eridiğini,
içten çürüdüğünü gören ya da bunula ilgilenen bir tek siyasi
yok... Bir zamanların dev Kızıl Ordusu"nun yerinde yeller
esiyor artık...
(Yazı, Aziz Üstel, Star)